Ankara Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2011 Cuma

Güzel Futbol!

www.gencler.org sitesinin yaratıcısı Mehmet Ali Çetinkaya'nın blogunda gördüm bu videoyu. Ankara derbisinde stadyum boşaltılırken kurallar gereği bekletilen Gençlerbirliği taraftarları görüntülemişler. 3 Ankaragüçlü daha 7-8 yaşlarında ufaklıklar sahaya dalıyorlar ve o yaşlarda futbolun en güzel oynandığı nesne olan pet şişe ile birbirlerine penaltı atıyorlar. Güvenlik güçlerinin saha dışına almaya çalıştığı çocuklara en güzel destekte Gençlerbirliği tribününden geliyor yine...

Hikayesini okumak için ; http://www.mehmetalicetinkaya.com/2011/02/karhanede-romantizm-cocuklara-ozgurluk/

7 Şubat 2011 Pazartesi

Ankara Demirspor - Lüleburgazspor Maç Notları!

 - 3. ligimizin kalitesi oldukça düşük. Bu maçtan çıkarabileceğim en önemli sonuçlardan biridir bu.
- Hakemliğin altyapısı olacak bu alt liglerde hakem kalitemizde çok düşük.
- İki tarafı da oynatmayan ve çok kolay faul çalan bir hakemin Süper Lig'de ki geleceğinin nasıl olduğunu görüyoruz şu anda bile aslında.
- Ankara Demirspor'u konuşursam defansı dışında canlı bir takım.
- Ancak forvet hattı geriye dönmeyip desteğini kısınca orta saha ile iletişimi de zorlaşıyor.
 - Bu maçta her ne kadar içimi burksa da,birazda sevindirici bir an sahada Gençlerbirliği ASAŞ ve OFTAŞ zamanından tanıdığımız Kemal Yıldırım'ı görmek oldu.
- Eski günlerinden çok uzakta olan Kemal Yıldırım'ı herşeye rağmen buralarda görmek üzücü.
- Süper Ligde OFTAŞ ile sakatlık geçirdikten sonra Orduspor ile anlaşan Kemal'in son durağı burası olmuş. Eski hızı ve çalımlarından eser yok. Üst resimde 10 numaralı futbolcu artık korkarak oynuyor.
- Babasıyla da tribünde konuştuğumuz futbolcunun 2 kere stres kemiği kırılınca böyle biraz çekingen oynadığından bahsedildi.
- Ankara Demirspor'da 2 numaralı defans oyuncusu 3 kere tacı yanlış kullanıp 3 kere tacı el değiştirince oldukça tepki aldı.
- İnatla 4. tacı atmaya çalışan futbolcuya arkadaşları, tacı nasıl atması gerektiğini göstermesi oldukça komik ama profesyonel bir futbolcu açısından utanç verici olması gereken bir andı.
- Maçı 1-0 önde götüren Ankara Demirspor'un, Lüleburgaz'ın 10 kişi kalmasıyla rahatlayacağını düşündük ama Lüleburgaz atak üstüne atak geliştirdi.
- Sonradan oyuna giren ve 17 numaralı formayı giyen genç oyuncunun mükemmel asisti sayesinde 2-0 öne geçen Demirspor ancak rahatlayabildi.
- Maç zorda olsa Ankara Demirspor'un 2-0'lık galibiyetiyle sona erdi.

12 Aralık 2010 Pazar

Misket Bombası!


 11 Aralık 2010 Yer: Ali Sami Yen 16. Hafta Süper Lig karşılaşması GALATASARAY : 0 GENÇLERBİRLİĞİ :2

 12 Aralık 2010 Yer: Ankara 19 Mayıs Stadı, 16. hafta süper lig karşılaşması ANKARAGÜCÜ: 2 FENERBAHÇE: 1


Geçmiş zamanlarda yine fikstürün kaderi bizi Galatasaray ile Ankaragücü'nü Fener ile eşleştirmiş ve o zamanda başkent ekipleri İstanbul'u mağlup etmişti. O zamanlarda yapılan bir tişört geldi aklıma üstünde Misket Bombası yazan ve biri kırmızı-siyah diğeri sarı-lacivert iki bomba aslan ve kanarya figürlerinin üzerlerine(!) düşüyordu. Güzel tişörttü. Şimdi yeniden yapılsa ne güzel olur diye düşündüm. Acaba elinde olan var mıdır ki?

Not: Fotolar ajansspor.com'dan alınmıştır...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Harbiye, Sultani'ye Karşı...

Belki de en büyük hayalimi gerçekleştirmiş bu insan. Metin yazarı ve yönetmen Emre Demir ismi açıkçası tanıdığım bir isim değildi. En son Ankara'da ki Beşiktaş maçında Maratonun en üstündeki duvara çıkmış maçı izliyordum tribün büyüklerimizden Cumali Ağabeyim rica edip yerimi elinde kamerası olan bir arkadaşa vermemi istemişti. Arkadaşların film çektiğini öğrenince maçın heyecanıyla olacak ki çok soru sormadım. Ama sonradan duyunca bu film Ankaragücü - Gençlerbirliği rekabetinin belgeseliymiş. Ne zaman çıkacağını bilmiyorum, Kültür Bakanlığı Yayınlarından ulaşabileceğimize dair dedikodu da var. Yalnız bu filmin fragmanı bile beni heyecanlandırıyor.

Ali İmdat, İlhan Cavcav, Hakan Kutlu, Necdet Özkazancı, Tanıl Bora, Berkay Aydın gibi bir çok ismin görüşlerini paylaştığı bu belgeselde taraftarın sesine yer verilerek Ankara Derbisi'nden yola çıkarak Ankaralılığı, Ankara'da yaşamayı anlatan bir belgesel. Sloganı da biraz ipucu veriyor bize "Futbol, bazen bir kentin öyküsüdür."

Çok uzatmadan filmin blog adresi http://harbiyesultani.wordpress.com/ Aklınızda ki soruları benden daha iyi yanıtlayacaktır. En altta da fragmanı vererek bu hayalimde ki filmi çeken ekibe teşekkür ediyorum. İnşallah daha detaylı bir komple Ankara Futbolunu kapsayan belgeseli de Allah bana nasip etsin diyerek kıskançlığımı da belirteyim =D. 




25 Eylül 2010 Cumartesi

Süpriz Takım, Süpriz Galibiyet!

 Ankara derbisinde gülen taraf olmayı başardık. Geçen hafta Karabük de yaşadığımız facia sonrası umudumuzu kestiğimiz bir maçtı aslında. Hele bir de Hurşut'un cezasının üstüne Zec, Harbuzi, Curri gibi isimlerin sakatlığı iyice umutsuz gittiğimiz bir derbi yaptı bu maçı.

Bizim takımda sistem nasıl işliyor bu sene çözebilene aşk olsun. Bana mı öyle geliyor ancak futbolu en iyi bilene Gençlerbirliği'ni yorumlatsan ne diyeceğini bilemez. Kadro yapısına baktığımızda 6 eksik 1 cezalı futbolcuyla başlayacağımız bir maçta çıkacak kadro mecburen böyle olacaktı. Tek fark belki Mahmut Boz ilk 11'de düşünülebilirdi. Bunun dışında normal bir kadroyla çıktık elimizdeki oyunculara bakılacak olursa. Geçen hafta Kasımpaşa'yı 3-0 ile geçen Ankaragücü'nün oyuna hakim olmasını beklerken Gençlerbirliği üstün bir oyun oynadı. Karabük maçı öncesi Ankaragücü'nü izleyen Thomas Doll sanırım dersine baya baya iyi çalışmış. Hava toplarıyla etkili gelmek isteyen Ankaragücü'nün elini ayağını uzun boylu defans isimleriyle iyi kesti Doll.
Kadromuzda bizi en çok korkutan isimlerden biri olan Kulusiç kendisinden beklemediğimiz bir performans ile maçın yıldızlarından oldu. Girdiği her hava mücadelesinden üstün çıkmayı başaran Kulusiç hatasız oyunuyla 17. dakika da sakatlanan defansımızın güvencesi kaleci Serdar'ın yerine giren genç Özkan'ı da rahatlattı açıkçası. Takımın galip gelmesi, Kulusiç'in üstün performansı dışında 2 süpriz isim daha öne çıktı maç boyunca.. Galatasaray'dan geldiğinden bu yana etkili oynayamayan Serkan Çalık hücum hattının yıldızıydı. Sol kanatta etkili oyununu ortasaha da Harbuzi'nin görevini üstlenen Oktay ile iyi anlaşarak yücelten Serkan, Smeltz'in gole çevirdiği maçın tek golü olan penaltının da yaptırıcısı olarak kısmen asist yapmış oldu.

Günün en son ve açıkçası benim için en büyük patlamasını Patiyo gerçekleştirdi. Zamanında futbolcu bile olamaz dediğim Patiyo hala eksikleri olsa da hayatının futbolunu oynadı bana göre. Sağ kanatta bireysel yeteneğini geliştirdiğini gösterircesine oynayan Patiyo bile geçer not aldı bu maçta. Ayrıca Patiyo'nun hiç bilmediğimiz bir özelliği olan arka arkaya hızlı davranarak zıplamasıyla aldığı kafa topları belki sıradan bir özellik olsa da 2 sezondur bu adama katlanan benim için büyüleyiciydi =).
Maçın geneline baktığımızda bizim üstünlüğümüz göze çarptı. 2. yarının başlarında Ankaragücü biraz kıpırdansa da Aykut-Kulusiç ikilisinin etkili oyununa Serkan'ın hücumdaki iyi oyunu eklenince galibiyet geldi. Vasat bir oyun vardı sahada, Ankaragücü'nün bizi bu halde yakalamasıyla belki 3 gol izlenebilir gibi düşünüyordum ama as kadroların karşılaşması gibi tek gol çıktı maçtan. Futbolun üst düzey olmaması hiç bir şekilde Ankara derbilerinin önemini bilenleri etkilemiyor sanırım. Ben bunu bir kez daha yaşadım. Belki çoğu kişinin sıkılıp kanalı değiştireceği bir maçtı ama özellikle ikinci yarı beni saran heyecanı uzun zamandır yaşatmamıştı herhangi bir maç. Haftaya Fenerbahçe maçı için bir moral diyeceğim ama diyorum ben bu takımı çözemiyorum. İstanbul Belediye maçından sonra Karabükte'ki faciayı düşününce Fenerbahçe maçı için kesin bir şey söylemek çok zor benim için.

Gol yollarında etkisiz kalmamız artık Mustafa Pektemek'i aratır oldu. Ne Zec, ne Billy Mehmet isteneni veremiyor. Billy'den umudu kesmiş durumdayım ancak Zec ve Mustafa Pektemek ikilisinin oynayacağı bir maçı iple çekiyorum diyebilirim. Süprizlerle dolu, belki şans eseri kazandık, belki futbol vasattı ama hiç bir şey Ankaragücü'nü yenmek kadar heyecan verici ve mutlu etmiyor insanı.

5 Ağustos 2010 Perşembe

TSYD,Ankara Futbolu ve Eskiye Özlem!

Bu pazar bir Ankara klasiği olan sezon öncesi Ankara takımları için son ve en ciddi hazırlık turnuvası olan TSYD Ankara şubesi Futbol Turnuvasının 44.sü sadece 2 takımın katılımıyla gerçekleşecek. Tek maç sonunda şampiyonun belli olacağı maçta Ankara'nın iki devi derbi mücadelesine imza atacak. Gazozuna bile olsa kıran kırana geçen Ankaragücü - Gençlerbirliği maçı bu sene nedense reklamsız ve sessiz sedasız oynanacak. Öncelikle Süper Ligde 4 Ankara takımının mücadele ettiği dönem bu 4 takım arasında oynanan turnuvada, sadece bu iki takımın olduğu yıllarda ise 2 farklı takımın dahil olmasıyla 4'lü turnuva niteliği taşırdı. Bu sene neden neydi bilinmez ama sadece 2 takım ve tek maç var.

Sorun sadece bu değil tabii ki. Yıllarca bu turnuvayı TRT ekranlarından canlı olarak izledik. Bu sene ise TRT1 bu maçı canlı yayınlamak yerine Dünya Kupası finalini ekranlara tekrar getirecek yayın akışına bakılacak olursa. TSYD mi iyi organize olamadı yoksa Ankara futbolu değer mi kaybediyor gün geçtikçe? 4 takımı Süper Ligde fazla görülen Ankara'nın önce Hacettepesi veda etti Süper Lige ardından Ankaraspor düşürüldü. Ankaraspor düşürülürken Hacettepe bi kademe daha düştü, Ankaraspor ise tarihe gömüldü an itibariyle. Türk Telekomspor gelecek sezon aksi bir karar olmaz ise futbol şubesini kapatıyor. Ankara Demirspor yıllardır alt liglerde deyim yerindeyse çırpınıyor. Yılların Şekerspor'u ise Etimesgut'tan ikametgahını aldırmış Beypazarı'na taşınmış durumda oradan oraya savruluyor. Hey gidi Şeker, hey gidi Buruno... Babamın beni maçlara ilk götürdüğü yıllar, futbola ilk sevdalanışım, ilk futbol karakterlerim....
(buruno)

Bu aralar çok içlendim Ankara Futboluna dair ama ne yapabilirim, bu takımlardı, bu figürlerdi beni bu kadar futbol delisi yapan. Şimdi Süper Ligde sadece iki Ankara takımı, iki Ankara devi ve sezonun ilk derbisini sessiz sedasız karşılayacaklar. Ankaragücü yıldıza doymazken, Dünya Kupasının yıldızlarından Vittek kadrosundayken, Geremi, Zewlawkov gibi isimler varken, Gençlerbirliği tarihinin en pahalı transferini yapmışken, Man. Utd. altyapılı adamlar getirirken bu ilgisizliğin nedeni nedir anlamakta güçlük çekiyorum.

Sadece bana mı öyle geliyor? ama Ankara Futbolu gittikçe değer yitiriyor. Ümidimiz Ankaragücü ve Gençlerbirliği. Bu sezon yapacaklarıyla dikkatleri üzerlerine çekebilirlerse gereken yatırım yapılır da belki yeniden şahlanır Ankara Futbolu ya da belki de değer yitirmiyordur sadece bana öyle geliyordur?

3 Ağustos 2010 Salı

Elveda Ankaraspor!

Ankaragücü-Gökçekgiller'in ilişkisi, yönetim kurulu üyelerinin Ankaragücü ilişkisi derken, Türk futbolunda bir depremle küme düşürülmüştü Ankaraspor. Devam eden mahkemeler, itirazlar sonuç değiştirmezken bu sene Ankaraspor BankAsya'da ki tek Ankara takımı olarak Ankara'yı temsil etmeye hazırlanıyordu. En azından biz öyle biliyorduk.

Hukuki süreçte geçen olaylar nedendir, niyedir ben anlamam ama derdim bir Ankara takımının daha yok olacak olması. Yıllar yıllar evvel alt liglerde ne desteklerdik Ankaraspor'u. Ne hale getirdin o takımı be Melih Gökçek. Kaleci Habip Anapal'ın yıllarca kaptanlığını yaptığı, o genç Hürriyet Güçer'e gıcık gitmediğimiz zamanlar, forvet Birol, orta alanda Gökşin'i TRT'den izlediğimiz o takım. Aslında Süper Lig'e çıkıldığında belliydi takımın geleceği. Hızlı giden atın b.ku seyrek düşer derler o hesap. Birden ne oldum delisi oldu takım yıllarca yapılmayan yatırım yapıldı ve bir anda 28 yeni futbolcu alındı. Halkın su faturalarına koyduğu ekstra vergilerle yapmasaydı şu işi Gökçek daha da çok severdik Ankaraspor'u ama yetmedi birde bizim tesislerimize dikti gözünü. Ankaraspor'a şehrin girişlerine açtığı benzin istasyonlarıyla gelir sağlama çabaları için bir şey diyemeyiz ama bunları da diğer Ankara takımlarının hakkını yemeden yapsaydı daha sempatik olacaktı gözümüzde. Tüm bunlara rağmen Ankara'nın bir değeridir Ankaraspor. Belki bir alt lige düşürülmesi hayırlı oldu Gökçekler yeni oyuncağı olarak Ankaragücü'nü alınca lakin Gökçek Ankaragücü'nü bırakmadığı gibi hala daha Ankaraspor'un kaderiyle oynamaya devam ediyor.

Dediğim gibi hukuki süreçte ne yaşandı bilemiyorum ama Ankaraspor'un Bank Asya macerası başlamadan bitiyor. Tekrar federasyon üyeliğine kabul edilene kadar profesyonel liglerde Ankaraspor ismi tarih oluyor. Gökçek gözden çıkardı Ankaraspor'u diyorlar. Be adam niye bırakmıyorsun inatla şu takımı devretsene isteyen birine birşeyler yapsana hala ne diye uğraşıyorsunuz şu takımla, Ankaragücü yetmedi mi? Federasyon ile atışacağım diye Ankaraspor'u kurban seçen Melih Gökçek, futbol şubesini kapatma kararı alan Türk Telekom'dan sonra Ankara'nın bir diğer değerini daha tarihe gömmek üzere. Sıra kime gelecek merak ediyorum. Hadi Ankaragücü'nün arkasında asker var, MKE var da Gençlerbirliği'nin arkasında kimse yok.Bizden önce Ankara Demirsporuma gelmese sıra bari...

26 Mart 2010 Cuma

Yeni Ankara Stadyumu

UEFA Euro 2016 adayı olan ülkemizin, bu proje hakkında bilgilerinin olduğu internet sitesi http://www.euro2016adayiturkiye.com adresinde Ankara'da yapılması düşünülen stadyumun illüstrasyonu mevcutmuş yeni farkettim. Bugün kü 19 Mayıs yıkılıp yerine üst resimde görülen tarzda bir stadyum yapılacak. Umut verici tabi Türkiye'nin başkentinde modern bir stadyum olacak olması. Ankara Arena ve futbol alanı seçilen Gençlik Parkı ile o bölgeyi baştan aşağıya eğlenceli spor merkezi haline getirecekler. Tabiki şu an hepsi bir proje ve yaklaşık 2 ay sonra Euro 2016 bize verilmezse bu stat yapılacak mı meçhul?

Sitede Yeni Ankara Stadyumu'nu tanıtırken "çarpık küp şeklinde olacak stat, estetik ve işlevsellik açısından şehrin yapısına oldukça uygun olacak" yazısı dikkatimi çekti. Yanlış bir şey yok merak etmeyin, Melih Gökçek'in Ankara'sına uygun estetikli bir stat ancak "çarpık küp" şeklinde olabilirdi. :D

2 Ocak 2010 Cumartesi

Savaş Alanı Değil, Bir Stadyum Burası!

Burası Bosna ya da Kosova değil değerli okuyucular. Bu resimlerin sahibi çok sevdiğim Ahmet Günen ağabeyim böyle tanımlıyor burasını. Daha bi kaç post evvel Bank Asya 1. lig standartlarına uyum sağlaması için yenilendiği haberini verdik ama oldukça yanıldığımızı görüyoruz. Burada ateşli taraftar grupları arasında savaşta yaşanmadı. Kendi halinde mütevazı bir semt stadı. Bu savaştan çıkmış gibi görüntüsü olan yer maalesef Ankara Cebeci İnönü Stadyumu. Ankara'nın en büyük kapasiteli stadı, bir kaç hafta evvel yenilendi ancak ne kadar yenilendiği ortada.
Futbol Federasyonu mali destek ile koltuk taktırmış, yeni skorbord yaptırmıştı bu stada. Bank Asya 1. Lig statüsünde sadece görünür yerlerin yenilenmesi lazım diye talimat mı vardır bilinmez ancak Cebeci İnönü Stadyumunun kale arkası kısımları içler acısı halde. Ne bir oturak, ne bir ıslah var. Sıvaları dökülmüş, koltukları sökülmüş, savaştan çıkmış bir halde Cebeci İnönü. Ankara'da stadlara verilen önem ortada. Birinci lig maçları olmasa, belki İstanbul takımları maç yapmayacak olsa, Gençlik Spor Genel Müdürlüğüne ait bir diğer stadımız olan 19 Mayıs'ın hali de böyle olacak. Hoş dış cephesi yavaş yavaş bu yolda ilerliyorda.



Ondan sonra çok sayın GSGM Genel Müdürü Yunus Akgül çıkıp "Ankara'ya çok modern stad yapacağız" diyor. Yeni yapılacak stada da böyle bakacaksanız hiç yapmayın. Verilen paralara yazıktır, günahtır. İngiliz taraftarların kaçıncı ligde olursa olsun stadları doldurmalarına çok gıpta ederiz ya bir onların 4. kademe takımlarının stadına bakın, bir de bizim arka bahçemiz 1. lig maçlarının yapıldığı şu stada. 2 koltuk taktınız diye modern mi oldu stad? Stadın sahibi stada değer vermiyor ki, taraftar değer verip maç izlemeye girsin? Verin şurayı TOKİ'ye mi nereyeyse, daha fazla can çekişmesin yıkılsında huzura kavuşsun Cebeci İnönü. EURO 2016 seçici komitesine göstermek lazım bu stadı, değil EURO 2016 uzunca bir süre tüm adaylıklardan ihraç eder adamlar bizi.

18 Aralık 2009 Cuma

Cebeci İnönü Stadyumu Yenilendi


Güne stad haberiyle başladık öyle devam edelim. En son Kurban Bayramı zamanı gittiğim Hacettepe- Orduspor maçında, stadın tadilatta olduğunu söylemiştim. Elektronik skorboard takılmıştı ve koltuklarının takılmaması sebebiyle maçı basın tribününden izlediğimi belirtmiştim. Bahsettiğim stadyum Ankara'nın kapasite olarak en büyük stadı konumunda bulunan Cebeci İnönü Stadyumu. 3 ay süren çalışmaların ardından Cebeci İnönü Stadyumu yenilerek hizmete girmiş.

Yenileme çalışmaları 19 Mayıs'ın yıkılıp, Ankaragücü ve Gençlerbirliği'nin maçlarını yeni stad yapılana kadar burada oynaması gibi düşünceler getirdi akla bende dahil olmak üzere bir çok Ankara'lı sporseverin aklına. Ancak düşüncemizde yanılmışız gibi gözüküyor. Yenileme çalışmalarının sebebi stadın Bank Asya 1. lig kriterlerine uygun hale getirilmek istenmesiymiş. TFF çalışmalar için maddi destekte bulunmuş. Koltukların takılmasıyla kapasitesi ne kadar düşmüştür bilmiyorum ama Cebeci İnönü Stadının yeni halinde işte bu düzenlemeler yapılmış;

- Engelli tribünü oluşturuldu.
- 2 adet seyirci sağlık odası inşa edilerek, iç donanımları tamamlandı.
- Basın tribünü UEFA standartlarına uygun hale getirildi.
- Naklen yayın kamera platformları oluşturuldu.
- Kullanıma açılan tribünlerin cephe ve duvar tadilatları gerçekleştirildi.
- Güvenlik kamera sistemi kuruldu, kontrol odası düzenlendi.
- Stadyuma elektronik skor tabelası yerleştirildi.
- Eski ahşap oturak ve demir konstrüksiyon sökülerek 6 bin 500 plastik koltuk monte edildi.
- 6 adet turnike ve bilet gişeleri oluşturuldu.
- Anons ve ses sistemi yeniden düzenlendi.
- Soyunma odalarının zemin kaplamaları değiştirildi.
- Kaleler ve yedek kulübeleri değiştirildi.

Not: Cebeci İnönü Stadı, Hacettepe ve Ankara Demirspor'un maçlarına ev sahipliği yapmakta.

5 Kasım 2009 Perşembe

Thomas Doll'u Oyunlarınıza Alet Etmeyin!


Ankara futbol gündemi şu sıralar karışıktı. Haftasonu oynadığımız Manisaspor maçının ardından, İlhan Cavcav'ın oyuncuları protestosu ve haftaiçi Ankaragücü teknik direktörü Hikmet Karaman ile fabrikasında görüşme yapması ortalığı karıştırdı. Thomas Doll gibi bir teknik adamı bulmanın her zaman nasip olmadığını Ersun Yanal'dan bu yana çok net görmekteyken, ortalığı karıştıran bu durum ve Doll'un tepkisi üzerine biz Gençlerbirliği taraftarlarını da aldı bir korku.


Hikmet Karaman, başkan ile görüşmesinde, "Gençlerbirliği'nin bu kadro ile ligi 7. , 8. sırada bitirebileceğini" söylemesi ve direk olarak Thomas Doll'un işine karışmaya yeltenmesi, doğal olarak Doll'un tepki vermesine neden olmuş. Doll bu durumu "Ayıp ve saçmalık" olarak nitelendirmiş, bana kalırsa verdiği ilk tepki de çok haklı. Ne olursa olsun insanların kendi işine bakması gerekiyor, görüşmenin amacı farklı da olsa İlhan Cavcav'ın da Hikmet Karaman'ın da yaptığı etik dışıdır. Hikmet Karaman daha sonra Doll ile görüşüp soğukluğu gidermiş, bu iyi haber ancak işin sonunda olan yine biz taraftarlara olacak gibi gözükmekte. Hikmet Karaman, Türkiye piyasasında küme düşmemeye oynayacak takımların yine vazgeçilmezi olacaktır, Thomas Doll ise bu karakteri ve oyun anlayışıyla Avrupa'nın bir çok üst düzey kulübünde görev alabilir ancak bizden gidecek olursa sorumlu yine yönetim, suçsuz yere ceza çekense biz taraftarlar olacağız. Yönetimsel anlamda, oyuncularla, teknik ekiple uyum sağlanmazsa, dünyanın en iyi teknik direktörü bile bizi paklayamaz. Hedefimiz zaten senelerdir şampiyonluk değil ve bu takıma sabredilmezse de uzun süreler olmayacak. Bir maç kötü oynandı diye Thomas Doll'a yüklenmenin anlamıda yok, sene başında biz taraftarlar olarak bu kadarını bile beklemiyorduk, acaba yönetim ne bekliyordu ki bu kadrodan bir maç kötü oynayınca bu sorunlar ortaya atıldı? Bir takım oyunlar dönmekte yine iş bilir, başka takımlı yöneticilerimiz tarafından ama hadi hayırlısı diyelim. Ne olursa olsun ben kendi adıma ligi 15. de bitirsek Thomas Doll'un kalmasından yanayım. Bu kadroya yapılacak iyi takviyeler Thomas Doll'un kendini daha iyi göstermesine ve UEFA dönemindeki başarıları yakalamamıza sebep olacaktır. Gerçi ilk transfer yönetimsel olarak yapılsa herşey daha güzel olacak ama.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Ankara Futbolunda Koltuk Sevdası!


Beklenen karar açıklandı ve tartışılan Ankaraspor'un geleceği nihayete erdi. Ankaraspor küme düşürüldü. Bütün futbol bloglarında ve sitelerinde tartışılan bir konu elbet bu yüzden benim asıl sormak istediğim Türk futboluna getirileri, götürülerinden ziyade Ankara Futbolu!


Tabiki bu kararda federasyon kadar suçlu birazda Gökçek ailesi bana kalırsa. Zaten Ankaraspor'a baştan beri sıcak bakamamın nedeni bu ailedir. En başta Ankaragücü'nü ele geçiremeyince hırs uğruna bu takım süper lige çıkarılmış eyvallah. Ankaramıza bir takım daha kazandırılmış çok güzel ki belirtmeliyim Ankaraspor bir alt ligde mücadele ederken çok takip eder ve desteklerdim (Kaleci Habip filan vardı o kadro). Ancak daha sonra kaynağı nerden belli olmayan paralarla o kadrodan sadece Hürriyet tutulup 28 oyuncu alınınca bende de bir soğuma başlamıştı. O dönem Chelsea'ye ve içinde bulunduğumuz dönemde de Manchester City'e de besliyorum o duyguları anlamışsınızdır sanırım. Ancak bu adam şimdilerde Ankaragücü'nün başında ve bu yüzden ciddi biçimde endişelerim var, Ankaraspor neyse de aynı şeyler ezeli rakibimiz olan hemşerimin başına gelirse diye çok korkuyorum. Hele ki 100. yılında vaziyet ortadayken içim içimi yemekte. Ankara futbolu umarım iktidar hırslarına yenilmez. Yoksa bu koltuk sevdası hem Ankaragücü'nü, hem Gençlerbirliği'ni yakar! (bkz. Cavcav-Gökçek A.Ş.)


Bir diğer üzüldüğüm konu ise futbolculardı. Onlarada 15 günlük transfer süresi tanınmış, ayın 7'si yani bugünden geçerli olmak üzere. Ama uzun zamandır maça çıkmayan ve antremanlarla duran futbolcular söz konusu, ayrıca kadrosunu kurmuş istikrarı yakalamış takımlarda ne kadar tercih edecek bu futbolcular büyük muamma. Yerliler alt liglere ve ligmizin dibe demir atmış takımlarına gidebilecek olsa bile yabancı kontenjanı yüzünden Ankaraspor'un yabancıları daha mağdur olmuş durumdalar. Allah futbolcularada kolaylık versin.

11 Eylül 2009 Cuma

Oyuncuların Emeklerine Yazık!




Ne kadar sıcak bakmasamda, Ankaraspor'a şu aralar biraz haksızlık ediliyor gibi hissediyorum. 3 günlük ihtar sonunda takımı satmayınca Gökçekgiller, federasyon bu haftasonu oynanacak Kayseri maçını iptal etmiş şimdilik. Maça gitmek için otobüse binecek oyuncular gelen bu haberle evlerine geri dönmüş diye yazıyor spor sitelerinde. Biraz ağır bir karar, futbola gölge düşmesini istemiyorlar anlayabiliyorum ancak Melih Gökçek'e bu sefer hak verdim.

Melih Gökçek son açıklamalarının birinde "3 günde elma, armut mu satıyorsunuz?" diye bir cümle sarfetmiş. Sanırım Melih Gökçek'in ağzından duyduğum en doğru tek cümle. Herşey bir yana federasyon gölge düşmesini istemiyor liglere ancak bu olay da oldukça gölge düşürüyor. Her zaman tekrarlıyorum acaba ünlü Alman teknik adam Jürgen Röber bu olaylar ışığında ne düşünüyordur. Bana kalırsa alınacak ilk kötü sonuçta bir daha dönememek üzere bavullarını toplayıp kaçacaktır. Kaçmak ağır oldu aslında, sanırım bende onun yerinde olsam aynı şeyi yapmayı düşünürüm, biraz haklı olarak gidecek bana kalırsa. Sonrasında bu adamın Türkiye'yi nasıl iyi anlatmasını, Türk futbolunu nasıl güzel anlatmasını bekleyebiliriz ki? Teknik adamın dışında hadi Ankaragücü'ne geçen futbolcular kurtuldu ya Ankaraspor'da kalan futbolcuların emeklerine ne olacak peki? Onları yok sayıp böyle bir işe girişen Ankaraspor yönetimi de suçlu ama federasyon bu kararı alırken biraz daha düşünerek almalıydı. Artık iyiden iyiye Afrika'ya gidememenin verdiği üzüntüyle gündemi böyle değiştirmeye çalıştıklarını düşünmeye bende başladım maalesef.

Gökçekler iki takımın altından kalkabilecekler mi bakalım? Pek zannetmiyorum, zaten Melih Gökçek bu lige 2 Ankara takımı yeter diyerek Ankaraspor'un gidişini önden haber vermiş gibi gözüküyor. Takıma başta dediğim gibi sıcak bakmıyorum ancak oyunculara çok üzülüyorum daha doğrusu emeklerine. En çokta en sevdiğim Türk kaleci olan olan Gökhan Tokgöz'e üzülüyorum. Açıklama yapmış otobüsten geri döndürülmeleriyle ilgili, "Gökçekler yaş tahtaya basmaz" diyor. İnsan biz de sembol olmuş birinin bizden gitmesine, gittiği yerde de bu konuma gelmesine üzülüyor işte. Ah Ulubatlı Ah dönsen yine bize keşke.

8 Eylül 2009 Salı

İşte Melih Gökçek'in Müthiş(!) Futbol Bilgisi


İlhan Cavcav'ın sorunlu açıklamasından sonra, Melih Gökçek'ten de sorunlu bir açıklama geldi. Dün akşam Kanaltürk'de Serhat Ulueren'in programına çıkan Melih Gökçek, futbol ile ne kadar ilgisiz olduğunu kanıtlayan ve birbiriyle çelişen sözler söyledi. Özellikle bizi ilgilendiren kısmı ise Melih Gökçek'in Ankara'nın taraftar istatistiğini çıkarması kısmında oldu. İşte Melih Gökçek'in ilginç sözleri şöyleydi:


"Ankara'da taraftarların yüzde 90'ı Ankaragücü, yüzde 7'si Ankaraspor, yüzde 3'ü ise Gençlerbirliği taraftarı. Ankaraspor'un Gençlerbirliği'nden daha çok taraftarı var."


Melih Gökçek'in konuyla ne kadar alakasız olduğuna şaşırmış olacak ki Serhat Ulueren "yapmayın Sayın Başkan, Gençlerbirliği'nin taraftarı Ankaraspor'dan daha fazla değil mi?" dedi. O bile durumun farkında. Ankaragücü taraftarının sempatisini kazanmak için söylenmiş saçma salak, araştırılmadan söylenmiş bir cümle. Eğer Gökçek kendisinden bedava bilet isteyenleri, eline bakanlara ve afedersiniz kendisine yalakalık yapanları falan söylüyorsa o zaman bu istatistik doğru olabilir. TSYD kupasının ASAŞ stadında oynandığı maçlara gelenler ya da izleyenler çok iyi bilir, o dağın başındaki stadda yüzde 3 dediği Gençlerbirliği taraftarı, daha fazla olduğunu iddia ettiği ve kendi evinde taraftarı daha çok olması beklenen Ankaraspor taraftarından(!) daha çoktu. Zaten Ankaraspor taraftarının kimler olduğu da çok iyi biliniyor. Ankaragücü tribününden kopup, para karşılığı amigoluk yapan isimler daha çok dediği sözde Ankaraspor taraftarı. Lig maçlarında,özellikle ASAŞ stadında, o uzak stadda oynanan maçlara bir bakılsın özetlerine, görüntülerine kimin sesi duyuluyormuş. Ankaraspor'un mazisi, geldiği yer neresi ki taraftarı olabilsin. Ayrıca Ankara'nın nüfusu 4 milyon ve gerçek Ankara'lı çok çok az. Acaba Sayın Gökçek biliyor mu ki Ankara takımlarını tutan insan sayısı kaçta bunları söylüyor. Üstüne Ankaragücü formasını giyince asarım keserim triplerine giren ve asıl takımları üç İstanbullu'dan biri olan kişileri çıkardığımızda bizden daha fazla olsa da Ankaragücü'nün de taraftarı azdır (diğer takımlara göre tabiki). Maalesef Ankara'dan bu kadar uzak bir adam Melih Gökçek. Taraftarımızın sayısı azdır lafına çok alıştık ama Ankaraspor'un taraftarının çok olduğunu iddia etmekte saçmalık ve zırvalıktır. Belediyecilik anlayışı, sanırım bu kadar iyimser düşündüğü ve hayal dünyasında yaşadığı için bu kadar kötü, yaptığı her icraati dünya harikası görüyor, laf söyletmiyor ya bu olayda ona benziyor.


Zaten fazla duramadı hemen kendi dediğiyle çelişti Gökçek. Önce Ankaraspor'un başarısızlığını seyirci bulamamasına bağladı. Gençlerbirliği maçına geldin mi diye sorarlar adama.Gençlerbirliği Maraton tribünün her maç ne kadar olduğunu hiç gördün mü? diye ikinci soruyu patlatırlar. Hadi biz Ankaraspor'dan azız Sayın Gökçek, siz taraftarsızlıktan başarısız oldunuz da bizim UEFA döneminde bugünden daha çok taraftarımız mı vardı da siz daha "annenizin liginde oynarken" biz Türkiye'yi, Başkent'i başarıyla temsil ettik. O stad ozamanlar full çekiyordu Sayın Gökçek. Futbola bu kadar ilgisizsiniz işte. Biz Ankaraspor'dan az(!) taraftarımız ile bunları yapabiliyorsak, sizin bu vaatlerinize göre neler neler yapmanız gerekiyordu. Başkalarına sevimli görüneceğim diye kendinibilmez ve çelişkili açıklamalar yapıyor Sayın Gökçek.


Gelelim 2. bombaya, diyor ki engin görüşüyle Gökçek;


"Ankara'ya 3 takım fazla... İstanbul'da 3, Ankara'da 2 takım bulunmalı (Ankaragücü-Gençlerbirliği)"


Şimdi madem 3 takım fazla ve taraftar bu futbol oyununun vazgeçilmezi, Ankaraspor'un bizden daha çok taraftarı varmış ya neden onlar değil biz hakediyoruz bu ligi? Ne kadar basit ve sevimsiz açıklamalar. Doğru bu ligi hakediyoruz Ankaraspor'dan daha fazla ama hakediş nedenlerimizi de söylemeli Sayın Gökçek. Demeli ki Gençlerbirliği Cumhuriyet ile yaşıt, köklü bir kulüp, geçmişten bu yana özünü koruyan bir taraftar profili var, kültürü var, Gençlerbirliği bu ülkenin gururudur, rengidir, Türk futboluna herşeyiyle çok şey katmıştır. Ankaraspor gibi benim kiralık adamlarımca desteklenmiyor. Kendisiyle çelişen bir adamın, Futbolun "F"sinden anlamayan bu adamın Ankara'nın büyük bir değeri olan Ankaragücü'ne el atması beni çok korkuttu. Allah vermesin Ankaragücü'nden umduğunu bulamazda bize el atarsa diye çok korkuyorum. Cavcav'ın niyetide niyet değil zaten. Ankaraspor-Ankaragücü davası görülüyor oradan bile bize pay düşüyor ilginçtir burada neyi savunuyorum bu futbol bilgisinden yoksun adama karşı. Artık Ankaragücü'nü neden istediği çok açıktır bu adamın. Tek derdi iktidar.


Gökçek'in bu açıklamalarını kaale aldığım için tartışmadım bu kadar. Sadece olayı dışarıdan izleyenlere, bu adamın ne kadar yoksun bir futbol bilgisi olduğunu göstermek amaçlı yazdım. Umarım dediği gibi 5-10 yıl içinde şampiyon bir Ankaragücü yaratabilir. Ama bu futbol bilgisiyle ilerleyen zamanlarda bahaneler ardı ardına gelecektir diye düşünüyorum. Bakalım Ankaragücü'nü kontrol altına aldıktan sonra ki hedefi neresi olacak. Bana kalırsa "tükürürüm böyle federasyonun içine" deyip belediye başkanlığından sonra Futbol Federasyonu başkanlığına soyunacak. Allah korusun!!!

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ankaragücü Sorunsalı ve İlhan Cavcav'ın Açıklamaları

İlhan Başkan tam bir siyasetçi. Futbolda değilde siyaset içinde olsa, hatta başbakan olsa nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum bazen. O kadar ilginç bir adam ki, söyledikleri iyi niyetli mi yoksa alttan alttan vuruyor mu? tam bir muamma. Günlerdir tartışıla tartışıla bitirilemeyen Ankaragücü-Ankaraspor arasındaki transfer ve yönetim değişikliği (ya da kamuoyunda ki diliyle "birleşme") konusunda İlhan Cavcav'da bir açıklama yapmış. Şu aralar biz Gençlerbirliği taraftarlarının yeni gündemi oldu, açıklamasındaki sözleriyle Cavcav.


Açıklamasının temelini Ankaragücü-Ankaraspor sorunsalı oluşturuyor. Federasyonun verdiği 3 günlük ihtarnameyi az bulmuş Başkan ve diyor ki en az 15 gün verilmeli. Ayrıca belediye destekli kulüpleri desteklediklerini söylemiş İlhan Cavcav. Federasyonun verdiği süre ya da ihtarın az olması olmaması konusunda pek bir yorum yapamayacağım, yönetim işlerinde pek bulunmadığımdan ancak bir kaç sene evvel sürekli olarak Melih Gökçek ile ilgili sorunlar yaşayan İlhan Cavcav'ın verdiği destek ilginç geldi bana. Zamanında Turgut Özal Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir kısmını tesis yapmamız amaçlı bize kiralamıştı ve yakın zamanda Melih Gökçek bu araziyi elimizden almaya kalkmıştı, imar izni gibi şeyler bahane ederek. Sadece bize değil, aynı sorunu Ankaragücü'ne de yaşatmıştı Melih Gökçek. Cemal Aydın ve İlhan Cavcav'da elele verip, bakan bakan dolandılar o dönem ve sonunda tatlıya bağlandı mevzu. Mevzu'nun tatlıya bağlandığı sıralar olmuştu sanırım Mehmet Çakır transferi ve hala ne kadar alındığını bilmiyorum ben o transferden. Sudan ucuza gitti gibi haberler çıkmıştı. Ayrıca Ankaraspor'un lige çıktığı ilk dönemlerde yaptığı o 28 oyuncu transferinden sonra da ayaklanmamış mıydı Cavcav? Belediye kaynakları tek yere kullanılıyor diye yılların küskünleri Cemal Aydın ve İlhan Cavcav yine kolkola açıklamalar yaptılar.


Bütün bu yaşanmışlıklar varken şimdi belediylerin desteklediği takımların olmasını destekliyoruz diye açıklama yapmak biraz ilginç gelsede,bu durum bir çıkar ilişkisinin olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Sadece Ankara takımına destek olmak amaçlı yapılmış bir haraket desem işte bu destekleme açıklaması kafamı karıştırıyor ister istemez. Yine de sadece bir Ankara takımını destekleme amaçlı yapılmış bir açıklama ise bende sonuna kadar hak veririm. Aslına bakıldğında belediye kulüplerinin gereksizliği tartışıldı yıllardır, bana kalırsa da bu tarz kulüplerin olmasından çok belediyelerin mevcut takımlara destek vermesi daha olumlu bir hareket. Bu yüzden Ankaraspor'un kapanıp Ankaragücü bünyesi altına girmesi dışarıdan bakıldığında güzel bir durum ancak Melih Gökçek'in bu davranışının takım sevgisinden çok iktidar hırsından dolayı olduğunu düşünüyorum ve bununda Ankaragücü'ne getireceği yararlar konusunda ciddi şüphelerim var. Yılan hikayesine döndü herşey resmen. Ankaraspor ile Ankaragücü'nü aynı aile yönetiyor diye verilen 3 günlük süre zarfında Melih Gökçek'in şirket olan Ankarapor A.Ş.'yi Rus yada Arap sermayesine satmak istediği de söyleniyor. Genel görüntüye baktığımızda gerçekten oldukça çirkin bir tablo var ne yazıkki. Yapılanların hangisi şu sıralar çok geride olan Ankara Futbolunu ilerletmeye yönelik çözemedim. Aksine bir durum varmış gibi duruyor, bana göre futbolun saflığı kalmıyor böyle bir durumda ve endüstriyel futbol acı acı giriyor Ankara'nın kanına, bunun yanında iktidar kavgaları ve ligden düşürülme mevzuları derken Ankaragücü'ne kaydırılan Ankaraspor'lu oyuncuların ardından Alman Teknik adam Jürgen Röber'in yaşadığı şok bütün bunlar Türk Futbolunun referansını kötü etkiliyor. Bir Gençlerli olarak Ankaragücü'nün durumunu değerlendirmek bana düşmez tabi ve Cavcav'ın dediği gibi Ahmet Gökçek'in başkanlığını, Ankaragücü'nün esas sahipleri olan taraftarları kabulleniyorsa, memnun iseler bir sorun yok. Diyebileceğimiz sadece Ankaragücü'ne hayırlı olması ve bir an evvel bu durumun hallolması. Bütün sezon Hacettepe-Gençlerbirliği takımlarının aynı ligde oynamasına ses çıkarmayıp, küme düşme korkusu yaşayınca atıp tutan Denizli başkanı Ali İpek'e de güzel malzeme çıktı, sezon sonu Denizli kritik duruma gelirse kullanır durur artık bu durumu. Bu tarz söylemlerle de kirletmemek adına bu sorunun bir an evvel giderilmesi herkesin tek isteği sanırım.




Bu Takım Kimin?

Gelelim Gençlerbirliği taraftarlarının asıl gündem konusunu oluşturan açıklamalarına Sayın Başkanın. Başkan laf arasında aynen şu cümleleri sarfetmiş:

"Sayın Gökçek'e çağrıda bulunuyorum; Gençlerbirliği'nin bir kuruş borcu yok. Borçsuz olarak kendisine bu takımı verelim. Borcu olmayan bir kulüp olduğunu ifade etmeme rağmen Gökçek, Ankaragücü ile yakından ilgilendi."

Taraftarlar haklı olarak bu cümlelere tepkisini koyacaktır. Her ne kadar açıklamanın Ankaragücü'ne destek amaçlı söylenmiş sözler olarak çevrilebilme şansı varsa da Cavcav'ın biraz daha dikkatli olması gerekirdi bu sözleri söylerken. Cavcav'ın neden sözleri dikkatli söylemesinin gerektiği aslında yine kendi açıklamaları içinde gizli. Gençlerbirliği'de Ankaragücü gibi bir dernektir. Herhangi bir sahibi yoktur şirket gibi, haliyle bu takımı size verelim tarzı açıklamalar yaparken taraftarın "kimin malını kime veriyorsun?" itirazı kadar normal birşey de olamaz diye düşünüyorum. Kulübün bir borcu olmadığını bütün ülke biliyor ve bunun yanında da nakit para konusunda en rahat kulüp olduğumuzda herkesçe bilinmekte, durum böyleyken herhangi bir zengin kişiden yardım istemek ne demektir bu da ayrı bir sorun. Transfer yapabilecek gücümüz varken yapılmıyor ve sonrasında Melih Gökçek'e çağrıda bulunuluyor. Heryerde "yerime bakabilecek birini bulursam anında bırakırım bu koltuğu" şeklinde açıklama yapan sayın Cavcav'ın kulübü yöneticilik konusunda parası olan kimseden farkı olmayan Melih Gökçek'e devretmeye çalışması kendisiyle çelişmesidir. Bu kulüp Gençlerbirliği'lilerindir ve gelen yönetici seçimle gelir, seçimle gider. Gerçek Gençlerbirliği'li Atilla Aytek gibi bir yöneticiyi kulüpten attırıp ardından da "benden daha iyisi henüz yok" diye açıklama yapan Cavcav'ın kulübü Melih Gökçek'e devretmek istercesine yaptığı bu açıklama abesle iştigaldir. Parasal olarak çok büyük katkıları olmasa bile bu işi gönülden yapacak ve takımı gerçekten sahiplenecek bir yönetim kadrosuyla yönetecek isimlere bırakmak yerine her fırsatta bu isimleri baltalamak yerine destek verseydin ya sayın başkan şimdi nereden çıktı Melih Gökçek'e çağrıda bulunmak. Tabiki mevzu Melih Gökçek'e çağrı değil. Mevzu "kulübü verelim" sözleri. Gerçek Gençlerbirliği'li insanların yönetimden uzaklaştırılıp, yerlerine plakalarında GS veya FB harflerini taşıyan yöneticileri kulübe dolduran Sayın Cavcav'ın bu sözleriyle takıma nasıl baktığı açıkça belli oluyor. Takım 3. ligdeyken fabrikanın kasasını açıp bu takıma yardımda bulunduğunu asla unutmadık Sayın Cavcav'ın, bu takım üstünde tartışmasız çok büyük emekleri ve hakkı olan bir insandır Sayın Başkan ancak takımın kendisine belli bir borcu olsada gerek maddi, gerek manevi, bu takımın asla kendisinin olduğu anlamına gelmez. Melih Gökçek'in bizimle değilde Ankaragücü ile ilgilenmesinin sebebi çok açık bir şekilde taraftar potansiyeli olan Ankaragücü'nü alıp iktidarını kuvvetlendirmek isteme çabasıdır. Cavcav açıklamalarında Ankaragücü taraftarının memnuniyetinin göz önüne alınması gerektiğini söyleyebilmiş ancak bizi ilgilendiren açıklamalarını sarfederken memnuniyetimizi hiç düşünmeden konuşmuş. İzmir takımlarının halini gördükçe Ankara takımlarının birbirine bu tarz destekler vermesi önemli ancak Sayın Başkan'ın bizimle ilgili sözler söylerken biraz daha dikkatli konuşması gerek.

12 Temmuz 2009 Pazar

Biz Ankaralıyız Şehrimizi Seviyoruz! Ya Sen?


Şehir bilinci olarak çok ilginç bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorum. Kimse memleketine laf söyletmez bizim ülkemizde. Her memleketle ilgili şakayı öyle kolay kolay kaldıramıyoruzda bazen. "O mu? Belli Çorumludan ne beklersin?" der biri. Öteki altta kalmamak için cevabı yapıştırır. "Kayserili değil misiniz? Allah düşmanıma vermesin." Bu tarz diyaloglarda kimse memleketini ne inkar eder, ne de savunmaktan geri kalır. Ama sadece bu tür dalaşmalarda, laf atışlarında bizim köylüyüz.

İş takım meselesine gelince durum biraz değişiyor. Şu son zamanda dönen haber ve yazılar en çok dertli olduğum konuda beni de itti yazmaya. Zeki Çol'un yazısında belirttiği bir bahis şirketinin araştırması bu acı gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Sen şuralısın, sen buralısın diyip ezmeye çalışırken kahraman kesilen ve şehriyle övünç duyan adam, "hangi takımlısın?" diye sorulduğunda İstanbul'a taşınıyor. Övünerekte söylüyor takımını. "Adanalıyım sapına kadar dededen de Beşiktaşlıyım" diyor gerine gerine. Hiç kimse de sormuyor Adanalı olmak bu kadar gurur vericiyken ve şehrinde iki güzide, efsane takımı varken neden onları desteklemiyorsun diye. Vatandaş "onlar ayrı. Demirspor'u severim 2. takımım" diyor. Övünmekte olduğu memleketinin takımı onun için 2. plana düşüyor. Ama kimse de yadırgamıyor bu durumu. Çünkü küçüklükten beri böyle görmüşüz. İlk çocukluk tartışmaları da böyle başlamaz mı zaten.

-"Süpermen mi döver? Batman mi?
-"Batman daha iyi olum.
-"Olur mu lan Süpermen gözünden ışık çıkarıyo"

Küçüklükten beri gelen en güçlüyü sevme huyu var bizde. Yukarıda ki hayali diyalog zamanla sıra artık takım seçimine gelince değişiyor. Ligde 18 takımın içinde 3 Ankara takımı var. Eee bu çocuklar da Ankaralı ama tartışma Ankara takımları arasında hangisi hangisini yener diye dönmüyor. Çünkü onlar şampiyon olamamışlar bir kere klasman dışı sayılıyorlar. Aynen Süpermen ile Batman'in yanında Red Kit'in kıyaslanmadığı gibi 3 İstanbul takımı dururken Ankara sadece gönüllerde kalıyor. "Fener 6 attı olum nabeeer, pis geseli" muhabbeti başlıyor artık. "Galatasaray'da Arda var, Fener'de kim var? Arda Lugano'yu çalıma dizer." Kim iyi transfer yaparsa, kim o gün yenerse o tutulur. Ama Ankara takımı yense o İstanbulludan birini o kadar olay olmaz. Hatta isyan çıkar şehrimizin takımının yaptığına bak diye.

Basın'ın zaten etkisi büyük hiçbir zaman "Antalyaspor yendi" yazılmaz. "Beşiktaş yenildi" olur bütün manşetler. Bu takımların sırf bir eğlence haberi bir sayfa iken, Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Valencia'yı yendiği ilk maçın haberini bir spor gazetesinin 1 sayfanın 3te 2sine sığdırdığına tanıklık ettim maalesef. Türk insanı güçlü olmakla haklı olarak övünür. Fakat bu övünmeyle yetinmeyip güçlü olan bir simgeyle de anılmayı sever. Bu durumunda getirdiği üzere şampiyonluk yaşamış takımlar hariç hepsi öylesine gelir. Tutulan şehir takımları bile güce yöneliktir. Hani bu 2. takım olan şehir takımları seçerken bile çoğunda güç gösterisine tanıklık ederiz. Yanlış anlaşılmasın şehrimin takımı olmasından dolayı Ankaragücü'nü severim ancak taraftarının zamanında yaptığı kavgacı ün yüzünden Ankara'da Fenerbahçe'yi tutan adam güç gösterisi olarak ben asarım keserim havalarına girip Ankaragücü'nü tutuyor. Ankaragücü taraftarının büyük kısmı böyle maalesef. Bunu eleştiri olarak söylemiyorum, gerçek Ankaragücü taraftarı şehrine çokta iyi sahip çıkıyor.

Geçenlerde Bursaspor'un şehir merkezinde yaptığı gösteri yürüyüşü basında yankı buldu. Bir çok blog sitesine de konu olmuş bu yürüyüş. Yürüyüşün sebebi Bursasporluların, Bursa'da açılan İstanbul takımlarının açtığı mağazaları kapatmak istemesi sebebi ise Bursa'da yaşayan insanların Bursaspor'u desteklemesi gerektiğine inanmaları. Benim hak verdiğim bir yürüyüş aslında. Bloglarına konu eden yazarların kimi haber olarak tarafsız yazsada yapılan yorumlardan biri dikkatimi çekti. Diyor ki "Adama sorarlar Bursa babanızın çiftliği mi diye?" Çok saçma bir yürüyüş olduğunu savunmuş bir çok insan bunun gibi. Demokratik bir ülkede böyle bir zorlamanın olması başta kabul edilemez ve çok saçma bir yürüyüş gibi duruyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de insanların takımına saygı duyan biriy(d)im. Böyle yürüyüşlere hak vermeye bu Ankara'da başka takım tutan taraftarları gözlemleyince başladım.

Bir Sivas maçından çıktıktan sonra dolmuşa binmiş evime giderken 2 Sivaslı ancak Ankara'da yaşayan adamın muhabbetine kulak misafiri oldum. Bir adam Sivas tarafına diğeri ise Gençlerbirliği tarafına girmiş. Sivas tarafına giden adam soruyor:
-" Neden Gençler tarafına girdin Sivas'lı değil misin sen?
ötekisi cevaplıyor:
-" Ankara'nın ekmeğini yiyoruz oğlum. Ben Ankara takımına sahip çıkarım burada ama Sivas'ta başarılı olsun isterim."
Öteki adam bu düşünceyi ayıplayıp boşver Gençleri birşey olmaz gibi birde aşağıladı. Bu konuşma bende ki saygıyı azaltan etkendi. Asıl soğuma sebebim ise bir Beşiktaş maçıydı. Bursalıların kızdığı şu storelardan Ankara'da açılmış ordan alınan formalarla Ankara'da yaşayan Beşiktaşlılar maça gelmiş. Buraya kadar bir sorun yok. Herkes normal maçta 1-1 berabere devam ediyor. Son dakikalar gelmiş ve Beşiktaşlıların sherhangi bir takım için usması, bizimde onlara nazaran daha iyi bir oyun oynamamız tezahüratlarımızın artmasına sebep olmuş haliyle. Beşiktaşlılar da ıslıkla karşı tepki veriyor bize. Buraya kadar da herşey normal, bütün bunlar futbolun cilvesi lakin Beşiktaş'ın bir anda duran topta golü bulması, bizim Süper ligde olmamız sayesinde Ankara da Beşiktaş maçlarına gidebilen çok sevgili Beşiktaşlıları ne olduysa çileden çıkarıyor ve o an ki durumumuza gönderme yaparak "Gençler kümeye!" diye bağırıyorlar. Biraz sağduyu lazım. Biz orada Beşiktaş'ı yensekte veya tezahürat yapsakta hiç birşey Ankaralıların bize ihanet etmesine sebep değil. Düşüncesizce yapılmış bir hareket ve biz o sene düşsek acaba o Beşiktaşlılar Ankara'da daha az maç izleyecekleri için sevinecekler miydi? Zaten şehrinin takımı zor durumdayken asıl tuttuğun takım için avazın çıktığı kadar tezahürat yapıyorsun. Buna bir karışanın yok ama bir de üstüne kötülüğümüzü istemek neden?

Kızılay da Ankaragücü taraftarının Beşiktaş formalı insanlara karışmasına, sataşmasına çok kızardım. Ancak bu durum biraz müstehak gelmeye başladı. Sadece Beşiktaş için değil bu müstehaklık durum. Ankaragücü ve Gençler arasında ki böyle tezahüratlara hak veririm. Ankara da en büyük olma çabası olarak görülebilir bu durum. Gelin görün ki biz bu kümeye tezhüratını Ankaragüçlülerden görmedik. Bilakis kendiler destek bile verdiler. Ankara takımları arasında ki bu dayanışma oldukça herşey boş ama insanların, özellikle kendi şehirlerinde başka takımları tutan insanları şapkayı önlerine koyup biraz düşünmesi gerek. Ligin 18 takımı var ve herkesin takım tutma görüşüne saygılıyız. Kimseyi zorlmayız illaha bizim takımlı ol diye ancak yaşadığın şehre biraz daha sahip çık. Gözünü kırpmadan verdiğin forma parasının 10 da 1ini verip bir Gençlerbirliği maçı seyredilebiliniyor misal. Çok ilgisiz olanlara bilgi olsun.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Kaç 100 Yıl Daha Bekleyeceğiz!


Ankara takımları ligin bitimiyle sınıfta kaldılar. Hacettepe'nin düşmesi diğerleri için bir gözdağı oldu. Az daha Gençlerbirliği'ni de uğurlayacaktık ki başka takımların eline bakıp kümede kaldık. Koskoca 34 hafta deyim yerindeyse yatan Ankara takımlarının hali ortada ve bu neredeyse 3-4 sezondur böyle gidiyor. Defalarca düşmekten kurtulan takımlarımız, taraftarından defalarca uyarılar alan takımlarımız ne yazık ki bir türlü akıllanmadı.


Bizi bu sene düşmekten kurtaran takımlardan hemşehrimiz Ankaragücü yeni sezona girerken akıllanır gibi gözküyor. Salı(yarın) günü İngiltere milli takımının forveti Darius Vassell'in Ankara'ya geleceği, taraftarında Esenboğa'ya akın edeceği konuşuluyor şu aralar. Bunun dışında Ukrayna milli takım oyuncusu ve Ukrayna'da yılın futbolcusu seçilmiş bir isim olan Nazarenko'nun işinin de bitmek üzere olduğu haberleri dolanıyor. Galatasaray'ın ısrarla isteyip alamadığı Maniche bile eşi ikna edilebilse gelecek konumda. Bütün bunlar tabi ki Ankaragücü başta olmak üzere Ankara futbolu için de çok güzel haberler. Ancak bu oyuncular madem alınabiliniyordu bunun için illa 100 yıl beklemek mi gerekliydi? Yıllarca taraftarı kanser ettikten sonra böyle transferler yapmak ölüm döşeğideki hastayı canlandırmak için mi? Yataklara düşürmeden evvel bu hastaları böyle transferler yapsaydınız ya neden bu kadar geç kaldınız? Adam olundu mu, akıllanıldı mı? bilinmez. Haberler çok güzel duruyor. Gerçekten büyük transferler ve alınırlarsa gerçekten büyük başarı ancak bu kadar sene takım bu hallere koyulduktan sonra bu transferleri yapmak için illa özel bir gün olmasını beklemek yine de adam olmaz bizden dedirtiyor insana. Yine de Ankaragücü'ne hayırlı olur umarım transferler gerçekleşir de kötü günleri bir daha yaşamazlar.


Ne yalan söyleyim Ankara futbolu adına sevinsemde bir Gençlerbirliği taraftarı olarak ezeli rakibimizin böyle transferler yapması beni kıskandırmadı değil. Sürekli yazdım, orada burada, dost muhabbetlerinde söylemişimdir, takıma zamanında Babangida nasıl kazandırıldıysa öyle futbolcular tekrar kazandırılmalı diye. Şimdi dediğimi Ankaragücü yapıyor. Gerçi transferler kesin değil hepsi bir söylenti olarakta kalabilir ancak şu ana kadar başkanımız İlhan Cavcav'ın transfer dönemini seyirci olarak geçirmesi üzüyor beni. Ankaragücü'nü geçtim hiç bir özel gün olsun diye beklemeden Süper ligde bizim kadar köklü olmayan Kayserispor, Paris Saint Germain takımından Pancrate gibi isimi getiriyor. Stadı yeni, antreman tesisleri ise yeni yapılıyor. Bizim ise herkesin hayran olduğu tesislerimiz var ancak 1. sınıf topçuların zor gördüğü tesislerimizi 2. sınıf yabancı topçular kullanıyor. Nakit para konusunda en rahat takım konumundayken, borçsuz nadir kulüp durumundayken, eee elimizde üst sınıf tesisler varken biz neden böyle isimler getirmiyoruz. Ne duruyorsun helva yapsana şarkısı gibi oldu ama çoğu kişinin bana hak vereceğini düşünüyorum. Bu yeni anlaşılan bir gerçek değil sonuçta, yıllardır diyoruz. Diyoruz ya neyi bekliyoruz biz de mi böyle isimleri 100. yıla saklıyoruz.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara