3 Mart 2012 Cumartesi

Adını Sen Koy!

Maçı televizyondan izleyip hemen ardına bu yazıyı yazmak istedim. Muhtemelen şu sıralar Fuat Çapa basına mağlubiyetin sebeplerini anlatıyodur fakat benim nazarımda son haftalardaki Gençlerbirliği'ni bir kenara bıraktım bu maçtaki Gençlerbirliği'nin hiçbir açıklaması olamaz.

İnanın skor zerre umrumda değil. 6-1 gerçekten ağır bir skor ama bazen şanssızlık oldu deyip geçersin, hakem hatasına kurban gidersin, eksik kalırsın vb. bir maç dersin geçersin. Yalnız sahada oynanan bu oyunu kabul etmek mümkün değil. Her zamanki ideal kadro, top aynı top, kale aynı kale, çim aynı çim. Bugün buralarda olmamız bu kadro ile mucizedir bunu böyle kabullenebiliriz, kabullendik ama bizi buraya kadar getiren şey neydi? Şimdi nerede? Beşiktaş maçını çeviren, Bursa maçını çeviren, 4 maçlık galibiyet serisine giren, kendi evini kaleye çeviren Gençlerbirliği'nin hırsı Mersin İdman Yurdu maçıyla uçtu gitti. Beşiktaş maçındaki oyunla umutlanmıştık, yenilsek de güzel oynadık demiştik, ölümüne play-off demiştik ama Sivas maçıyla birlikte anladım ki başarıyı biraz yakalayınca futbolcularımız gibi bizde biraz fazla uçmuşuz.

Fenerbahçe maçının sinyalini Sivas maçı vermişti gerçekten. 9 kişi kalan takımla kendi evinde 2-0 önde olduğun maçı 3-3 ile bitiriyorsan bir yerlerde birşeyler yanlış gidiyor demektir. Lakin Sivas maçındaki oyun bile bugün İstanbul'da ki maçın skorunun rezilliğini örtse bile oyunun rezilliğini örtemez. Hiç bir oyuncuya takılmıyorum, şu iyiydi, bu kötüydü gibi birşey demeyeceğim. Takım halinde berbattık. O hırsla saldıran, rakibi yiyip bitiren, gol atamasa, yenilse dahi alkışladığımız Gençlerbirliği bugün Fenerbahçe gibi orta sahası olan takıma bir saniye bile basmadı. Adeta her topa eskort görevi gören oyuncuların 6 gol yemesinden daha doğal bir durum yok kanımca. İlk yarım saatte 3-0 oluyorsa maç ne Mehmet Sedef ne Özgür'e atabilirim suçu. Bütün suçlu onlar olsa dahi kaybedecek birşeyim yok diyerek oyuna 2. hatta 3. bir forvet oyuncusunun girmesini isterim. Ama bugün bunu bile göremedik. En güvendiğimiz Fuat Çapa bile şaşkındır eminim.

Maçın skoru, oynadığımız oyunu çok düşünmek, üzerine kafa yormak bize ne kazandırır hiçbir fikrim yok. Yalnız futbolcuların içindeki hırs ve umut geri gelecekse ne gerekiyorsa yapayım, konuşayım, kafa yorayım... Ben, skor 6-1 olmuş ve hala maçı umutla ve hırsımdan ağlayacak kadar inatla izliyorsam takımımdan da sahada bu hırsı beklerdim. Kapasitemiz bu kadar olabilir, ligin kadro kalitesi en kötü takımlarından olabiliriz ama bugün 4.lüğü kovalayacak konuma gelmişsek eğer biz, bu kaliteyle buralara gelebileceğimizi göstermişsek hem kendimize, hem ele güne, bugün Fenerbahçe karşısındaki oyun AYIPTIR, REZİLLİKTİR!

Ya sorumluluk kaldıramıyoruz, ya çok havaya girdik. Eğer havaya girdiysek ne ala derim, bu skor burnumuzun sürtmesi için çok iyi ama sorumluluk kaldıramıyorsak durum çok vahim. Play-off'lar için avantajlı konumdayız belki hala ama şu oyundan sonra ne play-off kelimesini ağzıma alırım, ne de katılacağımız olası bir play-off'ta başarı beklerim. Ben kimseye kızmak istemiyorum, günah keçisi olarak birini seçmekte istemiyorum, şu dakikadan sonra kişisel olarak sadece ligde kaldığımıza dua edip bu sezonu da sağ salim atlattıranlara teşekkür ediyorum. Lakin takıma dair hala umutları olanlar varsa sezon başındaki hırsın nereye kaybolduğunu bulup bana da söylerseler bende tekrardan onlara katılıp içimde umut filizlendirmeye başlarım. Ben bu sezon şu geldiğimiz noktanın adını koyamamışken, şu an yaptıklarımızın adını hiç koyamıyorum.

21 Şubat 2012 Salı

Soner'e Ajax İlgisi!



Fuat Çapa'nın, TRTSpor için taraftarların sorularını yanıtladığı röportaj kıvamındaki söyleşide Soner ile ilgili soruyu cevaplarken "Ajax ve Anderlecht" ilgisinden bahsetmesi gözlerden kaçmamıştı. Zaten devre arası Anderlech ilgisiyle ilgili de bir haber yazısı yazmıştım.

Başarılı oyuncumuz Soner ile ilgilenen kulüpleri hocamızın açıklamasından sonra www.ajaxf-side.nl sitesinin twitter hesabından da bu söylenti yayınlandı. Bu haber ile birlikte bu ilgi biraz daha resmileşti diyebiliriz.

Soner Aydoğdu, Fuat Çapa ile tekrar yükselişe geçti ve şu an ilk 11'in değişimezlerinden olan bir isim. Ancak devre arasında çıkan Fenerbahçe söylentilerinden sonra futbolunda gözle görülür bir düşüş olmakta. Bu düşüşün nedenini bu söylentiye bağlamak haksızlık olabilir tabiki ancak taraftarlarımız arasında ki genel görüş an itibariyle böyle.

Şahsi düşüncem altyapımızdan çıkan Soner'in bizde uzun yıllar forma giymesi ve uzun yıllardır bizde olmayan "sembol futbolcu" olması yönünde duygusal açıdan. Ancak elimizde tutamayacak olursak tabiki Soner'in iyiliğini istediğimde futbolcu değirmeni Fenerbahçe'de değil Ajax gibi genç oyunculara önem veren Avrupa'nın büyük bir takımında görmeyi yeğlerim aynen Anderlecht mevzusunda dediğim gibi.

Soner'i çok iyi yerlerde görmek isterim tabi bu konuda önceliği Gençlerbirliği ancak Avrupa'ya açılmak özellikle Ajax'a gitmek isterse bu ilginin boş çıkmamasını isterse şu an ki futbolunu üst seviyeye çıkarması ve yetiştiği kulüp olan Gençlerbirliği'ne borcunu en iyi şekilde ödemesi gerek. Umarım ilerleyen haftalarda daha hatasız ve herşeyini takıma veren bir Soner izleriz.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Kritik Eşiği Yine Atlayamadık!


Böyle maçlarda ne oluyor bizim takıma anlayamıyorum. Futbolcular değişse, teknik direktör değişse de kritik maçlarda kazanamamak Gençlerbirliği kimliği olma yönünde iyice ilerliyor. 3.lük bu kadar yakınken böyle bir dönemeci atlamamak kötü oldu gerçekten.

Aslında sahada çok kötü bir Gençlerbirliği görmedim. Sadece Mersin İdman Yurdu kadar istemedik desek daha doğru olur sanırım. Vasat bir maçta uzaktan avlandık. Verilmesi gereken penaltımız gol aradığımız dakikalarda savunmayı boş bırakınca 2-0 olduktan sonra geldi. İlker Meral sonuca direk etti demek biraz zor lakin kötü bir maç yönetti. Yarıda kesilen ataklarımız, olmayan ofsaytlar, Çağdaş'a Nobre'ye verilmeyen kartlar vardı. Hakan Arıkan'a bu kadar sinirlenmemizin sebeplerinden biri de İlker Meral'dir aslında. En başında kartını gösterebilse bu kadar rahat olamayacaktı Hakan.

Özgür'ün olmayışı orta sahanın defansif dengesini kesinlikle etkiliyor. Ayrıca Soner'de form düşüklüğü uzun zamandır gözle görülür bir şekilde artmaya devam ediyor. Her zamanki gibi Ergün Teber takımın daimi kötüsü benim görüşüm. Her oyuncu hatalı pas verir, kötü oynadığı maçlar olur ama bir adamın her maçı kötü, her pası hatalıysa yapacak çok birşey yok sanırım. Fuat hoca yokluktan, mecburiyetten oynatıyor bana kalırsa yine yokluktan mecburiyetten ve para verilmediği için Ergün alındı. Katlanıyoruz ama bakalım nereye kadar gidecek takımın maç başına isabetli pas ortalaması %70'se Ergün'den sonra %50'lere 40'lara düştü bence attığı 10 pasın 8'i rakibin ayağında 2 pasta da baskı görmediğinden en yakınına attığından isabetli.

Velhasıl kelam, böyle kritik bir dönemeçte yenilmek hiç olmadı. 3. olmak varken 5. kaldık üstelik arkamızdan Sivas bastırıyorken. En kötüsü de çok çok kritik bir haftaya girdik önümüzdeki 5 maçta birbirinden önemli ve çoğu deplasmanda. Beşiktaş-Sivas-Galatasaray-Fenerbahçe-Trabzon diye gidiyor hepsi rakibimiz ve bu maçlarda alınacak kötü sonuçlar ilk 8'i dahi tehlikeye sokabilir. Ama en önemli iki maç Beşiktaş ve Sivas ile ardı ardına yapacağımız maçlar eğer deplasmanda Beşiktaş karşısında en az beraberlik ve Sivas'ı kendi evimizde mağlup edebilirsek yarışın içinde kendimizi çok şanslı konuma getirebiliriz.

Hakan Arıkan için söylenecek çok şey var lakin söylemiyorum. Karaktersizliğin diz boyu olduğunu gördüğümüz şu şike sürecinde Hakan çok masum kalır belki ama yine de Allah böyle karaktersizleri futboldan uzak tutsun inşallah...

28 Ocak 2012 Cumartesi

Herve Tum Golleri #1

Herve Tum, Antalyaspor karşısında attığı golle bize puanı getirip kötü oynadığımız maçta beraberliğe şükrettirdi. Tum'un bu sezon attığı 10. gol ve Burak Yılmaz'ın arkasında 2. sırada. Hoş 23 gollü Burak Yılmaz'ı bu saatten sonra yakalayabilecek golcüde çıkmaz herhalde.

Antalyaspor filelerine yolladığı bu gol 7. kafa golü aynı zamanda. Kafa gollerinden daha dikkat çekici bir durum varsa o da gollerinin birbirine inanılmaz derecede benzemesi;

İşte Antalyaspor karşısında attığı gol;

video

İşte 19. haftada Karabük deplasmanında 2-1 yenildiğimiz maçtaki tek, Tum'un 8. golü;

video

Son olarak 1-0 yendiğimiz Manisa deplasmanı, Tum'un totalde attığı 5. golü;
video
Bu 3 golde birbirinin kopyası gibi. Ya kalecileri şaşırtacak bişeyler yapıyor bu adam ya da zamanlama konusunda üstüne söylenecek bir isim daha yok. Yorum değerlendirme sizin olsun.

26 Ocak 2012 Perşembe

Bir Garip Gençlerbirliği!

İkinci yarının başından beri çok ilginç maçlar oynuyoruz. Karabük ve Samsun gibi iki küme düme hattındaki takıma 5 puan kaybettikten sonra Türkiye Kupasında Boluspor'a elenmek tuz biber oldu resmen. Umutların tükendiği anda Eskişehirspor galibiyeti geldi.

Herkesin düşüncesi Ankaragücü maçının rahat olacağıydı ancak beklenen olmadı. İlk yarıda attığımız tek gol ve biraz üstün oyun, ikinci yarı taraftarı kanser eden ve strese sokan bir oyuna dönüştü. Son dakikalarda Ramazan'ın kurtardığı pozisyon olmasa orada da puan kaybetmek işten bile değildi.

Son haftalarda bekleneni veremeyen Bursaspor maçına içimizde bir şüpheyle girdik aslında. Ankaragücü karşısında ki oyun umutlarımızı tüketmişti. Lakin maça iyi başlayan taraf biz olduk. Kanatlardan, özellikle Hurşut ile çok iyi bindirmeler yapıp pozisyonlar bulduk derken 3 isim maçın kaderini çok farklı bir yere çekti.

Mehmet Akgün&Ergün Teber A.Ş. Ve Kuddusi Müftüoğlu
Öncelike sahneye Ergün Teber çıktı ve defansif zaaflarını gösterdi derken Curri'nin sakatlanması ve Aykut'un eksikliğinde Burak-Mehmet Sedef ikilisi boylarının kısalığından doğan zaafı kapatamayınca ilk golü yedik. Henüz santra olmuştu ki Ergün Teber riskli bir pasla korner çizgisinin ordan topu Mehmet Akgün'e atınca olanlar oldu. Mehmet Akgün topu rakibin ayağına teslim edince pozisyon devamında topla buluşan Ndiaye yılın golü olabilecek güzellikte çok klas bir gol attı. Ya da Mehmet Akgün, Ndiaye'ye hayatının golünü attırdı diyebiliriz. Burada Mehmet Akgün ve Ergün Teber çokça eleştirildi tarafımızdan ancak asıl Fuat hocaya sormamız gerekenler var. Neden hala Mehmet Akgün? Neden Ergün Teber transfer edildi?Bu söylediğim iki isim oynadıkları her maçta resmen birer saatli bombaydı. En sonunda bugün patladılar ve iyi oynadığımız ilk yarıda 2 gol yememize sebep oldular.

Bütün bunların yanında Kuddusi Müftüoğlu ve özellikle yancıları sahneye çıktı. Hurşut'un pozisyonunda penaltı çalmayan ve sertliklere biraz taviz veren tavrı ilerleyen dakikalarda iyiden iyiye hatalar silsilesine döndü. Serdar Aziz, Ozan İpek ve Vederson üçlüsünün hareketlerini görmezden gelen Kuddusi Müftüoğlu, Ermin Zec'in pozisyonunda kalecinin dokunduğu ve bizim çok net gördüğümüz korneri, aut olarak değerlendirdi. Bunun yanında ofsayt pozisyonlarına devam deyip, olmayan pozisyonlara ofsayt çalması cabası.

İkinci yarı Bursaspor, normal ve skoru korumak isteyen oyununa devam etti ancak Gençlerbirliği durgun başladı. Yaklaşık 30 dakika durgun ve etkisiz bir Gençlerbirliği'ni izleyince ümitlerimiz kırıldı biraz. Azofeifa-Ergün ve Zec-Soner değişikliği ilaç oldu. Özellikle Ermin Zec hücum olarak Gençlerbirliği'ni o kadar güzel ayaklandırdı ki iki golde -özellikle 2. gol- Zec sayesinde oldu dersek yanlış bir kelam etmiş olmayız. Sonuçta zorda olsa beraberliği kurtardık ancak oyunumuz Bursaspor'dan daha üstündü.

Burada tekrar Fuat Çapa'ya seslenmemiz gerekiyor. Süper Ligin en kötü kadrolarından birini adam edip play-off'a sokma noktasına getirip bize uzun zamandır yaşamadığımız bir heyecanı yaşattın kalbimizdeki yerin çok ayrı ancak, Ergün Teber ve özellikle Mehmet Akgün'ü oynatma konusundaki ısrar neden Ermin Zec'e gelince gösterilmiyor. Çift forvet oynayamıyoruz çünkü orta saha dengesi bozulur lakin haftalardır bekleneni veremeyen Soner bir süre dinlendirilse ve Zec forvet arkası oynasa yada Yasin, Soner'in yerine geçip Zec kanatta oynasa? Uzun lafın kısası şu adama bir şans verilse çok mu şey istemiş oluruz?

Geriden gelip puan almak çok güzel bir psikoloji ama böyle oyuna puan kayıpları ilerleyen haftalarda çok büyük sıkıntı olabilir. 3 İstanbul takımıyla deplasmanda karşılaşacağız ve kolay olmayacak umarım ilerleyen haftalarda hatasız futbolcular ve oyunun hakkı sonuçlar elde edebiliriz.

25 Ocak 2012 Çarşamba

Avni Okumuş!

Tribün Derginin facebook da yayınladığı fotolar arasında buldum bu resmi. Panini çıkartma albümünün bir yaprağı ve sol alt köşede Gençlerbirliği efsanesi Avni Okumuş.

Efsane diyorum çünkü, Baba Tevfik ve kalecimiz Köylü Selçuk'tan sonra tam 317 kere giydiği Gençlerbirliği formasıyla, formamızı en çok terleten 3. isim Avni Okumuş. Ayrıca Andre Kona'dan sonra attığı 72 gol ile de tarihimizin en golcü 2 futbolcusu. Bu resim vesilesiyle hatırlayalım ve emeklerine bir kez daha teşekkür edelim istedim.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Bravo Federasyon!


Aslında söyleyecek ve konuşulacak o kadar çok şey var ki nereden başlasam bilemiyorum. Federasyonun bu sene aldığı verdiği her türlü karar ziyan, taraftara zulüm, futbola balta...

Şikecileri düşüremeyen, gündem değiştirmek için play-off sistemini getiren, hafta içi maçlarını çıkaran, ne olduğumuzu anlamadığımız bu sezon birde maç saatlerini durup durup değiştiriyorlar. Mesai haftasının ne başı ne sonu tam ortası olan çarşamba gününe maç koyan federasyon yetmez gibi bir de mesainin en orta saatlerinde maç oynatmaya çalışıyor.

Çarşamba günü kendi evimizde Bursaspor ile oynayacağımız maçın saatini 20:30'dan 15:30'a alan federasyon taraftarın önüne taş koyarak bir kez daha futbolu baltaladı.

Ankara gibi memur kentinde, zaten son dönem tüm takımlar seyirci sorunu yaşarken malum şike muhabbeti yüzünden, mesai saatine maç koyarak kimlerin maça gelmesini hedefliyorlar acaba? Yok yayıncı kuruluş demeyin artık. Bahaneniz yok. Öldürdünüz futbolu, insanların zevklerini bitirdiniz. Kaç kişinin o kadar para vererek aldığı kombineleri yaktınız, o kadar çok ah aldınız ki nasıl temizleyeceksiniz bilmiyorum?

Sorumlusu kim ise bu değişimin tebrik ediyorum. Günler geçtikçe zaten batırdığınız Türk futbolunu, birde böyle kararlarla taraftardan uzaklaştırıyorsunuz. Daha beceriksiz olamazsınız. Tebrikler...

A2'ler Liderliği Garantiledi!


Geçen hafta en yakın rakibi Fenerbahçe A2 takımına 8 puanlık fark atarak play-off mücadelesine kalmayı garantileyen A2 takımımız, bugün saat 13:30 en yakın rakibi Fenerbahçe ile evimizde oynadığımız maçtan galibiyet ile ayrıldı.

2-1'lik bu galibiyetin ardından Fenerbahçe ile arasında ki farkı 11 puana çıkaran ekibimiz 2. gruptaki liderliğini de garantiledi. Play-off'lardan önce ise son maçımızı Tavşanlı Linyit A2 ekibi ile yapacak ekibimiz son haftayı ise bay geçecek.

19 Ocak 2012 Perşembe

Kendi Şehrimizde Belki de Son Deplasman!

 Derbi kelimesinin Türkçe sözlükteki karşılığı "aynı şehrin takımları arasında oynanan oyun"dur. Yani en azından 1. anlamı olarak bunu yazmaktadır. Daha sonradan büyük takımlar arasında oynanan oyunlarında derbi kabul edilmesiyle 2. anlamını da kazanır bu kelime. Lakin bana göre aynı şehrin takımlarının maçları kesinlikle bu ifadeyi daha çok hak eder.

Hele bana göre bu derbileri daha ilginçleştiren birşey varsa bu da takımların aynı stadı paylaşmasıdır. Galatasaray - Fenerbahçe maçı hangisinin stadındaysa atmosfer farklı olur mesela. Fenerbahçe'nin sarı-lacivert hakimiyeti Şükrü Saraçoğlu'nun duvarlarına, kirişlerine, kapılarına, demirlerine de yansımıştır aynı Galatasaray'ın sarı-kırmızısının Arena'nın dört bir yanına hakim olması gibi. Her ne kadar aynı şehirde olsa da bu stadyumlar, deplasman taraftarı olarak içeri girdiğinizde size yabancılık muhakkak hissettirecektir. Bu yüzden aynı şehirde, aynı stadyumda deplase olmanın duygusu çok çok farklı. Bu duyguyu şu an Süper Ligde yaşayan sadece Ankaralılar. Ankaragücü'nün "Gecekondu"sunun yada Gençlerbirliği'nin Maraton'unun bir maçta saatli kale arkasına geçmesi çok ilginç gelir bana.

Aslında biz Maratonda maç seyrederken ertesi hafta aynı maratona Ankaragüçlülerin girdiği gerçeğini düşünmem ama böyle deplasman zamanı saatli kale arkasından maçı izlerken ligin 17 maçını izlediğim yerde başka takım taraftarlarının oturuyor olması -sanırım kıskançlıktan- çok garip gelir bana. Kendi şehrinde ve kendi stadında deplasman olmak ve alıştığın yerden başka tribüne sürülmek sadece benim için değil çoğu kişi için garip bir duygu olsa gerek.



Dünya üzerinde bunun bir çok örneği var özellikle İtalya'da yalnız bizden biraz farklılıkları var. Örneğin en bilineni Milan - İnter derbisi. Milano şehrinin ve İtalya'nın hatta dünyanın en büyük iki takımının stadyumu bize benzer şekilde aynı. Üstteki stadyum iki takıma da ev sahipliği yaparken bizden farklı olarak stadyumlarının ismini değiştiriyorlar. Milan ev sahibi olduğunda San Siro, İnter ev sahibi olduğunda Guiseppe Meazza diye anılan stadyum belki de bu özelliğiyle tek.


Yine bizden farklı olarak ise tribündeki yerleri sabittir taraftarların Curva Sud yani güney tribünü Milan'a aitken, Curva Nord yani kuzey tribünü İnter'e aittir bu özelliğiyle de aslına bakılırsa bizim gibi bir sürgün yaşamamaktadırlar.


Sampdoria ve Genoa FC. Cenova derbisi aslında tarz olarak Karşıyaka-Göztepe'ye benzetebiliriz bu derbiyi. Aynı şehrin bu iki takımı hiç birşeyi paylaşamaz ve ortalık savaş alanına döner. Tek paylaştıkları şey ise Luigi Ferraris Stadyumudur.
İnter - Milan derbisine benzer bir şekilde burda da Curva Sud Sampdoria, Curva Nord Genoa taraftarlarına ait.


Bize en benzeyen derbilerden biri belki de AS Roma - SS Lazio derbisidir. Birincisi "başkent" derbisidir. Sonrasında aynı bizim 19 Mayıs Stadyumunu paylaştığımız gibi onlarda Roma Olimpiyat stadyumunu paylaşırlar. Rekabetin genelinde şehrin en büyüğünün arandığı gibi sosyal ve kültürel bakımdan da iki uç kutuptur. Bu yönüyle Gençlerbirliği - Roma, Ankaragücü - Lazio eşleştirmesi yapsak yanlış birşey yapmayız sanırım. İki takım taraftarının da karıştığı olaylar hatta çok büyük olaylar olsa da agresiflik bakımından Ankaragücü'nün Türkiye'de ki ününün bir benzeri İtalya'da Lazio taraftarlarına aittir.

Siyasi olarak aslında Ankara'da ki rekabet ucundan kıyısından İtalya'nın başkent derbisine tekabül etse de İtalya'nın aksine bizde pek yansıtılmaz tribünlerden. Bunun yanında Lazio, başkentin ilk takımı olma ünvanıyla da Ankaragücü'ne benzer. Ankaragücü'nün İstanbul kökenli olduğunu saymazsak tabi ki..

Sadece İtalya da değil dünyanın bir çok yerinde var aslında aynı şehrin aynı ligde aynı stadyumu paylaşan takımları. Ankara'da bir dönem Ankaragücü-Gençlerbirliği-Hacettepe takımlarının 19 Mayıs'a ev sahipliği yapması gibi 3e bölünen bir stadyum daha var.


Dünyanın en büyük stadyumu Maracana. Oval veya dikdörtgen olmayan yusyuvarlak yapısıyla da farklı bir stadyum Maracana. Eyalet başkenti Rio de Janiero kentinin 3 takımı Botafogo, Flamengo ve Fluminense'ye ev sahipliği yapmakta.
Bir başka başkent derbisi de komşumuz Yunanistan'ın başkenti Atina'da Panathinaikos ve AEK Athens takımlarınındır. Başkent derbisiyle bize benzedikleri gibi aynı stadyumu paylaşır bu iki ekip.

OAKA Stadyumu olarakta bilinen Atina Olimpiyat Stadyumu her iki takımında evi. AEK'nın Ankaragücü ile en benzer özelliği İstanbul'da kurulup başkente göç etmiş olması. Lakin taraftar sayısı bakımından Yunanistan'ın en büyük takımlarından biri olan Panathinaikos'un üstünlüğü var. Birbirlerini kızdırmak için AEK'ya takılan lakap "Türkler"i taraftarlar benimsiyor aslında. Bir çok AEK maçında açılan Türk bayrağını görmek mümkün. Bir benzer durumda yavru vatan Kıbrıs'ın Rum tarafının başkenti Lefkoşa'nın iki takımı Omonia Nicosia ve Apoel Nicosia arasında. GSP Stadyumunu paylaşan iki ekip birbirlerini kızdırırken AEK'nın benzeri bir şekilde Omonia taraftarına "Türkler" denir. Omonia taraftarı da bir çok maçta Türk bayrağı açarak aralarında ki gerginliği arttırır.

Rusya'nın başkenti Moskova'nın Dinamo Moskova ve CSKA Moskova takımları Arena Khimki'yi, Belçika'nın Club Brugge ve  Cercle Brugge takımları Jan Breydel stadyumunu, Amerika'da C.D Chivas USA ve L.A. Galaxy takımları Home Depot Center'ı payalaşırlar aynı Ankaragücü ve Gençlerbirliği gibi.

 Ankaragücü'nün sıkıntılı günler geçirdiği şu günler bizi bir ayrılığa itecek gibi görünüyor. 19 Mayıs'ta son deplasmanımız belki de bu pazar olacak. Stadyumun hakları Gençlerbirliği ve Ankaragücü tarafından oluşturulan Ortak Girişim'e ait olduğu için belki Ankaragücü maçlarını yine 19 Mayıs Stadyumunda oynayacaktır lakin aynı şehir ve aynı stat artık iki takım için 1 kereliğine de olsa deplasman olmayacak.


İki takımında deplasman tribününde izlediği son sezon olma ihtimali çok yüksek. Bu kaderi yaşayan ilk takımlar olmayacağız belki ama ülkenin en üst liginde aynı şehrin, aynı stadyumu paylaşan takımı olmayacak artık. Daha önce Kayseri ve Kayseri Erciyes'in, Adanaspor ve Adana Demirspor'un ayrıldığı ve hatta Almanya'da 1860 Münih ve Bayern Münih'in ayrıldığı gibi aynı şehrin, aynı stadyumda ama ayrı liglerde mücadele vereceğiz.

"En büyük kim?" diye tartıştık, "1923'te Ankara'da kurulduk. Ya siz?" diye Güçlüleri kızdırdık, bir kamyon dolusu küfür yedik lakin böyle ayrılık biraz acı geldi. Çok fazla kişiye nasip olmayan kendi şehrinde, kendi mabedinde deplase olmanın elimden alınacak olması, maratonda oturan Güçlüleri görüp "ulan orası bizim yerimizdi" diye kıskançlık yapamamanın düşüncesi bile üzüyor beni. 

19 Mayıs bile hüzünleniyordur. Asi, serseri çocuğu Ankaragücü ile efendi sessiz çocuğu Gençlerbirliği'ni aynı anda kanatlarının altına alamayacak bir ana gibi.

Ankaragücü kaba kuvveti seven, serseri bir ağabey ise Gençlerbirliği efendi ama hazırcevaplığıyla, başarısıyla ağabeyini kızdıran küçük kardeştir. Mizaçlarımız farklı olsa da bizler aynı şehrin büyüttüğü iki kardeşiz aslında.

Bahsettiğim derbiler kadar hatta farklı şehirler olan Trabzon ile İstanbul'un takımlarının maçları kadar değer verilmese de Ankara Derbisi'nin önemi büyük, hele bu pazar hem takımlar hem de taraftarlar için çok daha ilginç olacak. 

6 Ocak 2012 Cuma

2 Puandan Daha Değerli Kayıplar!

 Samsun maçını açıkçası çantada keklik görmüştüm kendi evimizde aldığımız beraberlik biraz tadımı kaçırmıştı ancak kaybettiğimiz bu iki puandan daha değerli şeyler varsa onlarda sakatlanan 2 oyuncumuzdur.

Emre Aygün'ün sezonu kapattığı haberi çok önce gelmişti çok üstünde durmadık lakin bu sefer gelen haberler takımın iki en önemli oyuncusu Aykut ve Azofeifa'dan.

Aykut, Samsun maçında kırık şüphesiyle oyundan alınmıştı, yapılan tetkiklerde ayak bilek bağlarında yırtık tespit edilmiş. Terimi çok anlamıyorum ama bizim halk arasında burkulma dediğimiz hadise olabilir. Kırıktan daha iyidir diye düşünüyorum. Ancak maalesef 2-3 hafta olmayacak
Azofeifa ise banyo camının kırılması sebebiyle kolunu kesmiş ve alçıya alınmış. O'nun da yaklaşık 4 hafta oynyamaması bekleniyor.

Azofeifa'nın yeri aslında rotasyon açısından doldurulabilir. Cem Can'ın kendi bölgesine geçme şansı, Özgür'ün iyileşmesi ve Murat Duruer transferi ile biraz kurtarıyoruz durumu.

Ancak Aykut'un sakatlanması en olmaması gereken bir durumdu sanırım. Defansın 3 bölgesinde de oynayabildiği gibi son dönemdeki formuyla da takımın en iyisi dersek yanlış olmaz sanırım ve defans oyuncularının kısıtlı olması düşünülürse Ocak ayında ki yoğun maç trafiğinde Aykut'u çok arayabiliriz.

30 Aralık 2011 Cuma

Bize Yakışan Transfer!


Uzun zamandır eleştiriyordum Kulüpler Birliğini. Ankaragücü'nün parasızlık yüzünden elinden giden oyunculara varılan anlaşma üzerine hiç bir kulüp talip olmayacak, transfer görüşmesi yapmayacaktı sözde. Bu gelişmenin basına yansımasından bir kaç gün sonra neredeyse her kulüp, takımdan ayrılan futbolcularla transfer görüşmesine koyuldu. İlk olarak bu oyuncularla ilgilenilmeyeceği sözünü veren İlhan Cavcav ise dün itibariyle bir futbolcuyla anlaştı. Çok kızdım çok eleştirdim. Hem bize böyle bir hareket yakışmazdı, hem de verilen sözün tutulmaması hani Cavcav'ın sözü senetten daha değerliydi dedirtti bana.

İşin aslında ise bu oyuncu ile görüşülmeye başlanılmadan Ankaragücü'nden izin alınmış olmasıymış. Murat Duruer'e gelen çeşitli teklifler olmuş ve ailesi Ankara'da kalmasını istediği için İlhan başkan ile görüşülmüş sonrasında Sami Altınyuva'dan izin alan Cavcav bu transferi gerçekleştirmiş. Eğer işin aslı gerçekten böyle ise bize ve kültürümüze yakışan bir şekilde yapıldığını düşünüyorum. Troisi transferi, Mehmet Topuz meselesi en son Ambarat ile çok övülen Kayseri yönetimine herşeye rağmen böyle anlayış sergileyebilen bir yönetimi tercih ederim.

Murat Duruer'e gelirsek Ankaragücü altyapısından yetişme, yetenekli, genç orta saha ve sol kanat oyuncusu. Milli takımın A2'de dahil A milli dışında her kategorisinde defalarca görev almış. 2005 senesinde 17 yaş altı milli takım ile Avrupa Şampiyonu ünvanı alırken aynı sene yapılan 17 yaş altı Dünya Kupasında ise Dünya Dördüncülüğü ünvanı var.

Ankaragücü'nde çok fazla gol atma şansına erişememiş en çok gol attığı sezon geçen sene 3 gol ile sadece. Bu sene ise 4-2 kaybedilen Fenerbahçe maçında bir golü var. Fakat istikrarlı bir isim dersek yanılmış olmayız sanırım 2005'ten bu yana 120 kadar Süper Lig maçına çıkmış üstelik yaşı daha sadece 23. İlk 11'i zorlayacaktır muhakkak. Orta saha rotasyonunu genişletecek bir isim. Oktay'ın, Mununga'nın formsuzluğunda kadroya heyecan ve rekabet katacaktır.

Oyunu hakkında yazıyla ne kadar bilgi verebilirim bilmiyorum, internet üzerinde oyununu gösteren videolar bulmakta zor ancak 2009 senesinde Galatasaray'a attığı bir golü izleyerek en azından yeteneği hakkında ufak bir fikir kıvılcımı verebiliriz belki;

Buda Gaziantep maçından;

Son olarak jeneriklik sayılabilecek bir gol milli takım formasıyla 2. golün sahibi Murat Duruer;

Transferler Başladı!


Transfer sezonunun açılmasıyla erkenci davranan kulübümüz mevkilere göre isimler transfer etmeye başladı. İlk isim Samsunspor ile sözleşmesini fesheden eski oyuncumuz Ergün Teber. 2008-2009 sezonunda takımımız 1 sezon boyunca formasını giyen sol bek o zamanlar bekleneni pek verememişti. Bizde oynadığı dönem başaramadığını Kasımpaşa formasıyla küme düşerek yaşayan Ergün, Süper Ligin yeni ekibi Samsunspor ile anlaşarak bir nevi kurtuldu düşmekten. Samsunspor formasıyla ligin ilk maçında şaşkın bakışlarımız altında bize karşıda çok iyi bir performans sergilemişti Ergün. 

Teknik direktörümüz Fuat Çapa; "biz Ergün'ü alarak 3 mevkiye transfer yaptık" diyor. Mehmet Sedef'i sağ bekte oynatmayı planlayan Çapa böylelikle sağ beke mahkum kalan orta saha Cem Can'ı gerçek mevkisine döndürme planları içinde. Ayrıca bu sezon Samsunspor formasıyla Trabzon'a çok şık bir gol atan Ergün bakalım ikinci Gençlerbirliği macerasında neler yapacak? Şu an için daha önce dilimiz yandığından biraz şüpheli baksakta Fuat Çapa'da olduğu gibi belki bu sefer güzel şeyler düşünebiliriz.


İkinci transferimiz ise Onur Bayramoğlu. Orta sahaya Harbuzi'nin gidişinden sonra genç dinamik ve oynamak isteyen bir oyuncu transferi. Üstelik Türk yani yabancı kontenjanını bir kişi eksilttik. Bozüyükspor forması giyerken 3 büyüklerin dikkatini çekebilmek kolay değil. Genç oyuncuları öğütmesiyle tanınan İstanbul kulüplerimiz tabiki Onur'u da çok fazla maçta oynatmadı. Uzun bir sakatlığı atlatıp Pektemek transferinde bize gelmeyen Ali Kuçik'in yerine mantıklı bir tercihle oynayabileceği bir takıma geldi. Bilenler vardır aynı Harbuzi gibi Türk futbol severler için Football Manager adlı oyunun efsanesidir. Sonunun Harbuzi'ye benzeyeceğini düşünmediğim bir isim olarak eklemeliyim. Türkiye U-19, U-20 milli takımlarınında formasını giymiş bir isim. Fuat Çapa gibi genç futbolcuların gelişimine büyük önem verdiğini her yerde söyleyen bir hocanın elinde çok şey verebileceğine inanıyorum.

25 Aralık 2011 Pazar

Gözümden İlk Yarının "En"leri!

İlk devre bitti sayılarla verilerle değerlendirme işini sağolsun bir çok spor sitesi verdi. Bende kendi gözümden bir taraftar olarak ilk yarı sonunda takımın "en"lerini seçeyim dedim. Tamamen kendi görüşüm olduğundan itiraz gelebilir yorumlarla sizde düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim.

İlk Yarının En İyisi: Aykut Demir


Aykut Demir genel olarak beğendiğim futbolunu bu sene de sürdürdü. Hem de fazlasıyla üstüne katarak. Takımın en istikrarlı ve en çok süre alan ismi olması vazgeçilmez oluşunun bir göstergesi. İlk yarı boyunca Gençlerbirliği'nin takımca döküldüğü anlarda bile ayakta kalmasını bilen isimdi Aykut. Boşuna değil Anderlecht onunla ilgileniyor.

İlk Yarının En Süpriz İsmi: Özgür İleri






Çanakkale Dardanelspor'dan gelen 3 isimden biriydi. Küme düşmüş bir alt lig takımının oyuncuları olarak çok umut vaat etmiyorlardı ilk bakışta. Galatasaray'ın bir dönem ilgilendiği Sakıb Aytaç'ı parlar belki diye beklerken orta saha Özgür çıktı sahneye. Eskişehir maçında sonradan oyuna giren Özgür defansif anlamda takımı çok rahatlatmıştı. İlerleyen haftalarda Cem Can'ın sağ beke çekilmesiyle zayıf kalan orta sahanın arkası Özgür'ün oynadığı maçlarda aksamadı. İlk 11'de yerini garantilemeye başlamıştı ki sakatlık belası ligin bitimine 4 maç kala buldu Özgür'ü. O olmadan çıktığımız, orta sahanın zayıf kaldığı ilk maçta Galatasaray'a kendi evimizde mağlup olduk. İkinci devre tekrar takıma katılacak Özgür'ü şimdiden dört gözle bekliyoruz. Bu sezon ki iyi performansımızda Özgür'ün süpriz katkısı yadsınamaz bir gerçek.

İlk Yarının En Çok Katkı Sağlayan İsmi: Herve Germain Tum


Takımın en yaşlı ismi. Sezon başında alındığında anlam verilemeyen isimlerdendi. Taraftarın sevgilisi Mustafa Pektemek'in yerine geldi, çok şey beklenen Zec'i kesti. Başlarda hatta ara sıra her maçta saç baş yoldursa da tecrübesini, golü koklama yeteneğini göstererek 7 golle en golcü ismimiz konumunda. Gol krallığında ise inanılmaz bir performans gösteren Burak Yılmaz'ın ardından 2. sırada. Son maçta attığı iki golle bu sezon gol konusunda bizi daha çok maçta sırtlayacağının mesajını verdi.

İlk Yarının En İyi Altyapı İsmi: Soner Aydoğdu


Samet Aybaba döneminde gördük ilk kez. Çok iyi maçlar çıkardı ancak sonra gelen teknik direktörlerin tercihi olmadı. Hacettepe'ye kiralandı geri döndü. Fuat Çapa ile birlikte ilk 11'in gediklilerinden oldu. Frikik golleriyle adını duyuruyor bu sezon 3 golü var, attırdıkları da cabası... Anderlecht, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un takibinde olması bu sezon ne kadar yükseldiğinin kanıtı.

İlk Yarının En Kötüsü: Labinot Harbuzi


Sakatlığı ve zaten pek kendini vermeden oynadığı maçlarla çoktan beri en kötü olmuştu ancak bu sezon kendini tamamen bitirdi. Nihayetinde sözleşmesi feshedildi şu an serbest bakalım Türkiye'den talibi çıkacak mı?

İlk Yarının En Şanssızı: Özkan Karabulut


Kaleci sıkıntısı var mı yok mu taraftarımız hala tartışabilir belki ancak ben kalecilerimize güveniyordum. Beklediğimiz gibi sezona Özkan ile başladık fenada gitmiyorduk. Biraz topu elinden kaçırması bizi strese soksada iyiydi Özkan derken ümit milli maçta karın ağrısıyla maçı tamamlayıp hastaneye kaldırıldı. Apandisit ameliyatı geçirdi. Yerini Ramazan'a bıraktı. Kendi adına şansızdı belki ama Ramazan'ı kazandık aslında. Özkan'dan devraldığı kaleyi oldukça başarılı bir şekilde korumaya devam ediyor.

İlk Yarının Vasatı: Mehmet Sedef


Aslında bu ilk yarı performansının üstüne böyle vasat isim göremedim taraftar olduğum için ancak Mehmet Sedef'i bu kategoriye soksak çok yanlış yapmayız gibi. Vasattan ziyade istikrarsız bir oyunu bir oyununu tutmuyor. Ne Beşiktaş'taki günleri var ne de Konya'da ki kadar kötü. En azından bir şeyler yapma çabasını takdir etmek lazım ama iyi diyebilmemiz için gereken sıçramayı bir türlü beceremedi.

İlk Yarının Yeniden Doğan İsmi: Hurşut Meriç


Geçen sezon iyi bir ilk yarı geçirse de ikinci yarı bekleneni bir türlü verememişti Hurşut Meriç. Taraftarın çok sevdiği bir isim olsa da çalım sevdası, topu öldürmesi bi yerden sonra can sıkıcı olmuş ve çok eleştiri almıştı. Bu sezon ise son bıraktığı izleri temizliyor. Çalım huyundan çok fazla kurtulamamış olsa da daha çok pas yapıp kanattan ortaya ani dalışlarıyla rakibi yıpratıyor. Bu sezon her zamankinden farklı bir Hurşut var sahada yeniden doğdu diyebiliriz. Umarım ikinci yarıda bu performansını devam ettirebilir.

Futbolcular bazında hepsini tek tek yazmak yerine hepsini tebrik etmek ve bu performanslarının devamını dilemeyi tercih ediyorum. İlk yarı boyuncu mevkisi olmadığı halde sağ bekte iyi işler çıkaran kaptan Cem Can, duran topları etkili kullanan Azofeifa, sonradan girip attığı gollerle süper yedek ünvanı almaya az kalan Ermin Zec güzel bir ilk devre yaşattılar. Tabi son olarak bir ismi atlayamayız;



Bütün futbolcularımızdan daha çok alkışı hakeden biri varsa o isim kesinlikle Fuat Çapa. Çok fazla süprizi yaşadığımız bu sezonda bize bu güzellikleri sunan kendisiydi. İkinci gelişi ne kadar iyi olur tartıştık, çok yorum yaptık ama o bizden daha çok inandı belkide. Daha çok fazla işler yapacağına inandığımız hocamızı alkışlıyor ve teşekkür ediyorum. Umarız yönetimden beklediği desteği arkasında bulur ve çok daha güzel işlere imza atar.

A2'ler Farkı Açıyor!

 A2 Ligi 2. grupta mücadele eden ekibimiz 11. haftası biten ligde 27 puan ile lider durumda. Namağlup yoluna devam eden ekibimizin en yakın rakibi Fenerbahçe ile arasında 8 puanlık muazzam bir fark oluşmuş durumda. Ligin bitimine 6 hafta kala 2. grupta liderliği kaybetmesi çok zor görünen ekibimiz aldığı sonuçlarla da bunu kanıtlanıyor. Son maçında Güngörenspor'u 5-0 ile geçen ekibimiz diğer gruptan gelecek rakipleri için ne kadar tehlikeli olduğunu ve bu senenin en büyük şampiyon adayı olduğu sinyalini vermekte.

Gençlerbirliği A2 takımının ise golcü sıkıntısı yok. Bu haftaya kadar atılan 32 golün 22'sinde 4 ismin imzası bulunmakta. Bu isimler gol krallığı listesinde de ilk 10 içindeler. 7 gol ile başı çeken isim ise Berat Tosun. Devre arası kampında A takımla antremanlara çıkıp kendini göstermesi beklenen genç Berat, ileride Türk futboluna kazandıracağımız isimlerin başını çekmekte.


Berat'ı takip eden isimler ise 6 gol ile Afrikalı akımının yeni temsilcilerinden Franck. Sezon başı A takım ile lig maçına da çıkan Franck, A takımla devre arası kampına çıkıp tekrar kendini göstermesi beklenen isimlerden. Son haftalarda A2 formasıyla attığı gollerle dikkat çeken diğer isim ise 1993 doğumlu Burak Çolak. 5 gollü Çolak'ı sezon başındaki hazırlık karşılaşmalarında da izlemiştik.

Fuat Hocanın elinde gelecekte kullanabileceği çok iyi isimler var. A2 takımının oyuncuları ve aldığı sonuçlar bunun en büyük göstergesi. Devre arasından sonra bir iki ismi kadroda görebiliriz belki.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Anderlecht'in Gözü Bizde!

 Belçika'nın büyük takımlarından Anderlecht kancayı Gençlerbirliği'nden iki isme taktı. Devre arası için düşündüğü isimler başarılı defans oyuncumuz Aykut Demir ve altyapımızdan çıkma yetenekli orta saha oyuncumuz Soner Aydoğdu.

Bu haber daha önce bir kaç internet sitesinde geçmiş olsa da pek duyulmamıştı. Ancak Trabzonspor maçı öncesi bu haberler teknik direktörümüz Fuat Çapa'ya sorulduğunda bunların dedikodu değil gerçekler olduğunu söyledi.
İlhan başkanın huyunu biliyoruz, iyi para gelirse bu oyuncularımıza elveda diyebiliriz. Ancak başka bir açıdan bakarsak bu oyuncuları İstanbul takımlarında izlemektense Avrupa'da izlemek bizler içinde daha gurur verici olur ancak devre arası için gideceklerse bu oyuncularımız gerçekten bizim için büyük sıkıntı olabilir.

Anderlecht taraftar sitesinde de bu haber doğrulanmış;

http://anderlecht-online.be/article.php?id=13901&lang=eng

10 Aralık 2011 Cumartesi

Boz Baykuşlardan Anlamlı Tepki!

Pankart yasaklarına dair yazdığım yazının hemen ardından gördüm bu protestoyu. Diğer İstanbul takımları stadlarında ve deplasmanlarda istediği pankartları rahatça asabilirken son dönemde türeyen ve eğlenceli pankartlarıyla tribünlere renk katan grup Boz Baykuşlar da pankartlarına emniyet tarafından el koyulmasından şikayetçi.

Bu çifte standarda karşı tepkilerini Beşiktaş maçında boş pankartlarla göstereceklermiş. Böyle benzer bir tepki aslında bizim tarafımızdan hatta aynı dertten müzdarip bütün takım taraftarlarınca yapılabilir. Tabii ki emniyet yetkilileri "bu pankart boş bi işe yaramaz" diye el koymazsa...
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Teşekkürler

Bu Blogda Ara

Yükleniyor...