Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2010 Pazartesi

Bursaspor Taraftarına!


Bursaspor taraftarı çok sevdiğim bir taraftar grubudur. Kardeşleri Ankaragücü'nden daha çok seviyorum kendilerini açıkçası. İzlemekten de büyük keyif aldığım taraftar grubu. İlk yarıda 2-1 yendiğimiz Bursa'daki maçta bizi öyle bir ağırladılar ki hayranlığım kat kat arttı kendilerine. Es-Es taraftarı dahi bizim sahamızda durduk yere bize küfür ederken Bursa'yı kendi evinde yendik adamlar tek damla küfür etmedi bize ve tebrik ederek yolladılar bizi.

Ancak şampiyonluk havası dedikleri olay bir başka anlaşılan. Ankara'da muazzam bir Bursaspor taraftarı vardı. Kendi sahamda deplasman havası yaşamama rağmen cidden izlemekten büyük keyif duydum kendilerini. Gel gelelim onlar ne kadar Bursaspor'a aşıksa, peşinden koşturuyorsa deplasman deplasman bizde Gençlerbirliği'ne o kadar aşığız ve peşinden koşuyoruz. Haliyle ortada bir maç var ve bu maç benim takımımın maçı bende 90 dakika desteklemek zorundayım. Çünkü onların galibiyeti, benim mutluluğum demek. Bursasporlular maalesef bunu anlayamadılar bu maçta. Ne kadar Gençlerbirliği forumuna girseler Bursa'nın kazanmasından gocunmayacağını söyleyen posta denk geleceklerdir ancak sevdamızdan ötürü bu maçta takımımızı destekledik, hatalı hakem kararlarına ıslık çaldık, yeri geldi kendi oyuncularımızı yuhaladık. Bursasporlular istedi ki yatalım maça. Böyle birşey hiç bir taraftar grubundan beklenemez. "Sanki şampiyon olacaklar, nasıl oynuyor öyle gavurlar" anlayışı kadar çirkin bir anlayış yoktur bana göre futbolda. Amaç kazanmaksa haketmek gerek. Bursaspor hakkıyla kazansaydı gocunmazdım, üzülmezdim, biz yensek sevinirdim, en berbat şey beraberlik olurdu, o da başımıza geldi.

Takımımızı alkışladık, destekledik diye Bursasporluların ıslıkları normal ancak maç sonu jest olsun diye "Şampiyon Bursa" diye bağırmamızla el kol hareketleri, küfürler havada uçuştu. "Şampiyon Bursa alkışlayın ulan i... Gençler" gibi çirkin tezahüratlar gerçekten hiç yakışmadı. Biz de istiyoruz şampiyon Bursa olsun ancak ne yapalım illa ki sizi mi destekleyelim, kendi oyuncumuza küfür mü edelim? Bursa-Ankaragücü maçlarında hangi Bursalı diyor ki bunlar bizim kardeşimiz yatalım bu maça kendi adamlarımıza sövelim diye. Yada tam tersi hangi Ankaragüçlü Bursa maçında böyle düşünüyor. Tek kelime küfür etmedik sadece alkışladık buda bizim büyüklüğümüzdür diyorum, Bursaspor taraftarını kınıyorum. Herşeye rağmen biz hala Bursaspor'un şampiyonluğunu istiyoruz. Umarım bundan sonraki maçlarını kazanarak mutlu sona ulaşırlar.

Tek ricam kendilerinden; mutlu sona ulaşırlarsa "5. Büyük olmaya değil, saltanatı yıkmaya geliyoruz" sloganına her daim sadık kalmalarıdır.

Guus Hiddink Ankara'daydı!


Milli Takımımızın yeni teknik direktörü, Hollandalı ünlü isim Guus Hiddink Ankara'da Bursa ile yaptığımız maçı izlemeye gelmiş. Hoş bizden çok Bursa'yı izlemektir derdi bu aşikar bir durum tabi ki ancak yinede çok çok fazla olumlu buluyorum. 3 İstanbul takımından başka kimseyi izlemeyen Fatih Terim bizim İstanbullularla yaptığımız maçları bile izlemedi. Ancak derbilere giden ve kendi yetiştirdiği oyuncuları Milli Takıma çağıran Terim'den sonra Anadolu takımlarının arasında oynanan maça giden Guus Hiddink, hakedene forma anlayışa sahip bir milli takım yaratabileceği ihtimali üzerine heyecanlandırdı beni. Gerçekten ne olursa olsun tebrik ederim. Bir ihtimal ya belki Kaleci Serdar'a Milli Takım yolu yeniden açılır.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Futbolculara Neler Oluyor Böyle?



Dün gerçekten ilginç bir gelişme yaşandı. Sivasspor'un daha 4-5 günlük transferi Bouazza bavullarını toplayıp şehri terk etmiş. Geldiği günün ertesinde ilk 11'de Shaktar karşısına çıkmıştı oyuncu, ne olduğunu anlayamadan bahanelerle şehri terk etmiş. Bahanesi şehre ve takıma alışamamak olmuş ya bana çok inandırıcı gelmedi. Kimin hatası var bu işte bunu da buradan ayırt etmek zor.


Bu futbolcu Fulham'da, 1 numaralı lig olan İngiltere Premier Liginde oynamış. Oldukça tecrübeli ve profesyonel bir isim olmalı, şehre alışamadım diye bahane mi olur? Bugün maddi gücü en zayıf Anadolu kulüpleri bile kıytırık bir ülkeden adını sanını bir daha duymayacağımız adama şehri gezdirip imza attırıyor. Hiç mi bakmadın etrafına, araştırmadın, sormadın bu nasıl profesyonelliktir? Takıma tabi alışamazsın daha geleli kaç gün oldu hemşerim? Suç yöneticilerde desem bi türlü, gelirken geçen sene 2. olduk, Avrupa ligindeyiz, iyiyiz hoşuz deseler bile adam gelmeden evvel bir araştırır takım kaçıncı?, kimle eşleşmiş? Adamı gelir gelmez Shaktar karşısına çıkardılar 3 tane yiyince adam "nereye geldim ben?" deyip gitti belki de. Gözü korktu bir anda kimbilir. Yönetimin hataları vardır bir yerde elbet, şehri yanlış tanıtıp yada birşeyleri yanlış söyleyip oyuncu imzalasın diye dolap çevirmişte olabilirler ancak yine de suçu biraz futbolcu da buldum. Dur bakalım bir iki gün sonra bir takımla anlaşırsa çıkar işin aslı ortaya. En azından aldığı peşinatı iade etmiş. Etmiş etmesine ya bu takım sana bu kadar bel bağlamış transferin son günlerinde getirmiş, hemen ilk onbire koyuvermiş yaptığın yakıştı mı? Taraftarın, takımın, müstakbel arkadaşlarının hayallerini hiç mi düşünmedin be Bouazza?


Bunu yazdım çünkü Troisi'nin attığı çalımdan sonra futbolculara güven kalmadı. İstanbul'da ortam görüyorlar, para görüyorlar hemen kaçmıyor oyuncu ama bizde durum biraz daha farklı. Hele bir de bizim için sezon başında oyuncular kaçıp gitmek istiyor şeklinde endişeler ayyuka çıkmışken, bu haberle biraz daha korktum. Gerçi bizde bu haberlerin çıkmasının nedeni biraz daha yönetimsel ama Troisi'nin yaptığı profesyonelliğe sığmayan bir hareketti. O böyle yaptı, şu böyle dedi derken bu sezon Mehmet Topuz ile başlayan furya bakalım kiminle yada kimlerle devam edecek?

23 Ağustos 2009 Pazar

Tebrikler Stadyum, Teşekkürler Demirkol!


Her hafta Gençlerbirliği maçlarını yayınlayan TV programlarının eksikliklerini ve iyi yanlarını göstermeyi adet edinmeye başladım ancak bu sefer gerçekten çok daha gözüme giren bir program oldu. TRT'nin Stadyum programı malum Beşiktaş ile maç yapmamız sebebiyle bizi uzun uzun yorumladılar.


Öncelikle Beşiktaş üstünde daha çok dursalarda bu hafta kahramanım Mehmet Demirkol oldu. Mustafa Denizli'nin "Oynamaya çalışan Beşiktaş, oynatmamaya çalışan Gençlerbirliği vardı sahada" demecinin üstüne (ikinci Tolunay Kafkas vakası) Demirkol'un yorumu çok iyi bir cevaptı. Demirkol:


"Gençlerbirliği son şampiyona karşı oynuyor ve kadro kalitesi belli, geçen sezon ki hallerini düşünürsek oynatmamaya çıkmaları herkesin beklediği bir sonuç. Hele ki başlarında Alman hoca varken ancak şu özetlerden herşeyin Denizli'nin dediğinin aksine olduğu sonucu çıkıyor" diyerek Mustafa Denizli'nin taraftarın önüne bizi atarak sempatik görünme çabalarına çok güzel bir cevap verdi. Erdoğan Arıkan'ın da Demirkol'a destek veren sözleri "yürü bee Stadyum" diye bağırmama sebep oldu biran :) .


İlk önce programı sempatikleştirmeye başlayan olaysa yine Demirkol'un maç yayınlarının adaletsizliğiyle ilgili sözleriydi. Demirkol bu sözleri sarfederken bir an Ekmek Teknesi dizisinde hikayeler anlatan Heredot Cevdet ile en heyecanlı yerinde "ALLAAAAHHH" diye bağıran karakteri yaşadım. Ben de patlattım bir nara :) :


"İngiltere'de Wigan maçını Hull City maçını izleyebiliyorum ama Türkiyede Eskişehir'i izleyemiyorum. 3 büyükler deniyor hep onlar tartışılıyor. Ben Eskişehir'i, Bursa'yı izleyemiyorum ki. Belki izlesem Eskişehirli olacağım. Bu fırsat bana verilmiyor. Bütün lig maçları yayınlanmalı ben sıkıldığımda başka maçı izleyebilmeliyim. Kayseriyi izlemek için, Trabzon'u izlemek için sadece o takımı tutmam gerekmezki. Bu takımların iyi oyunlarını izleyip özel sempatiler besleyebiliriz" gibisinden açıklamalar yaptı. Yazdıklarım birebir ağzından yapılmış açıklamalar değil ancak benzer sözler sarfetti. Hemen bir teşekkür maili attım Stadyum ekibine. Yalnız bu yaptıkları Beşiktaş eleştirisi midir? Yayın hakları alım ihalesi sürecinde reklam mıdır? bilemem. Bunları derken kendi programlarında sadece 3 takımı tartışmaları biraz çelişkili tabii ki. Gerçi bu hafta Ankaragücü - Bursa ve Eskişehir - İstanbul Belediye maçını da yayınladılar. Ben yine de saf duygularla duymak istediğim şeyleri duymanın zevkiyle düşünüp tebrikler Stadyum diyorum.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yapma Bunu Telelig


Bilindiği üzere bizim gibi Anadolu takımlarının maçlarının özetlerinin ve yorumlarının yapıldığı tek yer TRT 1'de yayınlanan Telelig programı. Devletin kanalı her takıma eşit süre ve yer ayırmalı diye bas bas bağırırken, hala üçüzlerin saatlerce tartışıldığı Stadyum programının ardından gecenin bir yarısına kadar bekliyoruz Telelig programını. Ayrıca sunucu Kerem Öncel'in Gençlerbirliği'ne sempati duyduğunu da düşündüğüm için seviyorum bu programı. Biraz mecburiyet biraz sevgi bekliyoruz gecenin bir yarısına kadar takımımız hakkında neler denecek diye.


Bu gece yine bekledim. Maçı stadda seyretsemde Zeki Çol'un yorumlarını duymak istedim. Tartışmalı pozisyonlarımız gösterilir diye bekledim ama ne yazıkki özetten sonra Thomas Doll ile yeni bir ekole bürünüyor Gençlerbirliği yorumundan başka birşey göremedim. Fenerbahçe maçının bitmesi geç saatlere uzanınca program süresini etkiledi biraz ancak program sonuna doğru yeniden Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzon'un değerlendirilmesi canımı sıktı. Zaten gereğinden fazla yerde, gereğinden fazla bu takımlara yer ayrılırken, gece yarısına kadar takımımı görmek isteyen ben ve benim gibilere büyük haksızlık oluyor. Biz Stadyum programını bile devletin kanalı eşit davranmıyor diye eleştirirken, tek sığınamız olan Telelig'in bunu yapması hiç hoş olmadı. İlerleyen haftalarda böyle olmaz inşallah!!

12 Temmuz 2009 Pazar

Biz Ankaralıyız Şehrimizi Seviyoruz! Ya Sen?


Şehir bilinci olarak çok ilginç bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorum. Kimse memleketine laf söyletmez bizim ülkemizde. Her memleketle ilgili şakayı öyle kolay kolay kaldıramıyoruzda bazen. "O mu? Belli Çorumludan ne beklersin?" der biri. Öteki altta kalmamak için cevabı yapıştırır. "Kayserili değil misiniz? Allah düşmanıma vermesin." Bu tarz diyaloglarda kimse memleketini ne inkar eder, ne de savunmaktan geri kalır. Ama sadece bu tür dalaşmalarda, laf atışlarında bizim köylüyüz.

İş takım meselesine gelince durum biraz değişiyor. Şu son zamanda dönen haber ve yazılar en çok dertli olduğum konuda beni de itti yazmaya. Zeki Çol'un yazısında belirttiği bir bahis şirketinin araştırması bu acı gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Sen şuralısın, sen buralısın diyip ezmeye çalışırken kahraman kesilen ve şehriyle övünç duyan adam, "hangi takımlısın?" diye sorulduğunda İstanbul'a taşınıyor. Övünerekte söylüyor takımını. "Adanalıyım sapına kadar dededen de Beşiktaşlıyım" diyor gerine gerine. Hiç kimse de sormuyor Adanalı olmak bu kadar gurur vericiyken ve şehrinde iki güzide, efsane takımı varken neden onları desteklemiyorsun diye. Vatandaş "onlar ayrı. Demirspor'u severim 2. takımım" diyor. Övünmekte olduğu memleketinin takımı onun için 2. plana düşüyor. Ama kimse de yadırgamıyor bu durumu. Çünkü küçüklükten beri böyle görmüşüz. İlk çocukluk tartışmaları da böyle başlamaz mı zaten.

-"Süpermen mi döver? Batman mi?
-"Batman daha iyi olum.
-"Olur mu lan Süpermen gözünden ışık çıkarıyo"

Küçüklükten beri gelen en güçlüyü sevme huyu var bizde. Yukarıda ki hayali diyalog zamanla sıra artık takım seçimine gelince değişiyor. Ligde 18 takımın içinde 3 Ankara takımı var. Eee bu çocuklar da Ankaralı ama tartışma Ankara takımları arasında hangisi hangisini yener diye dönmüyor. Çünkü onlar şampiyon olamamışlar bir kere klasman dışı sayılıyorlar. Aynen Süpermen ile Batman'in yanında Red Kit'in kıyaslanmadığı gibi 3 İstanbul takımı dururken Ankara sadece gönüllerde kalıyor. "Fener 6 attı olum nabeeer, pis geseli" muhabbeti başlıyor artık. "Galatasaray'da Arda var, Fener'de kim var? Arda Lugano'yu çalıma dizer." Kim iyi transfer yaparsa, kim o gün yenerse o tutulur. Ama Ankara takımı yense o İstanbulludan birini o kadar olay olmaz. Hatta isyan çıkar şehrimizin takımının yaptığına bak diye.

Basın'ın zaten etkisi büyük hiçbir zaman "Antalyaspor yendi" yazılmaz. "Beşiktaş yenildi" olur bütün manşetler. Bu takımların sırf bir eğlence haberi bir sayfa iken, Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Valencia'yı yendiği ilk maçın haberini bir spor gazetesinin 1 sayfanın 3te 2sine sığdırdığına tanıklık ettim maalesef. Türk insanı güçlü olmakla haklı olarak övünür. Fakat bu övünmeyle yetinmeyip güçlü olan bir simgeyle de anılmayı sever. Bu durumunda getirdiği üzere şampiyonluk yaşamış takımlar hariç hepsi öylesine gelir. Tutulan şehir takımları bile güce yöneliktir. Hani bu 2. takım olan şehir takımları seçerken bile çoğunda güç gösterisine tanıklık ederiz. Yanlış anlaşılmasın şehrimin takımı olmasından dolayı Ankaragücü'nü severim ancak taraftarının zamanında yaptığı kavgacı ün yüzünden Ankara'da Fenerbahçe'yi tutan adam güç gösterisi olarak ben asarım keserim havalarına girip Ankaragücü'nü tutuyor. Ankaragücü taraftarının büyük kısmı böyle maalesef. Bunu eleştiri olarak söylemiyorum, gerçek Ankaragücü taraftarı şehrine çokta iyi sahip çıkıyor.

Geçenlerde Bursaspor'un şehir merkezinde yaptığı gösteri yürüyüşü basında yankı buldu. Bir çok blog sitesine de konu olmuş bu yürüyüş. Yürüyüşün sebebi Bursasporluların, Bursa'da açılan İstanbul takımlarının açtığı mağazaları kapatmak istemesi sebebi ise Bursa'da yaşayan insanların Bursaspor'u desteklemesi gerektiğine inanmaları. Benim hak verdiğim bir yürüyüş aslında. Bloglarına konu eden yazarların kimi haber olarak tarafsız yazsada yapılan yorumlardan biri dikkatimi çekti. Diyor ki "Adama sorarlar Bursa babanızın çiftliği mi diye?" Çok saçma bir yürüyüş olduğunu savunmuş bir çok insan bunun gibi. Demokratik bir ülkede böyle bir zorlamanın olması başta kabul edilemez ve çok saçma bir yürüyüş gibi duruyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de insanların takımına saygı duyan biriy(d)im. Böyle yürüyüşlere hak vermeye bu Ankara'da başka takım tutan taraftarları gözlemleyince başladım.

Bir Sivas maçından çıktıktan sonra dolmuşa binmiş evime giderken 2 Sivaslı ancak Ankara'da yaşayan adamın muhabbetine kulak misafiri oldum. Bir adam Sivas tarafına diğeri ise Gençlerbirliği tarafına girmiş. Sivas tarafına giden adam soruyor:
-" Neden Gençler tarafına girdin Sivas'lı değil misin sen?
ötekisi cevaplıyor:
-" Ankara'nın ekmeğini yiyoruz oğlum. Ben Ankara takımına sahip çıkarım burada ama Sivas'ta başarılı olsun isterim."
Öteki adam bu düşünceyi ayıplayıp boşver Gençleri birşey olmaz gibi birde aşağıladı. Bu konuşma bende ki saygıyı azaltan etkendi. Asıl soğuma sebebim ise bir Beşiktaş maçıydı. Bursalıların kızdığı şu storelardan Ankara'da açılmış ordan alınan formalarla Ankara'da yaşayan Beşiktaşlılar maça gelmiş. Buraya kadar bir sorun yok. Herkes normal maçta 1-1 berabere devam ediyor. Son dakikalar gelmiş ve Beşiktaşlıların sherhangi bir takım için usması, bizimde onlara nazaran daha iyi bir oyun oynamamız tezahüratlarımızın artmasına sebep olmuş haliyle. Beşiktaşlılar da ıslıkla karşı tepki veriyor bize. Buraya kadar da herşey normal, bütün bunlar futbolun cilvesi lakin Beşiktaş'ın bir anda duran topta golü bulması, bizim Süper ligde olmamız sayesinde Ankara da Beşiktaş maçlarına gidebilen çok sevgili Beşiktaşlıları ne olduysa çileden çıkarıyor ve o an ki durumumuza gönderme yaparak "Gençler kümeye!" diye bağırıyorlar. Biraz sağduyu lazım. Biz orada Beşiktaş'ı yensekte veya tezahürat yapsakta hiç birşey Ankaralıların bize ihanet etmesine sebep değil. Düşüncesizce yapılmış bir hareket ve biz o sene düşsek acaba o Beşiktaşlılar Ankara'da daha az maç izleyecekleri için sevinecekler miydi? Zaten şehrinin takımı zor durumdayken asıl tuttuğun takım için avazın çıktığı kadar tezahürat yapıyorsun. Buna bir karışanın yok ama bir de üstüne kötülüğümüzü istemek neden?

Kızılay da Ankaragücü taraftarının Beşiktaş formalı insanlara karışmasına, sataşmasına çok kızardım. Ancak bu durum biraz müstehak gelmeye başladı. Sadece Beşiktaş için değil bu müstehaklık durum. Ankaragücü ve Gençler arasında ki böyle tezahüratlara hak veririm. Ankara da en büyük olma çabası olarak görülebilir bu durum. Gelin görün ki biz bu kümeye tezhüratını Ankaragüçlülerden görmedik. Bilakis kendiler destek bile verdiler. Ankara takımları arasında ki bu dayanışma oldukça herşey boş ama insanların, özellikle kendi şehirlerinde başka takımları tutan insanları şapkayı önlerine koyup biraz düşünmesi gerek. Ligin 18 takımı var ve herkesin takım tutma görüşüne saygılıyız. Kimseyi zorlmayız illaha bizim takımlı ol diye ancak yaşadığın şehre biraz daha sahip çık. Gözünü kırpmadan verdiğin forma parasının 10 da 1ini verip bir Gençlerbirliği maçı seyredilebiliniyor misal. Çok ilgisiz olanlara bilgi olsun.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Kaç 100 Yıl Daha Bekleyeceğiz!


Ankara takımları ligin bitimiyle sınıfta kaldılar. Hacettepe'nin düşmesi diğerleri için bir gözdağı oldu. Az daha Gençlerbirliği'ni de uğurlayacaktık ki başka takımların eline bakıp kümede kaldık. Koskoca 34 hafta deyim yerindeyse yatan Ankara takımlarının hali ortada ve bu neredeyse 3-4 sezondur böyle gidiyor. Defalarca düşmekten kurtulan takımlarımız, taraftarından defalarca uyarılar alan takımlarımız ne yazık ki bir türlü akıllanmadı.


Bizi bu sene düşmekten kurtaran takımlardan hemşehrimiz Ankaragücü yeni sezona girerken akıllanır gibi gözküyor. Salı(yarın) günü İngiltere milli takımının forveti Darius Vassell'in Ankara'ya geleceği, taraftarında Esenboğa'ya akın edeceği konuşuluyor şu aralar. Bunun dışında Ukrayna milli takım oyuncusu ve Ukrayna'da yılın futbolcusu seçilmiş bir isim olan Nazarenko'nun işinin de bitmek üzere olduğu haberleri dolanıyor. Galatasaray'ın ısrarla isteyip alamadığı Maniche bile eşi ikna edilebilse gelecek konumda. Bütün bunlar tabi ki Ankaragücü başta olmak üzere Ankara futbolu için de çok güzel haberler. Ancak bu oyuncular madem alınabiliniyordu bunun için illa 100 yıl beklemek mi gerekliydi? Yıllarca taraftarı kanser ettikten sonra böyle transferler yapmak ölüm döşeğideki hastayı canlandırmak için mi? Yataklara düşürmeden evvel bu hastaları böyle transferler yapsaydınız ya neden bu kadar geç kaldınız? Adam olundu mu, akıllanıldı mı? bilinmez. Haberler çok güzel duruyor. Gerçekten büyük transferler ve alınırlarsa gerçekten büyük başarı ancak bu kadar sene takım bu hallere koyulduktan sonra bu transferleri yapmak için illa özel bir gün olmasını beklemek yine de adam olmaz bizden dedirtiyor insana. Yine de Ankaragücü'ne hayırlı olur umarım transferler gerçekleşir de kötü günleri bir daha yaşamazlar.


Ne yalan söyleyim Ankara futbolu adına sevinsemde bir Gençlerbirliği taraftarı olarak ezeli rakibimizin böyle transferler yapması beni kıskandırmadı değil. Sürekli yazdım, orada burada, dost muhabbetlerinde söylemişimdir, takıma zamanında Babangida nasıl kazandırıldıysa öyle futbolcular tekrar kazandırılmalı diye. Şimdi dediğimi Ankaragücü yapıyor. Gerçi transferler kesin değil hepsi bir söylenti olarakta kalabilir ancak şu ana kadar başkanımız İlhan Cavcav'ın transfer dönemini seyirci olarak geçirmesi üzüyor beni. Ankaragücü'nü geçtim hiç bir özel gün olsun diye beklemeden Süper ligde bizim kadar köklü olmayan Kayserispor, Paris Saint Germain takımından Pancrate gibi isimi getiriyor. Stadı yeni, antreman tesisleri ise yeni yapılıyor. Bizim ise herkesin hayran olduğu tesislerimiz var ancak 1. sınıf topçuların zor gördüğü tesislerimizi 2. sınıf yabancı topçular kullanıyor. Nakit para konusunda en rahat takım konumundayken, borçsuz nadir kulüp durumundayken, eee elimizde üst sınıf tesisler varken biz neden böyle isimler getirmiyoruz. Ne duruyorsun helva yapsana şarkısı gibi oldu ama çoğu kişinin bana hak vereceğini düşünüyorum. Bu yeni anlaşılan bir gerçek değil sonuçta, yıllardır diyoruz. Diyoruz ya neyi bekliyoruz biz de mi böyle isimleri 100. yıla saklıyoruz.

1 Mayıs 2009 Cuma

Üstüme Basıp Gitme Yar!


4-4-2 dergisinin Mayıs 2009 sayısında James Troisi röportajını okudum ve hiç şaşırmadım bir de üstüne hayal kırılığı yaşadım desem Gençlerbirliği taraftarları ne dediğimi anlayacaklardır. Çünkü böyle vakalarla öyle çok karşılaştık ki normal bir durum gibi görsekte yüreğimizin bir parçası acıyor...


Dergide röportajı yapan Umut Çelik oyuncumuza şu soruyu sormuş:

-Gençlerbirliği'nin genç futbolcuları alıp daha sonra büyük takımlara satma konusunda geleneği var. Bu oyuncular arasında Geremi de bulunuyor. Buraya gelmeden önce bunu biliyor muydun?


Ne yazık ki bizde yıldızı parlayan her oyuncuya sorulan ve belkide röportajı gerçekleştirecek kişilerin "sormam gereken ilk soru" dediği bir soru bu. Sadece bizim için demiyorum elbet neredeyse her Anadolu kulübünde yıldızı parlayan oyuncuya sorulan standart bir soru ama bizde herşeyin üstüne bir de bu durumun geleneğinden bahsediliyor. Elbette soruyu soranlara suçlusun diyemiyorum böyle anılmamızın sebebi çok açık ve insanların böyle düşünmesi oldukça normal. Duygusal bakınca biraz olaya böyle soru sorulur mu bi adamımızın da aklını bulandırmayın be kardeşim demekten kendimi alamıyorum. Hoş cevabı okurken adamın aklını bulandırmasına gerek yok dedim. Troisi'nin cevabı kısaca şu şekilde olmuş:

-Geremi ile Newcastle'da beraber oynadık. O yüzden böyle bir geleneklerinin olduğunu biliyordum.

Adam ne yapsın yahu dünya çapında duyurmuşuz ünümüzü. Dünyaca ünlü olmamıza sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.


Cevabın devamında araştırma yaptığını ve Türkiye'ye gelen genç oyuncuların bir iki sezon içinde büyük kulüplere transfer olduğunu söylüyor Troisi. Gerçekten Türkiye ne yolda ilerliyor nasıl tanıtılıyor futbol konusunda ciddi şüphelere düştüm. Haydi Türk futbolcusu Anadolu'dan şampiyon çıkmaz mantığıyla ve çok para kazanmak mantığıyla kendisini gösterip bir şekilde İstanbul takımlarına yamanmaya çalışıyor da bu yabancılara ne oluyor??? Bunun temel sebebinin her yönden Avrupaya bir köprü olmamızdan kaynakladığını düşünmekteyim. Afrika'dan Asya dolaylarından gelen futbolcu Avrupa'dan önce geçiş yolu ve iyi bir hazırlık ligi olabileceği kanaatiyle menajerler tarafından Türkiye'ye pazarlanıyor. Menejerlerin katkısıda büyük ölçüde var. Yapılan tanıtımda en büyük onların etkisi var şüphesiz. John Carew, Nicolas Anelka, Okocha gibi futbolcularda buradaki performanslarıyla kendilerini gösterip Avrupa kulüplerine, kendilerini daha iyi gösterebilecekleri yerlere gittiler maalesef ki.


Maalesef ki diyorum çünkü aslında böyle bir reklamımızın olması ligimizin kalitesinin artması için bulunmaz bir fırsat olabilecekken (renklerine vurulduğumuz takımdan gitmeleri her ne kadar acı verse de) sıfırız diyebilirim. Bugün UEFA kupası yarı finalinde 2 tane Ukrayna takımının olması bu hipotezimi doğrular yönde bir örnek diyebilirim. Çünkü Shaktar da bir Milan Baros, Lincoln, Harry Kewell ve Avrupa 3.sü milli takımımızın yıldızlarından Servet,Arda gibi kaliteli isimler birarada oynuyor diyebilir miyiz? Sanmıyorum. Peki aynı zamanda Shaktar'ın rakibi Dinamo Kiev de Avrupa Şampiyonu İspanya'nın forveti Guiza, Güney Amerika'nın en iyi defansı seçilmiş Lugano, Brezilya milli takımında oynamış Alex ve bizim yıldızlarımız Semih, Emre(sonuçta bir kariyeri var =) ) gibi kaç adam gösterebilirsiniz. Ligimizin lokomotifi dediğimiz takımlar bu haldeyken bir de bizim oyuncularımıza göz dikip büyük paralarla akıllarını çeliyorlar.Böyle güzel kadrolarla, bu zayıf(bizim takımlara göre) kadrolu Ukrayna takımları gibi başarılar yakalasalar şimdi bu sıçrama tahtası olarak görülen ligimiz belkide Almanya ligiyle, İspanya ligiyle yarışıyor olabilirdi. Tek suç kulüpleri değil tabii birazda oyuncuda bitiyor iş. Gelgelelim İstanbul takımları ile Anadolu takımlarının arasında ki bu futbolcu rekabetide ekonomik yönden adaletsizlik giderilmedikçe uzun süre böyle sürüp gidecek sanırım.


Bize de her daim bunları tartışmak kalacak. Futbol dergilerinde kendi futbolcumuzun resmini görmekten aldığımız haz ve mutluluk duygusu resmin üzerinde büyük puntolarla yazılmış "Gençlerbirliği'ni büyük kulüplere transfer olma fırsatı yarattığı için tercih ettim" yazısı ile derin üzüntüye dönüşecek yıllar boyu tıpkı şimdi olduğu gibi.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara