Ankara Derbisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara Derbisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2012 Perşembe

Kendi Şehrimizde Belki de Son Deplasman!

 Derbi kelimesinin Türkçe sözlükteki karşılığı "aynı şehrin takımları arasında oynanan oyun"dur. Yani en azından 1. anlamı olarak bunu yazmaktadır. Daha sonradan büyük takımlar arasında oynanan oyunlarında derbi kabul edilmesiyle 2. anlamını da kazanır bu kelime. Lakin bana göre aynı şehrin takımlarının maçları kesinlikle bu ifadeyi daha çok hak eder.

Hele bana göre bu derbileri daha ilginçleştiren birşey varsa bu da takımların aynı stadı paylaşmasıdır. Galatasaray - Fenerbahçe maçı hangisinin stadındaysa atmosfer farklı olur mesela. Fenerbahçe'nin sarı-lacivert hakimiyeti Şükrü Saraçoğlu'nun duvarlarına, kirişlerine, kapılarına, demirlerine de yansımıştır aynı Galatasaray'ın sarı-kırmızısının Arena'nın dört bir yanına hakim olması gibi. Her ne kadar aynı şehirde olsa da bu stadyumlar, deplasman taraftarı olarak içeri girdiğinizde size yabancılık muhakkak hissettirecektir. Bu yüzden aynı şehirde, aynı stadyumda deplase olmanın duygusu çok çok farklı. Bu duyguyu şu an Süper Ligde yaşayan sadece Ankaralılar. Ankaragücü'nün "Gecekondu"sunun yada Gençlerbirliği'nin Maraton'unun bir maçta saatli kale arkasına geçmesi çok ilginç gelir bana.

Aslında biz Maratonda maç seyrederken ertesi hafta aynı maratona Ankaragüçlülerin girdiği gerçeğini düşünmem ama böyle deplasman zamanı saatli kale arkasından maçı izlerken ligin 17 maçını izlediğim yerde başka takım taraftarlarının oturuyor olması -sanırım kıskançlıktan- çok garip gelir bana. Kendi şehrinde ve kendi stadında deplasman olmak ve alıştığın yerden başka tribüne sürülmek sadece benim için değil çoğu kişi için garip bir duygu olsa gerek.



Dünya üzerinde bunun bir çok örneği var özellikle İtalya'da yalnız bizden biraz farklılıkları var. Örneğin en bilineni Milan - İnter derbisi. Milano şehrinin ve İtalya'nın hatta dünyanın en büyük iki takımının stadyumu bize benzer şekilde aynı. Üstteki stadyum iki takıma da ev sahipliği yaparken bizden farklı olarak stadyumlarının ismini değiştiriyorlar. Milan ev sahibi olduğunda San Siro, İnter ev sahibi olduğunda Guiseppe Meazza diye anılan stadyum belki de bu özelliğiyle tek.


Yine bizden farklı olarak ise tribündeki yerleri sabittir taraftarların Curva Sud yani güney tribünü Milan'a aitken, Curva Nord yani kuzey tribünü İnter'e aittir bu özelliğiyle de aslına bakılırsa bizim gibi bir sürgün yaşamamaktadırlar.


Sampdoria ve Genoa FC. Cenova derbisi aslında tarz olarak Karşıyaka-Göztepe'ye benzetebiliriz bu derbiyi. Aynı şehrin bu iki takımı hiç birşeyi paylaşamaz ve ortalık savaş alanına döner. Tek paylaştıkları şey ise Luigi Ferraris Stadyumudur.
İnter - Milan derbisine benzer bir şekilde burda da Curva Sud Sampdoria, Curva Nord Genoa taraftarlarına ait.


Bize en benzeyen derbilerden biri belki de AS Roma - SS Lazio derbisidir. Birincisi "başkent" derbisidir. Sonrasında aynı bizim 19 Mayıs Stadyumunu paylaştığımız gibi onlarda Roma Olimpiyat stadyumunu paylaşırlar. Rekabetin genelinde şehrin en büyüğünün arandığı gibi sosyal ve kültürel bakımdan da iki uç kutuptur. Bu yönüyle Gençlerbirliği - Roma, Ankaragücü - Lazio eşleştirmesi yapsak yanlış birşey yapmayız sanırım. İki takım taraftarının da karıştığı olaylar hatta çok büyük olaylar olsa da agresiflik bakımından Ankaragücü'nün Türkiye'de ki ününün bir benzeri İtalya'da Lazio taraftarlarına aittir.

Siyasi olarak aslında Ankara'da ki rekabet ucundan kıyısından İtalya'nın başkent derbisine tekabül etse de İtalya'nın aksine bizde pek yansıtılmaz tribünlerden. Bunun yanında Lazio, başkentin ilk takımı olma ünvanıyla da Ankaragücü'ne benzer. Ankaragücü'nün İstanbul kökenli olduğunu saymazsak tabi ki..

Sadece İtalya da değil dünyanın bir çok yerinde var aslında aynı şehrin aynı ligde aynı stadyumu paylaşan takımları. Ankara'da bir dönem Ankaragücü-Gençlerbirliği-Hacettepe takımlarının 19 Mayıs'a ev sahipliği yapması gibi 3e bölünen bir stadyum daha var.


Dünyanın en büyük stadyumu Maracana. Oval veya dikdörtgen olmayan yusyuvarlak yapısıyla da farklı bir stadyum Maracana. Eyalet başkenti Rio de Janiero kentinin 3 takımı Botafogo, Flamengo ve Fluminense'ye ev sahipliği yapmakta.
Bir başka başkent derbisi de komşumuz Yunanistan'ın başkenti Atina'da Panathinaikos ve AEK Athens takımlarınındır. Başkent derbisiyle bize benzedikleri gibi aynı stadyumu paylaşır bu iki ekip.

OAKA Stadyumu olarakta bilinen Atina Olimpiyat Stadyumu her iki takımında evi. AEK'nın Ankaragücü ile en benzer özelliği İstanbul'da kurulup başkente göç etmiş olması. Lakin taraftar sayısı bakımından Yunanistan'ın en büyük takımlarından biri olan Panathinaikos'un üstünlüğü var. Birbirlerini kızdırmak için AEK'ya takılan lakap "Türkler"i taraftarlar benimsiyor aslında. Bir çok AEK maçında açılan Türk bayrağını görmek mümkün. Bir benzer durumda yavru vatan Kıbrıs'ın Rum tarafının başkenti Lefkoşa'nın iki takımı Omonia Nicosia ve Apoel Nicosia arasında. GSP Stadyumunu paylaşan iki ekip birbirlerini kızdırırken AEK'nın benzeri bir şekilde Omonia taraftarına "Türkler" denir. Omonia taraftarı da bir çok maçta Türk bayrağı açarak aralarında ki gerginliği arttırır.

Rusya'nın başkenti Moskova'nın Dinamo Moskova ve CSKA Moskova takımları Arena Khimki'yi, Belçika'nın Club Brugge ve  Cercle Brugge takımları Jan Breydel stadyumunu, Amerika'da C.D Chivas USA ve L.A. Galaxy takımları Home Depot Center'ı payalaşırlar aynı Ankaragücü ve Gençlerbirliği gibi.

 Ankaragücü'nün sıkıntılı günler geçirdiği şu günler bizi bir ayrılığa itecek gibi görünüyor. 19 Mayıs'ta son deplasmanımız belki de bu pazar olacak. Stadyumun hakları Gençlerbirliği ve Ankaragücü tarafından oluşturulan Ortak Girişim'e ait olduğu için belki Ankaragücü maçlarını yine 19 Mayıs Stadyumunda oynayacaktır lakin aynı şehir ve aynı stat artık iki takım için 1 kereliğine de olsa deplasman olmayacak.


İki takımında deplasman tribününde izlediği son sezon olma ihtimali çok yüksek. Bu kaderi yaşayan ilk takımlar olmayacağız belki ama ülkenin en üst liginde aynı şehrin, aynı stadyumu paylaşan takımı olmayacak artık. Daha önce Kayseri ve Kayseri Erciyes'in, Adanaspor ve Adana Demirspor'un ayrıldığı ve hatta Almanya'da 1860 Münih ve Bayern Münih'in ayrıldığı gibi aynı şehrin, aynı stadyumda ama ayrı liglerde mücadele vereceğiz.

"En büyük kim?" diye tartıştık, "1923'te Ankara'da kurulduk. Ya siz?" diye Güçlüleri kızdırdık, bir kamyon dolusu küfür yedik lakin böyle ayrılık biraz acı geldi. Çok fazla kişiye nasip olmayan kendi şehrinde, kendi mabedinde deplase olmanın elimden alınacak olması, maratonda oturan Güçlüleri görüp "ulan orası bizim yerimizdi" diye kıskançlık yapamamanın düşüncesi bile üzüyor beni. 

19 Mayıs bile hüzünleniyordur. Asi, serseri çocuğu Ankaragücü ile efendi sessiz çocuğu Gençlerbirliği'ni aynı anda kanatlarının altına alamayacak bir ana gibi.

Ankaragücü kaba kuvveti seven, serseri bir ağabey ise Gençlerbirliği efendi ama hazırcevaplığıyla, başarısıyla ağabeyini kızdıran küçük kardeştir. Mizaçlarımız farklı olsa da bizler aynı şehrin büyüttüğü iki kardeşiz aslında.

Bahsettiğim derbiler kadar hatta farklı şehirler olan Trabzon ile İstanbul'un takımlarının maçları kadar değer verilmese de Ankara Derbisi'nin önemi büyük, hele bu pazar hem takımlar hem de taraftarlar için çok daha ilginç olacak. 

4 Mart 2011 Cuma

Güzel Futbol!

www.gencler.org sitesinin yaratıcısı Mehmet Ali Çetinkaya'nın blogunda gördüm bu videoyu. Ankara derbisinde stadyum boşaltılırken kurallar gereği bekletilen Gençlerbirliği taraftarları görüntülemişler. 3 Ankaragüçlü daha 7-8 yaşlarında ufaklıklar sahaya dalıyorlar ve o yaşlarda futbolun en güzel oynandığı nesne olan pet şişe ile birbirlerine penaltı atıyorlar. Güvenlik güçlerinin saha dışına almaya çalıştığı çocuklara en güzel destekte Gençlerbirliği tribününden geliyor yine...

Hikayesini okumak için ; http://www.mehmetalicetinkaya.com/2011/02/karhanede-romantizm-cocuklara-ozgurluk/

26 Şubat 2011 Cumartesi

Oktay, Mustafa & Azofeifa A.Ş.

 Bir Ankara derbisinde daha yüzümüz güldü. Zaten bu senenin en yüz güldüren olayı sanırım iki Ankaragücü maçından alınan 6 puandı. Onun dışında şöyle ağzımız kulaklarımızda bir maç göremedik maalesef. Hele geçen haftaki Karabük maçı bende öyle bir psikoloji yarattı ki artık maçı izlerken kendimi kaybettim. Bu Ankaragücü maçınada içimde yanan umut alevi can çekişmeye başlayınca söndürmemek amaçlı gitmedim. Belkide benim ayağım uğursuz diyeceğim ama 1-0 yendiğimiz Ankaragücü maçında da tribündeydim. Bu maça gelmedim ve ilk kez 4 gol birden attık. Sezonun arkadaşlarımın deyimiyle belkide en zevkli maçını kaçırdım.

Özetlere bakıyorum, geçen hafta cezalı olan Oktay Delibalta'nın takıma dönmesi etkisini büyük ölçüde göstermiş. Azofeifa'nın en başından beri ilk 11'de oynaması gerektiğini bu hafta çözen teknik direktörümüzede selam olsun. İlk dakikadan itibaren Gençlerbirliği atakları var özetlerde. Azo'nun direkten dönen topu, Mununga'nın sayılmayan golü istekli başlamanın birer göstergesi. Ama nedense bizimkiler inatla önde oldukları bir maçı zora sokmayı seviyorlar. 2-0 öndeyken maçın 2-2'ye gelmesi geçen haftaki maçı hatırlatır kendimden geçirirdi yine beni heralde. Allah'tan Orhan çok geç kalmadı da bizim kaleden sonra rakip kaleye gol atıp uzun aradan sonra  "hoşbulduk" dedi.
Böyle uzun süreli sakat ve cezalı oyuncuları geri dönüş maçlarında hep gol atacaklarsa ne mutlu ama yavaş yavaş yeniden toplanan takımda böyle 4 gol birden atıyor işte.

Bu maçın özetini izlerken dikkatimi çekenlerse başlıktaki isimler oldu. Azofeifa sonunda ilk 11'de başladı ve sonuç 2 asist. Maçın ilk yarısı 2 şutundan biri kaleciden diğeri direkten dönen Azofeifa, Mustafa Pektemek ve Orhan Şam'ın kafayla attığı gollerin ortasını açan isimdi. Yakın zamanda Azofeifa kanat adamlarını toplasın ve hergün fazladan yarım saat- bir saat "orta açma teknikleri ve güzel orta açmaya giriş" dersi versin.

Mustafa Pektemek, bu sezon 3. maçında ve şimdiden 2 gol 1 asist yapmış durumda. Karabük maçında girişi biraz geç oldu bu yüzden takımın halide ortadayken çok birşey yapması beklenemez. Ama şunu farkettimki güçlenerek dönmüş. Daha önceleri bir omuzda yıkılan Pektemek artık direniyor top saklıyor. Bu artı yanına kalsın İstanbul Belediye ve bu maçta attığı gollere bakılırsa golü resmen kokluyor bu adam.

Son olarak Oktay'a gelirsek yazının başında belirttik, geçen hafta orta sahanın haliyle bu haftaki orta saha farklılıklar göstermiş muhakkak. Oktay çok çalışıyor bu takım için. İleri çıkıyor, geri gidiyor ama en önemlisi rakibin oyununu çok iyi bozuyor. Bunu daha önce bu sezon ilk haftada Eskişehir deplasmanında sahadaki polis görevlisi demişti bize; "Kim bu 13 numara, çok iyi oyun bozuyor, iş yapar bu çocuk" demişti. Herşeyin üstüne bu maçta 4. goldeki Yasin'e attığı pas iyi bir kumaşı olduğunun göstergesi.

Dip not: Yasin'e geldiğinden beri bencil oynadığı yönünde eleştiri getiriyoruz ama İstanbul Belediye ve bu maçta verdiği paslarla takımın bir asistçiye kavuştuğunun sinyalini veriyor. Son alkışlarda Yasin'e ve güzel asistine gitsin.

Son Not: Maçta verilmeyen 2 golümüz daha var. İlki Mununga'nın golü açık ve net faul doğru ama en sonunda ofsayt nedeniyle verilmeyen benim görmediğim bir gol daha var, kim attı bilmiyorum ama ofsayt olmadığı söyleniyor. Bol gol pozisyonu bulan Gençlerbirliği mutlu ediyor insanı.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Harbiye, Sultani'ye Karşı...

Belki de en büyük hayalimi gerçekleştirmiş bu insan. Metin yazarı ve yönetmen Emre Demir ismi açıkçası tanıdığım bir isim değildi. En son Ankara'da ki Beşiktaş maçında Maratonun en üstündeki duvara çıkmış maçı izliyordum tribün büyüklerimizden Cumali Ağabeyim rica edip yerimi elinde kamerası olan bir arkadaşa vermemi istemişti. Arkadaşların film çektiğini öğrenince maçın heyecanıyla olacak ki çok soru sormadım. Ama sonradan duyunca bu film Ankaragücü - Gençlerbirliği rekabetinin belgeseliymiş. Ne zaman çıkacağını bilmiyorum, Kültür Bakanlığı Yayınlarından ulaşabileceğimize dair dedikodu da var. Yalnız bu filmin fragmanı bile beni heyecanlandırıyor.

Ali İmdat, İlhan Cavcav, Hakan Kutlu, Necdet Özkazancı, Tanıl Bora, Berkay Aydın gibi bir çok ismin görüşlerini paylaştığı bu belgeselde taraftarın sesine yer verilerek Ankara Derbisi'nden yola çıkarak Ankaralılığı, Ankara'da yaşamayı anlatan bir belgesel. Sloganı da biraz ipucu veriyor bize "Futbol, bazen bir kentin öyküsüdür."

Çok uzatmadan filmin blog adresi http://harbiyesultani.wordpress.com/ Aklınızda ki soruları benden daha iyi yanıtlayacaktır. En altta da fragmanı vererek bu hayalimde ki filmi çeken ekibe teşekkür ediyorum. İnşallah daha detaylı bir komple Ankara Futbolunu kapsayan belgeseli de Allah bana nasip etsin diyerek kıskançlığımı da belirteyim =D. 




25 Eylül 2010 Cumartesi

Süpriz Takım, Süpriz Galibiyet!

 Ankara derbisinde gülen taraf olmayı başardık. Geçen hafta Karabük de yaşadığımız facia sonrası umudumuzu kestiğimiz bir maçtı aslında. Hele bir de Hurşut'un cezasının üstüne Zec, Harbuzi, Curri gibi isimlerin sakatlığı iyice umutsuz gittiğimiz bir derbi yaptı bu maçı.

Bizim takımda sistem nasıl işliyor bu sene çözebilene aşk olsun. Bana mı öyle geliyor ancak futbolu en iyi bilene Gençlerbirliği'ni yorumlatsan ne diyeceğini bilemez. Kadro yapısına baktığımızda 6 eksik 1 cezalı futbolcuyla başlayacağımız bir maçta çıkacak kadro mecburen böyle olacaktı. Tek fark belki Mahmut Boz ilk 11'de düşünülebilirdi. Bunun dışında normal bir kadroyla çıktık elimizdeki oyunculara bakılacak olursa. Geçen hafta Kasımpaşa'yı 3-0 ile geçen Ankaragücü'nün oyuna hakim olmasını beklerken Gençlerbirliği üstün bir oyun oynadı. Karabük maçı öncesi Ankaragücü'nü izleyen Thomas Doll sanırım dersine baya baya iyi çalışmış. Hava toplarıyla etkili gelmek isteyen Ankaragücü'nün elini ayağını uzun boylu defans isimleriyle iyi kesti Doll.
Kadromuzda bizi en çok korkutan isimlerden biri olan Kulusiç kendisinden beklemediğimiz bir performans ile maçın yıldızlarından oldu. Girdiği her hava mücadelesinden üstün çıkmayı başaran Kulusiç hatasız oyunuyla 17. dakika da sakatlanan defansımızın güvencesi kaleci Serdar'ın yerine giren genç Özkan'ı da rahatlattı açıkçası. Takımın galip gelmesi, Kulusiç'in üstün performansı dışında 2 süpriz isim daha öne çıktı maç boyunca.. Galatasaray'dan geldiğinden bu yana etkili oynayamayan Serkan Çalık hücum hattının yıldızıydı. Sol kanatta etkili oyununu ortasaha da Harbuzi'nin görevini üstlenen Oktay ile iyi anlaşarak yücelten Serkan, Smeltz'in gole çevirdiği maçın tek golü olan penaltının da yaptırıcısı olarak kısmen asist yapmış oldu.

Günün en son ve açıkçası benim için en büyük patlamasını Patiyo gerçekleştirdi. Zamanında futbolcu bile olamaz dediğim Patiyo hala eksikleri olsa da hayatının futbolunu oynadı bana göre. Sağ kanatta bireysel yeteneğini geliştirdiğini gösterircesine oynayan Patiyo bile geçer not aldı bu maçta. Ayrıca Patiyo'nun hiç bilmediğimiz bir özelliği olan arka arkaya hızlı davranarak zıplamasıyla aldığı kafa topları belki sıradan bir özellik olsa da 2 sezondur bu adama katlanan benim için büyüleyiciydi =).
Maçın geneline baktığımızda bizim üstünlüğümüz göze çarptı. 2. yarının başlarında Ankaragücü biraz kıpırdansa da Aykut-Kulusiç ikilisinin etkili oyununa Serkan'ın hücumdaki iyi oyunu eklenince galibiyet geldi. Vasat bir oyun vardı sahada, Ankaragücü'nün bizi bu halde yakalamasıyla belki 3 gol izlenebilir gibi düşünüyordum ama as kadroların karşılaşması gibi tek gol çıktı maçtan. Futbolun üst düzey olmaması hiç bir şekilde Ankara derbilerinin önemini bilenleri etkilemiyor sanırım. Ben bunu bir kez daha yaşadım. Belki çoğu kişinin sıkılıp kanalı değiştireceği bir maçtı ama özellikle ikinci yarı beni saran heyecanı uzun zamandır yaşatmamıştı herhangi bir maç. Haftaya Fenerbahçe maçı için bir moral diyeceğim ama diyorum ben bu takımı çözemiyorum. İstanbul Belediye maçından sonra Karabükte'ki faciayı düşününce Fenerbahçe maçı için kesin bir şey söylemek çok zor benim için.

Gol yollarında etkisiz kalmamız artık Mustafa Pektemek'i aratır oldu. Ne Zec, ne Billy Mehmet isteneni veremiyor. Billy'den umudu kesmiş durumdayım ancak Zec ve Mustafa Pektemek ikilisinin oynayacağı bir maçı iple çekiyorum diyebilirim. Süprizlerle dolu, belki şans eseri kazandık, belki futbol vasattı ama hiç bir şey Ankaragücü'nü yenmek kadar heyecan verici ve mutlu etmiyor insanı.

23 Eylül 2010 Perşembe

Ankara Derbisine Doğru #2; Kahe'yi Aramak!

Ankara Derbisine yaklaştığımız günlerde oynanan futbolun yanısıra sakatlıklar gözümüzü korkutuyor. Birde rakip Ankaragücü olunca kritik bir dönemeçteyiz. Böyle kritik ve umutsuz maçların ne kadar farkedilmese de adamı Kahe oldu oynadığı dönem boyunca.

Geçen sezon Galatasaray ile oynanan maçta kaçırdığı gollerden sonra "böyle forvet mi olurmuş?" diyerek ağır eleştirildi Kahe. Ben ise sürekli olarak takımda ki görevinin gol atmaktan farklı olduğunu söyledim. Kahe geçen sezon gol atmaktan öte ileride fiziğiyle top tutabilen bu sayede takımın pozisyon almasını sağlayarak şuurlu organizasyonlar yapmamızı sağlayan isimdi. 2 sezondur attığı golleri topladığımızda 15 etmese de bu özelliğinin takım için ne kadar önemli olduğunu geçen sezon ara sıra görsekte bu sezon daha sık görmekteyiz. Kahe'nin yerine alınan Billy Mehmet maalesef gol atamadığı gibi fiziğini de Kahe gibi kullanarak top saklayıp indiremiyor. Bunun en acısı tecrübesi geçen haftaki Karabük maçıyla oldu. Baştan sona şişirme toplarla atak yapmaya çalışsakta Billy Mehmet'e havadan gelen topların bir tanesini lehimize kullanamadık. Kabaca bir istatistik yaparsak gelen 10 toptan 1 tanesini indirmeyi başardı kafayla oda rakibin ayağına gitti. Bu bile Kahe'nin neden gönderildiğini sorgulamak ve Kahe'yi özlemek için bir neden.

2 sezonda attığı gollerin 15i bulmadığından bahsettim. 2 sezon önce Kahe'nin gol attığı maçlar çok kötü oynadığımız ve aynı bu haftada olduğumuz gibi kritik maçlardı. Daha önce "Altı(n) Puanlık Adam" başlıklı bir yazı yazmıştım, yazının özeti 1-0 kazandığımız 2 maçta goller Kahe'den geldi ve bize 6 puan kazandırarak dönemsel rahatlamamızı sağladı Kahe. Ayrıca çok istatistiki bir düşüncede olsa geçen sezon Kahe'nin gol attığı maçlardan puanlar çıkardık.

Beğenilmeyen, sözleşme yenilemediğimiz ve bugün aradığımız, özlediğimiz bu adam, Gençlerbirliği'ne çok şey katan bir adamdı. Azdı, yetersizdi belki ama öz bir adamdı. Gelen gideni aratır misali Billy Mehmet bu gidişle Kahe'yi çok aratacak

21 Eylül 2010 Salı

Ankara Derbisine Doğru! #1


Karabük mağlubiyetinin ardından cumartesi günü hemşehrimiz, ezeli rakibimiz Ankaragücü ile karşılaşacağız. Bu maç öncesi ise sakatlıklar Gençlerbirliği'nin elini ayağını iyice kesmiş durumda. Sakatımız olmadan Karabük karşısında neydik ki, Ankaragücü karşılaşmasına bu kadar umutsuz bakıyoruz? Bu da ayrı bir konu. Karabük maçında sol arka adelesi yırtılan Harbuzi, maçtan erken çıkmıştı. Gelen haberler doğrultusunda kendisini 3 hafta izleyemeyeceğiz. Bunun yanı sıra Bosnalı suskun forvetimiz Zec'te yapılan kontrollerin ardından Harbuzi ile aynı durumdan dolayı 2 hafta oynayamayacağı açıklandı. Bu iki haberin ardından TSYD Kupasında kötü zemin kurbanı Mustafa Pektemek gibi acaba bu iki oyuncumuzda Karabük'teki kötü zeminin kurbanı mı oldu soruları aklıma geldi.

3 oyuncumuzu zemine kurban verdikten sonra TFF'den açıklama maalesef yeni geldi. İngiliz firmasının stat yetkililerine rapor yıllık bakım çalışmalarını kulüpler uyguluyor mu? uygulamıyor mu? diyerek TFF kontrollere başlayacakmış. Geçen ki istanbul Belediye ve Ankaragücü'nün Kasımpaşa maçlarında 19 Mayıs'ın hali ise oldukça iyi duruyordu.

19 Mayıs demişken bilet fiyatları ve tribünlerde kesinleşti. Ev sahibi olduğumuz bu karşılaşmada kale arkaları ve maraton 10 lira olarak belirlenirken kapalı tribün 15 lira olarak belirlendi.

Gençlerbirliği taraftarları, Gençlik Parkı kale arkası, maraton tribününün tamamı ve kapalı tribünün sağ kısmına girecekler. Ankaragücü'ne ise %5lik kota uygulanmayarak Saatli kale arkasının tamamı ile sol kapalı tribün verildi.

5 Ağustos 2010 Perşembe

TSYD,Ankara Futbolu ve Eskiye Özlem!

Bu pazar bir Ankara klasiği olan sezon öncesi Ankara takımları için son ve en ciddi hazırlık turnuvası olan TSYD Ankara şubesi Futbol Turnuvasının 44.sü sadece 2 takımın katılımıyla gerçekleşecek. Tek maç sonunda şampiyonun belli olacağı maçta Ankara'nın iki devi derbi mücadelesine imza atacak. Gazozuna bile olsa kıran kırana geçen Ankaragücü - Gençlerbirliği maçı bu sene nedense reklamsız ve sessiz sedasız oynanacak. Öncelikle Süper Ligde 4 Ankara takımının mücadele ettiği dönem bu 4 takım arasında oynanan turnuvada, sadece bu iki takımın olduğu yıllarda ise 2 farklı takımın dahil olmasıyla 4'lü turnuva niteliği taşırdı. Bu sene neden neydi bilinmez ama sadece 2 takım ve tek maç var.

Sorun sadece bu değil tabii ki. Yıllarca bu turnuvayı TRT ekranlarından canlı olarak izledik. Bu sene ise TRT1 bu maçı canlı yayınlamak yerine Dünya Kupası finalini ekranlara tekrar getirecek yayın akışına bakılacak olursa. TSYD mi iyi organize olamadı yoksa Ankara futbolu değer mi kaybediyor gün geçtikçe? 4 takımı Süper Ligde fazla görülen Ankara'nın önce Hacettepesi veda etti Süper Lige ardından Ankaraspor düşürüldü. Ankaraspor düşürülürken Hacettepe bi kademe daha düştü, Ankaraspor ise tarihe gömüldü an itibariyle. Türk Telekomspor gelecek sezon aksi bir karar olmaz ise futbol şubesini kapatıyor. Ankara Demirspor yıllardır alt liglerde deyim yerindeyse çırpınıyor. Yılların Şekerspor'u ise Etimesgut'tan ikametgahını aldırmış Beypazarı'na taşınmış durumda oradan oraya savruluyor. Hey gidi Şeker, hey gidi Buruno... Babamın beni maçlara ilk götürdüğü yıllar, futbola ilk sevdalanışım, ilk futbol karakterlerim....
(buruno)

Bu aralar çok içlendim Ankara Futboluna dair ama ne yapabilirim, bu takımlardı, bu figürlerdi beni bu kadar futbol delisi yapan. Şimdi Süper Ligde sadece iki Ankara takımı, iki Ankara devi ve sezonun ilk derbisini sessiz sedasız karşılayacaklar. Ankaragücü yıldıza doymazken, Dünya Kupasının yıldızlarından Vittek kadrosundayken, Geremi, Zewlawkov gibi isimler varken, Gençlerbirliği tarihinin en pahalı transferini yapmışken, Man. Utd. altyapılı adamlar getirirken bu ilgisizliğin nedeni nedir anlamakta güçlük çekiyorum.

Sadece bana mı öyle geliyor? ama Ankara Futbolu gittikçe değer yitiriyor. Ümidimiz Ankaragücü ve Gençlerbirliği. Bu sezon yapacaklarıyla dikkatleri üzerlerine çekebilirlerse gereken yatırım yapılır da belki yeniden şahlanır Ankara Futbolu ya da belki de değer yitirmiyordur sadece bana öyle geliyordur?

9 Ekim 2009 Cuma

Vay Canına Patiyo Gol Atmış!


Bugün saat 12:00'da maalesef izleme fırsatı bulmadığım bir hazırlık maçı yapıldı Ankara 19 Mayıs Stadında. Ankaragücü ve Gençlerbirliği ligde yaptıkları maçtan sonra arayı değerlendirip, eksiklerini görme düşüncesiyle yaptıkları hazırlık maçında 1-1 berabere kalmışlar.


Maçı izlemediğim için sadece Thomas Doll'un yorumlarına yer vereceğim. Doll oyunun son dakikalarında defansif anlamda bir zaaftan bahsetmiş. Bu zaafı özellikle son 2 maçtır yaşıyor bizim takım, umarım ders alınırda ilerleyen haftalarda düzelir bu durum. Ayrıca A2 takımdan oyuncular denemiş Doll, bu da güzel bir hareket bana göre, özellikle alternatifsiz bölge defans için bu genç oyuncuları hazırlamak önemli herhangi bir aksiliğe karşı.


Bir diğer şaşırdığım konu ise Patiyo'nun kaleyi tutturup gol atması :).

20 Eylül 2009 Pazar

Başkent Derbisi Bizim, Esas Kazanan Dostluk

Başkent derbisi galibiyetimizle sonuçlandı ama maçın skorunun güzelliğinin yanında çok özel şeyler vardı dün gece. Blogger'a girişteki sorunlar sebebiyle geciktim biraz yazıyı yazmakta özür dileyerek başlıyorum yazıma. Önce maçı anlatmak istiyorum çünkü özel olan taraf tribünlerdi. Maça beklediğimiz 11 ile başladık. Maçın ilk düdüğüyle birlikte oldukça baskılı bir oyuna başladık hemşehrimiz karşısında. Ankaragücü biraz maça başladığının farkında değilmiş gibi görüntüler çizerken, önce Burhan'ın üst direği sıyıran daha sonra da Harbuzi'nin Serkan'ın kucağında kalan uzaktan şutları geldi. Serkan'ın uzaktan şutlarda çok gol yiyebildiğini bilen oyuncular sanırım bu yola başvurmaya çalıştı, az kalsında başarılı olunacaktı. Ancak bu baskılar 10. dakikada cevap verdi ve korner atışını kullanan Harbuzi'nin ortasında Mustafa'nın kafası derbide 1-0 öne geçirdi bizi. Maç boyunca oyunu açmasını beklediğimiz oyuncumuz Harbuzi pek birşey yapamasa da yaptığı bu asist ile yine de skora katkı yapmasını bildi. Mustafa ise kafa vuruşlarında ki etkinliğine devam ediyor. Ama ne varki bizi aşka getiren bu gol sonrası, oyuncularında aşka gelmesini beklerken bir anda oyunu Ankaragücü domine etmeye başladı. Atılan golden sonra ne oldu hiçbirimiz anlayamadık ya bir anda oyunu kendi sahamızda kabullenmeye başladık. Eskişehir maçında ki durumu yaşamamak adına defans mı yapılmaya çalıştı oyuncular anlayamadım ancak oyun bizim golden sonra bizim yarı sahada tek kale şeklinde oynanmaya başladı. Tabiki bir maç yarı sahada bu kadar kabullenilirse golün gelmeside kaçınılmaz olur ki Ankaragücü yakaladığı bir pozisyonda Barbaros ile eşitliği yakaladı. Bu golde Ankaragücü'nün baskılarının etkisinin yanısıra gereksiz faullerle, çok tehlikeli noktalardan rakibe pozisyonlar verdik. Golde yine böyle bir karambol yaratabilen pozisyonun sonunda geldi.

Maç içinde göze çarpan şeylerden biride yapılan sertliklerdi. Aslında bu konuda biraz Ankaragüçlü oyuncuları suçlu buldum ben. Özellikle Barbaros ve Hürriyet çok fazla top yerine bizim oyuncularla didiştiler. Zaten Hürriyet'in olduğu yerde bu tarz didişmelerin olmaması neredeyse imkansız gibi birşey yine şahsi kanaatim. Maç boyunca kaptan İlhan Eker ve Orhan Şam hakeme bu sertlikleri görmesi yönünden uyarıda bulundular. Tozo'da bu kesim biçim işlerinde bizim takımın bir numaralı isimlerindendi. Tozo ile Hürriyet zaten maç boyu birbirlerini biçmekle uğraşmaktan dolayı bir türlü maça konsantre olamadılar. Barbaros'un bu kadar sinirli olmasıda çok garipti. Bizden biri harekete itiraz etse O'nun üstüne Barbaros saldırdı. Bu kadar sert ve yarı sahamızda geçen ilk yarıyı sağsalim berabere kapattık. İkinci yarı Ankaragücü baskısıyla başladı yeniden. Özellikle Vassell çok can yakabilecek bir isim. Ne yapsak durduramadık bir türlü. Tam bir tecrübe gerçekten, yüzde yüz formunu yansıtabilse çok çok canlar yakar ama bu biraz arkadaşlarının daha iyi oynamasına bağlı. Kazasız bir şekilde 56. dakikaya geldiğimizde, Thomas Doll oyuna müdahale etti ve 2 değişiklik birden yaptı. Maçın kırılma anı buymuş diyebilirim. Harbuzi'nin yerine Kerem, Burhan'ın yerine Hurşit girdi. Harbuzi Kerem değişikliğinden sonra sanırım 1-1'in üstüne yatılmak isteniyor dedim, anlam verememiştim. Velhasıl şu Thomas Doll'un futbol bilgisi harika, oyunu okuması harika, yaptığı değişikliklerle maçı kazandırdı resmen. Bu değişikliklerin ardından önce oyunda dengeyi kurduk. Orta alan mücadelesi şeklinde beraberlik kokan bir maç oynanmaya başlandı önce. Daha sonra sol kanada geçen Hurşit ağırlığını göstermeye başladı ve üst üste ataklarımız geldi. İçeride biraz daha çoğalabilsek hızlı bir şekilde, çalımlarla sıfıra inen Hurşit çok daha tehlikeli olabilir rakipler için. Bu dengeyi sağladığımız sıralarda önce Kahe'nin bir vuruşu yandan auta çıktı, daha sonra Ankaragücü atağında vurulan bir kafanın tam çizgi üstünde Cem Can tarafından çıkarılması çok kritikti. Bu dakikaların ardından biraz daha hissettirdik kendimizi ataklarda ve sonunda sola doğru atılan uzun topta, topla buluşan Hurşit yine sıfıra inip Kahe'ye çıkardığı topu, Kahe çok ama çok usta ve harika bir vuruşla ağlarla buluşturmayı başardı. Öne geçtikten sonra bizim takım daha doldur boşalt oyunu tercih ederek zamanı öldürmeye oynadı. Ankaragücü'de son bir umutla ataklarını sürdürdü ancak sonuç alamadı. Bayram hediyesi bu üç puan çok güzel oldu.
Gelelim asıl harika olan olaylara. Maç öncesi Ankaragücü-Gençlerbirliği maçları hayatında böyle bir tribünü görmemiştir sanırım. Maç biletleri çok ucuz olmasına rağmen tıklım tıklım bir durum yoktu ancak güzel bir taraftar topluluğu vardı. Maçta az sayıda olsakta deplasman olmamız münasebetiyle sesimizi çıkarmayı bildik. Birde bulunduğumuz saatlinin o köşesinin ekosu çok iyi sanırım iyi yankılandı sesimiz. Yaptığımız tezahüratlara başta Ankaragüçlülerin ıslıklarına hedef olsakta, Maraton Şimşekler grubunun hazırladığı büyük puntolarla yazılmış bir 100. yıl kutlama mesajı sayesinde önce bütün Ankaragüçlüler susup yazıyı okumaya koyuldu. Ardından ilk tepki Gecekondu'dan geldi. "Gençler, bayramın mübarek olsun" tezahüratıyla inledi stad. Onların ardından maraton ve sonrasında Sol Kapalı tribün başladı aynı tezhürata. Ardından tabiki bu jeste karşılık biz başladık "Ankara, bayramın mübarek olsun" diyerek ve alkışlarla devam ettik. Ardından yine biz patlattık "Başkent'in, Başkent'ten başka dostu yok" diyerek. Ankaragüçlüler büyük alkışlarını bizim için yaptılar. Daha sonra maç içinde tabiki herkes kendi takımı lehine tezahüratlarda bulundu. Taa ki 84. dakika da Kahe'nin bizi öne geçiren golü gelene kadar. "Hikmet istifa" diye inleyen Ankaragücü tribünleri susunca, bizimde sevincimiz bitince başladık yine aynı pankartı açıp "100. yılın kutlu olsun Ankara" diye. Centilmen Gençlerbirliği taraftarı kendini gösterdi, kesin küfür eder dediğim Ankaragücü taraftarı beni yanıltıp alkışlarla karşılık verdi. Maç sonunda gelen jestleriyse çok daha ilginçti. Ankaragücü taraftarı sırayla Gençlerbirliği futbolcularını tribüne çağırdı. Alkışladılar, ardından yine bayramımızı kutladılar. Maç işte böyle güzel bir ortamda oynandı. Her ne kadar saha içinde gereksiz sertlikler olduysa da hiçbir şey bu güzel ortamın çizgisinden çıkmasına sebep olmadı. Yalnız bir haber sitesinde sağ kapalıda oturan "Tunalı" grubunun bizimt takımı çağırıp ardından küfür ettiği söyleniyor. Biz duymadık ancak alttaki yorumlardan bu grubun sevilmeyen ve arsız bir grup olduğunu anladık. Herkes tepki gösteriyordu bu olaya. Bravo Ankaragücü.
Ve beklenen oldu, Ankaragücü'nün jestine yanıt veren oyuncular bizim yanımıza indi. Hepimiz yıkıldık tellere doğru. Müthiş bir sevinç ve coşku. İlhan "üçlü üçlü" diye işareti verdi, bütün eller havada, şşşşştttttt sustuk ve 1.... 2... 3.... şimşekleeerr.... Bu galibiyeti oyuncularımızla böyle kutladık. Tam soyunma odasına giderlerken ben başladım " Kaheeeeee, Kaheeee" demeye, arkadaşlarım destek oldular, ardından bütün tribün. Kahe döndü ve başladı dans etmeye. "KAHEEEEE, KAHEEEEE" diye inledikçe dans ediyor önümüzde Kahe. Hızlandık, hızlandık ve Kahe coştu. Alkışladık ellerimiz patlayana kadar. Son senesi olduğundan mı açıldı bilinmez ama Kahe coştu gidiyor. Özellikle Eskişehir maçında bizim tribünü coşturmak istemesiyle sempatikleşen tavırları bu maçtaki dansıyla tavan yaptı. Bizden gitse bile ondan hatıra "Kahe" formam benim için büyük bir değere sahip oluyor gün geçtikçe. Müthiş bir bayram hediyesi ile evlerimize dağıldık.


Ankaragücüyle atılan bu dostluk adımları çok güzeldi. Hem kendi taraftarımıza, hem Ankaragücü taraftarına sonsuz teşekkürler. Gerçekten kardeş dediğimiz takımlar bizim sahamızda bize küfürler ederken, küfür etmesini en beklediğimiz takımın taraftarlarının bu yaptığı " Başkent'in Başkent'ten başka dostu yok" savını bir kez daha doğrular nitelikteydi. Umarım uzun yıllar böyle devam eder tribünlerimiz. Artık şu Gökçeklerin gölgesinden kurtulup ligde daha iyi yerlere gelmeliler.
Maçın Adamı : Kahe
Maçın Golü : Kahe ( O vuruşu gerçekten her babayiğit yapamaz)
Maçın Gerçek Kazananı: Başkent'in ezeli rakiplerinin bu dostluğu sayesinde Ankara.
Kırılma Noktası : Thomas Doll'un değişiklikleri ve Cem Can'ın çizgi üstünden kafayla çıkardığı top

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biraz Nostalji: 2000-2001 Ankaragücü - Gençlerbirliği

Şu sıralar facebook'ta taraftarlar tarafından çokça paylaşılan bir video var. www.genclertube.com sitesinin kurucusu ve alkaralar.com'un admini Erdem Ceydilek dostum tarafından paylaşılmış bir video, O'na teşekkürlerimi ileterek, 2000- 2001 Sezonunda Ankaragücü'nü 5-2 yendiğimiz maçta Marcel M'Bayo'nun müthiş golü ve yaptığı ilginç gol sevincini vereyim istedim. Her ne kadar sevsemde Ankaragücü'nü, maç öncesi biraz kızdırmak normaldir herhalde :).

18 Eylül 2009 Cuma

Gençlerbirliği ve Rakiplerimiz 2009-2010 Sezonu 6. Hafta


Gazozuna maç bile olsa aralarında ki müsabakanın ismi, havası, önemi, çekişmesi hiç değişmez Ankara Derbisinin. Başkent deyince akıllara gelen ilk takımlardır Ankaragücü ve Gençlerbirliği. 6. haftaya girdiğimiz Turkcell Süper Ligde, hayatım boyunca izlemek istediğim tek derbi olan Ankaragücü-Gençlerbirliği müsabakası oynanacak. En çok haberi çıkan derbi Galatasaray-Fenerbahçe'de olsa, River-Boca derbisi daha ateşli olsada, İnter-Milan devlerin derbisi olsada, Ankara sevgisinden olsa gerek hiç bir derbi beni bu derbi kadar heyecanlandıramıyor. Ankara'da en büyük olma rekabetinde lig tablosunda ki sıralamadan daha önemlidir bu derbilerin sonucu. Ankara basınında yankısı İstanbullular kadar çok, taraftar arasındaki sınıf farkı çekişmesi en az River-Boca derbisi kadar yoğundur. Ankaragüçlülerin dilinde "verelim dersini şu entellere" lafı, Gençlerbirliği taraftarlarının dilinde "yenelim şu küfürbazları" lafları eksik olmaz pek bu aralar. Şahsi düşüncem Gençlerbirliğinin yenmesi yönünde olsada, sonuç ne olursa olsun kazananın Ankara takımı olduğunu bilmek güzel bir duygu. Böyle bir derbidir kısaca Başkent derbisi. İleride çok detaylı bir yazı yazmayı istediğim konulardan biridir, o yüzden yazılacak çok şey olmasına karşın ben sadece bu ufak bilgilerle bu haftaki durumları değerlendireceğim her hafta yaptığım gibi.

Gençlerbirliği olarak geçen hafta bir beraberlik daha aldık ve an itibariyle 7. sırada bulunmaktayız. Çok fazla beraberlik alsakta son yılların en güzel oyunlarından biriyle, en iyi başlangıçlarından birine imza atmış bulunmaktayız. Kahe'nin formu giderek artıyor, hücum olarak bu gelişme çok önemli takımda. Bunun yanında Mustafa Pektemek biraz istikrarsız yapı seyrediyor, bir an evvel Burhan ile birlikte bu işi bir düzene sokmalılar. Yine Mustafa, Burhan'a nazaran daha iyi bir oyun sergiliyor ve takıma katkısı büyük oluyor. Burhan ise maçtan çabuk kopabiliyor en önemli sorunu sanırım. Bunun dışında tam kadro hazırlanıyoruz maça. Hafif sakatlığı bulunan diye geçiyor çoğu yerde ancak sanırım ufak bir gribal enfeksiyon sorunu olan Harbuzi maçta oynayabilecekmiş, antrenmanlara katılmış. Geçen hafta süpriz bir şekilde Sandro'yu oyunda görmüştük, bunun dışında sakatlardan Sinan Ayrancı'da iyileşmiş sanırım. Tam kadro olmanın ve Thomas Doll'un güven dolu futbolu sayesinde biraz daha rahat gireceğiz bu karşılaşmaya.

Ankaragücü cephesi ise karışık. 100. yılını bu sene kutlayan köklü camia, maalesef ki sezona büyük sorunlarla girdi. Vassell transferiyle büyük sükse yapsalarda devamı gelmedi. Şu an gelinen nokta ise başkanlığa seçilen Ahmet Gökçek'in ve ekibinin, Ankaraspor ile bağlantıları bulunması sebebiyle iyice karmaşıklaştı. Konu çok dillendiği için yazmadım çok birşey, zaten herkes biliyor artık. Normal şartlar altında Ankara futboluna zerre ilgi göstermeyen basın, bu durumu hala yazmaya devam ediyor. Sonuç Ankaraspor'un küme düşürülmesi oldu. Ancak Ahmet Gökçek'in hak mahrumiyeti alması ve çeşitli cezalar ile kargaşa sürüyor. Geçen haftanın yenilgisiyle ilgili takıma yeni katılan oyuncularla ilgili uyum sorunu yaşadıklarını itiraf ettiler Ankaragüçlü futbolcular. Zaten sezona da çok iyi giremediler maalesef. Hedefler için çok erken bi haftadayız belki ama şu anki konumları Ankaragücü için erken bir uyarı. Ayrıca takıma yeniden dönen Bebbe geçen hafta gördüğü kart yüzünden 3 maç ceza aldı, kadro konusunda oluşan sıkıntılardan biri de bu. Vassell herşeye rağmen güzel oynuyor, en dikkat etmemiz gereken adamlardan. Ayrıca defansta Ediz takıma büyük katkı sağlayacaktır. Thomas Doll'un da dediği gibi galibiyete hasret bir 100. yıl takımı bu maça çok büyük bir hırs ile asılacaktır, hele böyle kaos ortamı varken. Ayrıca ev sahibi olmalarından dolayı, muazzam bir taraftar topluluğu da desteklemeye gelecektir. Her ne kadar hemşehri desekte ve şahsi olarak Ankaragücü'nü sevsemde taraftarı her maç bize küfür etmeyi alışkanlık haline getirdi. Son maç Eskişehirsporlulardan bile gördükten sonra artık Ankaragüçlülerden ne kadar yiyeceğiz merak ediyorum doğrusu.

Bu küfürle ilgili de yazı yazar mıyım? Bilmiyorum, artık çok alışılagelmiş bir durum olduğu için, belki küfürün içeriğinde çok ters birşey bulursam yazarım. Her zamanki gibi şöylesiniz, böylesiniz, bu takıma bişey olursa sizi bilmem ne yaparız gibi küfürlerin gelme ihtimali çok yüksek. Ama gıdım küfür duymazsam kesinlikle geniş bir yazı yazarım :). Keşke duymasak zerre küfür ama hiç umudum yok. Saatli kale arkasında olacağım bu maç. Bilet fiyatları kale arkası 1Tl, maraton 2 Tl, Kapalı 2Tl olacak. Maç biletleri bu kadar ucuzken özellikle Ankaragüçlüler için söylemek gerekirse karaborsa muhakkak olacaktır. Bilet bulunamayabilir erkenden almak mantıklı bir haraket olacaktır. Ankaralıları bu maça davet ederek bitireyim yazımı. Bilet fiyatları çok çok uygun hatta bir derbi için oldukça komik rakamlar bile diyorlardır bu derbiyi dışardan izleyecekler.
İşte Muhtemel 11'imiz:


Football Fans Know Better
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara