Ankaragücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankaragücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2012 Perşembe

Kendi Şehrimizde Belki de Son Deplasman!

 Derbi kelimesinin Türkçe sözlükteki karşılığı "aynı şehrin takımları arasında oynanan oyun"dur. Yani en azından 1. anlamı olarak bunu yazmaktadır. Daha sonradan büyük takımlar arasında oynanan oyunlarında derbi kabul edilmesiyle 2. anlamını da kazanır bu kelime. Lakin bana göre aynı şehrin takımlarının maçları kesinlikle bu ifadeyi daha çok hak eder.

Hele bana göre bu derbileri daha ilginçleştiren birşey varsa bu da takımların aynı stadı paylaşmasıdır. Galatasaray - Fenerbahçe maçı hangisinin stadındaysa atmosfer farklı olur mesela. Fenerbahçe'nin sarı-lacivert hakimiyeti Şükrü Saraçoğlu'nun duvarlarına, kirişlerine, kapılarına, demirlerine de yansımıştır aynı Galatasaray'ın sarı-kırmızısının Arena'nın dört bir yanına hakim olması gibi. Her ne kadar aynı şehirde olsa da bu stadyumlar, deplasman taraftarı olarak içeri girdiğinizde size yabancılık muhakkak hissettirecektir. Bu yüzden aynı şehirde, aynı stadyumda deplase olmanın duygusu çok çok farklı. Bu duyguyu şu an Süper Ligde yaşayan sadece Ankaralılar. Ankaragücü'nün "Gecekondu"sunun yada Gençlerbirliği'nin Maraton'unun bir maçta saatli kale arkasına geçmesi çok ilginç gelir bana.

Aslında biz Maratonda maç seyrederken ertesi hafta aynı maratona Ankaragüçlülerin girdiği gerçeğini düşünmem ama böyle deplasman zamanı saatli kale arkasından maçı izlerken ligin 17 maçını izlediğim yerde başka takım taraftarlarının oturuyor olması -sanırım kıskançlıktan- çok garip gelir bana. Kendi şehrinde ve kendi stadında deplasman olmak ve alıştığın yerden başka tribüne sürülmek sadece benim için değil çoğu kişi için garip bir duygu olsa gerek.



Dünya üzerinde bunun bir çok örneği var özellikle İtalya'da yalnız bizden biraz farklılıkları var. Örneğin en bilineni Milan - İnter derbisi. Milano şehrinin ve İtalya'nın hatta dünyanın en büyük iki takımının stadyumu bize benzer şekilde aynı. Üstteki stadyum iki takıma da ev sahipliği yaparken bizden farklı olarak stadyumlarının ismini değiştiriyorlar. Milan ev sahibi olduğunda San Siro, İnter ev sahibi olduğunda Guiseppe Meazza diye anılan stadyum belki de bu özelliğiyle tek.


Yine bizden farklı olarak ise tribündeki yerleri sabittir taraftarların Curva Sud yani güney tribünü Milan'a aitken, Curva Nord yani kuzey tribünü İnter'e aittir bu özelliğiyle de aslına bakılırsa bizim gibi bir sürgün yaşamamaktadırlar.


Sampdoria ve Genoa FC. Cenova derbisi aslında tarz olarak Karşıyaka-Göztepe'ye benzetebiliriz bu derbiyi. Aynı şehrin bu iki takımı hiç birşeyi paylaşamaz ve ortalık savaş alanına döner. Tek paylaştıkları şey ise Luigi Ferraris Stadyumudur.
İnter - Milan derbisine benzer bir şekilde burda da Curva Sud Sampdoria, Curva Nord Genoa taraftarlarına ait.


Bize en benzeyen derbilerden biri belki de AS Roma - SS Lazio derbisidir. Birincisi "başkent" derbisidir. Sonrasında aynı bizim 19 Mayıs Stadyumunu paylaştığımız gibi onlarda Roma Olimpiyat stadyumunu paylaşırlar. Rekabetin genelinde şehrin en büyüğünün arandığı gibi sosyal ve kültürel bakımdan da iki uç kutuptur. Bu yönüyle Gençlerbirliği - Roma, Ankaragücü - Lazio eşleştirmesi yapsak yanlış birşey yapmayız sanırım. İki takım taraftarının da karıştığı olaylar hatta çok büyük olaylar olsa da agresiflik bakımından Ankaragücü'nün Türkiye'de ki ününün bir benzeri İtalya'da Lazio taraftarlarına aittir.

Siyasi olarak aslında Ankara'da ki rekabet ucundan kıyısından İtalya'nın başkent derbisine tekabül etse de İtalya'nın aksine bizde pek yansıtılmaz tribünlerden. Bunun yanında Lazio, başkentin ilk takımı olma ünvanıyla da Ankaragücü'ne benzer. Ankaragücü'nün İstanbul kökenli olduğunu saymazsak tabi ki..

Sadece İtalya da değil dünyanın bir çok yerinde var aslında aynı şehrin aynı ligde aynı stadyumu paylaşan takımları. Ankara'da bir dönem Ankaragücü-Gençlerbirliği-Hacettepe takımlarının 19 Mayıs'a ev sahipliği yapması gibi 3e bölünen bir stadyum daha var.


Dünyanın en büyük stadyumu Maracana. Oval veya dikdörtgen olmayan yusyuvarlak yapısıyla da farklı bir stadyum Maracana. Eyalet başkenti Rio de Janiero kentinin 3 takımı Botafogo, Flamengo ve Fluminense'ye ev sahipliği yapmakta.
Bir başka başkent derbisi de komşumuz Yunanistan'ın başkenti Atina'da Panathinaikos ve AEK Athens takımlarınındır. Başkent derbisiyle bize benzedikleri gibi aynı stadyumu paylaşır bu iki ekip.

OAKA Stadyumu olarakta bilinen Atina Olimpiyat Stadyumu her iki takımında evi. AEK'nın Ankaragücü ile en benzer özelliği İstanbul'da kurulup başkente göç etmiş olması. Lakin taraftar sayısı bakımından Yunanistan'ın en büyük takımlarından biri olan Panathinaikos'un üstünlüğü var. Birbirlerini kızdırmak için AEK'ya takılan lakap "Türkler"i taraftarlar benimsiyor aslında. Bir çok AEK maçında açılan Türk bayrağını görmek mümkün. Bir benzer durumda yavru vatan Kıbrıs'ın Rum tarafının başkenti Lefkoşa'nın iki takımı Omonia Nicosia ve Apoel Nicosia arasında. GSP Stadyumunu paylaşan iki ekip birbirlerini kızdırırken AEK'nın benzeri bir şekilde Omonia taraftarına "Türkler" denir. Omonia taraftarı da bir çok maçta Türk bayrağı açarak aralarında ki gerginliği arttırır.

Rusya'nın başkenti Moskova'nın Dinamo Moskova ve CSKA Moskova takımları Arena Khimki'yi, Belçika'nın Club Brugge ve  Cercle Brugge takımları Jan Breydel stadyumunu, Amerika'da C.D Chivas USA ve L.A. Galaxy takımları Home Depot Center'ı payalaşırlar aynı Ankaragücü ve Gençlerbirliği gibi.

 Ankaragücü'nün sıkıntılı günler geçirdiği şu günler bizi bir ayrılığa itecek gibi görünüyor. 19 Mayıs'ta son deplasmanımız belki de bu pazar olacak. Stadyumun hakları Gençlerbirliği ve Ankaragücü tarafından oluşturulan Ortak Girişim'e ait olduğu için belki Ankaragücü maçlarını yine 19 Mayıs Stadyumunda oynayacaktır lakin aynı şehir ve aynı stat artık iki takım için 1 kereliğine de olsa deplasman olmayacak.


İki takımında deplasman tribününde izlediği son sezon olma ihtimali çok yüksek. Bu kaderi yaşayan ilk takımlar olmayacağız belki ama ülkenin en üst liginde aynı şehrin, aynı stadyumu paylaşan takımı olmayacak artık. Daha önce Kayseri ve Kayseri Erciyes'in, Adanaspor ve Adana Demirspor'un ayrıldığı ve hatta Almanya'da 1860 Münih ve Bayern Münih'in ayrıldığı gibi aynı şehrin, aynı stadyumda ama ayrı liglerde mücadele vereceğiz.

"En büyük kim?" diye tartıştık, "1923'te Ankara'da kurulduk. Ya siz?" diye Güçlüleri kızdırdık, bir kamyon dolusu küfür yedik lakin böyle ayrılık biraz acı geldi. Çok fazla kişiye nasip olmayan kendi şehrinde, kendi mabedinde deplase olmanın elimden alınacak olması, maratonda oturan Güçlüleri görüp "ulan orası bizim yerimizdi" diye kıskançlık yapamamanın düşüncesi bile üzüyor beni. 

19 Mayıs bile hüzünleniyordur. Asi, serseri çocuğu Ankaragücü ile efendi sessiz çocuğu Gençlerbirliği'ni aynı anda kanatlarının altına alamayacak bir ana gibi.

Ankaragücü kaba kuvveti seven, serseri bir ağabey ise Gençlerbirliği efendi ama hazırcevaplığıyla, başarısıyla ağabeyini kızdıran küçük kardeştir. Mizaçlarımız farklı olsa da bizler aynı şehrin büyüttüğü iki kardeşiz aslında.

Bahsettiğim derbiler kadar hatta farklı şehirler olan Trabzon ile İstanbul'un takımlarının maçları kadar değer verilmese de Ankara Derbisi'nin önemi büyük, hele bu pazar hem takımlar hem de taraftarlar için çok daha ilginç olacak. 

4 Mart 2011 Cuma

Güzel Futbol!

www.gencler.org sitesinin yaratıcısı Mehmet Ali Çetinkaya'nın blogunda gördüm bu videoyu. Ankara derbisinde stadyum boşaltılırken kurallar gereği bekletilen Gençlerbirliği taraftarları görüntülemişler. 3 Ankaragüçlü daha 7-8 yaşlarında ufaklıklar sahaya dalıyorlar ve o yaşlarda futbolun en güzel oynandığı nesne olan pet şişe ile birbirlerine penaltı atıyorlar. Güvenlik güçlerinin saha dışına almaya çalıştığı çocuklara en güzel destekte Gençlerbirliği tribününden geliyor yine...

Hikayesini okumak için ; http://www.mehmetalicetinkaya.com/2011/02/karhanede-romantizm-cocuklara-ozgurluk/

26 Şubat 2011 Cumartesi

Oktay, Mustafa & Azofeifa A.Ş.

 Bir Ankara derbisinde daha yüzümüz güldü. Zaten bu senenin en yüz güldüren olayı sanırım iki Ankaragücü maçından alınan 6 puandı. Onun dışında şöyle ağzımız kulaklarımızda bir maç göremedik maalesef. Hele geçen haftaki Karabük maçı bende öyle bir psikoloji yarattı ki artık maçı izlerken kendimi kaybettim. Bu Ankaragücü maçınada içimde yanan umut alevi can çekişmeye başlayınca söndürmemek amaçlı gitmedim. Belkide benim ayağım uğursuz diyeceğim ama 1-0 yendiğimiz Ankaragücü maçında da tribündeydim. Bu maça gelmedim ve ilk kez 4 gol birden attık. Sezonun arkadaşlarımın deyimiyle belkide en zevkli maçını kaçırdım.

Özetlere bakıyorum, geçen hafta cezalı olan Oktay Delibalta'nın takıma dönmesi etkisini büyük ölçüde göstermiş. Azofeifa'nın en başından beri ilk 11'de oynaması gerektiğini bu hafta çözen teknik direktörümüzede selam olsun. İlk dakikadan itibaren Gençlerbirliği atakları var özetlerde. Azo'nun direkten dönen topu, Mununga'nın sayılmayan golü istekli başlamanın birer göstergesi. Ama nedense bizimkiler inatla önde oldukları bir maçı zora sokmayı seviyorlar. 2-0 öndeyken maçın 2-2'ye gelmesi geçen haftaki maçı hatırlatır kendimden geçirirdi yine beni heralde. Allah'tan Orhan çok geç kalmadı da bizim kaleden sonra rakip kaleye gol atıp uzun aradan sonra  "hoşbulduk" dedi.
Böyle uzun süreli sakat ve cezalı oyuncuları geri dönüş maçlarında hep gol atacaklarsa ne mutlu ama yavaş yavaş yeniden toplanan takımda böyle 4 gol birden atıyor işte.

Bu maçın özetini izlerken dikkatimi çekenlerse başlıktaki isimler oldu. Azofeifa sonunda ilk 11'de başladı ve sonuç 2 asist. Maçın ilk yarısı 2 şutundan biri kaleciden diğeri direkten dönen Azofeifa, Mustafa Pektemek ve Orhan Şam'ın kafayla attığı gollerin ortasını açan isimdi. Yakın zamanda Azofeifa kanat adamlarını toplasın ve hergün fazladan yarım saat- bir saat "orta açma teknikleri ve güzel orta açmaya giriş" dersi versin.

Mustafa Pektemek, bu sezon 3. maçında ve şimdiden 2 gol 1 asist yapmış durumda. Karabük maçında girişi biraz geç oldu bu yüzden takımın halide ortadayken çok birşey yapması beklenemez. Ama şunu farkettimki güçlenerek dönmüş. Daha önceleri bir omuzda yıkılan Pektemek artık direniyor top saklıyor. Bu artı yanına kalsın İstanbul Belediye ve bu maçta attığı gollere bakılırsa golü resmen kokluyor bu adam.

Son olarak Oktay'a gelirsek yazının başında belirttik, geçen hafta orta sahanın haliyle bu haftaki orta saha farklılıklar göstermiş muhakkak. Oktay çok çalışıyor bu takım için. İleri çıkıyor, geri gidiyor ama en önemlisi rakibin oyununu çok iyi bozuyor. Bunu daha önce bu sezon ilk haftada Eskişehir deplasmanında sahadaki polis görevlisi demişti bize; "Kim bu 13 numara, çok iyi oyun bozuyor, iş yapar bu çocuk" demişti. Herşeyin üstüne bu maçta 4. goldeki Yasin'e attığı pas iyi bir kumaşı olduğunun göstergesi.

Dip not: Yasin'e geldiğinden beri bencil oynadığı yönünde eleştiri getiriyoruz ama İstanbul Belediye ve bu maçta verdiği paslarla takımın bir asistçiye kavuştuğunun sinyalini veriyor. Son alkışlarda Yasin'e ve güzel asistine gitsin.

Son Not: Maçta verilmeyen 2 golümüz daha var. İlki Mununga'nın golü açık ve net faul doğru ama en sonunda ofsayt nedeniyle verilmeyen benim görmediğim bir gol daha var, kim attı bilmiyorum ama ofsayt olmadığı söyleniyor. Bol gol pozisyonu bulan Gençlerbirliği mutlu ediyor insanı.

12 Aralık 2010 Pazar

Misket Bombası!


 11 Aralık 2010 Yer: Ali Sami Yen 16. Hafta Süper Lig karşılaşması GALATASARAY : 0 GENÇLERBİRLİĞİ :2

 12 Aralık 2010 Yer: Ankara 19 Mayıs Stadı, 16. hafta süper lig karşılaşması ANKARAGÜCÜ: 2 FENERBAHÇE: 1


Geçmiş zamanlarda yine fikstürün kaderi bizi Galatasaray ile Ankaragücü'nü Fener ile eşleştirmiş ve o zamanda başkent ekipleri İstanbul'u mağlup etmişti. O zamanlarda yapılan bir tişört geldi aklıma üstünde Misket Bombası yazan ve biri kırmızı-siyah diğeri sarı-lacivert iki bomba aslan ve kanarya figürlerinin üzerlerine(!) düşüyordu. Güzel tişörttü. Şimdi yeniden yapılsa ne güzel olur diye düşündüm. Acaba elinde olan var mıdır ki?

Not: Fotolar ajansspor.com'dan alınmıştır...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Harbiye, Sultani'ye Karşı...

Belki de en büyük hayalimi gerçekleştirmiş bu insan. Metin yazarı ve yönetmen Emre Demir ismi açıkçası tanıdığım bir isim değildi. En son Ankara'da ki Beşiktaş maçında Maratonun en üstündeki duvara çıkmış maçı izliyordum tribün büyüklerimizden Cumali Ağabeyim rica edip yerimi elinde kamerası olan bir arkadaşa vermemi istemişti. Arkadaşların film çektiğini öğrenince maçın heyecanıyla olacak ki çok soru sormadım. Ama sonradan duyunca bu film Ankaragücü - Gençlerbirliği rekabetinin belgeseliymiş. Ne zaman çıkacağını bilmiyorum, Kültür Bakanlığı Yayınlarından ulaşabileceğimize dair dedikodu da var. Yalnız bu filmin fragmanı bile beni heyecanlandırıyor.

Ali İmdat, İlhan Cavcav, Hakan Kutlu, Necdet Özkazancı, Tanıl Bora, Berkay Aydın gibi bir çok ismin görüşlerini paylaştığı bu belgeselde taraftarın sesine yer verilerek Ankara Derbisi'nden yola çıkarak Ankaralılığı, Ankara'da yaşamayı anlatan bir belgesel. Sloganı da biraz ipucu veriyor bize "Futbol, bazen bir kentin öyküsüdür."

Çok uzatmadan filmin blog adresi http://harbiyesultani.wordpress.com/ Aklınızda ki soruları benden daha iyi yanıtlayacaktır. En altta da fragmanı vererek bu hayalimde ki filmi çeken ekibe teşekkür ediyorum. İnşallah daha detaylı bir komple Ankara Futbolunu kapsayan belgeseli de Allah bana nasip etsin diyerek kıskançlığımı da belirteyim =D. 




25 Eylül 2010 Cumartesi

Süpriz Takım, Süpriz Galibiyet!

 Ankara derbisinde gülen taraf olmayı başardık. Geçen hafta Karabük de yaşadığımız facia sonrası umudumuzu kestiğimiz bir maçtı aslında. Hele bir de Hurşut'un cezasının üstüne Zec, Harbuzi, Curri gibi isimlerin sakatlığı iyice umutsuz gittiğimiz bir derbi yaptı bu maçı.

Bizim takımda sistem nasıl işliyor bu sene çözebilene aşk olsun. Bana mı öyle geliyor ancak futbolu en iyi bilene Gençlerbirliği'ni yorumlatsan ne diyeceğini bilemez. Kadro yapısına baktığımızda 6 eksik 1 cezalı futbolcuyla başlayacağımız bir maçta çıkacak kadro mecburen böyle olacaktı. Tek fark belki Mahmut Boz ilk 11'de düşünülebilirdi. Bunun dışında normal bir kadroyla çıktık elimizdeki oyunculara bakılacak olursa. Geçen hafta Kasımpaşa'yı 3-0 ile geçen Ankaragücü'nün oyuna hakim olmasını beklerken Gençlerbirliği üstün bir oyun oynadı. Karabük maçı öncesi Ankaragücü'nü izleyen Thomas Doll sanırım dersine baya baya iyi çalışmış. Hava toplarıyla etkili gelmek isteyen Ankaragücü'nün elini ayağını uzun boylu defans isimleriyle iyi kesti Doll.
Kadromuzda bizi en çok korkutan isimlerden biri olan Kulusiç kendisinden beklemediğimiz bir performans ile maçın yıldızlarından oldu. Girdiği her hava mücadelesinden üstün çıkmayı başaran Kulusiç hatasız oyunuyla 17. dakika da sakatlanan defansımızın güvencesi kaleci Serdar'ın yerine giren genç Özkan'ı da rahatlattı açıkçası. Takımın galip gelmesi, Kulusiç'in üstün performansı dışında 2 süpriz isim daha öne çıktı maç boyunca.. Galatasaray'dan geldiğinden bu yana etkili oynayamayan Serkan Çalık hücum hattının yıldızıydı. Sol kanatta etkili oyununu ortasaha da Harbuzi'nin görevini üstlenen Oktay ile iyi anlaşarak yücelten Serkan, Smeltz'in gole çevirdiği maçın tek golü olan penaltının da yaptırıcısı olarak kısmen asist yapmış oldu.

Günün en son ve açıkçası benim için en büyük patlamasını Patiyo gerçekleştirdi. Zamanında futbolcu bile olamaz dediğim Patiyo hala eksikleri olsa da hayatının futbolunu oynadı bana göre. Sağ kanatta bireysel yeteneğini geliştirdiğini gösterircesine oynayan Patiyo bile geçer not aldı bu maçta. Ayrıca Patiyo'nun hiç bilmediğimiz bir özelliği olan arka arkaya hızlı davranarak zıplamasıyla aldığı kafa topları belki sıradan bir özellik olsa da 2 sezondur bu adama katlanan benim için büyüleyiciydi =).
Maçın geneline baktığımızda bizim üstünlüğümüz göze çarptı. 2. yarının başlarında Ankaragücü biraz kıpırdansa da Aykut-Kulusiç ikilisinin etkili oyununa Serkan'ın hücumdaki iyi oyunu eklenince galibiyet geldi. Vasat bir oyun vardı sahada, Ankaragücü'nün bizi bu halde yakalamasıyla belki 3 gol izlenebilir gibi düşünüyordum ama as kadroların karşılaşması gibi tek gol çıktı maçtan. Futbolun üst düzey olmaması hiç bir şekilde Ankara derbilerinin önemini bilenleri etkilemiyor sanırım. Ben bunu bir kez daha yaşadım. Belki çoğu kişinin sıkılıp kanalı değiştireceği bir maçtı ama özellikle ikinci yarı beni saran heyecanı uzun zamandır yaşatmamıştı herhangi bir maç. Haftaya Fenerbahçe maçı için bir moral diyeceğim ama diyorum ben bu takımı çözemiyorum. İstanbul Belediye maçından sonra Karabükte'ki faciayı düşününce Fenerbahçe maçı için kesin bir şey söylemek çok zor benim için.

Gol yollarında etkisiz kalmamız artık Mustafa Pektemek'i aratır oldu. Ne Zec, ne Billy Mehmet isteneni veremiyor. Billy'den umudu kesmiş durumdayım ancak Zec ve Mustafa Pektemek ikilisinin oynayacağı bir maçı iple çekiyorum diyebilirim. Süprizlerle dolu, belki şans eseri kazandık, belki futbol vasattı ama hiç bir şey Ankaragücü'nü yenmek kadar heyecan verici ve mutlu etmiyor insanı.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Hayat Böyledir!

Uzun zamandır aradığım ancak bulamadığım bir videoyu Avustralya'lı Kankaların blogunda gördüm. TRT'nin Dünya Kupası programı için çekilen haber videoda Dünya Kupasından çok en son çocuğun röportajını iyi dinleyin. "Hayat böyledir" cevabının ardından, Türkiye'de hangi takımı tuttuğunu soran spikere verdiği cevap beni benden aldı. Her iki cevabı da Türkiye'de mantıklı olanın güçlü takımı tutmak olduğunu savunanlara, Anadolu takımı tutmanın ne demek olduğunu anlayamayanlara kapak niteliğinde gelsin. Bu genç Türk değil ama yaşadığı şehrin ülkenin ve futbolun hakkını bu yaşıyla, bu aklıyla çok güzel veriyor.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Gençlerbirliği Ve Rakiplerimiz 2009-2010 Sezonu 23.Hafta

Ankara derbisi yarın oynanacak. Ankara'da bitmek bilmeyen tartışmalar uzun süre devam etti. Ankaragücü taraftarlarının da rahatsız olduğu Yenikent ASAŞ stadından haber en sonunda geldi ve maç 19 Mayıs Stadına alındı. Maç öncesi en iyi haber bu olsa gerek. Hatta Ankaragüçlüleri sevindirecek bir haber daha var bu maç için. Ankaragücü'nün deplasman sayıldığı bu maçta alışıldık saatli kale arkası tarafı değil, Ankaragücüyle özdeşleşmiş Gecekondu kale arkası (Gençlik Parkı) tarafı ayrılmış Ankaragüçlülere. İlhan Cavcav'ın Melih Gökçek'in gönlünü almak için böyle bir uygulamaya gittiğini düşünmedim değil. Ayrıca bu tarz maçlarda iyi oyunu kim oynarsa oynasın puan alan taraf genellikle zor durumdaki takım oluyor. Hemşehri dayanışması mı, şike mi dersiniz size kalmış.

Ankaragücü'nde Vassell dışında eksik yok. Vassell'in sorunlu hali devam ediyor. Ancak Robert Vittek bu karşılaşmada ilk 11'de çıkacak bir isim. Vittek'in yanı sıra Geremi, Sapara, Rothen gibi flaş transferleri de bu maçta forma giymesi beklenenler. Bunların forma giydiği maçlarda Ankaragücü iyi sonuçlar alamasada bize karşı farklı hazırlanacaklardır. Geremi'den duygusallık bekliyorum eski takımına karşı :D. İşin şakası bu tabi ki. Ankaragücü biraz daha atak futbol oynayacak bize karşı.

Gençlerbirliği ise son haftalarda galip gelememenin verdiği stres ile defansif oyun oynuyor. Bu durum derbide de devam ederse halimiz çok iç açıcı olmayacaktır. Beraberlik kokan bir maç olur. Tabi yapacağımız hatalarla mağlupta olabiliriz. İlk maçta 2-1 mağlup ettiğimiz hemşerimize karşı o maçın ilk yarısı hariç ikinci yarıda ki kontratak ve hücum ağırlık futbolu oynamamız gerek. Harbuzi'nin isteksiz görüntüsü en sonunda Thomas Doll'u da bezdirmiş ve antremandan kovulmuş Harbuzi. O'nun yokluğunda o bölge de büyük ihtimal Sandro oynacak. Sandro'nun da formsuzluğu ayrı bir dert. Orta sahadan gelecek topları nasıl taşıyacağız forvete diye endişeler olacaktır. Zaten iyiden iyiye forvetlerde de formsuzluk devam ediyor. Tek güvencem Hurşu ile Mustafa Pektemek. Ancak gol atsa da atmasa da Kahe'nin de bu maçta kesinlikle forma giymesi gerek. Zaten zor top taşıyacağız gibi, birde ileride top tutamamak bizi kendi sahamıza mahkum eder. Thomas Doll'un durumu da yılan hikayesine dönmüş durumda ve yaptığı yatırımlar nedeniyle Ankaragücü'nü favori göstermiş. Bu durum defansif, beraberliğe yatan bir oyun anlayışı sergileyeceğimize işaret değildir umarım.

Beraberlik maçı olacağı kanısındayım. Maç 19 Mayıs'ta ancak oynayacağımız oyunun pek tat vereceğine inancım oldukça düşük. Herşeye rağmen Trabzon maçı öncesi kazanmamız şart.

9 Ekim 2009 Cuma

Vay Canına Patiyo Gol Atmış!


Bugün saat 12:00'da maalesef izleme fırsatı bulmadığım bir hazırlık maçı yapıldı Ankara 19 Mayıs Stadında. Ankaragücü ve Gençlerbirliği ligde yaptıkları maçtan sonra arayı değerlendirip, eksiklerini görme düşüncesiyle yaptıkları hazırlık maçında 1-1 berabere kalmışlar.


Maçı izlemediğim için sadece Thomas Doll'un yorumlarına yer vereceğim. Doll oyunun son dakikalarında defansif anlamda bir zaaftan bahsetmiş. Bu zaafı özellikle son 2 maçtır yaşıyor bizim takım, umarım ders alınırda ilerleyen haftalarda düzelir bu durum. Ayrıca A2 takımdan oyuncular denemiş Doll, bu da güzel bir hareket bana göre, özellikle alternatifsiz bölge defans için bu genç oyuncuları hazırlamak önemli herhangi bir aksiliğe karşı.


Bir diğer şaşırdığım konu ise Patiyo'nun kaleyi tutturup gol atması :).

7 Ekim 2009 Çarşamba

Ankara Futbolunda Koltuk Sevdası!


Beklenen karar açıklandı ve tartışılan Ankaraspor'un geleceği nihayete erdi. Ankaraspor küme düşürüldü. Bütün futbol bloglarında ve sitelerinde tartışılan bir konu elbet bu yüzden benim asıl sormak istediğim Türk futboluna getirileri, götürülerinden ziyade Ankara Futbolu!


Tabiki bu kararda federasyon kadar suçlu birazda Gökçek ailesi bana kalırsa. Zaten Ankaraspor'a baştan beri sıcak bakamamın nedeni bu ailedir. En başta Ankaragücü'nü ele geçiremeyince hırs uğruna bu takım süper lige çıkarılmış eyvallah. Ankaramıza bir takım daha kazandırılmış çok güzel ki belirtmeliyim Ankaraspor bir alt ligde mücadele ederken çok takip eder ve desteklerdim (Kaleci Habip filan vardı o kadro). Ancak daha sonra kaynağı nerden belli olmayan paralarla o kadrodan sadece Hürriyet tutulup 28 oyuncu alınınca bende de bir soğuma başlamıştı. O dönem Chelsea'ye ve içinde bulunduğumuz dönemde de Manchester City'e de besliyorum o duyguları anlamışsınızdır sanırım. Ancak bu adam şimdilerde Ankaragücü'nün başında ve bu yüzden ciddi biçimde endişelerim var, Ankaraspor neyse de aynı şeyler ezeli rakibimiz olan hemşerimin başına gelirse diye çok korkuyorum. Hele ki 100. yılında vaziyet ortadayken içim içimi yemekte. Ankara futbolu umarım iktidar hırslarına yenilmez. Yoksa bu koltuk sevdası hem Ankaragücü'nü, hem Gençlerbirliği'ni yakar! (bkz. Cavcav-Gökçek A.Ş.)


Bir diğer üzüldüğüm konu ise futbolculardı. Onlarada 15 günlük transfer süresi tanınmış, ayın 7'si yani bugünden geçerli olmak üzere. Ama uzun zamandır maça çıkmayan ve antremanlarla duran futbolcular söz konusu, ayrıca kadrosunu kurmuş istikrarı yakalamış takımlarda ne kadar tercih edecek bu futbolcular büyük muamma. Yerliler alt liglere ve ligmizin dibe demir atmış takımlarına gidebilecek olsa bile yabancı kontenjanı yüzünden Ankaraspor'un yabancıları daha mağdur olmuş durumdalar. Allah futbolcularada kolaylık versin.

20 Eylül 2009 Pazar

Başkent Derbisi Bizim, Esas Kazanan Dostluk

Başkent derbisi galibiyetimizle sonuçlandı ama maçın skorunun güzelliğinin yanında çok özel şeyler vardı dün gece. Blogger'a girişteki sorunlar sebebiyle geciktim biraz yazıyı yazmakta özür dileyerek başlıyorum yazıma. Önce maçı anlatmak istiyorum çünkü özel olan taraf tribünlerdi. Maça beklediğimiz 11 ile başladık. Maçın ilk düdüğüyle birlikte oldukça baskılı bir oyuna başladık hemşehrimiz karşısında. Ankaragücü biraz maça başladığının farkında değilmiş gibi görüntüler çizerken, önce Burhan'ın üst direği sıyıran daha sonra da Harbuzi'nin Serkan'ın kucağında kalan uzaktan şutları geldi. Serkan'ın uzaktan şutlarda çok gol yiyebildiğini bilen oyuncular sanırım bu yola başvurmaya çalıştı, az kalsında başarılı olunacaktı. Ancak bu baskılar 10. dakikada cevap verdi ve korner atışını kullanan Harbuzi'nin ortasında Mustafa'nın kafası derbide 1-0 öne geçirdi bizi. Maç boyunca oyunu açmasını beklediğimiz oyuncumuz Harbuzi pek birşey yapamasa da yaptığı bu asist ile yine de skora katkı yapmasını bildi. Mustafa ise kafa vuruşlarında ki etkinliğine devam ediyor. Ama ne varki bizi aşka getiren bu gol sonrası, oyuncularında aşka gelmesini beklerken bir anda oyunu Ankaragücü domine etmeye başladı. Atılan golden sonra ne oldu hiçbirimiz anlayamadık ya bir anda oyunu kendi sahamızda kabullenmeye başladık. Eskişehir maçında ki durumu yaşamamak adına defans mı yapılmaya çalıştı oyuncular anlayamadım ancak oyun bizim golden sonra bizim yarı sahada tek kale şeklinde oynanmaya başladı. Tabiki bir maç yarı sahada bu kadar kabullenilirse golün gelmeside kaçınılmaz olur ki Ankaragücü yakaladığı bir pozisyonda Barbaros ile eşitliği yakaladı. Bu golde Ankaragücü'nün baskılarının etkisinin yanısıra gereksiz faullerle, çok tehlikeli noktalardan rakibe pozisyonlar verdik. Golde yine böyle bir karambol yaratabilen pozisyonun sonunda geldi.

Maç içinde göze çarpan şeylerden biride yapılan sertliklerdi. Aslında bu konuda biraz Ankaragüçlü oyuncuları suçlu buldum ben. Özellikle Barbaros ve Hürriyet çok fazla top yerine bizim oyuncularla didiştiler. Zaten Hürriyet'in olduğu yerde bu tarz didişmelerin olmaması neredeyse imkansız gibi birşey yine şahsi kanaatim. Maç boyunca kaptan İlhan Eker ve Orhan Şam hakeme bu sertlikleri görmesi yönünden uyarıda bulundular. Tozo'da bu kesim biçim işlerinde bizim takımın bir numaralı isimlerindendi. Tozo ile Hürriyet zaten maç boyu birbirlerini biçmekle uğraşmaktan dolayı bir türlü maça konsantre olamadılar. Barbaros'un bu kadar sinirli olmasıda çok garipti. Bizden biri harekete itiraz etse O'nun üstüne Barbaros saldırdı. Bu kadar sert ve yarı sahamızda geçen ilk yarıyı sağsalim berabere kapattık. İkinci yarı Ankaragücü baskısıyla başladı yeniden. Özellikle Vassell çok can yakabilecek bir isim. Ne yapsak durduramadık bir türlü. Tam bir tecrübe gerçekten, yüzde yüz formunu yansıtabilse çok çok canlar yakar ama bu biraz arkadaşlarının daha iyi oynamasına bağlı. Kazasız bir şekilde 56. dakikaya geldiğimizde, Thomas Doll oyuna müdahale etti ve 2 değişiklik birden yaptı. Maçın kırılma anı buymuş diyebilirim. Harbuzi'nin yerine Kerem, Burhan'ın yerine Hurşit girdi. Harbuzi Kerem değişikliğinden sonra sanırım 1-1'in üstüne yatılmak isteniyor dedim, anlam verememiştim. Velhasıl şu Thomas Doll'un futbol bilgisi harika, oyunu okuması harika, yaptığı değişikliklerle maçı kazandırdı resmen. Bu değişikliklerin ardından önce oyunda dengeyi kurduk. Orta alan mücadelesi şeklinde beraberlik kokan bir maç oynanmaya başlandı önce. Daha sonra sol kanada geçen Hurşit ağırlığını göstermeye başladı ve üst üste ataklarımız geldi. İçeride biraz daha çoğalabilsek hızlı bir şekilde, çalımlarla sıfıra inen Hurşit çok daha tehlikeli olabilir rakipler için. Bu dengeyi sağladığımız sıralarda önce Kahe'nin bir vuruşu yandan auta çıktı, daha sonra Ankaragücü atağında vurulan bir kafanın tam çizgi üstünde Cem Can tarafından çıkarılması çok kritikti. Bu dakikaların ardından biraz daha hissettirdik kendimizi ataklarda ve sonunda sola doğru atılan uzun topta, topla buluşan Hurşit yine sıfıra inip Kahe'ye çıkardığı topu, Kahe çok ama çok usta ve harika bir vuruşla ağlarla buluşturmayı başardı. Öne geçtikten sonra bizim takım daha doldur boşalt oyunu tercih ederek zamanı öldürmeye oynadı. Ankaragücü'de son bir umutla ataklarını sürdürdü ancak sonuç alamadı. Bayram hediyesi bu üç puan çok güzel oldu.
Gelelim asıl harika olan olaylara. Maç öncesi Ankaragücü-Gençlerbirliği maçları hayatında böyle bir tribünü görmemiştir sanırım. Maç biletleri çok ucuz olmasına rağmen tıklım tıklım bir durum yoktu ancak güzel bir taraftar topluluğu vardı. Maçta az sayıda olsakta deplasman olmamız münasebetiyle sesimizi çıkarmayı bildik. Birde bulunduğumuz saatlinin o köşesinin ekosu çok iyi sanırım iyi yankılandı sesimiz. Yaptığımız tezahüratlara başta Ankaragüçlülerin ıslıklarına hedef olsakta, Maraton Şimşekler grubunun hazırladığı büyük puntolarla yazılmış bir 100. yıl kutlama mesajı sayesinde önce bütün Ankaragüçlüler susup yazıyı okumaya koyuldu. Ardından ilk tepki Gecekondu'dan geldi. "Gençler, bayramın mübarek olsun" tezahüratıyla inledi stad. Onların ardından maraton ve sonrasında Sol Kapalı tribün başladı aynı tezhürata. Ardından tabiki bu jeste karşılık biz başladık "Ankara, bayramın mübarek olsun" diyerek ve alkışlarla devam ettik. Ardından yine biz patlattık "Başkent'in, Başkent'ten başka dostu yok" diyerek. Ankaragüçlüler büyük alkışlarını bizim için yaptılar. Daha sonra maç içinde tabiki herkes kendi takımı lehine tezahüratlarda bulundu. Taa ki 84. dakika da Kahe'nin bizi öne geçiren golü gelene kadar. "Hikmet istifa" diye inleyen Ankaragücü tribünleri susunca, bizimde sevincimiz bitince başladık yine aynı pankartı açıp "100. yılın kutlu olsun Ankara" diye. Centilmen Gençlerbirliği taraftarı kendini gösterdi, kesin küfür eder dediğim Ankaragücü taraftarı beni yanıltıp alkışlarla karşılık verdi. Maç sonunda gelen jestleriyse çok daha ilginçti. Ankaragücü taraftarı sırayla Gençlerbirliği futbolcularını tribüne çağırdı. Alkışladılar, ardından yine bayramımızı kutladılar. Maç işte böyle güzel bir ortamda oynandı. Her ne kadar saha içinde gereksiz sertlikler olduysa da hiçbir şey bu güzel ortamın çizgisinden çıkmasına sebep olmadı. Yalnız bir haber sitesinde sağ kapalıda oturan "Tunalı" grubunun bizimt takımı çağırıp ardından küfür ettiği söyleniyor. Biz duymadık ancak alttaki yorumlardan bu grubun sevilmeyen ve arsız bir grup olduğunu anladık. Herkes tepki gösteriyordu bu olaya. Bravo Ankaragücü.
Ve beklenen oldu, Ankaragücü'nün jestine yanıt veren oyuncular bizim yanımıza indi. Hepimiz yıkıldık tellere doğru. Müthiş bir sevinç ve coşku. İlhan "üçlü üçlü" diye işareti verdi, bütün eller havada, şşşşştttttt sustuk ve 1.... 2... 3.... şimşekleeerr.... Bu galibiyeti oyuncularımızla böyle kutladık. Tam soyunma odasına giderlerken ben başladım " Kaheeeeee, Kaheeee" demeye, arkadaşlarım destek oldular, ardından bütün tribün. Kahe döndü ve başladı dans etmeye. "KAHEEEEE, KAHEEEEE" diye inledikçe dans ediyor önümüzde Kahe. Hızlandık, hızlandık ve Kahe coştu. Alkışladık ellerimiz patlayana kadar. Son senesi olduğundan mı açıldı bilinmez ama Kahe coştu gidiyor. Özellikle Eskişehir maçında bizim tribünü coşturmak istemesiyle sempatikleşen tavırları bu maçtaki dansıyla tavan yaptı. Bizden gitse bile ondan hatıra "Kahe" formam benim için büyük bir değere sahip oluyor gün geçtikçe. Müthiş bir bayram hediyesi ile evlerimize dağıldık.


Ankaragücüyle atılan bu dostluk adımları çok güzeldi. Hem kendi taraftarımıza, hem Ankaragücü taraftarına sonsuz teşekkürler. Gerçekten kardeş dediğimiz takımlar bizim sahamızda bize küfürler ederken, küfür etmesini en beklediğimiz takımın taraftarlarının bu yaptığı " Başkent'in Başkent'ten başka dostu yok" savını bir kez daha doğrular nitelikteydi. Umarım uzun yıllar böyle devam eder tribünlerimiz. Artık şu Gökçeklerin gölgesinden kurtulup ligde daha iyi yerlere gelmeliler.
Maçın Adamı : Kahe
Maçın Golü : Kahe ( O vuruşu gerçekten her babayiğit yapamaz)
Maçın Gerçek Kazananı: Başkent'in ezeli rakiplerinin bu dostluğu sayesinde Ankara.
Kırılma Noktası : Thomas Doll'un değişiklikleri ve Cem Can'ın çizgi üstünden kafayla çıkardığı top

8 Eylül 2009 Salı

İşte Melih Gökçek'in Müthiş(!) Futbol Bilgisi


İlhan Cavcav'ın sorunlu açıklamasından sonra, Melih Gökçek'ten de sorunlu bir açıklama geldi. Dün akşam Kanaltürk'de Serhat Ulueren'in programına çıkan Melih Gökçek, futbol ile ne kadar ilgisiz olduğunu kanıtlayan ve birbiriyle çelişen sözler söyledi. Özellikle bizi ilgilendiren kısmı ise Melih Gökçek'in Ankara'nın taraftar istatistiğini çıkarması kısmında oldu. İşte Melih Gökçek'in ilginç sözleri şöyleydi:


"Ankara'da taraftarların yüzde 90'ı Ankaragücü, yüzde 7'si Ankaraspor, yüzde 3'ü ise Gençlerbirliği taraftarı. Ankaraspor'un Gençlerbirliği'nden daha çok taraftarı var."


Melih Gökçek'in konuyla ne kadar alakasız olduğuna şaşırmış olacak ki Serhat Ulueren "yapmayın Sayın Başkan, Gençlerbirliği'nin taraftarı Ankaraspor'dan daha fazla değil mi?" dedi. O bile durumun farkında. Ankaragücü taraftarının sempatisini kazanmak için söylenmiş saçma salak, araştırılmadan söylenmiş bir cümle. Eğer Gökçek kendisinden bedava bilet isteyenleri, eline bakanlara ve afedersiniz kendisine yalakalık yapanları falan söylüyorsa o zaman bu istatistik doğru olabilir. TSYD kupasının ASAŞ stadında oynandığı maçlara gelenler ya da izleyenler çok iyi bilir, o dağın başındaki stadda yüzde 3 dediği Gençlerbirliği taraftarı, daha fazla olduğunu iddia ettiği ve kendi evinde taraftarı daha çok olması beklenen Ankaraspor taraftarından(!) daha çoktu. Zaten Ankaraspor taraftarının kimler olduğu da çok iyi biliniyor. Ankaragücü tribününden kopup, para karşılığı amigoluk yapan isimler daha çok dediği sözde Ankaraspor taraftarı. Lig maçlarında,özellikle ASAŞ stadında, o uzak stadda oynanan maçlara bir bakılsın özetlerine, görüntülerine kimin sesi duyuluyormuş. Ankaraspor'un mazisi, geldiği yer neresi ki taraftarı olabilsin. Ayrıca Ankara'nın nüfusu 4 milyon ve gerçek Ankara'lı çok çok az. Acaba Sayın Gökçek biliyor mu ki Ankara takımlarını tutan insan sayısı kaçta bunları söylüyor. Üstüne Ankaragücü formasını giyince asarım keserim triplerine giren ve asıl takımları üç İstanbullu'dan biri olan kişileri çıkardığımızda bizden daha fazla olsa da Ankaragücü'nün de taraftarı azdır (diğer takımlara göre tabiki). Maalesef Ankara'dan bu kadar uzak bir adam Melih Gökçek. Taraftarımızın sayısı azdır lafına çok alıştık ama Ankaraspor'un taraftarının çok olduğunu iddia etmekte saçmalık ve zırvalıktır. Belediyecilik anlayışı, sanırım bu kadar iyimser düşündüğü ve hayal dünyasında yaşadığı için bu kadar kötü, yaptığı her icraati dünya harikası görüyor, laf söyletmiyor ya bu olayda ona benziyor.


Zaten fazla duramadı hemen kendi dediğiyle çelişti Gökçek. Önce Ankaraspor'un başarısızlığını seyirci bulamamasına bağladı. Gençlerbirliği maçına geldin mi diye sorarlar adama.Gençlerbirliği Maraton tribünün her maç ne kadar olduğunu hiç gördün mü? diye ikinci soruyu patlatırlar. Hadi biz Ankaraspor'dan azız Sayın Gökçek, siz taraftarsızlıktan başarısız oldunuz da bizim UEFA döneminde bugünden daha çok taraftarımız mı vardı da siz daha "annenizin liginde oynarken" biz Türkiye'yi, Başkent'i başarıyla temsil ettik. O stad ozamanlar full çekiyordu Sayın Gökçek. Futbola bu kadar ilgisizsiniz işte. Biz Ankaraspor'dan az(!) taraftarımız ile bunları yapabiliyorsak, sizin bu vaatlerinize göre neler neler yapmanız gerekiyordu. Başkalarına sevimli görüneceğim diye kendinibilmez ve çelişkili açıklamalar yapıyor Sayın Gökçek.


Gelelim 2. bombaya, diyor ki engin görüşüyle Gökçek;


"Ankara'ya 3 takım fazla... İstanbul'da 3, Ankara'da 2 takım bulunmalı (Ankaragücü-Gençlerbirliği)"


Şimdi madem 3 takım fazla ve taraftar bu futbol oyununun vazgeçilmezi, Ankaraspor'un bizden daha çok taraftarı varmış ya neden onlar değil biz hakediyoruz bu ligi? Ne kadar basit ve sevimsiz açıklamalar. Doğru bu ligi hakediyoruz Ankaraspor'dan daha fazla ama hakediş nedenlerimizi de söylemeli Sayın Gökçek. Demeli ki Gençlerbirliği Cumhuriyet ile yaşıt, köklü bir kulüp, geçmişten bu yana özünü koruyan bir taraftar profili var, kültürü var, Gençlerbirliği bu ülkenin gururudur, rengidir, Türk futboluna herşeyiyle çok şey katmıştır. Ankaraspor gibi benim kiralık adamlarımca desteklenmiyor. Kendisiyle çelişen bir adamın, Futbolun "F"sinden anlamayan bu adamın Ankara'nın büyük bir değeri olan Ankaragücü'ne el atması beni çok korkuttu. Allah vermesin Ankaragücü'nden umduğunu bulamazda bize el atarsa diye çok korkuyorum. Cavcav'ın niyetide niyet değil zaten. Ankaraspor-Ankaragücü davası görülüyor oradan bile bize pay düşüyor ilginçtir burada neyi savunuyorum bu futbol bilgisinden yoksun adama karşı. Artık Ankaragücü'nü neden istediği çok açıktır bu adamın. Tek derdi iktidar.


Gökçek'in bu açıklamalarını kaale aldığım için tartışmadım bu kadar. Sadece olayı dışarıdan izleyenlere, bu adamın ne kadar yoksun bir futbol bilgisi olduğunu göstermek amaçlı yazdım. Umarım dediği gibi 5-10 yıl içinde şampiyon bir Ankaragücü yaratabilir. Ama bu futbol bilgisiyle ilerleyen zamanlarda bahaneler ardı ardına gelecektir diye düşünüyorum. Bakalım Ankaragücü'nü kontrol altına aldıktan sonra ki hedefi neresi olacak. Bana kalırsa "tükürürüm böyle federasyonun içine" deyip belediye başkanlığından sonra Futbol Federasyonu başkanlığına soyunacak. Allah korusun!!!

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ankaragücü Sorunsalı ve İlhan Cavcav'ın Açıklamaları

İlhan Başkan tam bir siyasetçi. Futbolda değilde siyaset içinde olsa, hatta başbakan olsa nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum bazen. O kadar ilginç bir adam ki, söyledikleri iyi niyetli mi yoksa alttan alttan vuruyor mu? tam bir muamma. Günlerdir tartışıla tartışıla bitirilemeyen Ankaragücü-Ankaraspor arasındaki transfer ve yönetim değişikliği (ya da kamuoyunda ki diliyle "birleşme") konusunda İlhan Cavcav'da bir açıklama yapmış. Şu aralar biz Gençlerbirliği taraftarlarının yeni gündemi oldu, açıklamasındaki sözleriyle Cavcav.


Açıklamasının temelini Ankaragücü-Ankaraspor sorunsalı oluşturuyor. Federasyonun verdiği 3 günlük ihtarnameyi az bulmuş Başkan ve diyor ki en az 15 gün verilmeli. Ayrıca belediye destekli kulüpleri desteklediklerini söylemiş İlhan Cavcav. Federasyonun verdiği süre ya da ihtarın az olması olmaması konusunda pek bir yorum yapamayacağım, yönetim işlerinde pek bulunmadığımdan ancak bir kaç sene evvel sürekli olarak Melih Gökçek ile ilgili sorunlar yaşayan İlhan Cavcav'ın verdiği destek ilginç geldi bana. Zamanında Turgut Özal Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir kısmını tesis yapmamız amaçlı bize kiralamıştı ve yakın zamanda Melih Gökçek bu araziyi elimizden almaya kalkmıştı, imar izni gibi şeyler bahane ederek. Sadece bize değil, aynı sorunu Ankaragücü'ne de yaşatmıştı Melih Gökçek. Cemal Aydın ve İlhan Cavcav'da elele verip, bakan bakan dolandılar o dönem ve sonunda tatlıya bağlandı mevzu. Mevzu'nun tatlıya bağlandığı sıralar olmuştu sanırım Mehmet Çakır transferi ve hala ne kadar alındığını bilmiyorum ben o transferden. Sudan ucuza gitti gibi haberler çıkmıştı. Ayrıca Ankaraspor'un lige çıktığı ilk dönemlerde yaptığı o 28 oyuncu transferinden sonra da ayaklanmamış mıydı Cavcav? Belediye kaynakları tek yere kullanılıyor diye yılların küskünleri Cemal Aydın ve İlhan Cavcav yine kolkola açıklamalar yaptılar.


Bütün bu yaşanmışlıklar varken şimdi belediylerin desteklediği takımların olmasını destekliyoruz diye açıklama yapmak biraz ilginç gelsede,bu durum bir çıkar ilişkisinin olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Sadece Ankara takımına destek olmak amaçlı yapılmış bir haraket desem işte bu destekleme açıklaması kafamı karıştırıyor ister istemez. Yine de sadece bir Ankara takımını destekleme amaçlı yapılmış bir açıklama ise bende sonuna kadar hak veririm. Aslına bakıldğında belediye kulüplerinin gereksizliği tartışıldı yıllardır, bana kalırsa da bu tarz kulüplerin olmasından çok belediyelerin mevcut takımlara destek vermesi daha olumlu bir hareket. Bu yüzden Ankaraspor'un kapanıp Ankaragücü bünyesi altına girmesi dışarıdan bakıldığında güzel bir durum ancak Melih Gökçek'in bu davranışının takım sevgisinden çok iktidar hırsından dolayı olduğunu düşünüyorum ve bununda Ankaragücü'ne getireceği yararlar konusunda ciddi şüphelerim var. Yılan hikayesine döndü herşey resmen. Ankaraspor ile Ankaragücü'nü aynı aile yönetiyor diye verilen 3 günlük süre zarfında Melih Gökçek'in şirket olan Ankarapor A.Ş.'yi Rus yada Arap sermayesine satmak istediği de söyleniyor. Genel görüntüye baktığımızda gerçekten oldukça çirkin bir tablo var ne yazıkki. Yapılanların hangisi şu sıralar çok geride olan Ankara Futbolunu ilerletmeye yönelik çözemedim. Aksine bir durum varmış gibi duruyor, bana göre futbolun saflığı kalmıyor böyle bir durumda ve endüstriyel futbol acı acı giriyor Ankara'nın kanına, bunun yanında iktidar kavgaları ve ligden düşürülme mevzuları derken Ankaragücü'ne kaydırılan Ankaraspor'lu oyuncuların ardından Alman Teknik adam Jürgen Röber'in yaşadığı şok bütün bunlar Türk Futbolunun referansını kötü etkiliyor. Bir Gençlerli olarak Ankaragücü'nün durumunu değerlendirmek bana düşmez tabi ve Cavcav'ın dediği gibi Ahmet Gökçek'in başkanlığını, Ankaragücü'nün esas sahipleri olan taraftarları kabulleniyorsa, memnun iseler bir sorun yok. Diyebileceğimiz sadece Ankaragücü'ne hayırlı olması ve bir an evvel bu durumun hallolması. Bütün sezon Hacettepe-Gençlerbirliği takımlarının aynı ligde oynamasına ses çıkarmayıp, küme düşme korkusu yaşayınca atıp tutan Denizli başkanı Ali İpek'e de güzel malzeme çıktı, sezon sonu Denizli kritik duruma gelirse kullanır durur artık bu durumu. Bu tarz söylemlerle de kirletmemek adına bu sorunun bir an evvel giderilmesi herkesin tek isteği sanırım.




Bu Takım Kimin?

Gelelim Gençlerbirliği taraftarlarının asıl gündem konusunu oluşturan açıklamalarına Sayın Başkanın. Başkan laf arasında aynen şu cümleleri sarfetmiş:

"Sayın Gökçek'e çağrıda bulunuyorum; Gençlerbirliği'nin bir kuruş borcu yok. Borçsuz olarak kendisine bu takımı verelim. Borcu olmayan bir kulüp olduğunu ifade etmeme rağmen Gökçek, Ankaragücü ile yakından ilgilendi."

Taraftarlar haklı olarak bu cümlelere tepkisini koyacaktır. Her ne kadar açıklamanın Ankaragücü'ne destek amaçlı söylenmiş sözler olarak çevrilebilme şansı varsa da Cavcav'ın biraz daha dikkatli olması gerekirdi bu sözleri söylerken. Cavcav'ın neden sözleri dikkatli söylemesinin gerektiği aslında yine kendi açıklamaları içinde gizli. Gençlerbirliği'de Ankaragücü gibi bir dernektir. Herhangi bir sahibi yoktur şirket gibi, haliyle bu takımı size verelim tarzı açıklamalar yaparken taraftarın "kimin malını kime veriyorsun?" itirazı kadar normal birşey de olamaz diye düşünüyorum. Kulübün bir borcu olmadığını bütün ülke biliyor ve bunun yanında da nakit para konusunda en rahat kulüp olduğumuzda herkesçe bilinmekte, durum böyleyken herhangi bir zengin kişiden yardım istemek ne demektir bu da ayrı bir sorun. Transfer yapabilecek gücümüz varken yapılmıyor ve sonrasında Melih Gökçek'e çağrıda bulunuluyor. Heryerde "yerime bakabilecek birini bulursam anında bırakırım bu koltuğu" şeklinde açıklama yapan sayın Cavcav'ın kulübü yöneticilik konusunda parası olan kimseden farkı olmayan Melih Gökçek'e devretmeye çalışması kendisiyle çelişmesidir. Bu kulüp Gençlerbirliği'lilerindir ve gelen yönetici seçimle gelir, seçimle gider. Gerçek Gençlerbirliği'li Atilla Aytek gibi bir yöneticiyi kulüpten attırıp ardından da "benden daha iyisi henüz yok" diye açıklama yapan Cavcav'ın kulübü Melih Gökçek'e devretmek istercesine yaptığı bu açıklama abesle iştigaldir. Parasal olarak çok büyük katkıları olmasa bile bu işi gönülden yapacak ve takımı gerçekten sahiplenecek bir yönetim kadrosuyla yönetecek isimlere bırakmak yerine her fırsatta bu isimleri baltalamak yerine destek verseydin ya sayın başkan şimdi nereden çıktı Melih Gökçek'e çağrıda bulunmak. Tabiki mevzu Melih Gökçek'e çağrı değil. Mevzu "kulübü verelim" sözleri. Gerçek Gençlerbirliği'li insanların yönetimden uzaklaştırılıp, yerlerine plakalarında GS veya FB harflerini taşıyan yöneticileri kulübe dolduran Sayın Cavcav'ın bu sözleriyle takıma nasıl baktığı açıkça belli oluyor. Takım 3. ligdeyken fabrikanın kasasını açıp bu takıma yardımda bulunduğunu asla unutmadık Sayın Cavcav'ın, bu takım üstünde tartışmasız çok büyük emekleri ve hakkı olan bir insandır Sayın Başkan ancak takımın kendisine belli bir borcu olsada gerek maddi, gerek manevi, bu takımın asla kendisinin olduğu anlamına gelmez. Melih Gökçek'in bizimle değilde Ankaragücü ile ilgilenmesinin sebebi çok açık bir şekilde taraftar potansiyeli olan Ankaragücü'nü alıp iktidarını kuvvetlendirmek isteme çabasıdır. Cavcav açıklamalarında Ankaragücü taraftarının memnuniyetinin göz önüne alınması gerektiğini söyleyebilmiş ancak bizi ilgilendiren açıklamalarını sarfederken memnuniyetimizi hiç düşünmeden konuşmuş. İzmir takımlarının halini gördükçe Ankara takımlarının birbirine bu tarz destekler vermesi önemli ancak Sayın Başkan'ın bizimle ilgili sözler söylerken biraz daha dikkatli konuşması gerek.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Kaç 100 Yıl Daha Bekleyeceğiz!


Ankara takımları ligin bitimiyle sınıfta kaldılar. Hacettepe'nin düşmesi diğerleri için bir gözdağı oldu. Az daha Gençlerbirliği'ni de uğurlayacaktık ki başka takımların eline bakıp kümede kaldık. Koskoca 34 hafta deyim yerindeyse yatan Ankara takımlarının hali ortada ve bu neredeyse 3-4 sezondur böyle gidiyor. Defalarca düşmekten kurtulan takımlarımız, taraftarından defalarca uyarılar alan takımlarımız ne yazık ki bir türlü akıllanmadı.


Bizi bu sene düşmekten kurtaran takımlardan hemşehrimiz Ankaragücü yeni sezona girerken akıllanır gibi gözküyor. Salı(yarın) günü İngiltere milli takımının forveti Darius Vassell'in Ankara'ya geleceği, taraftarında Esenboğa'ya akın edeceği konuşuluyor şu aralar. Bunun dışında Ukrayna milli takım oyuncusu ve Ukrayna'da yılın futbolcusu seçilmiş bir isim olan Nazarenko'nun işinin de bitmek üzere olduğu haberleri dolanıyor. Galatasaray'ın ısrarla isteyip alamadığı Maniche bile eşi ikna edilebilse gelecek konumda. Bütün bunlar tabi ki Ankaragücü başta olmak üzere Ankara futbolu için de çok güzel haberler. Ancak bu oyuncular madem alınabiliniyordu bunun için illa 100 yıl beklemek mi gerekliydi? Yıllarca taraftarı kanser ettikten sonra böyle transferler yapmak ölüm döşeğideki hastayı canlandırmak için mi? Yataklara düşürmeden evvel bu hastaları böyle transferler yapsaydınız ya neden bu kadar geç kaldınız? Adam olundu mu, akıllanıldı mı? bilinmez. Haberler çok güzel duruyor. Gerçekten büyük transferler ve alınırlarsa gerçekten büyük başarı ancak bu kadar sene takım bu hallere koyulduktan sonra bu transferleri yapmak için illa özel bir gün olmasını beklemek yine de adam olmaz bizden dedirtiyor insana. Yine de Ankaragücü'ne hayırlı olur umarım transferler gerçekleşir de kötü günleri bir daha yaşamazlar.


Ne yalan söyleyim Ankara futbolu adına sevinsemde bir Gençlerbirliği taraftarı olarak ezeli rakibimizin böyle transferler yapması beni kıskandırmadı değil. Sürekli yazdım, orada burada, dost muhabbetlerinde söylemişimdir, takıma zamanında Babangida nasıl kazandırıldıysa öyle futbolcular tekrar kazandırılmalı diye. Şimdi dediğimi Ankaragücü yapıyor. Gerçi transferler kesin değil hepsi bir söylenti olarakta kalabilir ancak şu ana kadar başkanımız İlhan Cavcav'ın transfer dönemini seyirci olarak geçirmesi üzüyor beni. Ankaragücü'nü geçtim hiç bir özel gün olsun diye beklemeden Süper ligde bizim kadar köklü olmayan Kayserispor, Paris Saint Germain takımından Pancrate gibi isimi getiriyor. Stadı yeni, antreman tesisleri ise yeni yapılıyor. Bizim ise herkesin hayran olduğu tesislerimiz var ancak 1. sınıf topçuların zor gördüğü tesislerimizi 2. sınıf yabancı topçular kullanıyor. Nakit para konusunda en rahat takım konumundayken, borçsuz nadir kulüp durumundayken, eee elimizde üst sınıf tesisler varken biz neden böyle isimler getirmiyoruz. Ne duruyorsun helva yapsana şarkısı gibi oldu ama çoğu kişinin bana hak vereceğini düşünüyorum. Bu yeni anlaşılan bir gerçek değil sonuçta, yıllardır diyoruz. Diyoruz ya neyi bekliyoruz biz de mi böyle isimleri 100. yıla saklıyoruz.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara