Gençlerbirliği Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gençlerbirliği Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2012 Perşembe

UEFA Cezaları, Kurumsallaşma ve Gençlerbirliği Üzerine!

Ülke gündemi şikeden sonra UEFA'nın 3 takımımıza verdiği cezalarla sarsıldı. Seneye Avrupa kupalarında mücadeleye etmeye hak kazanan Beşiktaş ve Bursaspor UEFA'nın şart koştuğu mali kriterler konusunda sorun yaşayınca, Avrupa Kupalarına gitme hakları ellerinden alındı. Bu kriterler Finansal Fair Play değil sadece yıllardan beri var olan şeyler aslında peki bu kriterler neler?

UEFA her sene kulüplere lisans veriyor ve tesislerden, stadyuma kadar bir çok şey hakkında kulüplere bir takım şartlar koşuyor. İşin finansal kriterleriyse aslında çok net açıklanmış;

Devlete ve vergi otoritelerine vadesi geçmiş vergi borcu olmayacak.
Diğer spor kulüplerine vadesi geçmiş futbolcu alışverişinden kaynaklı borç olmayacak.
Hiç bir futbolcuya vadesi geçmiş borç olmayacak.
 Beşiktaş bu 3 kriterden hiç birine uymuyor, Bursaspor ise futbolcu transferinden kaynaklı borç kriterinden aldı cezayı. Aslına bakılırsa Türkiye'de hemen hemen her kulüp bu mali kriterlerden en az birine kesin takılıyor neredeyse. Hani Türkiye'nin tek borçsuz kulübü Gençlerbirliği deniyor ya işte bu durum bu kriterlerle de tescilleniyor. Belki de bu mali kriterlere uyan tek kulüp Gençlerbirliği. Peki ama bu ne kadar iyi bir şey?

İşte aklıma takılan soru bu oldu, borçsuzuz ve UEFA lisansını alacak kriterlere fazlasıyla sahibiz belki işin sonunda bu sene Avrupa kupalarının kapıları bile açılabilir bize (böyle bir ihtimal gündemde değil fakat cezalar böyle giderse olmaz değil) Kasada nakit para olması ne kadar iyi? ne kadar kötü?

İlhan Cavcav 1 hafta evvel yeniden başkan seçildi. Açıklanan mali rapora göre kasamızda 56 küsür milyon TL gibi bir rakam var. Bu para ne kadar kızsakta satılan oyuncularımızla oluşan paralar zaten yine aynı mali raporda açıklanana göre bu paranın sadece 4 milyon TL'lik bir kısmı bağışlardan geri kalanı transferlerden. Biz kızıyoruz, parlayan oyuncuyu hemen satıyor diye İlhan Cavcav'a hatta sadece biz değil çok takım taraftarları hakkında çok daha da ağır konuşuyor ama bakıldığında Gençlerbirliği gibi bir kulüpte dünya futbolunun maalesef  geldiği nokta olan endüstriyel futbolun gereklerini çok iyi uyguluyor İlhan Cavcav. Bu endüstriyel futbolun şartlarını uygularken aslında hep eleştirilen futbolculara kuş kadar maaş uygulamasıyla da endüstriyel futbola karşı çıkıyor. Gençlerbirliği'nin stadyum, mağaza gibi gelirleri yok maalesef taraftardan çok kazanamıyoruz ama bakıldığında 3 İstanbul kulübü sadece bir sezonda belki bizim kasamızdaki paranın 2 katını kazanıyor lakin borç batağından çıkamadıkları gibi gün geçtikçe daha da dibe batıyorlar.

İlhan Cavcav'ın bu uygulaması böyle bakıldığında güzel ancak kızıyoruz dedik. Kızmamızın sebebi ise sportif başarı meselesi. Uygulama güzel ancak somut başarıyı elde edemiyoruz. Daha doğrusu bu uygulamayla Türkiye'de ne batıyoruz, ne çıkıyoruz. Bu sebeple sadece futbolcu satıp gelir etmekten ziyade çözüm üretilmesi gerek. Bizim kulübümüz şirketleşmiş bir kulüp değil ve dernek usulü işliyor ancak endüstriyel futbolda bir yandan zorluyor. Bizim kulübümüzde bir şirket olmasa da bir işletme en nihayetinde ve bir işletmenin ayakta kalabilme kurallarından en önemlisi kurumsallaşmak. Tabii ki takımı bir Arap şeyhine yada Rus milyonerine satmayacaksanız.

İlhan Cavcav'ın şu ana kadar izlediği mali politika takdir edilebilir belki ama kurumsallaşma konusunda maalesef sınıfta kalan yöneticilerden kendisi. İşin ironik kısmı ise kurumsallaşma konusunda sınıfı belkide tek geçecek başkan ise şu ana çete kurmaktan yargılanan Fenerbahçe kulübü başkanı Aziz Yıldırım. Kendisi ve yaptığı şeyler her ne kadar sevilmese de attığı adımlar ve Fenerbahçe için ürettiği kaynaklarla kulübü bağımsız bir noktaya kendi kendine para getiren bir kulüp haline getirdi. Kurumsallaşmada bu işte, bir işletmenin faaliyetlerini kişilerin varlığı olmaksızın, kişilerden bağımsız olarak sürdürebilmesi için oluşturulacak bir yapı.

Belki Türkiye çapında taraftar potansiyeli ele alındığında Fenerbahçe'nin bu süreci daha kolay halletiğini en azından bizim daha zorlanacağımızı söyleyebiliriz. İlhan Cavcav kendinden sonra bu maddi ve manevi sorumluluğu alacak kişiyi bulamamaktan yakınsa da Gençlerbirliği'ni bağımsız hale getirmekten kaçınıyor gibi. Eğer babadan oğula nesil halinde devam ettirmeyi düşünmüyorsa o koltuğu önce Ankara'da olmak üzere para getirici etkisi olan şeyler yapılmalı.

Spor okulları zaten kendi masrafını çıkarıyor. Mağaza ise ürün bakımından yetersiz ve sadece bir tane. Bunlar dışında en önemli şey ise bağımsız bir stadyum ve içinde gelir getirecek mağazalar. Tabi bunların yapılmasından önce kulübün bir vizyon edinmesi, 3 veya 5 yıllık planların yapılması ve bu doğrultuda taraftar çekmenin yolları aranmalı. Ankara'da taraftar biraz daha sportif başarıya bakar açıkçası ancak en azından stadyuma izleyici çekmenin yolu heyecan veren futboldan geçiyor. Bu yasaklar ve cezalar bana bile bu kadar derin düşündürttü umarım yöneticilerimiz bizim böyle sorunlarımız yok diyerek geniş okumazlar bu haberleri.


Bu ceza alan kulüpleri ister sevin ister sevmeyin ama bu cezaları almalarına sebep olanlar başlarındaki iş bilmez yöneticiler ve bunlara şakşakçılık yapan takım sevgisinden şüphe duyulması gereken insanlar. Bu insanlar sadece bu 3 takımın başında sanmayın maalesef Türkiye kulüplerinin en büyük sorunu bu iş bilmez yöneticiler. Borçsuz olsakta bizde bile fazla fazla var bu insanlardan.

6 Aralık 2011 Salı

Ümit Bozkurt'tan Sitem!


Eski kaptanımız, UEFA'lı dönemin unutulmaz ismi Ümit Bozkurt kişisel twitter hesabından Gençlerbirliği yöneticilerini isim vermeden bombaladı. Daha önce Luc Nilis'in ailevi sebeplerden ötürü Fuat Çapa'nın yardımcılığından ayrılmasıyla ismi Luc Nilis'in yerine geçeceği söylenen kaptan, bu anlaşmanın bazı kişiler tarafından engellendiğini söyledi.

Antrenör olarak Gençlerbirliği ile anlaştığını ancak bazı "hırsız" kişilerin rahatsız olup bu transferi engellediğini söyledi. Twitter'dan bu hırsızın soyadının "KAPLAN" olup olmadığını sorduğumda ise "hırsızın adı olmaz, çünkü O artık hırsızdır" diyerek isim vermedi.

Başkanın ve Fuat Çapa'nın onay vermesine rağmen kaptanı engelleyen bu kişiler Mustafa Kaplan ile sınırlı kalmayıp bazı yöneticilerin de aralarında bulunduğu sonucunu çıkardım açıkçası. Bu tarz olayların yaşanıldığını söyleyen Ümit Bozkurt, "tarihinin en başarılı dönemini yaşatmış kaptan olsan dahi bu tarz olaylar olur" diyerek kulübe karşı olan sitemini vurguladı. 

Fuat Çapa'ya sabredilip güven duyulursa çok önemli şeylerin olabileceğini söyleyen kaptan, başkan İlhan Cavcav'ın artık insanlara 300-500 verip kişiliksizleştirmemesini ve saygı duymasını da söyledi. Gençlerbirliği'nin altyapı ekolünün de tekrar oluşturması gerektiğini vurguladı.

Gençlerbirliği taraftarlarını da "Gençlerbirliği taraftarları Türkiye'de olması gereken çoğunluğun azınlığıdır" diyerek öven Ümit Bozkurt, sayımızı arttırmak için organize olmamızı tavsiye etti.

Son olarak taraftarlarımızdan Umut Sayın'ın,  yöneticilerin bizleri görmezden geldiğini vurgulaması üzerine ise kulüp içindeki yöneticilerin yaptıklarını şu sözlerle özetledi;

"Onlar için kulüp değil şu an önemli olan kendi hazları.. bu yüzden siz sayınızı arttırıp güçlenirseniz duyurursunuz sesinizi"

Sadece taraftarı itmekle kalmayıp kulüp içindeki dengeleri bozup son dönemlerde bize düşme kabusu yaşatanların yönetimin içindeki vurdumduymaz isimler olduğunu bir çok kez vurgulamıştık. Kaptan Ümit Bozkurt'un bu sözleri durumun boyutunu özetler nitelikte.

Kaptan Ümit Bozkurt'un twitter adresi; https://twitter.com/#!/umitbozkrt

8 Haziran 2011 Çarşamba

Giray Bulak İle Yollar Ayrıldı!

Daha 2 hafta önce bu pozu verdiler. Bugün gönderildi. Transfer konusunda yaşanan anlaşmazlıklar sonucu yaşanmış bu gelişme.

Bu haber aslında şu an Gençlerbirliği'nin halini çok net anlatıyor. Giray Bulak'ın gelmesiyle bu sene cidden küme düşmeyi hedefleyen Gençlerbirliği, bu haberden sonra bana kalırsa Bank Asya'ya bir adım daha attı. Şimdi bu konumda futbolcularkulübe saygı duyup ruhlarıyla nasıl top oynayacaklar?

Bu habere sevineyim mi? üzüleyim mi? Ben bilemedim. Bi hayli komik ve başından beri istemediğimiz bir isim olduğu için sevindirici bir durum ancak kulübün içler acısı halini gösterdiği içinde ağlayasım var.

En doğru söz "güleriz ağlanacak halimize" olur sanırım.

Son bir not: Aynı sebeple yani bu transfer konusunda yaşanan anlaşmazlıklar sebebiyle gelmesiyle gitmesi bir olan teknik direktörler listesinde rekor hala Ersun Yanal'da.

Hatırlanacağı üzere 2. Ersun Yanal dönemi sadece 1 gün sürmüştü. Sözleşmeyi imzaladığı anda fesheden biri çıkmaz ise rekor uzunca bir süre Ersun Yanal'da kalacak gibi.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Taraftar Stadyumdan Nasıl Uzaklaştırılır? Ders 1;

Taraftar Stadyumdan Nasıl Uzaklaştırılır? konusunda birileri ders verecek olsa ilk akla gelen Gençlerbirliği yönetimi olur diye düşünmekteyim. Yıllardır öyle bir politika izlediler ki diğer takımların ağzına "taraftarları yok" diye sakız verip birde herşeyin üstüne sanki maça gitmek istemeyenler bizlermişiz gibi her maç sonrası "Ankaralılar bize sahip çıksın" nutukları atarlar. Hem suçlu hem güçlü duruma geçmek, zeytinyağı gibi üste çıkmak  deyimlerini canlı kanlı örneğidir Gençlerbirliği yönetimi aslında.

Bugün verdikleri ders yine olağanüstü. Düşme kabusları gören takımımız Gençlerbirliği kendi sahasında düşme korkusunu bizden biraz daha fazla yaşayan Sivasspor'u ağırlıyor. Gençlerbirliği son maçında kötü oynayıp Kasımpaşa ile berabere kalmış, Sivas ise senin 3 yediğin takıma geçen hafta 5 atmış. Şimdi maç bu kadar kritikken ve taraftara ihtiyacın varken önce %5'lik kontenjan uygulamayıp saatli kale arkası ve sol kapalıyı Sivasspor'a veriyorsun. Anlaşılıyor ki Sivasspor taraftarı otobüslerle akın edecek takımlarını yalnız bırakmamak için. Eee onlar her halükarda o kadar yol teptikten sonra bilet fiyatı 50 lira olsa yinede girmyecekler mi? Büyük ihtimal göze almışlardır ki girecekler. Sırf para kazanma hırsına her zaman uyguladığın bilet fiyatlarına %50 zam ile desteğini beklediğin Ankaralıları nasıl o stada toplayacaksın?

15 lira para verip kaç Ankaralı kale arkasına girecek Sayın Cavcav? Takımın küme düşmesi, kulübün para kazanmasından bu kadar mı önemsiz? Taraftarın önemli bir kesimini oluşturan öğrenciler o kadar parayı nasıl vereceklerde maça gelebilecekler hiç mi düşünmediniz? Yönetimden yine derslik bir hareketle "Taraftar Nasıl Uzaklaştırılır" uygulamalı bir şekilde gördük.

19 Ekim 2010 Salı

Suçlu Kim?

Antalya maçının teknik taktik yorumuyla başlamak istedim yazıya ancak zaten maça gidip canlı seyredemedim birde arkadaşların yorumlarından çok iyi oynamadığımızı öğrenince bir iştah kaçması oldu. Bunun yanısıra Thomas Doll'un gönderildiği haberi iyice canımı sıktı. Şu an ki gelişmeler işine son verildiğine yönelik, Cavcav'ın bugünkü açıklamaları ise işi iyice bilmeceye döndürüyor.

8 hafta sonunda 8 puanda kalmış bir Gençlerbirliği izliyoruz. Üstelik tarihinin en pahalı transferine imza attığı dönemde Gençlerbirliği için beklenmedik sonuç sayılabilir. Daha önce en pahalı transferimiz olarak Skoko alındığında UEFA'da tarih yazıyorduk. Şimdi sorulacak sorular var bu noktada. Aslında bu sorular kötü gidişatın devam ettiği son 4 sezondur soruluyor. Suçlu Kim?


Soru 1: Suçlu Thomas Doll mu?


Bu konu tartışmalı. Thomas Doll'u Türkiye şartlarına bakınca istifaya götürecek neden haklı gözüküyor. 8 hafta da 8 puan Gençlerbirliği gibi Süper Ligin gediklisi bir takım için çok az. Ama geçen sezon eldeki Hacettepe-Gençler karışımı kadroyu 10. yapmayı başaran, ilk 7 hafta namağlup kalmayı başaran 2 takımdan biri yapmayı başaran da bu adam. Geçen sezon evlenme hazırlıkları nedeniyle sık sık takımı yalnız bırakmasını çok eleştirsekte bizim takımın kadro yapısı ve son sezonlarda aldığı sonuçlar ortadayken Thomas Doll'e bana göre başarısız bir adam diyen insan skor yorumcusundan başka birşey olamaz.

Soru 2: Suçlu Futbolcular mı?

İşte bu soruda yıllardır soruluyor. Takımın huzurunu yapısını bozuyor diye son dönemde El Saka gibi, Mehmet Çakır gibi, Gökhan Tokgöz gibi adamlar gönderildi. Bunun yanısıra işini iyi yapmasına rağmen Mehmet Nas, Hakan Aslantaş ve Kahe gibi oyuncularlada kan tazelemek amaçlı sözleşme yenilenmedi. Bu kadar adam gitti Gençlerbirliği hala aynı tas aynı hamam gitmekte. Burda göze çarpan ciddi bir futbolcu sorunu var. Futbolcuların en büyük sorunu ise ruhsuzluk. Bu ruhsuzluğun sebebi nedir diye araştırmak gerekir muhakkak ama hepsiyle tek tek psikolog gibi görüşmek gerekir. Dışarıdan baktığımızda ise memur zihniyetli takım havasında olduğumuz çok açık. Bu sistemde borçsuz kulüplerden olduğumuz için her ay trink yatan futbolcu maaşları oyuncuları bir rahatlığa sevkediyor gibi. Tamam futbolcularda aç mı kalsın sürünsün mü diyeceğim geliyor arada hatta böyle para bakımından sorunsuz olan bir takımın taraftarı olarak övünürümde yine şeytan vermeyin şu futbolculara kötü geçen haftanın sonunda paralarını "oynayın ulan para yok size" diye salın sahaya dedirttiriyor arada. Bunun dışında ki sorunları dediğim gibi bilmek mümkün değil ama gelin görün ki birde transfer sorunu var ki bu da 3. sorumuzu sorduruyor bize.

Soru 3 : Suçlu Yönetim mi?


Yönetim yıllardır eleştiriliyor. Daha doğrusu eleştiriyoruz. İlhan Cavcav'ın hastalığı yüzünden oyuncuları iyi seçememesi ve genel menajer Cem Onuk'un yaptığı hatalı transferleri yüzünden blogda eleştirdiğim onlarca yazı vardır eminim. Özellikle Cem Onuk'un Sandro-Tozo ikilisi ile başlattığı hatalı transfer politikası hem para hem takımın kaybına sebep oldu. Yıllarca onca farklı ülkeden oyuncu izleyip dandik Çin ve Avustralya liginden vasat topçuları getirmesi çok eleştirildi. Geç bir karar olsada sonunda görevinden istifa etti ancak bu seneyi de çaldı bizden. Michael Stewart, Mehmet Akgün, Cem Atan gibi isimlerin gelir gelmez aylarca sakat olması, bu oyunculardan yararlanamamıza sebebiyet verdi. Yıllarca teknik direktörün değişmesi, futbolcuların değişmesinin takıma hiç bir yarar getirmediğini tekrar düşünecek olursak yıllardır değişmeyen yönetim ve onların zihniyetlerinin en büyük suçlu olduğunu görüyoruz.

Soru 4 : Thomas Doll'un Görevine Son Verilmesi Doğru Karar mı?

Taraftar arasında iki farklı görüş hakim. Gönderilmesini çok önce isteyende var, kalmasından yana olanda. Ama ortak fikir Thomas Doll gelen çoğu isimden çok daha iyi bir isim. Gönderilmesini isteyenlerde bunda hemfikir olsada hedeflerin küçüklüğünden ve daha büyük oynamamız gerektiğini savunduğundan böyle bir değişiklik istiyor. Şimdi konuşulan isimler Giray Bulak, Rıza Çalımbay, Samet Aybaba gibi isimler. Bu teknik adamlar yıllarca Türk futbolunun içinde ve sık takım değiştiren isimler. Yaptıkları ortada bir nevi. Geçici çözüm ortakları dersek yanlış bir tabir olmaz, oysa biz Thomas Doll ile sezon başında istikrar parolasıyla yola çıkmıştık. Sonunu bildiğimiz teknik adamların Thomas Doll'un ardından göreve gelmesi çok mantıksız. Yardımcı antrenör Serdar Dayat'ın başa geçmesi de çok şey değiştirmeyecektir. O da biliyor ki bu takıma yapılabilecekler bu kadar. Thomas Doll'den bir farkı olmayacak. Bu doğrultuda kesinlikle Thomas Doll'un kalmasından yanayım. Haa eğer kulüp atılım yapıp Laszlo Bolöni, Zico gibi kalbur üstü adamlar takımın başına getirilecek ise kan değişikliği neden olmasın derim. Kaldı ki Thomas Doll'un 750 bin euro tazminatından kurtulmak için oyun çevirme peşindeki yönetim bu adamların parasını vermek isterler mi diye soruyorum. Cevap; Tabi ki hayır.

Soru 5 : Çıkış Yolları Ne Olabilir?

Dediğimiz gibi suçlu yönetim. Thomas Doll ile devam kararı yada kalbur üstü teknik adam alınıp tam yetki verilmesi kararı çok doğru olabilir. Cem Onuk'un yerine getirilen isim hakkında da çok iyi şeyler duymadık bu yüzden transfer komitesinin başına işini iyi bilen bir adamın getirilmesi ve yönetimden Muammer Akyüz'ün bahsettiği tarihimizi bilmeyen yöneticilerin temizlenip gerçek Gençlerlilerin getirilmesi şart. Sırtımızda büyük bir özel hastanenin adını taşıdığımız bir dönemde sakat futbolcu transfer etmemiz zaten trajikomik haldeyken bu durumu taraftarlar için daha da trajediye çevirmemek gerek buda önemli bir durum. Yönetim ve futbolcularında acilen toplanıp görüşmesi ve akıllarını başlarında devşirmeleri söylenmeli. Yönetimin suçu olduğu kadar futbolcularda kendine pay biçmeli. Ruhsuz oyun, değişen oyunculara rağmen değişmeyen bir şey ise bunun sebepleri bulunmalı muhakkak.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Herşey Yalan mıydı?

Gençlerbirliği yönetimi sezonun bitmesiyle birlikte transfer haberlerini birbiri ardına patlattı ve sadece 1 stoper transferiyle transferi kapatmak istediklerini söylediler. Gelecek sene için oluşan UEFA hedefleri, tarihimizin en pahalı transferi derken taraftar olarak bizde heyecanlandık haliyle. Üç istanbulluyla isimleri çıkan Mustafa Pektemek, Harbuzi gibi isimlerin satılmayacağının açıklanması ve gereksiz bir kaç adamında takımdan uzaklaştırılmasıyla bu sene farklı olacaktı bizim için. Elindeki kısıtlı kadroyla eski güzel günlere dönüş sinyali verdiren Thomas Doll'un hala takımın başında olması da cabasıydı. Transfer durgunlaştı aradığımız stoper hala yok ortalarda derken önce darbeyi kaleden yedik.

Özkan Öztürk'ün Best FM'de ki programına konuk olan Serdar Kulbilge'nin menajeri Fenerbahçe'nin Serdar'ı istediğini ve başta Gençlerbirliği yönetimi satmayı düşünmezken şimdi anlaşma zemini arandığını söyledi. Serdar'da Fener'e tekrar gitmek istiyormuş buda belirtildi. Zaten gitmek isteyen varsa gitsin diyenlerdeniz taraftar olarak ancak yönetimin ne yapacağı merak konusu. Gökhan Tokgöz gittiğinden beri kalemize geçen en iyi isimdi Serdar Kulbilge şüphesiz. Geçen sezonda yüreğiyle oynayan başarılı bir profesyoneldi. Gitmesi kayıp olacaktır ancak gitmek istediğini söyledikten sonra bize çok fayda getireceğini düşünmüyorum. Sezon başında Denizli kalecisi Cenk Gönen'i kaçırıp Beşiktaş'a kaptıran yönetim şu saatten sonra kaleye kimi bulacak merak konusu. Anlaşma zemini aradıklarına göre akıllarında bir isim var ancak bu isime çok güvenmiyorum.

Bu isime niye güvenmiyorum onu da başka bir transfer haberiyle açıklayayım. Dediğim gibi transferi kapatmak için sadece bir stopere ihtiyacımız vardı ve Bosna'lı stoper Gordon Bunoza ile görüşülüyordu ancak bu ismin transferinin olmadığı haberiyle birlikte geçen sezon küme düşen Hacettepe ile 2 kere küme düşme başarısını tatmış Hırvat stoper Ante Kulusic'in takıma geleceği söylendi. Tıpkı elimizde patlayan Admir Teli, Xhevahir Sukaj gibi öylesine transferlerden biri olan Kulusic'i izlediğim hiç bir maçta beğenmemiştim. Açıkçası kademede ağır kalması, adam kaçırması bu nasıl stoper dedirtiyor. Hacettepe'deki oyunu bizim Radeljic'ten farklı değil hatta daha kötüsüydü. Zaten küme düşerek belli ettiler nasıl olduklarını. Şimdi laf olsun diye bu adamı bize tekrar getirmeyi planlayan yönetim Serdar giderse Arnavutluk'tan, efendim kıyıda köşede kalmış bir ligden geç kalma hemen gel diyerek bir kalecide getirir muhakkak. Dev gibi cüssesiyle yan topların hepsini kaçıran Sırp Isailovic, Küçük boyuyla önde kale tutarak 30 metreden gol yiyen Peric, 6 pastan çıkmayıp kale koruduğunu sanan şike skandalıyla darbe yiyen Recep gibi kötü kaleci koleksiyonumuza bakalım bu sefer kimi ekleyeceğiz.

Herşey iyi gidiyor derken bu haberler laf olsun transferlerinin başlayacağını gösteriyor. Bekim Balaj'ı da aldık söylemedi demeyin Mustafa Pektemek'te yakında yolcu olur. Patiyo'nun bile hala gönderildiği haberi çıkmazken transferlerle göz boyayan yönetim kendine geliyor yavaş yavaş. Bu sene bize hüsran var gibi yine.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara