gençlerbirliği kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gençlerbirliği kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İsmimize Dokundurtmadık!

Sağlık kuruluşu ile isim sponsorluğu için genel kurul kararı bekleyen yönetim, bu toplantıyı yapmadan bu işten vazgeçti. Duyduğumuz ilk andan itibaren taraftarlar olarak ayağa kalktığımız mücadelemizde 2200den fazla imza toplayıp yaptığımız basın açıklamasıyla sesimizi duyan yönetim, resmi siteden yaptığı açıklamayla bu sponsorluk işinden vazgeçtiğini açıkladı.

Yalnız yapılan açıklamada verilen teklifin yetersizliğinden bahsedilmesi korkularımızın bitmesine engel teşkil etmektedir. Gençlerbirliği isminin biz taraftarlar için olduğu gibi bu kulübü yöneten insanlar için de paha biçilemeyecek bir değer olduğunun farkına varılması gerekir. Şimdilik bu defter kapansa bile Gençlerbirliği ismine her zaman sahip çıkacağımızın bu işin peşini bırakmayacağımızı herkesin bilmesini isteriz. 90. yılını kutlayan bu kulüp bir asırdır olduğu gibi şanlı ve özgün ismiyle hep Gençlerbirliği olarak anılacaktır.

Bu yolda imza listesinde ve çeşitli sosyal medya platformlarında gözüme çarpan Eskişehirspor, Ankaragücü ve Göztepe gibi takımların taraftarlarına ve sayamadığım nice destek veren takımların taraftarlarına da takımım adına teşekkür etmek istiyorum.

İşte resmi siteden yapılan açıklama;


GENÇLERBİRLİKLİLERE VE KAMUOYUNA! 
Gençlerbirliği’nin geleceğine katkı yapmak üzere isim sponsorluğu konusunda yapılan görüşmeler sonuçlanmıştır. Gençlerbirliği’nin marka değeri herkesin malumudur. Bu değeri karşılayamayacak teklifleri kabul etmemiz düşünülemezdi. Ancak kulüp menfaatlerine olumlu katkı yapacak girişimleri ciddiye almak ve gereğini yapmak da görevimizdir. Söz konusu teklif konusunda olumlu veya olumsuz tepkilerini bize ulaştıranların Gençlerbirliği için gösterdikleri hassasiyete ve sponsorluk adaylarının ilgilerine teşekkür ederiz.
 
Gençlerbirliği Spor Kulübü

30 Aralık 2011 Cuma

Bize Yakışan Transfer!


Uzun zamandır eleştiriyordum Kulüpler Birliğini. Ankaragücü'nün parasızlık yüzünden elinden giden oyunculara varılan anlaşma üzerine hiç bir kulüp talip olmayacak, transfer görüşmesi yapmayacaktı sözde. Bu gelişmenin basına yansımasından bir kaç gün sonra neredeyse her kulüp, takımdan ayrılan futbolcularla transfer görüşmesine koyuldu. İlk olarak bu oyuncularla ilgilenilmeyeceği sözünü veren İlhan Cavcav ise dün itibariyle bir futbolcuyla anlaştı. Çok kızdım çok eleştirdim. Hem bize böyle bir hareket yakışmazdı, hem de verilen sözün tutulmaması hani Cavcav'ın sözü senetten daha değerliydi dedirtti bana.

İşin aslında ise bu oyuncu ile görüşülmeye başlanılmadan Ankaragücü'nden izin alınmış olmasıymış. Murat Duruer'e gelen çeşitli teklifler olmuş ve ailesi Ankara'da kalmasını istediği için İlhan başkan ile görüşülmüş sonrasında Sami Altınyuva'dan izin alan Cavcav bu transferi gerçekleştirmiş. Eğer işin aslı gerçekten böyle ise bize ve kültürümüze yakışan bir şekilde yapıldığını düşünüyorum. Troisi transferi, Mehmet Topuz meselesi en son Ambarat ile çok övülen Kayseri yönetimine herşeye rağmen böyle anlayış sergileyebilen bir yönetimi tercih ederim.

Murat Duruer'e gelirsek Ankaragücü altyapısından yetişme, yetenekli, genç orta saha ve sol kanat oyuncusu. Milli takımın A2'de dahil A milli dışında her kategorisinde defalarca görev almış. 2005 senesinde 17 yaş altı milli takım ile Avrupa Şampiyonu ünvanı alırken aynı sene yapılan 17 yaş altı Dünya Kupasında ise Dünya Dördüncülüğü ünvanı var.

Ankaragücü'nde çok fazla gol atma şansına erişememiş en çok gol attığı sezon geçen sene 3 gol ile sadece. Bu sene ise 4-2 kaybedilen Fenerbahçe maçında bir golü var. Fakat istikrarlı bir isim dersek yanılmış olmayız sanırım 2005'ten bu yana 120 kadar Süper Lig maçına çıkmış üstelik yaşı daha sadece 23. İlk 11'i zorlayacaktır muhakkak. Orta saha rotasyonunu genişletecek bir isim. Oktay'ın, Mununga'nın formsuzluğunda kadroya heyecan ve rekabet katacaktır.

Oyunu hakkında yazıyla ne kadar bilgi verebilirim bilmiyorum, internet üzerinde oyununu gösteren videolar bulmakta zor ancak 2009 senesinde Galatasaray'a attığı bir golü izleyerek en azından yeteneği hakkında ufak bir fikir kıvılcımı verebiliriz belki;

Buda Gaziantep maçından;

Son olarak jeneriklik sayılabilecek bir gol milli takım formasıyla 2. golün sahibi Murat Duruer;

7 Aralık 2011 Çarşamba

Yasaklar Şehri Ankara!

 Gençlerbirliği - Galatasaray maçının en çileden çıkartan olayı ne kötü futbol ne de mağlubiyet, Pankart yasakları yıldırdı bizi. Bir tribünün olmazsa olmazıdır, stadı gelin gibi süsleyen öğesidir pankart. Takımına sevgini, aşkını, vefanı gösterirken, sahada takımına "bak biz burdayız, seni yalnız bırakmadık" demektir. Ama maalesef yıllardır Ankara Emniyeti ve Valiliği yüzünden çok çile çekiyoruz.

Yıllardır Ankara'da belki çoğu kişi bilmez ancak bir pankart ve bayrak yasağı vardı. Bu konuda denetimler oldukça sıkı. Küfür içeren, aşağılayan pankartların açılmaması ve denetlenmesi aslında güzel birşey ancak Ankara'da bu denetimler öyle bir boyutta ki her pankartınıza bir kusur bulunabilir.
 En üst fotoğrafta yuvarlak içine aldığım pankart taraftarlarımızca yapılmış ve iç sahadaki üstünlüğümüze atıfta bulunan bir pankart, rakibi baskı altına almak için ideal ve bilindik bir slogan kullanılmış "BURASI ANKARA! BURADAN ÇIKIŞ YOK!" bu sloganı her şehir, her takım muhakkak kullanmıştır ve kullanıyordur.

İkinci fotoğrafta ise aynı pankartın yarısı katlanmış ve sadece "BURASI ANKARA" kısmı okunuyor. Nedeni mi?

Emniyet güçleri tarafından saldırgan bir söz olarak bulunduğundan ancak burasının yazılmasına izin verilmiş. Evet maalesef yılların sloganı şiddet içeriyormuş haberimiz yokumuş. Oysa biz, hatta bir çok takım bu tezahüratı stadyumda haykırıyor ama kimse şiddet içeren(!) bu söz yüzünden ceza almış değil.
 3. fotoğraf ise Galatasaray tribünleri resmin üzerine tıklarsanız daha büyükçe göreceksiniz teller baştan başa Ultraslan pankartlarıyla dolu. Size bir hikaye daha bizim meşhur tezahüratımızın pankartlaşmış hali olan "ne küfürbaz, ne arsız, ne torpilli ne yüzsüzüz, işte bizim farkımız, biz centilmen Gençlerliyiz!" pankartı siyasi içerikli diye stada alınmayan bir pankart, bu örnekle yola çıkarsak "Ultras" kelimesi daha siyasi içerikli ama yersen!
Allahtan bizim "Her Zaman Her Yerde..." pankartına "sonu üç noktayla bitiyor küfür içeriyor" diye yasak gelmedi de astık maratonun tepesine...

Galatsaray atkısı, forması, şapkasıyla gelip bizim tribüne girmek isteyen taraftarlara eyvallahı olan Ankara Emniyetini bize karşı sergiledikleri bu tutum yüzünden kınıyorum. Başkent'e yakışmayan bu durumu umarım bir daha yaşamayız.

30 Eylül 2011 Cuma

Kadın Ve Çocuklara 2278 Bedava Bilet!

Türkiye Futbol Federasyonu proje aşamasındaki kadın ve 16 yaşaltı çocukların maçları ücretsiz izleme fikri bu hafta ile beraber hayata geçiyor.

Üstteki tabloda takımların bu kontenjana ayırdıkları kontenjan sayıları ve hangi tribünü ayırdıkları yazılı. Gençlerbirliği yönetimi kadın ve çocukların maçları ücretsiz izlemesi için sezon başında kombine bilet çıkarmadığı ve maçlarımızda boş kalan Gençlik Parkı kale arkası tribününden 3 blok ayırmış.

Böylelikle "sezon başında kombine alan kadın taraftarlara ne olacak?" sorusunu da ortadan kaldırmış oldu Gençlerbirliği yönetimi. Bu uygulamanın avantajları bizim için büyük olabilir aslında. Çünkü kamuoyunda  "eşimi, sevgilim, çocuklarımı gönül rahatlığıyla getirebildiğim tek tribün Gençlerbirliği tribündür" şeklinde bir yargı mevcut. Böyle bir ortamda Ankaralı futbolseverler Gençlerbirliği maçlarını tercih edebilirler. Yıllardır boş kalan kale arkası tribünüde hem hoş bir görüntüye sahip olurken, dolu görünümüyle de daha hoş hale gelip hareketlenebilir.

Dezavantajlarını düşünecek olursak 16 yaş biraz fazla gibi görünebilir öncelikle. Bedava bilet engelini aşmak amacıyla bu yaş 12'ye çekilebilirdi. Yine de en büyük sorun bu gözükmüyor. Ankara gibi metropol şehirde bilindiği üzere İstanbul takımlarını tutan kesim çok daha fazla ve olası İstanbul takımlarının maçında Gecekondu tribünü kadın ve çocukların oluşturdu rakip taraftara teslim olabilir. Bu noktada üstünde rakibin forması olan taraftarlar güvenlik tarafından geri gönderilse ancak bu şekilde önüne geçilebilir bu durumun. Fakat bu biletletlerin parasını TFF kulüplere ödeyeceği için Gençlerbirliği yönetimi böyle durumlara ses çıkarmayacaktır bana göre.

Bu uygulamanın avantajları ve dezavantajlarını harmanlarsak, farklı takımı tutan veya tutmayan maça gelecek özellikle yetişen yeni nesil olan çocukların gönlünü kazanabiliriz. Tabiki takımın iyi sonuçlar alması çocukların gönlünü çelmemiz için en büyük faktörlerden.

Bu vesileyle Ankaralı bütün kadın ve çocuk futbolseverleri Gençlerbirliği maçına davet ediyorum. Rakip takımın taraftarı bile olsanız "Neden Gençlerbirliği taraftarı" olduğumuzu bizi görünce daha iyi anlayacaksınız.

18 Eylül 2011 Pazar

Gençlerbirliği Tribünü Değişiyor Mu?

Bu blogda Gençlerbirliği kültürünün centilmenlik olduğunu ve asla küfür, kavga sevmeyen taraftarlar olduğumuzu o kadar çok söyledim ki böyle bir yazı yazacağım bu sebeple hiç aklıma gelmezdi. Bir çok takım taraftarını sırf ettiği küfür yüzünden eleştirdiğim çok yazı yazmışımdır burada şimdi de iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor sanırım.

Üstteki fotoğraf www.ajansspor.com sitesinin galerisine düşmüş ve Karabük maçı öncesi bizim maraton tribününde çıkan kavganın fotoğrafı. Sebebi tam olarak nedir bizde bilemesekte genel bir kanı var ki o da; rant ve çıkar ilişkileri güden bir kaç taraftarın yönetim tarafından desteklenmesiyle tribünlerin birbirine kırdırılma çabası bu kavganın nedeni. Çoğu Gençlerlinin tanıdığı simalar maalesef ki resimde görülen kişiler. Cavcav'a karşı tepki sergileyen Maraton tribününe, İlhan Cavcav tarafından verilen bir ceza bu fotoğrafın açıklaması. Yıllardır inatla çıkmalı dediğimiz kale arkası kombinesi çıkmayınca, maalesef ki sonunda oluşan tablodur bu fotoğraf. Hem dolu bir kale arkası hem de bu tarz şeyleri yaşamamız için çıkması gereken kale arkası kombinesini çıkarmayan İlhan Cavcav ve yönetimidir bütün bunlara sebep.

Sporda şiddet yasasına İlhan Cavcav'ın itiraz etmesinin sebebi bu tablonun devam etmesi sonucu kendi başının yanacak olmasıdır. İlhan Cavcav'ın isteğide kendi başı yanmadan bu tablonun devam etmesinden başka birşey değildir. Maraton her taraftara açıktır fakat bir kaç kendini bilmezin olay çıkarıp tribünümüzü lekelemesi kabul edilebilir birşey değil. Böyle isimleri daha önce çok defa olduğu gibi yine kendi içimizde sindireceğiz bundan eminim. Sporda Şiddet Yasasıda umuyorum böyle isimleri sadece bizim değil başka takımların tribününden de uzaklaştıracaktır.

2 Ağustos 2011 Salı

Ali Kuçik, Gençler Büyük!

Gençlerbirliği'mizin göz bebeği Mustafa Pektemek'in Beşiktaş'a satılmasıyla forvetsiz kalan ekibimiz bu sorunuda bir yandan çözmek umuduyla Beşiktaş ile Mustafa karşılığında 4 milyon euro üzerine birde forvet Ali Kuçik'in bonservisini almıştı. Ancak Ali Kuçik bir türlü Gençlerbirliği'nde oynamaya yanaşmadı.

Derdi her Türk profesyonel(!) futbolcu gibi paraydı elbet. Daha sadece 20 yaşında ve Süper Ligde yarım sezondur ya oynayan ya oynamayan bir futbolcu için büyük meblağlar verecek bir takım ararsanız bu asla bir Anadolu kulübü olamaz. Bunun açıklaması adam olmadan cin çarpmaya kalkışmak olarak yapılır. Ali Kuçik hiç birşeyin farkında değil ki birde anlaşamaması üzerine yaptığı açıklamalarda "Ben Süper Ligde oynayan ve geçen sezon 4 gol atan bir oyuncuyum. Çok daha iyi şeyler hakediyorum" filan demişti.

Birincisi, Süper Ligde 4 gol atan bir forvetsen açıklama yapma git bi köşeye sin uzunca bir süre utan. İkincisi geldiğin kulüp öyle sıradan bir kulüp değil. Kaldı ki geçen sezon oynadığı Bucaspor'dan çok daha köklü ve yetiştirdiği oyuncularla ünlü bir kulübüz. Bununla övünmesemde bizde sergileyeceğin performans seni tekrardan çok rahat Beşiktaş'a götürebilirdi.

Ali Kuçik sözleşmesine "Türkiye'de sadece Beşiktaş'a transfer olabilir" gibi bir ifade koydurmuş. Zaten başında bununla profesyonel olamadığını kanıtlayan Ali Kuçik en sonunda İlhan Cavcav'ı da kızdırmış. Cavcav oyuncu hakkında "antremanlara hiç gelmedi şu saatten sonra gelsede almam" diyerek uzun bir aradan sonra güzel bir kelam etmiş. Beşiktaş'tan 400.000 euro istediğini duydum haberlerde Ali Kuçik'ten çok daha faydalı olacağı inancındayım o paranın.

Ali Kuçik'in yeteneklerini asla küçümsemiyorum. Daha 20 yaşında ve gelişebilirdi ancak kendi kendini bitiren oyuncular arasında görebilmemiz daha olası artık. Takım tutma hakkının var olduğunu biliyorum ve saygı duyuyorum lakin profesyonel yaşamda bunlara biraz daha dikkat etmek lazım zaten her konuda anlaşıp gelseydi bu Beşiktaşlılığı ve Beşiktaşa geri dönme arzusuyla ilgili yaptığı açıklamalardan sonra taraftarımızın gelmesini isteyeceğini hiç sanmıyordum. Kendi adıma konuşmak gerekirse bizim altyapımızda Ali'den çok daha sağlam ve profesyonel isimlerin olduğunu düşünüyorum. Gelseydi gol atsa dahi sevinmezdim doğruya doğru!

2 Nisan 2011 Cumartesi

Haydi Gençler!

Yarın Behzat Ç. günü aynı zamanda Manisa ile de kritik bir maça çıkacağız. Deplasmana gidemediğimizden taraftar desteğimizi böyle yapayım dedim ve Behzat Ç.'nin bizim tribünden videosunu koydum. Şu meşale, pankart ve bayrak yasağı yerine çekirdek yasağı konsa aslında bizim tribünler böyledir yanlış olmasın =D.

24 Mart 2011 Perşembe

Gençlerbirliği'nin Kaleci Sorunu ve Kısa Dönemde ki Kalecilerinin Tarihi!

Gökhan Tokgöz sakatlandığında elimizde yetişmiş bu Slovakyalı iri cüssesine rağmen UEFA'da kalemizi başarıyla korudu.
 Son dönemlerde Gençlerbirliği'nde sıkıntılar tek bir alanda değil muhakkak ancak şu aralar taraftarlar arasında da en büyük tartışma konusu kaleci sıkıntımız. Şöyle geçmiş tarihe baktığımızda UEFA dönemindeki kalecilerimiz Damir ve Gökhan'dan sonra Gençlerbirliği kalesine geçen isimler çok beğenilmedi. UEFA'lı dönemde Yimpaş Yozgat küme düşmüş ve Ersun Yanal'ın isteğiyle Hagi'den yediği gol hala unutulmayan Gökhan Tokgöz Gençlerbirliği'ne gelmiştir. Gökhan'ın kaleciliği her daim tartışma konusu oldu belkide ancak şu gerçeği söylememiz gerekirse o dönemden bu döneme kadar en başarılı kalecimizde Gökhan Tokgöz oldu. Taraftar tarafından da inanılmaz bir kabul gören Gökhan'ın ismi kalemiz için anılmasa bile iyi dilekler ve sözlerle taraftarlar tarafından anılıyor. Ankaragücü'nü yendiğimiz maçta (ilk maçta yenilmiştik ve Ankaragücü aynısını yapmıştı) taraftarlara koşup tribünden aldığı bayrağı 19 Mayıs Stadının ortasına dikerek, Adem Dursun'un saldırısından nasibini almış ama tarafımızdan "Ulubatlı" ünvanını alıp kahraman olması onun bizim için özel biri olmasının ilk adımıydı. Gerek şansızlıktan, gerekse teknik direktör seçiminden yedek duruma düşse de taraftarlar gerçek Gençlerbirliği kalecisi olarak onu gördüler. UEFA'lı dönemin başlangıcı için o kadronun demirbaşıydı ancak dedik ya şansızlık diye UEFA ilk tur maçında Ankara'da Blackburn ile oynarken bir pozisyon sonrası kolunun üzerine düşüp maalesef kolunu kırdı ancak o dönem kalemizin ne kadar güvende olduğunun ispatlanmasına yardımcı oldu.
Ulubatlı Gökhan!
Ulubatlı Gökhan'ın sakatlanması kendi adıma konuşmam gerekirse kaleye daha önce hiç duymadığım, transfer haberini bile görmediğim Damir Botonjic isimli o iri cüsseli ama sevimli gözüken kaleciyi tanıttı bana. Zaten zor gözüken takımları çektiğimiz o UEFA döneminde Damir insanların kafasında bir soru işaretiydi. Ancak öyle bir performans sergiledi ki ilk devreyi kapatan Gökhan'ın elinden kaleyi tüm sezon boyunca aldı. Bu Slovak kaleci 18 yaşında 1999 senesinde ülkesinden bir Cavcav klasiği olarak koparılmış ve 2 sezon boyunca PAF takımımızla maçlarına çıkmıştı. Yani deyim yerindeyse elimizde büyümüş bir kaleciydi. Hantal görüntüsünün aksine Sporting Lizbon ve Parma maçlarında ki performansı ve kurtarışları hala aklımdadır. Daha sonra Gökhan'ın kaleyi tekrar alması ve kaleye bomba bir transfer derken Botonjic nasıl gitti, nereye gitti gelişini anlayamadığım gibi gidişinide hiç anlayamadım.

Milli Takım'ın yıllarca kaleciliğini yapsa da Gençlerbirliği'nde bekleneni veremedi.

Kaleye bomba transfer olarak düştü. Çünkü 2002 Dünya Kupasında 3. olan Türk milli takımının Rüştü'nün arkasında ki güvencesi Ömer Çatkıç yıllarca formasını giydiği Gaziantepspor'dan kopmuş ve bonservis ücreti ödenmeden, üstelik Beşiktaş'ın alsak mı almasak mı ikilemindeyken elinden kapılarak Gençlerbirliği forması giydirildi. Herkes olumlu bir transfer olarak gördü ancak Ömer, Gençlerbirliği'nde hiç beklendiği gibi sezonlar geçirmedi. Malatya maçında herkese bırakın top bende diyerek başının üzerinden geçen topu izleyip Osterc'in boş kaleye yolladığı top veya Ankaraspor'un Brezilyalılarının en etkin olduğu yıllarda Wederson'un kullandığı korneri içeri alması benim izlediğim Gençlerbirliği'nin tarihindeki yediği en ilginç gollerdendir.

Nicolas "EL LOCO" Peric
 Damir, Ömer hatta Peric'e kadar uzanan dönemde ise değişimeyen tek kaleci Ulubatlı Gökhan oldu. Ancak kötü gidişatın başladığı yıllara tekabül eden bu zamanlarda hiç anlaşılmayan bir şekilde suçlu olarak görülen Gökhan Ankaraspor'a yollandı. Kalede ise Sakaryaspor'u tek başına 1. ligden süper lige çıkaran Recep Öztürk vardı. Taraftar Ankara'da ki play-off'larda izlemiş ve beğenmişti Recep'i. Aynı zamanda İlhan Cavcav'ın da damadı olan Recep ise belki de Gençlerbirliği tarihinin en çekingen kalecilerindendi. 6 pas tabir edilen bölgenin dışına çıkmamasıyla ünlü kalecimiz, en son bir şike soruşturmasıyla darbe yiyip gitti Gençlerbirliği'nden. Gerçi şike mevzusu sonradan ortaya çıktı ancak yapıldığı iddia edilen şike kendisinin forma giymediği İstanbul belediye maçı için ortaya atıldı.

Bu dönemde kısa dönemlerde iki kaleciden daha istediğini alamadı Gençlerbirliği. İlki "El Loco" yani çılgın lakaplı Şilili kaleci Peric idi. Aykırı futbolculara her daim sempati besleyen biri olarak, (taraftarımızın genel özelliği olduğuna da inanırım) Peric'te aykırı duruşuyla ve kalede bile olsa hırsıyla taraftarın sevgilisi oldu kısa süreli ancak uzaktan yediği akıl almaz goller ve boyunun kısalığı eleştiri konusu olunca yerine Sırp milli takımında da kalecilik yapan Bojan Isailovic geldi. Boyu posu yerinde olan bu kaleci gereksiz yere uçması ile komple aykırı bir kaleciydi belki ama hiç bir zaman beğenilmedi performansı.


Ah bir de gereksiz vakit geçirme huyundan vazgeçse.
Küme düşen Kocaeli'nin kalesini korurken 1-0 öne geçtikleri bir maçta daha 30. dakikadan skora yatma olarak tabir edilen zaman geçirme haraketiyle tepkimizi çekti Serdar Kulbilge. Kocaeli'nin küme düşmesinden sonra Gençlerbirliği forması giymeye başlayan, Ömer'den sonra diğer Milli takım görmüş kalecimizdi. Şu anda hala Serdar'ın kalemizi koruması aslında bu başarısız kalecilerle dolu kötü yıllarımızdan sonra iyi bir kaleci bulduğumuzu düşünmemizdi. UEFA'lı dönemin ardından düşüşe geçen ve küme düşmekten her sene kılpayı kurtulan takımın Thomas Doll ile birlikte gelen 10.luğun yani geçen sezonun da en iyilerindendi Serdar. Çok maçta bizi kurtardığından ve yeri gelip tek başına uğraştığını düşündüğümüz bir isim olarak bu blog'da fazlasıyla övgümüze mazhar olmuş bir isim kendisi. Ancak bu sezonun başlamasıyla tekrar kötü günlere yelken açan Gençlerbirliği'nde en çok tartışılan isim olmaya başladı. Öncelikle teknik direktörden aldığı taktikten mi bilinmez gereksiz zaman geçirme huyuyla en son Trabzon maçında olduğu gibi çok kez rakip taraftar ile birlikte ıslıkla protesto ettiğimiz bir isim oldu. Ardından ise geçen sezonu aratan ve çoğu maçta ruhsuz olması ve hatalı çıkışlarıyla eleştiri üstüne eleştiri yaptığımız bir isim olmaya başladı.

Taraftarlarımızın ortak görüşünü bende paylaşıyorum ve son dönemlerde çıkan transfer haberleriyle ilgili olduğunu düşünüyorum bu performans düşüşünü. Galatasaray'ın istediği zaman yönetimimiz beklenmeyen bir dirayet göstermiş ve kendisini yollamamış, üstüne de kaptanlığı vererek onurlandırmıştı Serdar'ı. Ancak kendi açıklamalarında gitme sinyalleri verip en son olarakta devre arasında kaptanlığı bırakıp Cem Can'a devretmesiyle iyiden iyiye Gençlerbirliği ile bağlarını kafasında kopardığını göstermiş oldu.
Zidane tarafından onaylı kalecimiz Özkan Karabulut!

Son Trabzon maçında sakatlanıp yerini Ramazan Köse'ye bıraktığında, yediği ilginç gole rağmen Ramazan'a tribünden inanılmaz bir destek vardı. Benimde arasında bulunduğum bir grubun düşüncesi ise "Serdar gol yiyeceğine amatör veya hatalı Ramazan gibi gençlermiz yesin böyle golleri kendi evladımızdır deyip bağrımıza basarız". 

Altyapıdan çıkan oyuncularımızı görmekten mutluluk duyan taraftarlar olarak genel görüşümüz ise kaleyi altyapımızdan çıkmış bu gençlere bırakmak. Altyapıdan çıkan futbolcularımızı sahada görmek ve gelişimini takip etmeyi seven bir taraftar grubu olmamız hatalı da olsa, amatörce de olsa o gollerin Serdar yerine kendi kalecilerimiz tarafından yenmesi daha affedici de olmamızı sağlıyor açıkçası.


20 yaşındaki kalecimiz Ramazan Köse
"Neden Ramazan veya Özkan?" sorusuna en iyi cevap ise taraftarlarımızdan Orcan Yiğit'le Beer Bus'ta otururken yaptığımız konuşmada geçti. Orcan o gün Serdar'ı eleştirirken " A milli takım dışında alt yaş gruplarının hepsine kaleci gönderen bir kulüp Gençlerbirliği ve biz hala Serdar'dan medet umuyoruz" demişti. Haklıydı hem de çok haklıydı. Şener Özcan gibi U-17 şampiyonasında önemli başarılara imza atmış Milli Takımın kalecisini, Ercüment Kafkasyalı gibi ümit milli takımda forma giymiş kaleciyi Gençlerbirliği A takımında hiç göremeden gönderdik. 

Özkan Karabulut ise U-15'ten Ümit Milliye kadar her kategori de oynamış bir kalecimiz var. İyi kötü, bata-çıka bir şekilde tecrübe sahibi olacaktır kaleyi kendisine devrettiğimiz zaman. Kendisini Serdar'ın sakatlandığı Ankaragücü maçında kaleye geçerek kanıtlamıştı zaten Özkan'da, bir şekilde daha tescilli Özkan'ın kaleciliği.

Kendisi Danone Uluslar Kupası'nda Türkiye'nin kalesini korumuş ve "Turnuvanın En Değerli Kalecisi" ödülünü Zinedine Zidane gibi bir ismin elinden almış kaleci. Zidane ile olan resmi, turnuvada yaptığı bir kurtarışın resmi ve ödülü hala kulüp binasında sergilenmekte. Gençlerbirliği kültürünü bilen ve bizim evladımız olarak benimsediğimiz Özkan bu takımın, Ramazan gibi, Soner gibi geleceğidir. Açıkçası kaleyi ona devretmek ve Gençlerbirliği formasını doğru dürüst giymeden Gökhan Gönül gibi transfer olmasına müdahale etmek gerek diye düşünüyorum. Bu kaleci israfının önüne ancak bu şekilde geçeriz diye düşünmekteyim.

14 Mart 2011 Pazartesi

Doğum Günün Kutlu Olsun Gençler'im!


Cumhuriyet'ten ayca büyük Gençlerbirliği'min bugün 88. yaş günü. Nice 88 yıllara kırmızı-siyah renginle... Şampiyon olduğun günleride görmek nasip olur inşallah...

9 Mart 2011 Çarşamba

Zafere Giden Yolda Herşeyi Mübah Görenler!

Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçı öylesine tartışılıyor ki gerekli gereksiz herkes maçın hakeminin kararları ve ortaya atılan iddialar üzerine yorum yapmış okuduğum kadarıyla gazetelerde. Bu tartışmaya girmezsem eksik kalırım gibi bir düşünceye sahip değilim inanın bu yazıyı yazarken. Ancak bütün bu tartışmaların ötesinde, yapılan hakem hataları tartışmalarının üstünü kapatmak ve kendini haklı göstermek uğruna Fenerbahçe sempatizanı spor yazarları veya bir şekilde spor yazdıranları Gençlerbirliği'mizin futbolcuları üzerine öyle bir bomba bırakmışlar ki bir iki kelam etmezsem çatlarım dedim.

Öncelikle kendi iddiamı ortaya atayım; Şu an yapılanlar Fenerbahçe'nin futbolcularımız üzerinden, oldu gibi gösterilip mesnetsiz iddialarıyla prim yapma ve şampiyonluk yolunda lobi faaliyetlerini güçlendirmekten başka birşey değildir. Bunları söylerken de başta dediğim gibi gerekli gereksiz herkes bu konuya dahil olduğu için şu açıklamayı yapmakta isterim; Fenerbahçe'ye karşı bir kinim ya da bu maç sonunda oluşan bir kuyruk acım yoktur. Bu iddialar hangi takım tarafından gündeme getirilse az sonra okuyacağınız şeyleri yazardım. Bunu yapan kendi takımım olsa yine yazacağımdan kimseninde şüphesi olmasın.

Ortaya atılan haber, maç sonunda futbolcularımızdan Hurşut Meriç, Serkan Çalık ve Aykut Demir'in sözde verdikleri röportajda "Bu maçı Trabzonspor için oynadık" dedikleri yönünde. Bu haber Fenerbahçe'nin en etkili taraftar topluluğu Genç Fenerbahçelilerin sitesinde gördüğüm alıntıya göre Star gazetesi muhabiri tarafından yazılmış. Fener sempatizanı bir kalem ya da telkinlerle böyle yazı yazması istenen bir kalem sanırım bu arkadaş. Bu iddiaların aslı astarı olsa küçük bir gazete küpüründen ibaret kalmaz, LigTV gibi yayıncı kuruluş tarafından gerçekleştirilen röportajlarla kanıtlanabilirdi. Bu haberlerin ortaya çıkması ve medyada geniş yer bulmasıyla, birkaç(?) işgüzar Fenerbahçe taraftarı tarafından şike suçlamaları da gerek twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde, gerekse tribündergi forumları gibi futbol paylaşım sitelerinde gündeme geldi. Kendi basınının uydurduğu habere çabucak inanan taraftarlar tarafından orda burda "26. Haftada Gençlerbirliği - Trabzon maçının sonucu belli oldu, bu futbolcuların hiç utanmaları yok" gibi hafiften başlayıp daha ağırlaşan sözleri şu an çoğu sitede açıkça yazıyor. Bu galeyanın sebebi şampiyonluk yolunda kendine herşeyi mübah gören insanların bir takım suçlamalarla insanları ve kulüpleri zan altında bırakıp kendilerine yol açmaktan başka birşey değil. 

Koskoca taraftar grubu, yeri gelip kalabalıklığından dem vurarak kendini Cumhuriyet ilan eden taraftar grubu Genç Fenerbahçelilerin internet sitesinde bu konuyla ilgili yapılan açıklamada "Serkan Çalık, Hurşut Meriç, Aykut Demir rengini belli etti", koskoca Gençlerbirliği kendi hakkını savunamıyormuş gibi "26. haftada ki Trabzon -Gençlerbirliği maçının skoru belli ki birileri Gençlerbirliği'nin hakkını savunmaya başlamış" gibi çirkin, araştırmadan yazılmış, objektif olmaları beklenmese bile insanların ekmeğiyle oynamaya gidecek kadar insanlık dışı açıklama yapmışlardır. Trabzon, Beşiktaş veya başka takımın Fenerbahçe ile husumeti beni ilgilendirmez hatta isterlerse birbirlerini yesinler umrumda değil lakin önce insan oldukları için futbolculara, sonra benim takımımı temsil eden futbolcular olduğu için kulübüme gelen bu suçlamalar yüzünden kendimi sorumlu hissediyor ve Fenerbahçeli taraftarları vicdana davet ediyorum!

Öncelikle www.sporx.com sitesinin haberinde futbolcularımız iddiaları içtenlikle ve kati suretle yalanlamışlardır. Rengini belli etti dediğiniz Hurşut Meriç aslen Kayserilidir, Trabzon ile ne gibi göbek bağı olabilir? Trabzonlu oyuncularımızdan Aykut Demir ise, oynadığı herhangi bir maçta tekmeye kafa atmaktan çekinmemiş, hata yapsa bile telafi etmek için canını dişine takmış bu yüzdende taraftarın sevgilisi olmuş bir isimdir. En üstteki resimde de canla başla Trabzon atağını kesmeye çalışırken çekilmiş fotosu vardır. Hazım konusunda çok değişik diye eleştirdiğim Fenerbahçe taraftarı ise beni hiç bir zaman yanıltmadı ama belki bir kaçı vicdana gelir diye soruyorum;

1- Gençlerbirliği ligde konumu itibariyle ateş hattındadır. Futbolcular kendi takımını düşünmeden, Trabzon için oynamaları sizce saçmalık değilse açıklamanız nedir?

2- Gençlerbirliği 26. haftada Trabzon'a maç satsa düşeceği hali göremeyecek kadar kör müsünüz?

3- Böyle durumlarda nedense hep sizden yana işlemesi gereken hak, hukuk, Gençlerbirliği bu maç yüzünden küme düşerse kimlerden sorulacak?

4- 26. haftada oynayacağımız Trabzon maçını kazanırsak, yüzünüz kızarmayacak mı? Bütün bunların üstüne bir de "helal olsun Gençlerbirliği'ne" demeye başlarsanız ki muhtemel senaryo onu göstermekte nerede kaldı samimiliğiniz, nerede kaldı futbol bilginiz, nerede kaldı futbol sevginiz?

Bütün bunları düşünmeden, bizleri figüran gibi kullanıp, yayın gelirlerini almasakta olur ayakları çekip gözü güç hırsıyla bürünmüş bütün taraftarlara gitsin bu yazı. Sadece Fenerbahçeliler değil o güce tapma esiri herhangi takımın herhangi taraftarı da üstüne alınabilir.

Yazı çok uzun yada avukat gibi konuşmuşsun sana mı kalmış gibi yorumları yapanlar için özet geçeyim;

"Siz şampiyon olacaksınız diye benim takımım küme düşerse, emek harcayan futbolcumuzun hakkını siz mi ödeyeceksiniz, Gençlerbirliği taraftarına, camiasına hesabını kim verecek bunun?"

Genç Fenerbahçelilerin resmi sitesinde yer alan yazı için tıklayın.

Sporx.com'da futbolcularımızdan gelen yalanlama haberi için tıklayın.

Günün gelişen spor haberlerinde gerekli gereksiz tartışmaya katılanları okumak için tıklayın. 

4 Mart 2011 Cuma

Güzel Futbol!

www.gencler.org sitesinin yaratıcısı Mehmet Ali Çetinkaya'nın blogunda gördüm bu videoyu. Ankara derbisinde stadyum boşaltılırken kurallar gereği bekletilen Gençlerbirliği taraftarları görüntülemişler. 3 Ankaragüçlü daha 7-8 yaşlarında ufaklıklar sahaya dalıyorlar ve o yaşlarda futbolun en güzel oynandığı nesne olan pet şişe ile birbirlerine penaltı atıyorlar. Güvenlik güçlerinin saha dışına almaya çalıştığı çocuklara en güzel destekte Gençlerbirliği tribününden geliyor yine...

Hikayesini okumak için ; http://www.mehmetalicetinkaya.com/2011/02/karhanede-romantizm-cocuklara-ozgurluk/

26 Şubat 2011 Cumartesi

Ankara Derbisinde Behzat Ç. ve Ekibi!


Erdal Beşikçioğlu dışında ekibin diğer üyelerinin maçla pek ilgileri yok gibi çıkmış foto. Gerçi sadece Erdal Beşikçioğlu'nun boynunda ki atkı yeter..

13 Şubat 2011 Pazar

Hoşgeldin Pektemek!

Bu maç için ne diyebilirim ki? Geçen hafta küme düşme kabuslarını 1 hafta erteledik ama Ankaragücü'nün Beşiktaş ile Buca'nın Konya ile oynadığı haftada çok daha önemli bir maçtı bizim için. Maçı izleyemedim ama Pektemek'in attığını duyduğum an hissettiğim şeyler çok farklıydı.

Dile kolay neredeyse 1 sezondur oynamayan golcümüz takımı 89. dakikada ipten alıyor. Ne hissedebilirsiniz ki sonuç kaçınılmaz; mutluluk gözyaşları...

Zumdick'in etkisizliği, Mustafa Kaplan'ın teknik direktör tavırları, büyük umutlar beslediğimiz oyuncuların formsuzluğu... Bu takım düşmeyi Mustafa'nın, Oktay'ın, taraftarının güzelliği yüzünden haketmiyor..

Hoşgeldin Pektemek! Taraftarlarımızdan Emre Bayraktaroğlu'nun sözüyle tekrar selam olsun sana;

SENİN O GÖZLERİNDEN AKITTIĞIN YAŞ BİZİM GURURUMUZDUR!

29 Ocak 2011 Cumartesi

TRT 1 Futbol Günlüğü; Hamdullah Abi Röportajı!


TRT 1'in Futbol Günlüğü programı için yaptığımız röportajın TRT tarafından kesilerek yayınlanan halidir. Kesilmemiş hali elime geçerse onuda buradan yayınlayabilirim. Hamdullah Abiyi anlattığımız röportajda asıl anlattığımız Gençlerbirliği taraftarının kişiliği, özelliği ve kültürüdür. Çok keyifli bir animasyon ile de Hamdullah abi canlandırılmış harika olmuş. Buyrun izleyemeyenler için tekrar gösterim.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bu Çocukta İş Var!

Samet Aybaba'nın bize son gelişinde yaptığı en iyi şeylerden biriydi belki de Soner'i genç takımdan çıkarıp A takıma kazandırmak. 2 sezon önce 1991 li bir çocuğu Süper Lige il 11'de başlatmak kolay bir iş değildir teknik direktörler için. Bizde bir kaç maç sonra kendisini imrenerek izledik. Hem Samet Aybaba'nın yüzü kara çıkmadı hemde yaşadığımız felaket sezona rağmen Soner gibi bir gencimiz olduğu için gururlandık taraftarlar olarak. Hatta haydigencler.com'un şu ana kadar ki en şaşaalı yıldönümü yemeğine o zamanın yıldızı halen kalplerimizde yeri olan Mehmet Nas ve kendisini davet etmiştik. Yukarıda ki resimde o yemekten kalma.

Neyse konudan uzaklaşmayayım açıkçası Sivas beraberliğini sadece radyodan dinlediğim ve düşündükçe üzüldüğüm için Soner'i yazmak istedim bu yazıda. Nedeni ise bu maçta harika bir gole imza atması. Mile Jedinak gibi ruhsuz sahada gezinenleri düşününce insanın kan beynine sıçrıyor haliyle ama bizim altyapımızdan bir çocuğun çok klas bir frikik golü atması insanda burukta olsa bir sevinç yaratıyor.


Böyle sıkıntılı zamanlarda en büyük eğlencemiz belkide altyapımızdan çıkan gençlerin gelişimini izlemek. En azından kendi adıma söyleyeyim ben bundan zevk alıyorum futbolun zevk vermediği zamanlarda. 2 sezon önce orta alanda oynayan bu genç bir lise son öğrencisiydi ama bizim takımda hatta Türkiye liginde ki bir çok oyuncunun yapamadığı İngiliz tarzı yukarıdan aşırtma paslarıyla dikkat çekmişti. Ayağına çok hakim ama yaşı nedeniyle tecrübesiz ve biraz zayıf. Son maç yazılarımdan bir tanesinde ki sanırım Beşiktaş maçından sonra demiştim Mahmut ve Soner'e dikkat diye. Mahmut yavaş yavaş kendini kabullendirdi. Ancak Soner geçen sezonu Hacettepe'de geçirerek bizlerden biraz uzak kaldı. Şimdi sakatlıkların etkisiyle yeniden kadroda şans buldu kendine ve açıkçası sürekli de izlemek istiyorum ben Soner'i. Çok uzatmadan birşey demem gerekirse onun hakkında biraz daha tecrübe kazanırsa Harbuzi'ymiş başka biriymiş tozunu attırır bu genç. Bu maçta ki harika golünü de izleyip kendisini daha yakın takibe alın. Artık Ümit Milli formasıda giyiyor ki bir kaç seneye çok şeyler bekliyorum kendisinden. Bravo Soner....

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kara Düzen!


Yeniden sancılı dönemlere girdik. İstikrar ve başarı beklerken yine aceleci bir karar, yönetim yanlışlarını teknik ekibe yıkmak vs vs. bir sürü senaryo işte karşınızda son 5 yılda ki Gençlerbirliği'nin özeti.

Dersler, sınavların başlamasıyla blogla çok ilgilenip Trabzon maçıyla ilgili herhangi birşey yazamadım ama açık konuşayım vaktim çok bol olsada yazacak birşeyim yoktu. Beni bu takımdan soğutan şey yaşanan gelişmeler. İnanın takımın kötü gidişi bu kadar canımı acıtmıyor. 3 ihtimalli bir oyunda yenilgi aldık diye kahrolmanın bir lüzumu yok ama takımı böyle olmaya iten sebepler göz göre göre icra ediliyorsa işte o noktada insan ağlamaklı oluyor. "Thomas Doll'un görevine son veren İlhan Cavcav yeni hocasını arıyor" manşetleri okuyoruz şu ara. Giray Bulak, Mesut Bakkal filan bir ton isim dolaşıyor. Boyalı basın yazsa yazsa bizim yenildiğimiz maçları yazıyor. Kimse de çıkıp Thomas Doll'e, Ralf Zumdick'e, Serdar Dayat'a çektirilen zulüm nedir sormuyor.
Ne kadar kafaya takılır benim söylediklerim ama bir şekilde yönetime ulaşsada bazı şeyleri düşünmeye başlasalar inanılmaz memnun olurdum. Sözüm Sayın başkan İlhan Cavcav nezdinde tüm yöneticilere...

1- Sayın başkan, Hadi Thomas Doll'u takımın başından gönderiyorsunuz. Hadi anladık sonuçlar kötü olduğundan böyle oldu. Peki hocanın tazminatını ödememek için neden dalga geçer gibi yönetim kurulu kararı ile devam ediyoruz kararı çıkarıyorsunuz?

2- Trabzon maçında takımı Serdar Dayat'a emanet edeceğinizi söyleyip, sırf tazminatını vermemek için Ralf Zumdick'i başa getirmek, para konusunda bu kadar takıntılı olmak nedendir?

3- İlk iki durumda da taktığınız bu para meselesini sözleşme yaparken  anlaşarak koymadınız mı? Bu adamlar sizin kararınızla gitmedi mi? Şimdi paralarını vermemeye çalışmak arkadan binbir komplolar üretmek Türk futbolunda "Duayen" olarak adlarılan bir başkana yakışır mı? Bunların futbol etiğinde yeri var mıdır? Gençlerbirliği'nin saygınlığı bu yaptıklarınız yüzünden her geçen gün azalıyor.

4- Thomas Doll gibi bir ismin yerine getirilecek teknik direktörün kaliteli olması uzun vadede bize yarar sağlayacakken sezon sonu göndereceğiniz teknik adamlarla anlaşmanın mantığı nedir? Giray Bulak, Thomas Doll'un birşey yapamadığı takıma nasıl bir etki sağlayabilir bunun mantıklı açıklamasını yapınız. Hadi Giray Bulak bizi kümede tuttu, Hakan Kutlu gibi teknik direktör meziyetleri zayıf bir isimin Gençlerbirliği'ni ne hallere getirebileceğini Oğuz Çetin örneğinde görmediniz mi?

5- 2 defa çalışıp 2 defa da kovduğunuz isim olan Mesut Bakkal'ı taraftar olarak bağrımıza basıp çok sevsekte gerçekler ortadayken takımın başına getirip 3. kez kovmak ile egonuzu mu tatmin edeceksiniz?

6- Bu takımın 5 yıllık bir çıkış planı vs vs.. düzenlemeleri var mıdır? Varsa 5 yıldır neden batıyoruz? Bunun nedenini bir Allah'un kulu açıklarsa çok sevineceğiz.

7- Bu takım küme düşerse geri nasıl çıkartmayı planlıyorsunuz?

Bütün bu sorulara yönetimden bir adam çıkıp mantıklı cevap verse susup oturacağım. Ama bu mantıklı cevapları alamayacağımı bildiğim için BEN BİR TARAFTAR OLARAK BU YÖNETİMİ İSTİFAYA DAVET EDİYORUM!


Not: İlk fotograf klasspor.com sitesinden alınmıştır...

7 Ekim 2010 Perşembe

Behzat Ç. Başkan!!!

Gençlerbirliği'li yazar Emrah Serbes'in romanından uyarlanıp Star TV ekranlarında gösterilen "Bir Ankara Polisiyesi: Behzat Ç." adlı dizinin son bölümünden yüzümüzü güldüren 2 kareyi atayım dedim. Son zamanlarda takımdan ümit kesilince bizi çok heyecanladıracak şeyler olmuyordu. Ta ki bu diziyi izlemeye başladık yeniden heyecanlandık. Dizinin geçtiği mekanların çoğunda Gençlerbirliği flama, kupa, anahtarlık gibi aksesuarların yanı sıra karakterlerinde Gençlerbirliği konuşması ve Gençlerbirliği kültürü hakkında ip uçları vermesi diziyi bizim açımızdan daha da izlenir hale getiriyor. Gençlerbirliği dışında da senaryosu şu anda çok başarılı giden dizinin ekibini kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum. 19 Mayıs Stadında da bir bölüm çekseler bize efsane diyen karakterler bizim için gerçekten efsane olacaklar... :))

23 Eylül 2010 Perşembe

Engin Baba'nın Anısına!

Blogun Facebook'ta ki sayfasına bu resmi Kadir Çimen ağabeyimiz yollamış. Biraz geç gördüm kusura bakmasın. Yakın zamanda kaybettiğimiz Gençlerbirliği taraftarlarının simgesi Engin Kurbey'in anısına bloga koymak istedim bu resmi. Kadir ağabeyin altına yaptığı yorumda resmin hikayesini içerdiğinden aynen kopyalıyorum. Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum. En sol tarafta ayakta ki gözlüklü ağabeyimiz Engin Baba. Tekrar Allah rahmet eylesin dileklerimle...

"NUR İÇİNDE YAT ENGİN AĞABEY,
YIL 1987
15 ŞUBAT GB-GS MAÇI OYNANDI. MAÇI HARUN'UN 57. DK ATTIĞI ŞIK GOLLE 1-0 KAZANMIŞTIK. MAÇTAN HEMEN SONRA KIZILAY'DA BİR MEKANDAYIZ.
ÇEYREK ASIR ÖNCESİ OLAN BU OLAYDA BİZLER O ZAMANIN GENÇLERİ, YANİ ŞİMDİLERİN İHTİYARLARIZ.
SON YILLARDA ANKARA DIŞINDA OLMAM SEBEBİYLE PEK SIK GÖRÜŞEMEDİĞ...İM ENGİN BABAYA ÇOK ÜZÜLDÜM. SON GÖRDÜĞÜMDE İÇİM CIZ ETMİŞTİ. OLAYI YENİ DUYDUM. CENAZESİNE KATILAMADIM.
ALLAH RAHMET EYLESİN. NUR İÇİNDE YATSIN"

17 Eylül 2010 Cuma

"Pırpır" Halim Vefat Etti!

Şu aralar çok fazla vefat haberleri geliyor. Federasyon ve Gençlerbirliği başkanı Hasan Polat, tribün emekçisi Engin Kurbey derken dünde aynen Hasan Polat gibi Federasyon başkanlığı yapmış ve Gençlerbirliği'nde hem futbolcu hem de yönetici olarak hizmet etmiş Halim Çorbalı'yı kaybettik. Eşi, babamın edebiyat öğretmenliğini de yapmış olan bu özel adama Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesinin ve camiamızın başı sağolsun.

Tanıl Bora'nın yazdığı Gençlerbirliği tarihi kitabından, Halim Çorbalı'yı anlatan ufak bir yazı;


Halim Çorbalı, öğrencisi olduğu Mülkiye’nin takımında onu izleyen Orhan Şeref Apak’ın girişimiyle 1944 yılı sonunda Gençlerbirliği’ne alınmıştı. Gole yakın bir açık oyuncusuydu; çok hareketli ve hızlı oluşundan, Zündap Hüseyin’in deyişiyle“yandanyandan kaçışından” ötürü “Pırpır Halim” Lakabıyla anılıyordu.

Yine aynı özelliğiyle ilgili, pek bilinmeyen, sadece Hasan Polat’ın telaffuz ettiği bir lakabı daha vardı: “Sıçanoviç!”Cezmi Başar, istikrarlılığını ve efendiliğini takdir ettiği bu yetenekli oyuncunun eksiklerini şöyle tasvir etmiştir:“Karşısındaki hafı behemahal geçmeye çalışması, gerçi çok zaman muvaffak da oluyor amma,  forvetin hızlı temposunu bozuyor gibi geliyor bana.”

Halim Çorbalı 1951’de-kendi deyimiyle- “Yılmaz diye hain bir kaleci” tarafından ayağı kırılınca altı ay sahalardan uzaklaşacak, geri döndüğünde de hem formdan düşmüş olacak hem de meslek hayatına atılıp futbolculuğu bırakacaktır.

14 Eylül 2010 Salı

Engin Baba'yı Kaybettik!

Tribünümüzün en eski isimlerinden Engin Baba lakaplı Engin Kurbey'i maalesef kaybettik. Gençlerbirliği sevgisi yüzünden takımı hiçbir maçında yalnız bırakmayan Engin Baba'nın ailesine sabır, camiamıza başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun. Kendisini sadece sima olarak tanıdığım için O'nu tanıyan ve bu fotoğrafı da çeken  ağabeyimiz Ahmet Günen'in www.haydigencler.com sitesinde ki bir yazısını buraya kopyaladım.


Engin Baba:
  
   "  Engin ağabeyi yıllardır tanırım fakat karşılıklı diyalogumuz hiç olmamıştı. Tribünümüzün sanıyorum en eskisi Engin Babadır. Kendi çevresinde ileri yaşta çok arkadaşları olmasına rağmen o insanları artık pek göremiyorum. Engin Babanın olduğu yerde espri, kahkaha hiç eksik olmaz. Fotoğrafını çektim; “birer poz isterim haa” dedi. Yaşını sormak aklıma gelmedi, fakat 80 civarı olduğunu zannediyorum. Fotoğrafa bakarmısınız? Bir tarafta koltuk değneği, başında Gençlerbirliği şapkası, üzerinde orijinal forması, lütfen taraftar gençlerimiz bu resime iyi bakın…
     Kendisi ile ilk karşılıklı konuşmamız Gerede  Dorukkaya otelinde Gençlerbirliği’nin Malatyaspor’la yapacağı hazırlık karşılaşması için kulüp otobüsüyle otelin tesislerine gittiğimizde olmuştu. Ekibimizin teknik direktörü Erdoğan Arıca, Malatyaspor’un hocası Aykut Kocamandı. Maçtan önce  ormanda piknik yapıldı. Sonrasında otelin futbol sahasına gidildi. Çim saha güzel fakat tribün yok, tribün yerine arkalığı olmayan sıralar konmuş, sayısı da biraz yetersiz. Maçı bir müddet ayakta seyrettim, bir ara sıralardan birinde Engin Babanın yanında yer olduğunun farkına vardım. Sanıyorum sıraların ayağının altına bir boşluk vardı, oturmamla birlikte sıranın dengesi bozuldu. Engin Baba müthiş öfkelendi:
     -Ulen bana bak, ben Boşnakım ona göre!!! 

Engin Babaya Allah'tan rahmet diliyorum..."
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara