Maç Sonu Değerlendirmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maç Sonu Değerlendirmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2012 Salı

10 Dakikalık Gençler!

 Sezon açılışını yaptık. Bende takımı ilk kez çıplak gözle stadyumda izledim. TSYD Kupasında Sivas karşısında alınan 7-1'lik galibiyet, maça damgasını vuran Jimmy, La Liga'nın havasını solumuş Lekic filan derken baya heyecanlıydım takımdan açıkçası. Beni heyecanlandıran şeyler bu yazdıklarımdı lakin maçta en büyük hayal kırıklığı yaşadım.

Maçın geneline bakacak olursak iyi oynadığımızı söyleyemem. Hatta 80. dakikaya kadar Antalya daha iyi görüntü çizdi. Bize göre daha takım gibiydiler. Özellikle ilk yarıda ara paslarıyla inanılmaz tehlikeler yaşattılar. Biz ise cılız bir kaç atak yapabildik sadece. Özellikle orta alan çok zayıftı. Antalya'yı bu kadar üstümüze çeken, golü bulmasını sağlayanda orta sahayı rakibe teslim etmemiz oldu desek yalan olmaz.
 Defansımız çok iyiydi diyebilirim. Zaten çok gol yemediysek, ilk yarıyı gol yemeden kapattıysak defansın hakkını vermek gerekiyor. Bunun yanında hücum hattı da 80. dakikaya kadar oldukça etkisiz kaldı.

İlk hayal kırıklığım La Liga havasını solumuş Dejan Lekic oldu. Oyunda kaldığı süre boyunca uzun boyunun avantajını kullanamadı bir türlü. Top indirme, top saklama konusunda varlık gösteremediği gibi ayağına gelen bir kaç topa da hiç gücü yokmuş gibi vurunca hayal kırıklığı oldu haliyle. Çok tutuk başladı Herve Tum'u arattı ama biz Tum'u 8 hafta bekledik Lekic'e de aynı tolerans gösterilecektir elbette.

İkinci hayal kırıklığı ise TSYD'nin yıldız Jimmy Durmaz oldu benim gözümde. Sol kanatta bir türlü varlık gösteremedi. Top kayıplarıyla dikkat çekti sadece. Yerini Oktay Delibalta'ya bırakmasıyla maça hareket geldi.

Maça tutuk başlayan Zec, Oktay ile açıldı. Oktay 2 dakikada 1 gol 1 asist ile maçın yıldızı oldu. Zec attığı iki golle son 10 dakika tutukluğunu attı umarım sezonun devamı daha güzel olur Zec ve bizim için.
80 dakika Antalya'nın hakkı olan maçı Oktay 10 dakikada bizim için aldı. 4-4-2 aslında güzel bir taktik böyle kilit açma oyunları için ama orta sahada Azofeifa'nın yanında Mehmet Kara ile sezon geçmez.

Beğendiklerime gelirsek defans iyi sinyaller veriyor özellikle yeni sol bek Dusko Tosic'i 90 dakika verdiği mücadelesi ve etkili oyunuyla çok beğendim. Hurşut ve Aykut kaldığı yerden devam ediyor. Orta saha da Azo çok kayboldu bugün ama yanına etkili bir isim geldiği takdirde dağıttığı toplarla maestroluğa devam edecektir.

80 dakika kötü oynadığımız bi maçı 0-1'den 3-1 çevirmekte güzel bir bayram hediyesi oldu herşeye rağmen. Eğer Lekic ve Jimmy'nin tutuk kalması bu maçlıksa çok can yakacak bi takım olabileceğimize inanıyorum. Takım olma sürecinde biraz daha sabır lazım sanıyorum.

3 Mart 2012 Cumartesi

Adını Sen Koy!

Maçı televizyondan izleyip hemen ardına bu yazıyı yazmak istedim. Muhtemelen şu sıralar Fuat Çapa basına mağlubiyetin sebeplerini anlatıyodur fakat benim nazarımda son haftalardaki Gençlerbirliği'ni bir kenara bıraktım bu maçtaki Gençlerbirliği'nin hiçbir açıklaması olamaz.

İnanın skor zerre umrumda değil. 6-1 gerçekten ağır bir skor ama bazen şanssızlık oldu deyip geçersin, hakem hatasına kurban gidersin, eksik kalırsın vb. bir maç dersin geçersin. Yalnız sahada oynanan bu oyunu kabul etmek mümkün değil. Her zamanki ideal kadro, top aynı top, kale aynı kale, çim aynı çim. Bugün buralarda olmamız bu kadro ile mucizedir bunu böyle kabullenebiliriz, kabullendik ama bizi buraya kadar getiren şey neydi? Şimdi nerede? Beşiktaş maçını çeviren, Bursa maçını çeviren, 4 maçlık galibiyet serisine giren, kendi evini kaleye çeviren Gençlerbirliği'nin hırsı Mersin İdman Yurdu maçıyla uçtu gitti. Beşiktaş maçındaki oyunla umutlanmıştık, yenilsek de güzel oynadık demiştik, ölümüne play-off demiştik ama Sivas maçıyla birlikte anladım ki başarıyı biraz yakalayınca futbolcularımız gibi bizde biraz fazla uçmuşuz.

Fenerbahçe maçının sinyalini Sivas maçı vermişti gerçekten. 9 kişi kalan takımla kendi evinde 2-0 önde olduğun maçı 3-3 ile bitiriyorsan bir yerlerde birşeyler yanlış gidiyor demektir. Lakin Sivas maçındaki oyun bile bugün İstanbul'da ki maçın skorunun rezilliğini örtse bile oyunun rezilliğini örtemez. Hiç bir oyuncuya takılmıyorum, şu iyiydi, bu kötüydü gibi birşey demeyeceğim. Takım halinde berbattık. O hırsla saldıran, rakibi yiyip bitiren, gol atamasa, yenilse dahi alkışladığımız Gençlerbirliği bugün Fenerbahçe gibi orta sahası olan takıma bir saniye bile basmadı. Adeta her topa eskort görevi gören oyuncuların 6 gol yemesinden daha doğal bir durum yok kanımca. İlk yarım saatte 3-0 oluyorsa maç ne Mehmet Sedef ne Özgür'e atabilirim suçu. Bütün suçlu onlar olsa dahi kaybedecek birşeyim yok diyerek oyuna 2. hatta 3. bir forvet oyuncusunun girmesini isterim. Ama bugün bunu bile göremedik. En güvendiğimiz Fuat Çapa bile şaşkındır eminim.

Maçın skoru, oynadığımız oyunu çok düşünmek, üzerine kafa yormak bize ne kazandırır hiçbir fikrim yok. Yalnız futbolcuların içindeki hırs ve umut geri gelecekse ne gerekiyorsa yapayım, konuşayım, kafa yorayım... Ben, skor 6-1 olmuş ve hala maçı umutla ve hırsımdan ağlayacak kadar inatla izliyorsam takımımdan da sahada bu hırsı beklerdim. Kapasitemiz bu kadar olabilir, ligin kadro kalitesi en kötü takımlarından olabiliriz ama bugün 4.lüğü kovalayacak konuma gelmişsek eğer biz, bu kaliteyle buralara gelebileceğimizi göstermişsek hem kendimize, hem ele güne, bugün Fenerbahçe karşısındaki oyun AYIPTIR, REZİLLİKTİR!

Ya sorumluluk kaldıramıyoruz, ya çok havaya girdik. Eğer havaya girdiysek ne ala derim, bu skor burnumuzun sürtmesi için çok iyi ama sorumluluk kaldıramıyorsak durum çok vahim. Play-off'lar için avantajlı konumdayız belki hala ama şu oyundan sonra ne play-off kelimesini ağzıma alırım, ne de katılacağımız olası bir play-off'ta başarı beklerim. Ben kimseye kızmak istemiyorum, günah keçisi olarak birini seçmekte istemiyorum, şu dakikadan sonra kişisel olarak sadece ligde kaldığımıza dua edip bu sezonu da sağ salim atlattıranlara teşekkür ediyorum. Lakin takıma dair hala umutları olanlar varsa sezon başındaki hırsın nereye kaybolduğunu bulup bana da söylerseler bende tekrardan onlara katılıp içimde umut filizlendirmeye başlarım. Ben bu sezon şu geldiğimiz noktanın adını koyamamışken, şu an yaptıklarımızın adını hiç koyamıyorum.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Kritik Eşiği Yine Atlayamadık!


Böyle maçlarda ne oluyor bizim takıma anlayamıyorum. Futbolcular değişse, teknik direktör değişse de kritik maçlarda kazanamamak Gençlerbirliği kimliği olma yönünde iyice ilerliyor. 3.lük bu kadar yakınken böyle bir dönemeci atlamamak kötü oldu gerçekten.

Aslında sahada çok kötü bir Gençlerbirliği görmedim. Sadece Mersin İdman Yurdu kadar istemedik desek daha doğru olur sanırım. Vasat bir maçta uzaktan avlandık. Verilmesi gereken penaltımız gol aradığımız dakikalarda savunmayı boş bırakınca 2-0 olduktan sonra geldi. İlker Meral sonuca direk etti demek biraz zor lakin kötü bir maç yönetti. Yarıda kesilen ataklarımız, olmayan ofsaytlar, Çağdaş'a Nobre'ye verilmeyen kartlar vardı. Hakan Arıkan'a bu kadar sinirlenmemizin sebeplerinden biri de İlker Meral'dir aslında. En başında kartını gösterebilse bu kadar rahat olamayacaktı Hakan.

Özgür'ün olmayışı orta sahanın defansif dengesini kesinlikle etkiliyor. Ayrıca Soner'de form düşüklüğü uzun zamandır gözle görülür bir şekilde artmaya devam ediyor. Her zamanki gibi Ergün Teber takımın daimi kötüsü benim görüşüm. Her oyuncu hatalı pas verir, kötü oynadığı maçlar olur ama bir adamın her maçı kötü, her pası hatalıysa yapacak çok birşey yok sanırım. Fuat hoca yokluktan, mecburiyetten oynatıyor bana kalırsa yine yokluktan mecburiyetten ve para verilmediği için Ergün alındı. Katlanıyoruz ama bakalım nereye kadar gidecek takımın maç başına isabetli pas ortalaması %70'se Ergün'den sonra %50'lere 40'lara düştü bence attığı 10 pasın 8'i rakibin ayağında 2 pasta da baskı görmediğinden en yakınına attığından isabetli.

Velhasıl kelam, böyle kritik bir dönemeçte yenilmek hiç olmadı. 3. olmak varken 5. kaldık üstelik arkamızdan Sivas bastırıyorken. En kötüsü de çok çok kritik bir haftaya girdik önümüzdeki 5 maçta birbirinden önemli ve çoğu deplasmanda. Beşiktaş-Sivas-Galatasaray-Fenerbahçe-Trabzon diye gidiyor hepsi rakibimiz ve bu maçlarda alınacak kötü sonuçlar ilk 8'i dahi tehlikeye sokabilir. Ama en önemli iki maç Beşiktaş ve Sivas ile ardı ardına yapacağımız maçlar eğer deplasmanda Beşiktaş karşısında en az beraberlik ve Sivas'ı kendi evimizde mağlup edebilirsek yarışın içinde kendimizi çok şanslı konuma getirebiliriz.

Hakan Arıkan için söylenecek çok şey var lakin söylemiyorum. Karaktersizliğin diz boyu olduğunu gördüğümüz şu şike sürecinde Hakan çok masum kalır belki ama yine de Allah böyle karaktersizleri futboldan uzak tutsun inşallah...

26 Ocak 2012 Perşembe

Bir Garip Gençlerbirliği!

İkinci yarının başından beri çok ilginç maçlar oynuyoruz. Karabük ve Samsun gibi iki küme düme hattındaki takıma 5 puan kaybettikten sonra Türkiye Kupasında Boluspor'a elenmek tuz biber oldu resmen. Umutların tükendiği anda Eskişehirspor galibiyeti geldi.

Herkesin düşüncesi Ankaragücü maçının rahat olacağıydı ancak beklenen olmadı. İlk yarıda attığımız tek gol ve biraz üstün oyun, ikinci yarı taraftarı kanser eden ve strese sokan bir oyuna dönüştü. Son dakikalarda Ramazan'ın kurtardığı pozisyon olmasa orada da puan kaybetmek işten bile değildi.

Son haftalarda bekleneni veremeyen Bursaspor maçına içimizde bir şüpheyle girdik aslında. Ankaragücü karşısında ki oyun umutlarımızı tüketmişti. Lakin maça iyi başlayan taraf biz olduk. Kanatlardan, özellikle Hurşut ile çok iyi bindirmeler yapıp pozisyonlar bulduk derken 3 isim maçın kaderini çok farklı bir yere çekti.

Mehmet Akgün&Ergün Teber A.Ş. Ve Kuddusi Müftüoğlu
Öncelike sahneye Ergün Teber çıktı ve defansif zaaflarını gösterdi derken Curri'nin sakatlanması ve Aykut'un eksikliğinde Burak-Mehmet Sedef ikilisi boylarının kısalığından doğan zaafı kapatamayınca ilk golü yedik. Henüz santra olmuştu ki Ergün Teber riskli bir pasla korner çizgisinin ordan topu Mehmet Akgün'e atınca olanlar oldu. Mehmet Akgün topu rakibin ayağına teslim edince pozisyon devamında topla buluşan Ndiaye yılın golü olabilecek güzellikte çok klas bir gol attı. Ya da Mehmet Akgün, Ndiaye'ye hayatının golünü attırdı diyebiliriz. Burada Mehmet Akgün ve Ergün Teber çokça eleştirildi tarafımızdan ancak asıl Fuat hocaya sormamız gerekenler var. Neden hala Mehmet Akgün? Neden Ergün Teber transfer edildi?Bu söylediğim iki isim oynadıkları her maçta resmen birer saatli bombaydı. En sonunda bugün patladılar ve iyi oynadığımız ilk yarıda 2 gol yememize sebep oldular.

Bütün bunların yanında Kuddusi Müftüoğlu ve özellikle yancıları sahneye çıktı. Hurşut'un pozisyonunda penaltı çalmayan ve sertliklere biraz taviz veren tavrı ilerleyen dakikalarda iyiden iyiye hatalar silsilesine döndü. Serdar Aziz, Ozan İpek ve Vederson üçlüsünün hareketlerini görmezden gelen Kuddusi Müftüoğlu, Ermin Zec'in pozisyonunda kalecinin dokunduğu ve bizim çok net gördüğümüz korneri, aut olarak değerlendirdi. Bunun yanında ofsayt pozisyonlarına devam deyip, olmayan pozisyonlara ofsayt çalması cabası.

İkinci yarı Bursaspor, normal ve skoru korumak isteyen oyununa devam etti ancak Gençlerbirliği durgun başladı. Yaklaşık 30 dakika durgun ve etkisiz bir Gençlerbirliği'ni izleyince ümitlerimiz kırıldı biraz. Azofeifa-Ergün ve Zec-Soner değişikliği ilaç oldu. Özellikle Ermin Zec hücum olarak Gençlerbirliği'ni o kadar güzel ayaklandırdı ki iki golde -özellikle 2. gol- Zec sayesinde oldu dersek yanlış bir kelam etmiş olmayız. Sonuçta zorda olsa beraberliği kurtardık ancak oyunumuz Bursaspor'dan daha üstündü.

Burada tekrar Fuat Çapa'ya seslenmemiz gerekiyor. Süper Ligin en kötü kadrolarından birini adam edip play-off'a sokma noktasına getirip bize uzun zamandır yaşamadığımız bir heyecanı yaşattın kalbimizdeki yerin çok ayrı ancak, Ergün Teber ve özellikle Mehmet Akgün'ü oynatma konusundaki ısrar neden Ermin Zec'e gelince gösterilmiyor. Çift forvet oynayamıyoruz çünkü orta saha dengesi bozulur lakin haftalardır bekleneni veremeyen Soner bir süre dinlendirilse ve Zec forvet arkası oynasa yada Yasin, Soner'in yerine geçip Zec kanatta oynasa? Uzun lafın kısası şu adama bir şans verilse çok mu şey istemiş oluruz?

Geriden gelip puan almak çok güzel bir psikoloji ama böyle oyuna puan kayıpları ilerleyen haftalarda çok büyük sıkıntı olabilir. 3 İstanbul takımıyla deplasmanda karşılaşacağız ve kolay olmayacak umarım ilerleyen haftalarda hatasız futbolcular ve oyunun hakkı sonuçlar elde edebiliriz.

20 Kasım 2011 Pazar

Önemli Bir Puan!

 14 puanlı iki ekibin mücadelesi. Gençlerbirliği açısından da Sivasspor açısında da eşik niteliğinde bir maç. İki takımında galibiyet isteyerek çıktığı bir maç desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Biraz tamam, devam gibi bir mücadele oldu açıkçası. İki takımında geçen sezon ki hali düşünülünce tekrar o günleri sezon başından yaşamamak için önemli bir maçtı.

Bu eşiği tam anlamıyla atlayan takım olmadı 1-1!lik sonucun sonunda ancak Gençlerbirliği bir ayağını attı kapıdan. Deplasman fobimiz düşünülünce bunu daha iyi anlayabiliriz. Deplasmanda oynadığımız 5 maçta 1 puan çıkarabilen ekibimiz 2. puanını da Sivasspor deplasmanında aldı. Bu anlamda maç bizim için daha karlı geçti.
 Kamil Grosicki, Ricardo Pedriel gibi bir hücum hattına sahip takım Sivasspor ve onlar kadar olmasada Enaramo gibi yıpratıcı bir kuvvet daha var. Defansif zaafları olan bir takım olarak deplasmanda 1 gol yiyip beraberlik almak güzel. Karşılıklı pozisyonlar var ve burada kalecilerin başarısı dikkat çekici. Gerek Grosicki'nin yarattığı tehlikelerde Ramazan, gerekse Soner'in frikiğinde topa çok iyi uzanan Milan Borjan gayet başarılı maç çıkardı diyebiliriz.
Atılan gollerde ise Pedriel'in fırsatçılığı karambolde bir gol atmasını sağlamış. Bizim golümüze gelecek olursak, Herve Tum'un kafa vuruşu gerçek bir vuruş cidden. Oldukça sert ve kalecinin yapabileceği çok bişey yok. Herve Tum'un gol sayısını üçe çıkarması bizim açımızdan ayrıca heyecan verici. Ligin ilk üç maçını kaçırdığını ve takıma uyum sürecini eklersek, sezon başında düşündüğümüzden çok daha iyi bir performans sergiliyor. Belki oyunun genelinde pek etkili değil ama gol atma sayısını böyle böyle arttırırsa tecrübeli golcü olarak takımın bu kısıtlı kadrosunda çok fayda sağlayan isimlerden olabilir. 

3 hafta arka arkaya içerde oynayacağımız bir seri bizi bekliyor ve bunların ikisi Fenerbahçe, Galatasaray maçları. Kendi sahamızda ki iyi formumuzu koruyamazsak eğer bu takımlara karşı, bu deplasmanda alınan 1 puanın değeri biraz daha artabilir.

8 Kasım 2011 Salı

Tarih Yazdık!

 Sıkıntılı dönem geçiren takımımızda şu ana kadar giden en iyi şey kısıtlı kadroya rağmen futbol oynamaya çalışan bir takım ve iç sahada alınan güzel sonuçlardı. Fikstürde en zorlu dönemece girdik ve iç sahada arka arkaya Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray ile maçlarımız olacak. Bunların ilki olan Beşiktaş maçı gerçek bir tarih yazmayla başladı. Kolay kolay unutulmayacak bir maç hem biz Gençlerbirliği taraftarları hem de Türk futbolu tarihi açısından.

Maç başlamasıyla Beşiktaş'ın bulduğu ilk pozisyonu gole çevirmesi en istemediğimiz olaydı ki bizim için kabusun başlangıcı oldu. Ardından olmayan bir pozisyonda yediğimiz ikinci gol açıkçası umutlarımızı tüketti derken ikinci yarı başıyla itibaren destan yazmaya başladık.

 Maçı Gençlerbirliği açısından değerlendirirsem, yediğimiz iki golde de çok net bir pozisyon yoktu sadece ciddi bir defans zaafının sonucu golleri yedik. Genel anlamda da en büyük sıkıntımız defansımız. Cem Can'ı ortasaha'dan devşirip sağ bek ve vasat oynayan Mehmet Sedef'ten de sol bek yaptığımız için çok sık bu bölgede aksaklıklar oluyor.

İlk yarı 0-2 geriye düşmemize rağmen 45 dakikanın büyük bir bölümünde tek kale oynadık desek yalan söylemiş olmam. Medyada genellikle "Beşiktaş yenildi" diye lanse edildiğinden pek konuşulmadı ama tarafsız bir gözle bakarsak ilk yarıda da bahriz bir üstünlüğümüz mevcuttu. Burda da Gençlerbirliği'nin ikinci büyük zaafı ortaya çıkıyor. Defansif anlamda pozisyon vermeden yediğimiz golleri Mersin ve Beşiktaş maçlarında gördüğümüz gibi hücum anlamında da pozisyon yakalayıp gol vuruşu yapamama hastalığımızı Kayseri maçında olduğu gibi bu maçta da gösterdik. Gol vuruşlarını halledebilirsek eğer -ki bunun içinde takviye şart- galibiyet serileri gelebilir ve Gençlerbirliği hiç beklenmeyen bir performans ile üst sıraları zorlayabilir.

Maçın ikinci yarısında ise pozisyon bulmaya devam ettiğimiz gibi iki dakika arayla gerçekleşen ataklarımızda bulduğumuz goller galibiyetin habercisi oldu. Kolay golleri dahi bir türlü atamayan takımımız bu sefer iki zor pozisyonda son vuruşları başarılı bir şekilde gerçekleştirince kendimize güvenimiz geldi. Herkesin kırılma noktası olarak dillendirdiği Mustafa Pektemek'in mutlak pozisyonda kaçırdığı 3. gol şansını bir kenara ayırırsak 2 dakika arayla gelen goller maçın bizim açımızdan kırılma noktasıydı.

Egemen'in durup dururken kaleci ile anlaşamayıp kendi kalesine attığı gol galibiyetin habercisi olurken, Erdal'ın 90. dakikada attığı son golümüz ise belkide Erdal'ın hayatının golüydü.
Beşiktaş niye yenildi? Beşiktaş neden çöktü? gibi sorulara yanıt arayan medyaya karşı taraflı ve tarafsız kim bu maçı baştan sona izlese aslında maçı Gençlerbirliği'nin haklı olarak kazandığını konusunda kesinlikle hemfikir olacaklardır.

Toparlayacak olursak defansif anlamda zaaflarımız gerçekten çok yüksek seviyede. Sezon başından bu maçın ikinci yarısına kadar son vuruşlardaki beceriksizliğimizde bir o kadar can sıkıcı. Ama Fuat Çapa'nın bu kısıtlı kadroya rağmen futbol oynatmaya çalışması ve çok pozisyon bulmamız bizi heyecanlandıran ve umutlandıran şeyler. Ankara her takıma deplasman olmaya başlıyor yavaş yavaş yalnız bu durumu deplasmanda da gerçekleştirmeye çalışmamız lazım. Ciddi bir deplasman fobimiz olduğu açıktır.

Öyle yada böyle bir çok duyguyu aynı anda yaşadık her yönüyle efsane olacak bir maçtı. Attığı gole sevinmeyip bize saygısını sunan Mustafa Pektemek'i de tekrar kutluyorum ve Beşiktaş'ı bireysel olarak sevmesemde Mustafa'nın gollerinin devamını can-ı gönülden istiyorum.

18 Eylül 2011 Pazar

Galibiyet Zor Geldi!

 Samsunspor maçında ilk yarıdaki vahim görüntünün ardından ikinci yarı toparlayan takımımız Karabükspor karşısında tam tersi olarak ilk yarıda iyi oyununu ikinci yarı gösteremeyince biz taraftarlara 90 dakikanın bitmesi çok zor oldu.

Maça Cem Can'ı sağ beke çekip orta alanı Azofeifa-Harbuzi-Oktay üçlüsüne teslim eden Fuat Hoca aslında olabilecek en iyi kombinasyonu uyguladı. Ancak bu üçlü özellikle ikinci yarı defansif olarak çok yetersiz kaldı. Ön libero olarak daha çok Azofeifa'yı gördük ancak tek başına Azofeifa'da bir yerden sonra yetersiz kaldı. Harbuzi'nin desteğe gelmemesi ve 90 dakikaya yayamadığı oyunu, bana hala isteksizmiş gibi geliyor.
 İlk yarıda güzel pas oyunu ikinci yarı kendini rölantiye bırakınca defansif anlamdaki zaaflarımız ortaya çıkmaya başladı. Özellikle en büyük sorunumuz olarak duran topları uzaklaştıramamız olarak göze çarptı. Korner ve faul atışlarında sadece bir pozisyonu Burak ile savuşturabildik. Hava toplarında ki bu zaafın yanına birde sol bekte Mehmet Akgün'ün aksaması maçı her dakika, özellikle maç 2-0'dan 2-1 olduktan sonra yüreğimiz ağzımızda izlememize sebep oldu.
İleri uçta en olması gereken değişiklik ayağında top tutabilen bir adamın oyuna girmesi olacaktı. Mununga değişikliği bu yüzünden çok yerinde bir değişiklik olmasına rağmen verilen taktik ve Mununga'nın oynaltıldığı yer yanlıştı. Yasin yerine oyuna girip sol kanatta oynatılan Mununga ayağında top tutup zaman geçirmeye çalıştı sadece. Bana göre Zec'in yerine geçip Zec'i de kanada çekşeydi Fuat hoca, uzun topları Mununga ile indirip sağdan Hurşut, soldan Zec ile üçüncü golü bulmak adına çok daha faydalı işler yapabilirdik.

Özkan, Özgür gibi isimler umut verseler de beklerin yetersizliği bu sezon en azından devre arasına kadar canımızı çok yakacak gibi gözüküyor. Cem Can ön libero olarak en ideal isim olmasına rağmen bir süre daha sağbek olarak izlemekte yarar var. Bütün bunlarla beraber tek devrelik oyunu iki devreye çıkarabilirsek ve orta sahayı 90 dakika kaybetmezsek defansın zaafları biraz daha kapanacaktır.

10 Nisan 2011 Pazar

4 Köşeyiz!

 Maça geçen haftaki Manisa ve İstanbul Belediye maçlarından farklı bir kadroyla çıktık. Açıkçası Azofeifa'yı görememek dışında Zumdick'in çıkardığı en iyi kadroydu sanırım bugüne kadar. Maç biraz tutuk başladı ama ayağında daha çok top tutan takımın Gençlerbirliği olması sezon başından bu yana takımın değişiminin bir göstergesi. Bu topun bizde olma avantajı Mustafa Pektemek gibi bir canavarı harakete geçirmek için çok güzel bir olay. Tam bir kilit açma ustası Mustafa Pektemek 25. dakikada güzel bir gol ile kilidi açtı. Sakatlık sonrası gerçekten ama gerçekten çok farklı döndü Pektemek. Benim en büyük korkum böyle büyük sakatlıktan sonra kaybolmasıydı ama sakatlık öncesi en çok eleştirdiğim fiziksel eksikliğini bile giderip müthiş döndü.

Kahe'nin gitmesiyle top tutan uç adamı eksikliğini çok iyi doldurmaya başladı. Çok güzel top saklıyor, vücudunu koyuyor, direniyor. Aynı zamanda Süper Lig'de benim kanıma göre Gaziantepli Cenk Tosun ile birlikte bitirici özelliği en yüksek futbolcu. 2 haftada attığı 3 golde bitiricilik dersi niteliğindeydi.
 1-0'dan sonraki en büyük korkum Zumdick'in skora yatmasıydı. Korktuğumda oldu ve takımı baya bir geri yasladı. Kayserispor gol bulmak için duran top arayışındaydı ve bizde geriye yaslandıkça bu şansı onlara sıkça verdik. Allah'tan Manisa ve bu maçta üstümüzde bir şans mı diyeyim artık, birşeyler vardı da gol yemedik. Ama aynı şeyi İstanbul Belediye maçı için söylemek güç. Takım geriye yaslanınca 2 penaltı yaptı ve birinde şansımız yaver gitti. Kayseri maçında da çok riskliydi yapılan bu taktik ve ardarda 3 kez tehlikeli noktadan frikik kazandırdık rakibe. İlk yarı böyle kazasız belasız bitti.

İkinci yarının başlamasıyla son haftalarda performansında ciddi bir düşüş olan Oktay Delibalta oyundan alınıp yerini Mehmet Akgün'e bıraktı. Oktay için en büyük korkum böyle bir iyi bir kötü derken Burhan Eşer gibi olması. Umarım kendini bir an evvel toparlar. Zumdick'in bu maç için yaptığı en yararlı işlerden biri Hurşut'un yerine Zec'in 11'de başlamasıydı. Takıma büyük katkısı attığı muhteşem golle oldu. Çaprazdan plase harika gördü ve golünü attı. Uzun zamandır suskundu ve yedek başlıyordu, bu golle kendini yeniden bulur ilk yarıda yaptığı gibi. 2. golden sonra biraz geriye yaslanmadan ziyade uyum sorunu gibi gördüğüm nedenlerden dolayı Kayseri kalemize etkili geldi. Ve bu anlarda Ali Bilgin ile golü buldu. Riskli dakikalar başladı bizim için biraz daha. Açıkçası 90+ larda yiyeceğimiz bir golden korkuyordum. Ama tersi oldu. Azofeifa'nın oyuna girmesiyle daha isabetli paslar yapan takımımız dağılan ve gol aramak için bütün hatlarıyla ileride olan Kayseri'yi gafil avlayıp Jedinak ile 3. golü bulup maçı bitirdi. Ayrıca Emre Aygün Gençler formasıyla ilk maçında asist yapmış oldu. 90+ larda Kayseri'den gol yemeyi beklerken ben, yüzümü Jedinak'tan sonra birde Aykut kara çıkardı ve iyice darmadağın olan Kayseri filelerine 4. golü yolladı.
Bu maç için hayal kırıklıklarım Oktay ve Yasin oldu açıkçası. Daha büyük umutlarım vardı onlar için. Beni şaşırtan ise iki haftadır bir değişik oynayan Jedinak oldu. Everton'ın istediği konusunda haberler geldi bilmem onun için böyle oynuyor yada başka şeyler var. Fakat hava toplarını kaptırmadı, uzun ayağı ile bir sürü top kesti, yetmedi bir de diziyle gol attı Fenerbahçeli Semih'e nazire yaparcasına. Süper Lig'de ayak ve kafa dışında ki uzvuyla gol atan bu hafta ikinci oyuncu oldu Jedinak. Serkan Çalık'ı görememek üzdü bir de beni. Yasin'in yerine olurdu ama tabi Yasin'in maç öncesi bu kadar etkisiz olacağını tahmin edememiştir kimse.

İki haftadır ligde 2 maçta toplam 7 gol atmak ayrı bir heyecan. Takım içinde birazda pas trafiği yükselse zevkli maçlarda izleyeceğiz ama şu skora yatma huyumuz bunu engelliyor. En çok zevk duyduğum anlardan biri hızlı hücumda Mustafa Pektemek'in Zec ile oynması ve Kayseri oyuncular topu takip etmek için Zec'e döndüğü anda Zec'in tek pasla tekrar Pektemek'e dönmesi heyecan vericiydi. Mustafa çalımında başarılı olsa maçı orda koparabilirdik. Her geçen gün takım iyi sinayller veriyor. Bundan sonra kupaya daha çok odaklanmak farz oldu. Bir de kupa bizim olsa kimse değemez keyfimize.

3 Nisan 2011 Pazar

Ezber Bozduk!

 Her yönüyle beklemediğim bir maç oldu desem kendi adıma yanlış konuşmamış olurum. Manisa ligde rahat, Hikmet Karaman ile iyi bir ivme yakaladılar ve kendi sahalarında oynuyorlar. Bizde ise durumlar karmakarışık,  düşme potasına iyiden iyiye yaklamışız, Sivasspor maç fazlasıyla üstümüze çıkmış, deplasmandayız ve teknik direktörümüz bir an evvel takımdan gitsin diye baktığımız Ralf Zumdick. Maç 0-3 galibiyetimizle sonuçlanıyor, tersi bir durum olsa yadırgamam da - uzun süredir galibiyetin nasıl birşey olduğunu unutunca birde- insan iyice afallıyor tabiri caizse.

Maç öncesi kadromuza bakıyorum, Zumdick puan veya puanlar diyerek belli ettiği işin rengini, sahaya çıkan oyuncularıyla sadece 1 puana razıyız diyerek tam manası ile yansıtıyor. Orta saha üçlüsünde eksik biri var diye kafam karışmış maçı izlerken ayılıyorum Azofeifa yok Jedinak oyunda. Jedinak, Cem Can ve Oktay üçlüsünden oluşan orta sahada hücuma top taşıyabilecek tek isim Oktay gibi gözüksede maçın başlamasıyla Oktay'ın da defansif anlayış sergilediğini gördüm. Nitekim Isaac, Makukula, Kahe, Simpson gibi hücüm elemanlarını barındıran bir takıma karşı bu kadar defansif oynamak normal sayılabilir ama galibiyet aramadığımız çok açık ortada. Son haftalarda tek iyi huyumuz olan maça hızlı başlamak eylemini yine gerçekleştiriyoruz ama Aykut'un kafasından çıkan şutu İlker Avcıbay müthiş kurtarıyor.
 Dedim ya herşey Manisa'dan yana gözüküyor diye, bu koşullar altında agresif ve sıkıntılı olması gereken taraf biz olmamız gerekirken ilginç şekilde Manisalı oyuncular maça çok hırçın başlıyor. Halbuki rahat konumdalar ama maçın başında Yiğit Gökoğlan'ın ayak kırmaya yönelik hareketini, topa vurup itiraz ettiği gerekçesiyle sarı kartla cezalandıran hakem ile birlikte Manisa iyice agresifleşti. Hikmet Karaman'ın bağırışları televizyondan net şekilde duyulurken, inanamadığım bir olay daha gerçekleşiyor ve niye bu adam oyunda dediğim Jedinak ile öne geçiyoruz. Bütün itiraz ettiğim şeylerde yada görüşlerimde beni haksız çıkarmak isteyen bir maç oluyor. Agresif Manisa daha fazla bekleyemiyor ve ilk yarının sonlarına doğru Murat Erdoğan gördüğü sarı kartın ardına hakaret edince direk kırmızı ile oyundan atılıyor. İşte ekmeğimize yağ süren harekette bu kart ile başladı diyebiliriz. 

İkinci yarının başlamasıyla 10 kişi Manisa öyle yüklendi ki biraz Allah korudu bizimkileri. 11'e 11 olsak kesin yatar skora dediğim Zumdick eksik Manisa karşısında bile bir anlık 1-0'a yatar gibi oldu. Maçın kırılma anı ise  Dixon'ın hatası sayesinde bulduğumuz ikinci golle oldu. Mustafa Pektemek zor pozisyonda en iyi hamleyi düşündü fakat pozisyon öyle zordu ki umudu kestiğim anda Dixon'ın hatası Manisa'yı disiplinden tamamen kopardı. Zaten hemen ardına Mustafa Pektemek'in bitiricilik dersi geldi ve bizde maçı iyice kopardık. Bu sefer kritik bir dönemeçten eli boş dönememek güzel oldu.
Maçın iyilerini yazmaya çalışırsam, Serkan Çalık açıldı artık 1 gol 1 asist Mustafa Pektemek ile birlikte karşılık olarak güzel maç çıkardılar. Mustafa Pektemek takımın en kaliteli oyuncusu olduğunu kanıtlıyor sahalara yeniden dönmesiyle. Aynı zamanda Hurşut'u beğendim bu sefer, o da bir asist ile süsledi oyununu. Ayrıca dedik ya beni her konuda haksız çıkaran bir maçtı diye, maçın başlamasıyla Hurşut'un ilk çalım denemesinde tam kızıyordum ki Hurşut'a yüzümü kara çıkarıp güzel iler yaptı. Bu sezon Hurşut'un ezberlenen çalımlarını yiyen ilk ve tek takım Manisa oldu sanırım. Kaç çalım attı saymadım ama yaklaşık 10 çalımından 9'unun başarılı olması  son derece şaşırttı beni.Gerçi rakip iyice teslim etmişti 3-0'dan sonraki çalımları değerlendirirsek ama gollerden öncede şık haraketleriyle maça renk kattı.

Genel olarak takımın oyunu için erken konuşmak istemiyorum. Yanıltıcı olabilme ihtimali yüksek bir maç. 10 kişi kalan ve daha 60. dakikaya girilmeden 3-0 yenik duruma düşen Manisa karşısında laubali tavırlarla harcanan goller rahatlıktan mı harcandı yoksa beceriksizlik mi? emin değilim. Galibiyetimize gölge düşürmek gibi bir niyetim yok aslında, yazı biraz karamsar gibi gözüksede. Benim gerçekten sinirlendiğim iki nokta vardı sadece takımda;

Birincisi, Barcelona vari paslaşmalar ile güzel futbol oynamamız için illa ki rakibin 10 kişi kalıp bizimde 3-0 önde mi olmamız lazım? Bir ara öyle paslaşmalar oldu ki bu sezon hiçbir maçta alamadığım keyfi aldım.
İkincisi; Bre Ralf Zumdick, sanki her maçta 1-0 öne geçince skora yatan ve defansif futbol ile zaman geçirme taktikleri üzerine yoğunlaşan sen değilmişsin gibi 3-0'dan sonra kaçan gollere üzülüp, sinirlenme triplerine girmen çok samimiyetsiz geldi bana. Tabii ki bu son iki yorum tamamen şahsıma ait olup sizde farklı etkiler yaratmış olabilir genelleme yapmak istemem.

Not: İstatistiksel olarak tek bozulmayan ezber ise hala Manisa'da Manisaspor'a yenilmememiz oldu, bu veriyi de paylaşalım.

7 Mart 2011 Pazartesi

Kendi Yolumuza Taş Koydun Zumdick!

Çarşamba günü kupadan turlayarak geldik, yoğun yağış altında, yüksek tempoda oynayan ve şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe'yi sahamızda ağırladık. Şartlar zor ve bütün bunların üzerine maçın ilk 20 dakikasında 2-0 yenik duruma düşmek hiç bir takım için kolay değil. Bu şartlardan kurtulmayı becerecek oyunu oynamaya başladığınızda eğer taktik değişimine gidiyorsanız suçlu teknik direktörden başkası değil diye düşünüyorum.

Maçın henüz başında Lugano'nun golü ofsayt apaçık ama hakem golü veriyor. Yeterince moral bozucu ve ardında penaltı kararı ile 2-0 yenik duruma düşüyorsunuz ve penaltı kararı da bir o kadar tartışmalı. Herşeye rağmen daha bu dakikalarda teknik direktör hatası açıkça ortada. Nasıl mı? ;

Diyelim Lugano'nun golü ofsayt değil, penaltı kararı da doğru. Hadi penaltı da Mehmet Güven'in verdiği pas hatalı ondanda teknik direktöre suç bulmaktan vazgeçelim. Lugano'nun golünde top ceza sahasında havalanıyor ve topa kafa vursun diye koyduğunuz defans Burak o topa kafa vuramıyor ve bu özelliği yeni bir şey değil herkesçe biliniyor. Burak Özsaraç, Gençlerbirliği'ne geldiğinden beri gösterdi ki ağır bir futbolcu ve hava toplarında da yetersiz, teknik direktör Zumdick ise hava toplarında Lugano, yerden ise çok hızlı gidebilen Niang gibi iki futbolcuya karşı bu isimle başlıyor. Kadro yetersiz, rotasyonda adam yok desen olmaz Zumdick, en kötü hava toplarını alması için Kulusiç var onu dene bari. Burak Özsaraç ile çok fazla ilerleme kaydedemezsin takıma baştan zarar veriyorsun.

Neyse hatasını kapatabilecek oyuncularımız var ki hepsi de hırslı, nitekim Orhan ve Hurşut ile beraberliği yakalıyoruz. İkinci yarı başlıyor, zemin iyice karla kaplanmış. Fenerbahçe'nin beklerini sabahtan beri felç etmişsin golleri bu sayede bulmuşsun, uzaktan şutların zorluyor, 2 topun direkten dönmüş. Zumdick öyle bir değişikliğe gidiyor ki Serkan Çalık yani bir kanat oyuncusu çıkıyor, yerine yavaş mı yavaş orta saha Jedinak giriyor. Anlamı çok basit "ben beraberliğe yatacağım" diyorsun. Üstelik hala Niang gibi hızlı, Alex gibi teknik bir adam oyundayken, özelliksiz bir adam oyuna alıyorsun. Faturası 2 gol ve sahanda 4-2'lik mağlubiyet. Sonradan Zec'i oyuna alıp Oktay'ı çıkarmak ve eski taktiğe dönmenin manası olmadığını da görüyorsun. Halbuki Zec oyuna girdikten sonra direkten dönen üçüncü top sana en başında madem Serkan'ı alacaksın oyundan Zec'i ilk başta sok oyuna diye anlatıyor açık açık. Bekleri bu kadar açık verirken yaptığın bu hata daha da pahalıya patlar işte böyle. Azofeifa'yı, Oktay'ı oyundan düşürdükten sonra Zec değil Messi gelse zor kurtarır bu maçı.

Sonuç olarak takımın oyunu ve hırsından, yolumuza göz göre göre taş koyan Zumdick'in ikinci yarıda ki taktik değişikliğine kadar çok memnun olduğumu söyleyebilirim. Özellikle Mustafa Pektemek ve Orhan oynayamadıkları günlerin acısını çıkara çıkara oynuyorlar. Aykut ve tam olmasa da Hurşut'un geri dönüşleri yüzümüzü güldüren bir diğer durum. Murat Kalkan'ın olmadığı bir maçta onun yerine oynayan Mehmet Güven'de hatalı pası dışında Murat'tan daha iyiydi.

Direnci çok çabuk kırılan bir takım olarak "2-0'dan 2-2'ye getireceğiz bu maçı" diyene inanmazdım ama bu sefer takım değil dinamiti teknik direktör Ralf Zumdick altımıza yerleştirdi. Bu takımın küme düşeceğine dair endişelerim yavaş yavaş kaybolsa da, teknik direktörün bizi daha da kötüye sürüklemesi konusunda endişelerim kat be kat artmakta. Takımın şu an ki işleyişine daha kötü bir etkisi olur mu tahmin edemiyorum çok net ama gönlüm kesinlikle teknik direktör değişikliğinden yana. Biraz kaliteli bir hoca ile bu takım ligde de kalır, kupayı da alır.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Oktay, Mustafa & Azofeifa A.Ş.

 Bir Ankara derbisinde daha yüzümüz güldü. Zaten bu senenin en yüz güldüren olayı sanırım iki Ankaragücü maçından alınan 6 puandı. Onun dışında şöyle ağzımız kulaklarımızda bir maç göremedik maalesef. Hele geçen haftaki Karabük maçı bende öyle bir psikoloji yarattı ki artık maçı izlerken kendimi kaybettim. Bu Ankaragücü maçınada içimde yanan umut alevi can çekişmeye başlayınca söndürmemek amaçlı gitmedim. Belkide benim ayağım uğursuz diyeceğim ama 1-0 yendiğimiz Ankaragücü maçında da tribündeydim. Bu maça gelmedim ve ilk kez 4 gol birden attık. Sezonun arkadaşlarımın deyimiyle belkide en zevkli maçını kaçırdım.

Özetlere bakıyorum, geçen hafta cezalı olan Oktay Delibalta'nın takıma dönmesi etkisini büyük ölçüde göstermiş. Azofeifa'nın en başından beri ilk 11'de oynaması gerektiğini bu hafta çözen teknik direktörümüzede selam olsun. İlk dakikadan itibaren Gençlerbirliği atakları var özetlerde. Azo'nun direkten dönen topu, Mununga'nın sayılmayan golü istekli başlamanın birer göstergesi. Ama nedense bizimkiler inatla önde oldukları bir maçı zora sokmayı seviyorlar. 2-0 öndeyken maçın 2-2'ye gelmesi geçen haftaki maçı hatırlatır kendimden geçirirdi yine beni heralde. Allah'tan Orhan çok geç kalmadı da bizim kaleden sonra rakip kaleye gol atıp uzun aradan sonra  "hoşbulduk" dedi.
Böyle uzun süreli sakat ve cezalı oyuncuları geri dönüş maçlarında hep gol atacaklarsa ne mutlu ama yavaş yavaş yeniden toplanan takımda böyle 4 gol birden atıyor işte.

Bu maçın özetini izlerken dikkatimi çekenlerse başlıktaki isimler oldu. Azofeifa sonunda ilk 11'de başladı ve sonuç 2 asist. Maçın ilk yarısı 2 şutundan biri kaleciden diğeri direkten dönen Azofeifa, Mustafa Pektemek ve Orhan Şam'ın kafayla attığı gollerin ortasını açan isimdi. Yakın zamanda Azofeifa kanat adamlarını toplasın ve hergün fazladan yarım saat- bir saat "orta açma teknikleri ve güzel orta açmaya giriş" dersi versin.

Mustafa Pektemek, bu sezon 3. maçında ve şimdiden 2 gol 1 asist yapmış durumda. Karabük maçında girişi biraz geç oldu bu yüzden takımın halide ortadayken çok birşey yapması beklenemez. Ama şunu farkettimki güçlenerek dönmüş. Daha önceleri bir omuzda yıkılan Pektemek artık direniyor top saklıyor. Bu artı yanına kalsın İstanbul Belediye ve bu maçta attığı gollere bakılırsa golü resmen kokluyor bu adam.

Son olarak Oktay'a gelirsek yazının başında belirttik, geçen hafta orta sahanın haliyle bu haftaki orta saha farklılıklar göstermiş muhakkak. Oktay çok çalışıyor bu takım için. İleri çıkıyor, geri gidiyor ama en önemlisi rakibin oyununu çok iyi bozuyor. Bunu daha önce bu sezon ilk haftada Eskişehir deplasmanında sahadaki polis görevlisi demişti bize; "Kim bu 13 numara, çok iyi oyun bozuyor, iş yapar bu çocuk" demişti. Herşeyin üstüne bu maçta 4. goldeki Yasin'e attığı pas iyi bir kumaşı olduğunun göstergesi.

Dip not: Yasin'e geldiğinden beri bencil oynadığı yönünde eleştiri getiriyoruz ama İstanbul Belediye ve bu maçta verdiği paslarla takımın bir asistçiye kavuştuğunun sinyalini veriyor. Son alkışlarda Yasin'e ve güzel asistine gitsin.

Son Not: Maçta verilmeyen 2 golümüz daha var. İlki Mununga'nın golü açık ve net faul doğru ama en sonunda ofsayt nedeniyle verilmeyen benim görmediğim bir gol daha var, kim attı bilmiyorum ama ofsayt olmadığı söyleniyor. Bol gol pozisyonu bulan Gençlerbirliği mutlu ediyor insanı.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Küme Düşmeyi 1 Hafta Erteledik!

 - Kupa maçından 4 gün sonra bu sefer ligde Buca'yı 2. kez mağlup etmeyi başardık.
- Kupa maçından daha kötüydük. Buca yine aynıydı.
- İlk yarıda biraz daha atak olan taraf bizdik ancak orta sahadan çıkamayan oyuncularımız sayesinde bir türlü ablukaya tam olarak alamadık Buca kalesini.
- İlk yarıda Harbuzi, Gençlerbirliği taraftarını çıldırtan isimdi. Laubali oyunuyla artık gönderilme zamanım geldi der gibi oynadı.
- Geçen sezon Galatasaray, Harbuzi'yi istiyor diye haber çıktığında şaşırmıştım nasıl isterler diye keşke satabilseymişiz o zaman. Sahada çok önemli bir maç var ve Harbuzi oldukça isteksiz ve sonucunda başarısız paslarıyla çok top öldürdü.
- Azofeifa'nın neden oynamadığını anlayamadım zaten.
- Mehmet Akgün, devşirilmeye çalışıldığı sağ beke yavaş yavaş adapte oluyor. Geçen maçlarına göre hatasız sayılabileceği bir maç çıkardı.
- İlk yarıda Ermin Zec, Buca'nın korkulu rüyası olmak üzereydi. Kupa maçından sonra bu maçtada oldukça etkiliydi. Hele o çektiği şutlar gol olsa jeneriklik 1-2 gol izleyebilirdik. Ama maalesef şutlar çok az farkla auta çıktı.
 - Ermin Zec için bir ayrıntıda, bu oyununu devam ettirebilmesi için mutlaka Mununga ile oynaması gerektiğini düşünüyorum. Mununga ilerde top tutarak Zec'in oynamasını daha kolaylaştırıyor.
- Munuga'ya da atlamışken bugün güzel bir maç çıkardı. Öyle güzel hareketlerinden bahsetmiyorum. Sadece hırsı bile beğenmemize yeter ve artardı. Boyu çok uzun olmasada zıplayıp almaya çalışması ve alması takdire şayandı. Kahe'den sonra Smeltz ve Billy Mehmet gibi boylu diye getirilen adamlar birşey yapamazken Mununga alkışı haketti.
- Maçın ikinci yarısında ise Harbuzi'nin çıkıp Yasin'in girmesi rahatlattı biraz bizi. Bencil oynayan ama birşeyler yapmaya çalışan adamı, ruhsuz ve laubali bir adam her zaman tercih ederim.
- Ve sonunda Buca kalecisi Londak'ın yaptığı hatayı Oktay Delibalta çok iyi değerlendirdi. Oktay Delibalta için golden çok daha fazla şey söylenmeli. Maçı bize kazandıran adamdı. Zec, Mununga, Serkan, Cem Can iyi mücadele etti belki ama hepsi görevlerini yerine getirmeye çalıştıkları için iyiydiler. Oysa Oktay, rakibin oyununu bozdu, takımı atağa kaldırdı, defansa yardım etti, golünü attı. Takımın ayakta kalmasını sağlayan tek adamdı diyebilirim. Kupa maçından sonra bu maçta daha da harikaydı.
- Bucaspor'un işi gerçekten zor zaten Allah'a emanet savunmasını golü yedikten sonra iyice açtı, bu sırada yakaladığımız kontratakta Yasin topu ayağından fazla açınca kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda ikinci golü bulamadı.
-Kabus dolu anlar bundan sonra başladı. 1-0'a yatan takımımız oyuna Jedinak ve Hurşut'u aldı.
- Hurşut ne kadar iyi oynayamasa da her şekilde yedek başlaması şu durumda daha mantıklı. Serkan ile başlayıp ardından Hurşut'u koymak teknik direktörün yaptığı tek iyi işti belkide.
- Kabus dolu anlarımızın baş mimarı ise Jedinak oldu. Defans yapsın diye oyuna konulan adam girdiği anda iki kritik pozisyonda topu uzaklaştırmak yerine rakibin ayağına teslim ederek soğuk terler döktürdü. Bir tane bile olumlu hareketi olmayan Jedinak'ta Harbuzi ile birlikte gidebilir. Azofeifa'nın oynamamasını yadırgadım.
- Hakem içinde iki tarafı da oynatmadığı için kötü yönetim gösterdiğini söyleyebiliriz.
- Bu kadar kötü oynadığımız bir maçta gelen galibiyete sevinmem ancak bu maçın önemi düşünüldüğünde sevinmek dışında birşey yapamıyorsunuz. Sivas'ın, Konya'nın yenildiği bir haftada tek maçla 3 rakibi yenmek gibi birşey oldu bu maç bizim için ve Bank Asya 1. Lig yoluna girmeyi 1 hafta daha erteledik.

3 Şubat 2011 Perşembe

Yarı Final Yolları!

 - Soğuk havanın etkisiyle ve maçın TV'den verilmesi sebebiyle maçta toplasan 1500 kişi anca vardı.
- Gençlerbirliği şaşırtmadı bizi ve yine bambaşka bir kadroyla sahaya çıktı.
- Maçta ilk yarıda da ikinci yarıda da üstün taraf Gençlerbirliği oldu.
- Özellikle ilk yarıda Hurşut ile çok net fırsatlar kaçtı. 2 tane yüzde yüzlük gol pozisyonundan yararlanamadık.
- Hurşut demişken çalım sevdasına ataklarımızı öldüren isimde kendisi oldu. Geçen sezon çalımlarına hayran bir şekilde yere göğe sığdıramadığımız Hurşut'a bir anda ne oldu anlamak mümkün değil. Biraz paslı oynasa çok önceden bitirmiştik Buca'nın işini.
- Ante Kulusiç yerden oynayan Buca karşısında zayıf kaldı çok adam kaçırdı. Mehmet Akgün'de kendi mevkisi olmayan sağ bekte "ileri mi çıksam, defans mı yapsam?" ikileminden kurtulamayınca Buca genelde o kanattan geliştirdi ataklarını.
 - İkinci yarı ile birlikte maçta sönük kalan Harbuzi yerini Ermin Zec'e bıraktı. Olumlu bir hamleydi. İyice sıkıştırmaya başladık Buca defansını.
- Ama Hurşut top ezmekten ve başarısız çalımlarından vazgeçmeyince istenen gol 70. dakikaya kadar gelmedi. Ardından gelen Cem Can - Hurşut değişikliğiyle paslı oynayan Gençlerbirliği 2 dakika da 2 gol buldu.
- Özellikle ilk golde golü Ermin Zec'e yazsalarda harika asistiyle golün yarısından çoğunu Yasin Öztekin hakediyor.
- Yasin ve Zec'in yanına Mustafa Pektemek'in katılacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum. Bu maçın son dakikalarında forma şansı bulmasını isterdim.
- Bugünün bal yapmayan arısı ise Oktay Delibalta oldu. Rakip ataklarını bozarken, takımı atağa kaldıran isim olması, orta sahada ayak basmadık yer bırakmamasıyla ve hırsıyla maçın kahramanlarından. Antrenmanlarda zaten hırsını görüyorduk ama her maça yansıtamıyordu. Bu maçla devamlı olmasını bekliyor ve istiyoruz.
- Biz kötü oynuyoruz, Buca bizden kötü oynuyor. Türkiye Kupasında yine güldük ama asıl önemli maç ligde olacak.
- Bu bir lig öncesi prova maçı gibi oldu. Pazar günü iki takımda en iyi 11'lerini sahaya süreceklerdir. Lig maçını kazanmak bu maçtan daha kıymetli. Bizim için 6 puanlık maç.
- Erdal Kılıçarslan'a bel bağlayan Gençlerbirliği'nin işi nasıl zorsa, Cenk İşler'den hala Süper Ligde takım kurtarmasını bekleyen Buca'nın işi de bir o kadar zor.
- Son olarak maçın en güzel hareketi Gençlerbirliği taraftarından geldi. Gençlerbirliği'ni çalıştırdığı dönemde El Saka'yı kastederek "Beni bir Arap'a tercih ettiler" diye ırkçı tutum sergileyen Bucaspor teknik direktörü Samet Aybaba'ya inat "El Saka" tezahüratı çok anlamlıydı. Sonunda da "Sen anladın Samet" sesleriyle bir kez daha güzelce(!) andık Samet Aybaba'yı.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Tek Devre Oyun, Tek Gol, Tek Puan!

- Gaziantep Kamil Ocak stadının zemini televizyonda ilk bakışta güzel duruyordu ama kamera sahaya yakınlaşınca ne kadar berbat bir zemini olduğu ortaya çıktı.
- İlk yarı yine aynı tas aynı hamam bir Gençlerbirliği sahadaydı. Atakta Gaziantep defansta biz vardık.
- Gaziantep'i değerlendirirsek Olcan oldukça liderliği ele almış. Her atakta Olcan'ın ismi kesinlikle geçiyor.
- Orta alanda Orhan Gülle kalitesini gösterdi. Guus Hiddink'in milli takıma çağırması boşuna değil kesinlikle müthiş bir kumaşı var. Tabata Beşiktaş'a nasıl bir kazıksa Orhan Gülle de bir o kadar büyük bir kazıktır Antep'ten Beşiktaş'a.
- Sosa ve Wagner'de beklediğimi bulamadım. Bence fazla abartı gibiler. Gerçi Wagner çok yeni ama Sosa sanırım tutmadı.
- İlk yarı da Olcan golü attı durdu ama maç boyu Gaziantep adına Orhan Gülle durmadı.
- Gençlerbirliği'ni değerlendirirsek Murat Kalkan bu takımın zayıf halkasıdır. Transfer kapanmadan kesinlikle sağ ve sol bek bulunmalı. Orhan dönerse sağ dursun ama sol beke mutlaka bir isim lazım.
- Gaziantep'in bütün atakları Murat Kalkan'ın kanadından gelişti. Artık maçı bıraktık Gaziantep ataklarında Murat yerinde mi değil mi bunu görmeye çalıştık.
- Gaziantep'in golü de Murat'ın kanadından açılan ortayla geldi. Peki Olcan'ı kaçıran kim dersiniz? Tabi ki sağ bekte oynayan Mehmet Akgün!
- İkinci yarı Gençlerbirliği iyileşti ama bireysel olarak sadece bir kaç oyuncu takıma katkı sağladı. Denge kuruldu maç ortada ve hem bizim için hemde normal bir maç için seyir zevki artan bir maç oldu.
- Cem Can, Fenerbahçe maçında direkten dönen firikiğinden sonra 10 numara oynayıp acayip işler yaptı. Ama yaptı, gerçekten yaptı beğendim bu tarzını da hırsını da...
- Mununga'nın ne yaptığını Eskişehir maçında çözememiştim ama bu maçta asıl yeri olan forvet-forvet arkası gibi oynayınca ne olduğunun farkına vardım. Top saklıyor, pas atıyor, deli gibi abanıyor. Kahe'nin biraz daha haraketlisini bulmuşuz gibi bir umut yarattı bende. Fiziksel gücüne hayran kaldım zaten, köşe bayrağının orda 2 adama direndi yere düştü, kalktı, araya girdi ve topu yine aldı sonra korner yaptırdı helal olsun dedirtti.
- Zec ve Mununga biraz daha uyum yakalayınca can yakarlar ama takımında biraz daha silkelenmesi gerekiyor. Mununga iyi dedik ama bu sefer Azofeifa sönük kaldı.
- Herşeye rağmen bir türlü gol atamadık çok net fırsatlar kaçtı. Tam Yasin'e pas vermediği için kızarken uzaktan patlattığı top gol oldu sevindik. Beklemediğimiz adamdan iyi bir performans izliyoruz şu anda. Ama Yasin'in kanat yerine ortada oynaması daha iyi olacak gibi Harbuzi'den iyice ümidimi kesmiş durumdayım.
- Şansımız yaver gitseydi galip bile gelebilirdik ama ilk yarı - ikinci yarı arasında bir denge kurarsak beraberlik normal sonuçtu. İkinci yarı Gaziantep'in de çok yabana atılmayacak pozisyonları vardı aslında şansımızı orada da kullanmış olabiliriz.

30 Ocak 2011 Pazar

Hacettepe - Adımayanspor Maçından Kısa Kısa!

 - Hacettepe ligin ikinci yarısında köklü bir kadro değişimine gitti ve kendilerini bulmaları zaman alabilir.
- Saha zemini inanılmaz ağırdı. Zaten kötü olan zemin 2 gündür yağan kar ile berbat hale gelmiş.
- Koşmanın, çalım atmanın imkansız olduğu bir sahada bekleyebileceğiniz en iyi oyun ayağa pas ile kaleye gitmekti.
- İki takımda ilk yarıda zemin yüzünden beklenen oyunu gerçekleştiremediler. Yine Hacettepe becerisizlikten gol atamadı ama Adıyaman sadece sahadaydı başka hiçbir vasfı yoktu.
- Böyle bir havada, 2. lig Beyaz Grupta orta hatta alt sıralardaki takımların maçı için 5 lira bilet yapan yönetimi Cavcav zihniyetlerinden dolayı kınıyorum. 
 - Adıyamanspor'da dikkat çeken hiç bir isim yoktu. Haklarında hiçbir şey yazamayacağım.
- Ne zorluklarla oynuyorlar kimbilir ama cidden kötüler.
- Hacettepe böyle kötü oynayan bir takım karşısında bile süper bir futbol oynayamadı.
- Kaptan ve 10 numara Ali Akburç nasıl beceripte 90 dakika oyunda kaldı bilmiyorum ama bu ligin bile adamı değil.
- Teknik direktör Tayfun Türkmen solda oynayan Onur ile Ali'nin yerini değiştirse eminim daha iyi randıman alırdı.
- Kaldı ki kanattan Ali'nin ortası asist oldu ve Mustafa Kayabaşı golünü attı.
- Ama kesinlikle Ali egoist kişiliğinden kurtulmadan o ligde bile zor oynar.
- Onur Garip sol kanatta forvete destek olarak oynadı ve bu adamı beğeniyorum. Her ne kadar son dakikalarda Guiza'nın son Gençlerbirliği maçında altıpasdan kaçırdığı gole benzer gol kaçırsa da top tutması, indirmesi ve hırsıyla Gençlerbirliği'ne güzel yedek olur. Billy Mehmet'ten daha iyi olurdu hatta.
- Mustafa Kayabaşı'nın seneye Gençler'e geleceği söylentisi var. Umarım gelir. Kumaşı sağlam ve çift yönlü orta saha olarak gelişmeye müsait bir isim. Son dakikalarda bir gol daha atıcam deyip saçma vuruşlar yapmasaydı daha iyiydi ama liginin üstünde bir adam. Gençlerbirliği'nin havası daha eğitecektir onu.
- Hacettepe'de uyum sorunlarına rağmen gelen galibiyet güzeldi. Adıyamanspor oyuncuları son dakikalarda beraberlik çabası içinde kendilerini çok yere attılar ama onlarında emeğine saygı duyuyorum.

28 Ocak 2011 Cuma

Mutlu DEĞİLİZ!

 Ziraat Türkiye Kupa'sında grup liderisiniz ve 7 puanınız var. Rakibiniz Fenerbahçe. İnsanın gözü korkar ne olursa olsun değil mi? Fakat bir de şöyle düşünün grup liderisiniz, eskiden gelen kupa beyi ünvanınız var son 10 sene de 4 kere final oynamışsınız. Rakibiniz Fenerbahçe ama grupta sıfır puanlı ve dalga geçiliyor. Yeni Malatyaspor 2. ligde ve yılların Fenerbahçe'sini mağlup etmiş. Size bu maçta beraberlik bile yetiyor. Fenerbahçe oynatmadığı adamlarla çıkmış maça ve stadı bomboş 55.000 taraftar bu maçı izlemektense basketbol maçına gidiyor. Gençlerbirliği'ne bu şartlar altında tek diyebileceğim şey yen artık şu takımı be. Kim olsa böyle demez mi?

Olmadı. Maç başladı ve ilk 20 dakika da olmadık goller yedik. Maçın skoruna göre Ankaragücü bir gol atsa fenalardayız, eleniyoruz. Ara transferde bas bas bağırdık bek lazım bu takıma diye ama kimse dinlemedi. Haftalardır eleştiriyoruz Murat Kalkan'ı sol bekte yetersiz diye, ileriye çıkıp dönmüyor geriye diye ama laf dinlemez yönetim alternatifini bulmayınca muhtaç kalıyoruz. Gereksiz bir hareket ile eliyle top kesip penaltı yaptırdı bugün bu adam. Kaleci Serkan çok iyi kaleci, tecrübesi olağanüstü ama gamsız, frikik atılıyor ve üstüne gelen topa o kadar umursamaz atlıyor ki onu bile içeri alıyor.
Maç boyunca direkten dönen top dışında bir tane olumlu pozisyon yaratabilen bir takım yok bu Fenerbahçe'nin karşısında. Geçen maç Eskişehir maçının kadrosuyla bu maçta ki kadronun arasında bağlantı yok. Bambaşka 11. bu 11'in arasında Mehmet Akgün diye geldiğinden beri kaç maça çıktığı belli olmayan adamı pozisyonu olmayan sağ bekte oynatıyorsun bu sayede ne yaptığı da belli olmuyor. Sahada maç başından bu yana yürüyen ve saçma sapan bi şekilde kalecisine 7 defa dönen bir takım. Fenerbahçe öyle yada  böyle 10 kişi kalan Fenerbahçe ve atabildiğin gol sayısı 1. O golde 2-0'dan sonra laubali oynayan, eksik Fenerbahçe'ye karşı. Ve 2-1'e yatan, Ermin Zec'i yani tek forveti çıkarıp orta alan oyuncusu Mununga'yı sokan teknik direktör.

Bütün maç böyle gelişti ve biz tek farkla yenildik diye, Ankaragücü'de Malatya'yı yenemedi diye tur atladık. Maç sonu Zumdick beyefendi çıkıp turdan memnunum diyor. Türkiye Kupasında tur atlamak zerre umrumda değil önce ligi nasıl sıyıracağız onu düşünmeliyiz bence. Bu maçı da zaten güzel oyun umuduyla izledim ama nafile. Kupada böyle tur atlayacaksak lanet olsun böyle tura. Zaten bu anlayışla da Çeyrek finalde herhangi bir gruptan gelecek herhangi bir ikinci takım bizim ensemize vurup indirir aşağıya diye düşünüyorum. Bu sezon fazladan üzülmek gibi birşey olacak bu zihniyetle gelen bu tur. Kusura bakma İlhan Başkan, kusura bakma Zumdick, kusura bakmayın futbolcular artık bu takım için ne sabrımız kaldı, ne umudumuz. Siz tur atladık diye mutlusunuz ama biz MUTLU DEĞİLİZ!

22 Ocak 2011 Cumartesi

Erdal Kılıçarslan'dan Kurtarıcı Olmasını Beklemek!

 Final sınavlarını hallettik Eskişehir'den kurtulduk ama uzun zamandan sonra ilk siftahımı Eskişehirspor maçıyla açıp bide mağlup olunca Eskişehir laneti devam etti bugün. Maçın ilk yarısında dengede eşit bir oyun vardı. İki takımda istekli başladı. Takım oyununu Eskişehir oynarken, bireysel olarak Gençlerbirliği oyuncuları ön plana çıktılar. Yeni transferlerle ilk yarıdan daha iyi bir Gençlerbirliği izleme umuduyla gittim maça açıkçası. Maçın ilk yarısındaki haraketlilik güzeldi aslında.

İkinci yarının başlamasıyla ufaktan düşüş oldu takımda. Toptan korkuyor gibi oynamaya başlayınca baya pozisyon verdi Gençlerbirliği. Eskişehir'de de öyle pek bir gol atacakmış görüntüsü yoktu ya hakem sağolsun el-kol kullanan oyuncuyu ES(!) geçince golü yedirtti bize. Golü yiyen Gençlerbirliği'de sanki bi parçasını söküp çıkarmışlar gibi dağıldı. Bu dakikadan eski Gençlerbirliği'ne merhaba dedik. Şaşırtıcı şekilde kontratak golü yemememiz ilginçti.

Yeni transferleri ilk kez canlı izledim ve açıkçası bir tek Randall Azofeifa'yı beğendim. Azofeifa'da son dakika'da Ümit Karan'ı düşürerek gereksiz bir kırmızı kart gördü. Genel olarak Azofeifa'nın attığı paslara hayran kaldım diyebilirim. Cem Can önündeki adama pas atmakta güçlük çekerken Azofeifa olmadık yerlerde güzel paslar çıkardı. Yasin Öztekin kupa maçlarının yıldızıydı o zaman izleyememiştim. Bu maçta izledim ve bencil buldum kendisini. Çalımcı, takım oyunundan uzak, yeteneği var, neredeyse tipiyle ve oyunuyla yeni Engin Baytar gibi gördüm kendisini. Şimdilik fena değil denebilir sadece. Mununga ise orta sahada ne yaptığını anlamadığım bir adamdı. Jedinak'a göre iyi fakat ağır ve basmayan bir adam. Jedinak'a göre tek artısı vücudu, fiziksel olarak daha üstün ancak Cem Can ve ikisi orta sahada yetersiz kaldılar.

Takım genel olarak olumlu bir sinyal vermiyor. Teknik direktör Zumdick, Thomas Doll'dan kalma taktiklerle üzerine yeni birşeyler koymadan kara düzen gidiyor bakalım. Devre arasında aranması gereken ilk isim bir teknik direktör olmalıydı. Defans zayıf, Murat Kalkan, Kulusiç ile olacak iş değil. Forvet yalnız kalıyor, Ermin Zec tek başına ne kadar uğraşsa boş.

Aslında günü özetleyen durum Ankaragücü'nün kovup, Manisa'da forma şansı bulamayan Burak Özsaraç'ı defansında ilk 11'de başlatıyorsun, bu da yetmezmiş gibi 1-0 yeniksin gol atman lazım oyuna kurtarıcı olarak senden daha kötü durumda olan Konyaspor'un bile oynatmadığı Erdal Kılıçarslan'ı alıyorsun. İşte Gençlerbirliği bu kadar vahim ve çaresiz durumda.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Nazar Değdi!

 -13. hafta sonunda ilk galibiyetini geçen hafta almış Kasımpaşa ile sahasında 1-1 berabere kaldık.
- Maç zevkli miydi? yoksa vasat mı? çözemedim.
- İki takımda o kadar çok top kaybı yaptı ki maça tek zevk katan şey bu oldu.
- Kasımpaşa atak yaparken çat diye kaptırılan topta bizim atağımız derken, diğer kaptırılan topta onların atağı... bütün maç böyle gitti.
- Ama iki takımda genelde çok kötü oynadı.
- İlk yarı Kasımpaşa golü isteyen taraftı. Zaten ilk yarının sonunda Gençlerbirliği'ne kızarken "bi gol yiyinde aklınız başınıza gelsin" dedim gol geldi.
- Yekta gerçekten kaliteli futbolcuymuş lakin Milli Takıma seçilmenin getirisi midir nedir biraz fazla artist geldi bana.
- İkinci yarı baskın olan taraf Gençlerbirliği'ydi. Thomas Doll'un ilk geldiği günlerdeki gibi ilk yarı kötü ikinci yarı biraz daha iyiydik.
- İkinci yarı başında tehlikeli noktadan kullanacağımız atış öncesi "atamayız, kaç kere atmışız ki?" dedim Cem Can'dan frikik golü geldi.
- Gençlerbirliği'nde orta saha yoktu. Geçen hafta yıldızlaşan Jedinak eskiye döndü çok geçmeden. 
- Soner ikinci yarı bizi 2 güzel pozisyona soktu ancak paslık yerde şut, şutluk yerde pas deneyince olmadı. Bunların hepsi tecrübedir daha sadece 19 yaşında.
- Hurşut bu takım için  çabalıyor, sempatikliğini geçtim gerçekten gönlünü vererek, isteyerek oynuyor. Billy Mehmet'in yakın olduğu yere ters kanattan koşarak Billy'nin hatasını telafi etmek için geliyorsa bir oyuncu başımın üstünde yeri her zaman vardır.
-Billy Mehmet demişken İrlanda'ya geri dönse iyi olacak. Sezon başı sevimsiz açıklamaların ardından oynadığı futbolda sevimsizleşiyor. Kahe gibi top tutuyo desen yok, kafa vuruyo desen yok, fırsatçı desen yok ee bu adam hiç bir işe yaramıyor. Kahe ise Manisa'da yedek otursun, Makukula gibi adamı almayı becereme insan üzülüyor.
- Geçen hafta özlediğimiz Gençler geri döndü dedik ama erken konuştuk yada nazar değdirdik.
- Sorunu sakatlıklara bağlayalım bakalım bu seferlik. İlerleyen haftalar tehlikeli sorunun çözülmesi lazım.
- Son olarak iki gence dikkat diyorum; Soner Aydoğdu ve Serdar'ın yerine giren kaleci Ramazan Köse bu maçta bana umut verdiler. Özkan Karabulut'ta fena kaleci değildi.

14 Kasım 2010 Pazar

Özlediğim Gençler Şimdi Sahada!

 - Gençlerbirliği sahaya eksik oyuncuları düşündüğümüzde eldeki en iyi kadro ile çıktı.
- Taraftarımız güzeldi sesimiz iyi çıktı.
- Beşiktaş kötü zamanları aşmak için sahadaydı galibiyet gelse de durumları vahim.
- İlk yarının başlamasıyla kontrollü futbol vardı her iki takımda da. Ancak Beşiktaş topu ayağında daha fazla tutan taraf oldu.
Maçın hakemi ilk dakikalardan başlayarak doğru yanlış her pozisyonda Beşiktaş lehine tehlikeli noktalarda frikik kararı verdi.
- Ceza sahası çizgisinden verilen frikikte sonuç getirmeyince 45+ da saçma bir penaltı ile Beşiktaş'ın golü geldi.
 - İkinci yarı tek kale oynayan Gençlerbirliği vardı sahada.
- Beşiktaş'ı çok zorladık özellikle kanatlardan.
- Beşiktaş defansif oyuncuları oyuna alarak iyice kapandı.
- Serkan Çalık'ın şutunda Rüştü'nün parmaklarına çarpan top üst direkte patlayarak hevesimizi kursakta bıraktı.
- Ermin Zec'in yokluğu çok hissedildi forvette.
- Artık son dakikalarda beraberliği kurtaralım diye 10 kişiyle Beşiktaş yarı sahasında kamp kurmuşken kontrataktan basit bir gol yedik.
- Thomas Doll sonrası Jedinak ve Murat Kalkan'ı çok beğendim.
- Murat Kalkan sol bekten ileri hücuma iyi destek verdi aynı pozisyonda iki kez Tabata'yı çalımlarla yere serince Tabata'nın tekmesinden kurtulamadı.
- Hurşut bireysel anlamda yetenekleri konuşturdu ancak Beşiktaş gibi takımlara karşı daha garanti oynamak lazım fazla bencil gözüktü.
- Smeltz'e biri Türk futbolunun, Avustralya gibi halı saha kıvamında oynanmadığını anlatması gerek.
- Kanattan yaptığımız bir çok ortayı Ersan Adem Gülüm ve İbrahim Toraman ikilisi başarılı bir şekilde savuşturdu.
- Maçın genel özeti Gençlerbirliği oynadı, Beşiktaş kapandı, hakem Beşiktaş'a çalıştı. 
- Yenilse bile güzel futbol izlemeyi seven biz taraftarlar için sonuç haricinde bu sezonun belkide en iyi maçıydı.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Yine 3-0...

Fenerbahçe deplasmanından beklenen şekilde mağlup dönüyoruz. Eksik oyuncular, bu sezon ki genel gidişat ve rakip Fenerbahçe olunca bekleniyordu bu sonuç aslında. Bütün bunlara bir de hakem faktörünü eklediğimizde sonuç ortada.

Aslında maç öncesi yazısında eksikliklerin sorun teşkil ettiğini söylemiştim ancak öyle bir takımız ki sağımız solumuz belli olmuyordu. Geçen sene ki İstanbul Belediye'nin oynadığı oyunun değişik bir versiyonunu biz oynuyoruz. Geçen hafta aynı kadroyla Ankaragücü'nü yenerken bu hafta ne olacağını bilemediğimi ama yüksek ihtimalle yenileceğimizin sinyallerini vermiştik. Maçın hakemi Fırat Aydınus da taktik gereği oynadığımız agresif futboldan yararlanıp 20 dakika boyunca her topa düdük çaldı. Goller gelipte maç 2-0 olduktan sonra tek düdük çalmadı benzer pozisyonlarda. Hatta LigTV spikeri bile ilk yarı sonlarına doğru "ilginç bir şekilde artık sert hareketlere müsade veriyor" gibisine bir cümle kurdu. Yenilgiye bahane bulmak saçma belki ama bu şekilde yenilmekte insana koyuyor. Maçtan sonra kimse Fırat Aydınus'u konuşmayacak, Türk hakemliği dendiğinde Cüneyt Çakırmış da Barcelona maçını güzel yönetmişte vs vs... Tek hakem üzerinden edebiyatlar yapılacak.

Neyse bizim takımdan bahsedecek olursak Fenerbahçe karşısında o kadronun oynadığı futboldan aslında o kadarda ümitsiz değilim. İlk 2 golde adam paylaşamayan defansımız Ankaragücü maçını arattı sadece. Kulusic'in ilk golde hatası büyüktü gerçekten ancak geri kalan hatalar biraz Thomas Doll'a ait diye düşünüyorum. Ankaragücü maçında rakibin havadan geleceğini iyi tespit edip uzun boylu defans oyuncularımızla etkisiz bıraktık ataklarını. Fakat Fenerbahçe havadan gitmek yerine hızlı adamlarıyla hücum edip ağır defansımızı delmeyi bildi. Buna daha iyi bir çözüm üretebilirdi Doll. Gelgelelim eldeki oyunculara bakınca kimi oynatırdın diye bana sorsanız bende birşey diyemem. Bütün bunların dışında oynamak isteyen bir Gençlerbirliği gördüm ben sahada. Eksiklerin giderileceği devre arasına kadar bu duruma biraz alışmamız gerekiyor sanırım. Ciddi bir şekilde Mustafa Pektemek'e ihtiyacımız var ve Jedinak'tan daha iyi olacağını düşündüğüm Michael Stewart'a.

Jedinak'ın ne yapmaya çalışarak kırmızı kart yediğini de anlamış değilim. Hakemin haklı olduğu tek noktaydı sanırım Jedinak'ı oyundan atmak. Sevindiğim bir durum oldu aslında haftaya yok nihayet. Soner Aydoğdu daha fazla forma şansı hakediyor. Topla buluştuğu zaman zarfında akıllıca işler yapmaya çalıştı. Özkan'ın ise zamana ihtiyacı var. Kalecilerin olgunluk döneminin 28 yaşından sonra olduğunu düşünürsek Özkan henüz 19 yaşında diye not düşersek neden zamana ihtiyacı olduğunu da açıklamış oluruz sanırım. Patiyo için hala umudum yok ama Serkan Çalık yavaş yavaş içimde bir umut ışığı doğurmaya başladı. Dediğim gibi oynamak isteyen bir takım görüntüsündeyiz ama bir süre eksik kadrolu halimize katlanmamız gerek. İkinci yarı kağıt üstünde fikstür bizden yana gözüküyor.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara