27 Aralık 2009 Pazar

Son 10 Yılın En İyi Gençlerbirliği 11'i

2010 yılına girmemize sadece çok az bir süre kala milenyumun kadroları yazılıp çiziliyor. "Son 10 yılın en iyi .... kadrosu" şeklinde haberlere çok sık rastladım. Eminim sizde rastlamışsınızdır. Herkese Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray kadrosu yazınca, Gençlerbirliği'de bu son 10 yıla, 4 Türkiye Kupası finali, bir lig üçüncülüğü ve UEFA Kupası'nda şampiyon Valencia'yı yenebilen tek takım olması ünvanıyla damga vuran takımlardan. Bende Son 10 yılın bana göre en iyi kadrosunu derledim efendim buyrun.

Patrick J. Hortentia Nijs(Kaleci): Kaleci Patrick, Belçika'dan gelen yabancı kalecilerimizden. Türkiye Kupası'nı Fenerbahçe'nin elinden Kayseri'de aldığımızda emeği büyüktü. Penaltılara kalan mücadele de kurtardığı penaltı atışlarıyla ve oynadığı sezon boyunca yaptığı kurtarışlarla uçan kalecimiz oldu. Taffarel'in Galatasaray'dan ayrımasından sonra adı Galatasaray ile anılsada, transferi gerçekleşmedi. Ulubatlı Gökhan (Tokgöz) en sevdiğim kalecide olsa, Patrick bu takımda gördüğüm en iyi kaleciydi.



Lars Fredrik Risp (Stoper): Risp başarılı UEFA sezonunun ardından El Saka'nın boşluğunu doldurmak üzere getirildi vatandaşı Jardler ile birlikte. Sol bekte oynayan Jardler, Filip'in boşluğunu dolduramasada, El Saka-Ümit Bozkurt ikilisinin dağılmasıyla savunma problemi çeken Gençlerbirliği'nde Risp adı Traore ile oluşturdukları ikili ile unutulmazlar arasına girdi. Hücumu beceremeyen Gençlerbirliği'nde defansta tek direnen adam olan Risp'in devre arasında yaşlandı bahanesiyle bir anda Trabzon'a satılması bizlere soğuk duş etkisi yaratmıştı. Çok kısa oynasada, Cavcav'ın para hırsına kurban olsa da, bizlerin unutulmazları arasındadır. Gittiği Trabzon'dan aldığı parayla en çok kazanan İsveçli futbolcular sıralamasında ilk 10'a giriş yapmıştı bir anda ancak bizden sonra kimsede tutunamadı.



Abdel Zaher El Saka(Stoper): UEFA döneminin kahramanlarından, alınan üçünlükte vatandaşı Ahmed Hassan ile baş mimarlardan. Sevimli Türkçesi ile de gönlümüzde ayrı taht kurmuştu. UEFA'nın ardından adı İngiliz takımlarıyla anılsada birdenbire Konyaspor'a transferi şaşırtmıştı bizleri. Gidişinin ardından ağır yara alan savunma Risp'in gelişiyle biraz toparlansa da O'da gidince can çekişmeye başladı. 33'ünden sonra tekrar geldiği Gençlerbirliği'inde takımın çehresini bir anda değiştirmiş. Teknik direktörler bile bu duruma şaşırmıştı. Giray Bulak bir maç sonrası "Bir futbolcu, bir takımın çehresini ancak bu kadar değiştirebilir" diyerek El Saka'nın değerini anlatmıştır. Samet Aybaba'nın ırkçılığına maruz kalıp tekrar gönderilsede, taraftarlar hep O'nun yanında oldu.






Ali Tandoğan(Sağ Bek): Denizlispor'dan UEFA tecrübesi var diye geldiği Gençlerbirliği'nin sağ bekinde yeni bir soluk oldu. Sağdan bindirmeleriyle, ofansif yönüde kuvvetli olan bir defans olarak büyük ilgi topladı. Olgunlaşma döneminin Gençlerbirliği'nde tamamladı desek yanlış konuşmayız. Bizden sonra gittiği Beşiktaş'ta pek verimli olamasada şu an Bursa formasıyla en iyi futbolunu oynuyor. UEFA'da ve ligde attığı frikiklerle özellikle dikkat çekiciydi. Özellikle Lisbon'da oynadığımız Sporting Lisbon maçında, Portekiz Milli Takım kalecisi ve EURO 2004'de çıplak eliyle kurtardığı penaltıyla kahraman olan Ricardo'yu oldukça uzak bir mesafeden avlaması asla unutulmayanlar arasında. Beşiktaş'a transferi kesinleştiğinde dahi taraftarlar bağrına basmıştı, hatta ayakkabısından tozluğuna kadar eşyalarını veda maçında taraftarlara göndermişti. Ali Tandoğan'dan sonra iyi bir duran top üstadı olmadı Gençlerbirliği'nin.



Filip Daems(Sol Bek): O'nu hangi kelimeyle tarif etsek azdır. Sanırım en doğrusu "profesyonel" demek olur. Efendi kişiliği, oyunu, görev adamı oluşuyla "işte örnek futbolcu" dedirtti yıllarca tribünlere. Şu anda bile sorsanız Gençlerbirliği'ne gönül vermiş isimlere, usanmadan sıkılmadan anlatırlar Filip'i. Dillerinden düşürmezler, "gelmedi hala O'nun gibisi" diye dert yanan çok olacaktır. Valencia'yı yıktığımız maçta gelen tek gol de kendisine aittir. Sözleşmesi sona ereceği sene, kulübe para kazandırmak için başkanla konuşup, "zaten gideceğim, isteyen var satın beni, para kazanın." diyerek Türk futbolcuların hiç birinin gösteremediği profesyonelliği göstermiştir. Almanya liginde hala Mönchengladbach maçlarını izlerken gözüm arar kendisini. Son Türkiye-Belçika maçında sonra oyuna dahil olduğunda garip bir sevinç yaşadığımıda itiraf ediyim.





Okan Koç(Sağ Kanat): "Kaybolan Yıldızlarımız" başlığı altında değinmiştim kendisine. UEFA'lı döneme kalamasa da lig üçüncüsü olduğumuz sezon ışıl ışıl parlıyordu bu genç. Genç Milli Takım'da oynarken bugünün yıldızı Cristiano Ronaldo'lu Portekiz karşısında gösterdiği performansla dünyanında "wonderkid"lerinden biriydi. Çalım atmadan yoluna hiç devam etmesede çoğunlukla başarılı oluyordu bu hamlelerinde. Beşiktaş'tı, Galatasaray'dı derken dönemin Mehmet Topuz olayı olan Okan Koç Ümit Milli Takımı kaptanlığı'nı da Gençlerbirliği forması gibi bir kenara koyup yok olup gitti.



Thomas Zdebel(Orta Saha): Bir profesyonelden daha bahsetmek gerekirse Thomas diyebiliriz aslında. Uzaktan sert şutlarıyla, top dağıtmasıyla takımın beyniydi. Akılcı hareketleri, güçlü fiziği ile bir döneme damga vuran isimdir. Gidişinden sonra "O'nun gibisi gelmez" diyenlerdendim bende. Unutulmazları arasında, Beşiktaş'ın efsanesi Pascal Nouma ile birbirlerine tükürmeleri ve her fırsatta kavga etmeleri de var. Dünya klasiklerinde gösterilmesi gereken kupa maçında Nouma ile yine kavga ederek kırmızı kart görmesinden hatırlayacaksınızdır. Duyduğuma göre biraz ırkçı biriymiş Thomas. Bu ırkçılığını sadece Nouma yansıttığını gördüm, onun dışında oldukça efendi oluşu ve futboluyla tanıyorum kendisini. Aynı Filip gibi kızı doğunca Almanya'ya dönmek istemiş ve para kazandırarak gitmiştir. Bugün bile ilerleyen yaşına rağmen değerli bir futbolcu olduğunu bizden gittiği Bochum takımından Leverkusen'e transferinde yarattığı etki ile görebilirsiniz. Bochum takımı 35 yaşında ki kaptanlarının gitmesini sindirememiş ve bütün tribün "8" numara "Zdebel" yazan kağıtlar kaldırmıştır.

Josip Skoko(Orta Saha): UEFA döneminin yıldızlarından, Katar'a transferi gündemdeyken, Genk takımından tarihimizin en yüksek transfer bedeli olan 2 milyon euro'ya transfer edildi. Bu anlamda cimriliğiyle bilinen başkanı bile kendisine hayran bıraktırdığını anlayabiliriz sanırım. UEFA'da Blackburn'un kalecisi Friedel'a orta saha'dan attığı aşırtma hala silinmedi hafızamdan. Parma maçında ki tek golüyle gelen galibiyette unutulmaz. Sert şutları, akıllı top dağıtışıyla Thomas'ın yerini dolduran tek adamdı kendisi. Ziya Doğan'ın takıma gelmesi ve tercihlerini İsmail Gülderen, Ayman gibi "Kasap" statüsünde ki oyunculardan yana kullanması Skoko'yu harcadı maalesef. Ayman'dan kat kat üstün olan tekniğine rağmen Ziya Doğan'ın isteğiyle serbest bırakıldı. Gittiği yer ise İngiltere Premier Ligiydi. Ziya Doğan'ın bu takıma verdiği en büyük zarardır böyle bir ismi göndermesi.


Ahmed Hassan Kamel(Orta Saha/Forvet): Gençlerbirliği'nin üçüncü olduğu sene takımın gol yükünü çeken kah orta saha, kah forveti oldu Ahmed Hassan. Fenerbahçe'li Alex'in koşan versiyonuydu kendisi. Akıl dolu arapasları ile Gençlerbirliği'nin 10 numarasıydı kendisi. Zaten kendisinden önce 10 numara diyebileceğimiz bir tek Thomas oldu, kendisinden sonra ise hiç kimse olmadı. Kupa maçında 6-1 yendiğimiz Göztepe kalesine gönderdiği 5 golü hiç unutmuyorum. O zaman ilk okul kırışlarımdan birine imza atıp okulun karşısındaki pastaneden izlemiştim bu maçı. Beşiktaş'a transfer olduğunda umut bağlandı ancak Lucescu'nun kurbanı oldu kendisi biraz. Gençlerbirliği'nde Youla ile birlikte çektiği gol yükünün, takımdan ayrılınca ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık.






Mustafa Pektemek(Sol Kanat): Mustafa Pektemek saydığım kadronun şu an takımda bulunan tek ismi. Yıllardır yaşadığımız sol kanat problemlerimimizin ilacı oldu diyebiliriz. Geçen sezon forvet oynamış olsada, bu sezon Thomas Doll tarafından sol kanatta oynatıldı. Yumuşak bileklere sahip bir isim. Genç yaşına rağmen şu an Gençlerbirliği'nin gol yükünü çeken isim. Özellikle etkili kafa vuruşları dikkat çekici. Sakaryaspor'lular kendisini "Yeni Tuncay Şanlı" olarak lanse ediyor. Bu sezonun gol krallığını domine eden yabancıları arasında "en çok gol atan Türk futbolcu" olarak dikkat çekiyor. Gelecek 10 yıla kadar takımda kalırsa daha çok damga vuracağa benzer. Yaşı çok genç ve tecrübe etmesi gereken çok uzun bir yol var önünde. Taraftarların en çok sevdiği oyunculardan. "Mustafa Pektemek, Gol Demek, Gol Demek" tezahüratı her maçta dilden düşmüyor. Bu tezahüratın da hakkını şu an veriyor kendisi. Eğer son Galatasaray maçında sakatlanmasaydı, bana göre herşey çok daha farklı olabilirdi.



Andre Kona N'Gole(Forvet): İşte Gençlerbirliği'nin gerçek efsanesi. FM oyununda kendisi Gençlerbirliği'nin ikonlarından olarak gösteriliyor. İlhan Cavcav'dan sonra ki efsane kim diye sorsanız eminim çoğu kişi Kona ismini verecektir. Türkiye Ligi 100'ler kulübünün tek yabancı üyesi kendisi, takdir edersiniz ki Gençlerbirliği'nin de en çok gol atan ismi. 2000'lerin başında takımda ayrılmışta olsa, son 10 yıl içinde oynadığı için kattım kadroya. Ümit Karan ile oluşturdukları forvet ikilisi dağıldıktan sonra şu an içinde bulunduğumuz dakikaya kadar Gençlerbirliği forvet sorunu çekti. Asla ikisinin yerini özellikle Kona'nın yerini tutan olmadı. Kona'yı taraftarlar için asıl özel yapan ise,Antalyaspor forması ile Gençlerbirliği'ne attığı gole üzülen Kona'ya neden üzüldüğünü soran muhabirin aldığı yanıttır. Kona "Siz bilmiyor, benim takım Gençlerbirliği" diyerek o bozuk Türkçesi'nin de verdiği tatlılıkla Gençlerbirliği sevdalılarının gönlüne locadan oturmuştur. İsminde bile büyü vardır. Türkiye'ye birlikte geldiği Mosheu ve Kushe ile sadece Gençlerbirliği'ne değil Türk futboluna da damga vurmuş, renk katmıştır.
Daha kadroya almadığım o kadar çok isim vardır ki, Mehmet Nas, Youla, Erkan Özbey, İlhan Eker bunlardan sadece bir kaçı, Beşiktaş'ı tek başına yıkan Babangida, Hız makinesi M'Bayo gibi çok efsane var ancak maça çıkabilecek mevkilerine göre bir 11 seçtim. İsim isim gitmedim. Tamamen bana göredir. Yoksa efendiliği ve bu takım için verdikleriyle Mehmet Nas'ı asla unutamam, Ankaragücü'nü yendiğimiz maçta orta sahaya diktiği bayrakla ve müslümcü kişiliğiyle çılgın kalecimiz Gökhan Tokgöz'ü asla silemem hafızamdan. Bir tek teknik direktör kaldı sanırım. Ben size iki tane isim vereyim siz kendiniz seçin. Ersun Yanal mı? Thomas Doll mu? Yazı ile görüşlerinizi yorum kısmında paylaşırsanız sevinirim özellikle son sorumun cevabını büyük merak ile bekliyorum.

3 yorum:

kuzen larry dedi ki...

Gençlerbirliği gerek kulüp yapısıyla gerekse taraftar profiliyle her zaman sempati duyduğum bir takım olmuştur. Gördüğüm kadarıyla son senelerde taraftar sayısında da bir artış var.

Son sorunun cevabı Ersun Yanal Thomas Doll da başarılı ama Ersun Yanal la kıyaslamak için henüz erken bana göre.

Bu arada alakasız olacak ama bir kaç maçını izleyip çok beğendiğim bir Soner Aydoğdu vardı sizde. Kiralık gitti sanırım ama nereye gitti ve oradaki performansı nedir merak ettim.

osman dedi ki...

Thomas Doll'ün Geçtiğimiz yıl küme düşmekten son anda kurtulan bir Gençlerbirliği'ni devir aldığını unutmayalım... Ersun Yanal'ın elinde ise oturmuş bir ekip vardı; ve çok yetenekli futbolculardı. Kıyaslama yapacak olursak Doll'ün daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz... Ahmet Günen...

Zafizufi dedi ki...

Hazırladığınız kadrodan sadece Patrick'i hayal meyal hatırlıyorum. Nitekim o sıralarda 5-6 yaşlarında bir çocuk olduğumu da göz önüne alırsak, pek şaşılmayacak bir durumdur.

Yazdığınız kadro ve isteseniz de buraya veremediğiniz isimlerden üçünü, özellikle Mehmet Nas, Youla ve Ulubatlı'yı belirtmeniz de çok hoşuma gitti.

Tek bir konuda hemfikir değiliz, ben halen bir efsane olan Youla'nın, daha gelişecek kapasitede olan Mustafa Pektemek'ten bu ilk 11'de yer almayı daha fazla hakettiğini düşünüyorum. Belki de duygularımı katarak konuşuyorumdur ama fikirlerimle de bu takımda 50'den fazla gol atmış bir futbolcudur Youla... Ancak belirttiğiniz gibi ilk 11'e uygun bir diziliş yaptığınızı da hesaba katarak size "değiştirmelisiniz" diyemem.

Son sorunuza gelince, bence iki teknik direktör de bulundukları dönemlerde takımımızı yükselten iki isim. Ancak başarıları da hesaba katarsak ve biraz da gönül borcumuzu ödememiz gerektiğini düşünürsek Ersun Yanal demeyi daha mantıklı buldum. Yine de kişiden kişiye değişecek bir soru.

Bu güzel yazı için size teşekkür ederim. Blog'un bu tarzda çıkaracağı yeni çalışmaları merakla bekliyorum.

Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara