ilhan cavcav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilhan cavcav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2011 Salı

Ali Kuçik, Gençler Büyük!

Gençlerbirliği'mizin göz bebeği Mustafa Pektemek'in Beşiktaş'a satılmasıyla forvetsiz kalan ekibimiz bu sorunuda bir yandan çözmek umuduyla Beşiktaş ile Mustafa karşılığında 4 milyon euro üzerine birde forvet Ali Kuçik'in bonservisini almıştı. Ancak Ali Kuçik bir türlü Gençlerbirliği'nde oynamaya yanaşmadı.

Derdi her Türk profesyonel(!) futbolcu gibi paraydı elbet. Daha sadece 20 yaşında ve Süper Ligde yarım sezondur ya oynayan ya oynamayan bir futbolcu için büyük meblağlar verecek bir takım ararsanız bu asla bir Anadolu kulübü olamaz. Bunun açıklaması adam olmadan cin çarpmaya kalkışmak olarak yapılır. Ali Kuçik hiç birşeyin farkında değil ki birde anlaşamaması üzerine yaptığı açıklamalarda "Ben Süper Ligde oynayan ve geçen sezon 4 gol atan bir oyuncuyum. Çok daha iyi şeyler hakediyorum" filan demişti.

Birincisi, Süper Ligde 4 gol atan bir forvetsen açıklama yapma git bi köşeye sin uzunca bir süre utan. İkincisi geldiğin kulüp öyle sıradan bir kulüp değil. Kaldı ki geçen sezon oynadığı Bucaspor'dan çok daha köklü ve yetiştirdiği oyuncularla ünlü bir kulübüz. Bununla övünmesemde bizde sergileyeceğin performans seni tekrardan çok rahat Beşiktaş'a götürebilirdi.

Ali Kuçik sözleşmesine "Türkiye'de sadece Beşiktaş'a transfer olabilir" gibi bir ifade koydurmuş. Zaten başında bununla profesyonel olamadığını kanıtlayan Ali Kuçik en sonunda İlhan Cavcav'ı da kızdırmış. Cavcav oyuncu hakkında "antremanlara hiç gelmedi şu saatten sonra gelsede almam" diyerek uzun bir aradan sonra güzel bir kelam etmiş. Beşiktaş'tan 400.000 euro istediğini duydum haberlerde Ali Kuçik'ten çok daha faydalı olacağı inancındayım o paranın.

Ali Kuçik'in yeteneklerini asla küçümsemiyorum. Daha 20 yaşında ve gelişebilirdi ancak kendi kendini bitiren oyuncular arasında görebilmemiz daha olası artık. Takım tutma hakkının var olduğunu biliyorum ve saygı duyuyorum lakin profesyonel yaşamda bunlara biraz daha dikkat etmek lazım zaten her konuda anlaşıp gelseydi bu Beşiktaşlılığı ve Beşiktaşa geri dönme arzusuyla ilgili yaptığı açıklamalardan sonra taraftarımızın gelmesini isteyeceğini hiç sanmıyordum. Kendi adıma konuşmak gerekirse bizim altyapımızda Ali'den çok daha sağlam ve profesyonel isimlerin olduğunu düşünüyorum. Gelseydi gol atsa dahi sevinmezdim doğruya doğru!

2 Ocak 2011 Pazar

Transfer Dedikoduları!

Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Gençlerbirliği taraftarları kabus dolu bir 2010'u geride bıraktı ama 2011'de mutluluk dilekleri ne kadar gerçekleşecek meçhul? Devre arasında sakatlar dönüyor, zayıf halkalara veda edeceğiz ancak işin en önemli kısmı bu sezon başında bize bu kabusu yaşatanların başında gelen transfer mevzuları. Henüz resmileşen birşey olmasa da yerel ve ulusal spor medyasında da dile getirilen Gençlerbirliği dedikodularını inceleyim istedim.
 
 Erdal Kılıçarslan : Konyaspor'un serbest bıraktığı forvet oyuncusuyla büyük ölçüde anlaştığımız yazılıyor. Forvete ihtiyacımız olduğu doğru fakat bu sezon 10 maçta oynayıp 6sında sonradan oyuna giren ve hiç gol atamayan bizim bile altımızda bulunan Konyaspor'un serbest bıraktığı bir adamı almak mantık çerçevesinde gözükmüyor. Rotasyona katkıda bulunacağı kesin, belki Billy Mehmet'ten bile daha iyi oynar lakin Konya ve önceki takımı Gaziantep'teki istatistiklerinde ne kadar çok maç oynasada 3 golden fazlasını atamamış bir adam. Gaziantep'ten Beto gibi bir forvet açığa çıkmışken Erdal ile anlaşmak yeni yılın ilk fiyaskosu gibi duruyor.
 Joachim Mununga : Belçika Süper Ligi'nde KV Mechelen takımının 11 numaralı Belçikalı ismi. İlk anlaşıldığı yazılan isimlerden. Gelişleri ertelendiği söylendi 5 Ocak'ta Ankara'da olmaları bekleniyor. Mevkisini orta saha ve forvet olarak yazmışlar. Yaptığım araştırmada bu sezon 16 maçta ilk 11'de başlamış. Golü ise yok. Çoğu istatistik sitesinin yazdığına göre kanatta oynamış çoğunlukla. Eğer kanat olarak alıyorlarsa kapalı kutu diyebilirim. İstikrarlı bir şekilde forma şansı bulsa da Belçika'nın çokta üst düzey olmayan bir takımından gelmesi kafa karıştırıcı. Golcü diye alıyorlarsa hiç uğraşmasınlar Billy Mehmet transferinde haklı çıkan istatistikler Mununga içinde haklı çıkar. Standart Liege altyapısından yetişen Mununga profesyonel kariyerinde Tubize ve Mechelen formalarını giymiş ve henüz 22 yaşında. Büyük ihtimalle Cavcav'ın ya tutarsa transferlerinden biri olacak. Yanlış anlaşılmasın en sevdiğim Gençlerli olan Andre Kona ve Mousheu - Kushe ikilisine bayılırım ama Patiyo Tambwe'den sonra kara tenli futbolculara şüpheyle bakıyorum.
 Julien Gorius : Yine 5 Ocak'ta Mununga ile birlikte gelecek isimler arasında anılan diğer futbolcu KV Mechelen'in 15 numarası, 1985 doğumlu Fransız orta saha Julien Gorius. Yine bir orta saha oyuncusu olan Julien kariyerine Fransa'da Metz takımında başlamış ancak asıl forma şansını Belçika'da bulmuş. Brussels ve Mechelen takımlarında oynadığı toplam 5 senede her sezon ortalama 30'a yakın maçta forma giymiş. İstikrar konusunda istatistikler iyiye işaret ediyor. Son 4 sezonunda 7-8 gol atarakta istikrarını bu alanda da devam ettirmiş. Bu sezonda 17 maçta ilk 11'e çıkmış ve şimdiden 5 golü bulunuyor. Fink gibi bir ismi kaçırdık, Jedinak ve Cem Can orta alandaki defans-hücum bağlantısını kuramıyor, dolayısıyla iyi bir isim gibi duruyor Julien Gorius.
Randall Azofeifa : Üçüncü yabancı isimde Belçika'dan. Belçika'nın Gent takımından 10 numaralı formasıyla Kosta Rikalı orta saha oyuncusu Randall Azofeifa. Kosta Rika milli takımında da 25 kere forma giyen oyuncu, bu sezon kısa sürelide olsa Gent takımıyla UEFA macerası yaşadı. Avrupa Liginde 1, Belçika liginde ise 2 golü bulunuyor. 26 yaşındaki orta alan oyuncusu bütün bu özellikleriyle yapacağımız muhtemel en kaliteli isim olarak dikkat çekiyor. Gent takımından yaptığımız son transfer yine bir orta sahaydı ve oldukça başarılı bir oyun sergilemişti. Josip Skoko'yu yad ederek bu transfer gerçekleşirse sevineceğim tek isim Randall olur diyebiliyorum.

Genel olarak dedikodulara bakarsak takımın orta alan üzerinde durması Jedinak'a daha fazla katlanılamadığının kanıtı lakin bu kadar fazla orta saha isminin geçmesi diğer bölgelere yapılacak transferlerin geleceği hakkında şüpheye sokuyor beni. Kanatlarımız zayıf, forvette Smeltz ve Billy Mehmet'ten hayır yok ve forvet için Erdal Kılıçarslan ismi geçiyor sadece. Murat Kalkan ile çok fazla sağlıklı olacağını düşünmediğim sol beke ya bir an önce stoper alınıp Aykut Demir yerleştirilecek yada stoperde Aykut'u göreceksek sol bek kesinlikle bulunacak. Curri'nin sözleşmesi dondurulacak, bu demek oluyor ki illa ki stopere ihtiyaç var. Harbuzi, Soner gibi isimler varken bu kadar çok orta sahanın adının anılması çok iyi değil. Ara transferlerde güzel transferler olmaz genellikle ancak Fink, Beto, Zapo gibi isimleri Buca kaparken, Konyaspor premier Lig görmüş Utaka'yı kadrosuna katmaktan söz ederken, İlhan Cavcav ve kurmayları hala teknik direktöre söz dinletmeye çalışsın. Süper Ligde vizyonunu doldurduğunu düşünen Gençlerbirliği'ni yarattı İlhan Cavcav.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kara Düzen!


Yeniden sancılı dönemlere girdik. İstikrar ve başarı beklerken yine aceleci bir karar, yönetim yanlışlarını teknik ekibe yıkmak vs vs. bir sürü senaryo işte karşınızda son 5 yılda ki Gençlerbirliği'nin özeti.

Dersler, sınavların başlamasıyla blogla çok ilgilenip Trabzon maçıyla ilgili herhangi birşey yazamadım ama açık konuşayım vaktim çok bol olsada yazacak birşeyim yoktu. Beni bu takımdan soğutan şey yaşanan gelişmeler. İnanın takımın kötü gidişi bu kadar canımı acıtmıyor. 3 ihtimalli bir oyunda yenilgi aldık diye kahrolmanın bir lüzumu yok ama takımı böyle olmaya iten sebepler göz göre göre icra ediliyorsa işte o noktada insan ağlamaklı oluyor. "Thomas Doll'un görevine son veren İlhan Cavcav yeni hocasını arıyor" manşetleri okuyoruz şu ara. Giray Bulak, Mesut Bakkal filan bir ton isim dolaşıyor. Boyalı basın yazsa yazsa bizim yenildiğimiz maçları yazıyor. Kimse de çıkıp Thomas Doll'e, Ralf Zumdick'e, Serdar Dayat'a çektirilen zulüm nedir sormuyor.
Ne kadar kafaya takılır benim söylediklerim ama bir şekilde yönetime ulaşsada bazı şeyleri düşünmeye başlasalar inanılmaz memnun olurdum. Sözüm Sayın başkan İlhan Cavcav nezdinde tüm yöneticilere...

1- Sayın başkan, Hadi Thomas Doll'u takımın başından gönderiyorsunuz. Hadi anladık sonuçlar kötü olduğundan böyle oldu. Peki hocanın tazminatını ödememek için neden dalga geçer gibi yönetim kurulu kararı ile devam ediyoruz kararı çıkarıyorsunuz?

2- Trabzon maçında takımı Serdar Dayat'a emanet edeceğinizi söyleyip, sırf tazminatını vermemek için Ralf Zumdick'i başa getirmek, para konusunda bu kadar takıntılı olmak nedendir?

3- İlk iki durumda da taktığınız bu para meselesini sözleşme yaparken  anlaşarak koymadınız mı? Bu adamlar sizin kararınızla gitmedi mi? Şimdi paralarını vermemeye çalışmak arkadan binbir komplolar üretmek Türk futbolunda "Duayen" olarak adlarılan bir başkana yakışır mı? Bunların futbol etiğinde yeri var mıdır? Gençlerbirliği'nin saygınlığı bu yaptıklarınız yüzünden her geçen gün azalıyor.

4- Thomas Doll gibi bir ismin yerine getirilecek teknik direktörün kaliteli olması uzun vadede bize yarar sağlayacakken sezon sonu göndereceğiniz teknik adamlarla anlaşmanın mantığı nedir? Giray Bulak, Thomas Doll'un birşey yapamadığı takıma nasıl bir etki sağlayabilir bunun mantıklı açıklamasını yapınız. Hadi Giray Bulak bizi kümede tuttu, Hakan Kutlu gibi teknik direktör meziyetleri zayıf bir isimin Gençlerbirliği'ni ne hallere getirebileceğini Oğuz Çetin örneğinde görmediniz mi?

5- 2 defa çalışıp 2 defa da kovduğunuz isim olan Mesut Bakkal'ı taraftar olarak bağrımıza basıp çok sevsekte gerçekler ortadayken takımın başına getirip 3. kez kovmak ile egonuzu mu tatmin edeceksiniz?

6- Bu takımın 5 yıllık bir çıkış planı vs vs.. düzenlemeleri var mıdır? Varsa 5 yıldır neden batıyoruz? Bunun nedenini bir Allah'un kulu açıklarsa çok sevineceğiz.

7- Bu takım küme düşerse geri nasıl çıkartmayı planlıyorsunuz?

Bütün bu sorulara yönetimden bir adam çıkıp mantıklı cevap verse susup oturacağım. Ama bu mantıklı cevapları alamayacağımı bildiğim için BEN BİR TARAFTAR OLARAK BU YÖNETİMİ İSTİFAYA DAVET EDİYORUM!


Not: İlk fotograf klasspor.com sitesinden alınmıştır...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Şimdi Biz Ne Yapalım?


19 Mayıs zeminin içine eden Ortak Girişim sayesinde Ankaragücü ve Gençlerbirliği'nin maçları, Yenikent ASAŞ Stadına alındı. Ankaragücü'nün maddi sıkıntılar yüzünden mali destek veremediği çimleri, Cavcav yaptırmıştı. Bir iddiaya göre (klasspor.com'un haberi) Cavcav cimriliğinden en ucuz çimi kullanmış ve bugün bu durumun yaşanmasına en büyük sebebi vermiş. Şimdi de bizi sürgüne, Ankara'nın merkezine 40 küsür kilometrelik yola, neredeyse Bolu'ya gönderiyor. Üstüne üstlük zaten taraftarımız yok diyerek yaptığı bir gafla birlikte.


Bu gafla ilgili yazıya ziggytheking'in yorumu teşvik etti beni birazda bu yazıya. Bu durum aslında Gökçekgillerin işine geldi. Zaten ASAŞ'a taşınmak için bahane arıyorlardı, buldular ve bulur bulmaz stadyumu sarı-laciverte bürümüşler. Stadı bu kadar sahiplenen takım Ankaragücü olunca haliyle iyice sığınıtı ve deplasman takımı gibi hissedeceğiz kendimizi. Şimdi taraftar olarak ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde aklıma çok birşey gelmiyor. Daha doğrusu geliyor ama olmaz diyerek buruşturup çöpe atıyorum fikrimi. İngilizlerin futbolunu, kültürünü çok beğenirim. Ziggytheking'te İngilizlerden vermiş öreneği. Orda her zaman öncelik taraftardır. Takım böyle durumlarda zararımızı karşılaması gerekiyor. Ama gelin görün ki bizim başkanımız, 5000 tane maraton kombinesi sattığı taraftarını görmezden gelecek kadar alçalıyor. Bu adamdan hakkımızı almak için mahkemeye başvursak, haklıyken haksız duruma düşürürde donumuzu çeker alır diye korkuyorum. Kulübü buraya kadar getirirken geçen emeğini hakkını kimse inklar etmiyor ancak son dönemde yaptığı hataları, kulübü elimden alacaklar korkusuyla sürekli örtbas etmeye çalışıp daha beter hale sokuyor bizi.


Ankaragücü belediye kaynaklarını kullanıp otobüslerle götürdü taraftarını maça, ancak bize böyle bir uygulama yapılacak mı bilemiyoruz. Ayrıca bir maça gitmek için önce Ulus'a ordanda Yenikent'e toplamda 1.5-2 saatlik yolu kombineli taraftar çekmek zorunda mı? Hatta cimrilikten kırılınıp bir otobüse maksimum adam alma çabası gösterilirse vay halimize. Kaldı ki, Kızılay-Abidinpaşa gibi 15 dakikalık bir yolu eziyet haline getirebiliyor bu belediye otobüsleri. Bütün bu Ankara gerçekleri içinde oturup ağlayasım geliyor kimi zaman. Belediyemiz bir kötü adamın elinde, İki güzide kulübümüzün başında da, çok muhterem isimler var. Biri belediye başkanının oğlu, biri de yaşlandıkça ne yapmaya çalıştığını açıkçası kendisinin de bilmediğini düşündüğüm İlhan Cavcav. Ankara için gerçek zulümdür bence bu isimler. İşte bu kötü adamların yıllardır yaptıkları kötülükleri düşündüğüm sıra UltrasMovement blogunda bir haber gördüm.


Bulgaristan'ın Botev Plovdiv takımının taraftarları neredeyse bizimle aynı durumu yaşıyorlar. Bu stad konusunda değil belki ama oyuncuların takımdan ayrılması bizimle çok benzer bir durum. Tabi en büyük benzerlik yönetimsel. Taraftarlar, kulüplerinin bu yönetim altında iyice oyuncak olduğuna inanıyorlar. Artık canlarına öyle tak etmiş ki federasyona deklarasyon yayınlayarak, çok sevdikleri kulüplerinin amatör lige düşürülmesini ve armalarının gerçek sahiplerine yani kendilerine bırakılmasını istemiş. İşte marka kalitesi artmış bir ligde böyle rezil bir stadyum sorunu çekiyoruz. Kombineliyiz ama 4o km uzaklıkta bir stada sürgün ediliyoruz. Yönetim takımla ve taraftarla resmen dalga geçercesine işler yapıyor bizi görmezden geliyor.


Şimdi sorarım sizlere, bizler Gençlerbirliği taraftarı olarak ne yapalım?


Ayrıca bakınız;



2 Şubat 2010 Salı

Yeter Artık Cavcav, Bu Kaçıncı Gaf?


İlhan Cavcav yapacağını yine yaptın ya helal olsun. Ankaragücü maçlarını Yenikentte oynama kararı alınca, bizim başkan da bu kararı almış. Sebep bilindiği üzere miyadını doldurmuş 19 Mayıs çimleri. Buraya kadar herşey normal. Takımın iyi futbol oynaması için ben de desteklerim, herkes destekler bu kararı.

Ancaaaakk.... Sayın Başkan, bu kararı alırken "Bizim zaten taraftarımız yok. Maçlarımızı 19 Mayıs yada Yenikent'te oynamamız farketmez." diye neden açıklama yapıyorsun. Bu blogu kurmamın amacı Gençlerbirliği taraftarının olduğunu göstermek, bir kültürümüzün olduğunu göstermek bizi yok saymak nerden çıktı başkan? Sezon başı sattığın 5000 kombinenin parası kimden çıktı Sayın Başkan?


Herşeye rağmen saygı gösteriyorum, sayın diyorum ama artık İlhan Cavcav bun haketmiyor. Bu yaptığı kaçıncı gaf. Bizi görmezden geleni, bende görmüyorum artık bir kez daha İSTİFA'YA ÇAĞIRIYORUM.


Gençlerbirliği Kulübünün başkanı böyle derse, elin oğlu neler der, bir de dediklerini haklı görür.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Rasmussen'de Kaçmış


Beşiktaş maçına 2 hafta olmasından dolayı Antalya'da hazırlanacakmış bizim takım. Hazırlansın hazırlanmasına ya ara transfer dönemi verimli geçmedi pek, bu durumu düzeltebilceklerse bu kamp daha faydalı olur diye düşünüyorum.


1 hafta boyunca Jurica Vranjes ismi döndü yerel basında ancak hala bir sonuç yok. Ankara'ya geldiği ve kararını vermek için Almanya'ya döndüğü söylendi yine heyecanlandık ancak yine hevesimiz kursağımızda kalacak gibi. Bir forvet, bir orta saha istiyoruz, çok mu şey istiyoruz. Yeni yayın gelirleri hani daha çok yıldız demekti Sayın Cavcav? Bu kadar neden kıvranıyoruz anlamış değilim. Kayseri gibi başa güreşen bir takım, şu zayıf kadromuza rağmen elimizden kaçıyor ama hala ders alınmıyor. "Taraftar çok gelsin.","Taraftarımıza şampiyonluk göstermek istiyorum" demek kolay kalıyor böyle transferler gözümüzün önünden kaçınca.


Jurica Vranjes gitti Almanya'ya hala bir karar haberi yok. Sezon başında Pantelic gibi isimler 300-500 liranın lafı edilerek kaçırıldı elden. Son duyduğum haber artık içler acısı bi halde olduğumuzu hissettirdi bana maalesef. Sezon başında Brondby'de oynayan Rasmussen isimli bir forvete göz dikmiştik ancak ağır olduğu için beğenilmediği söylendi. Aynı Rasmussen'i Celtic transfer etmiş. Bildiğin İskoçya'nın devi Celtic transfer etmiş. Nereye kadar gidecek bu elden kaçırmalar anlamış değilim. Bir de elde ki oyuncuyu kaptırmakta başladı ki (bkz. Isaac Promise, bkz. James Troisi) bu yönetimin gidişat hiç hayra alamet değil. Yıllarca Cem Onuk'un (ya da dediğine göre işgüzar bir kaç hocanın) yanlış transferleri zarara uğrattı takımı, böyle adamlardan da fazla para çıkacak diye vazgeçilip elden kaçırılması 2 kat daha zarar veriyor takıma. İşin maddi boyutunu geçtim, geçen sene Süper Lige maloluyordu bize bu durum az kalsın.


Bu yönetimde bir strateji eksikliği, bir amaçsızlık var. Yeni heyecanlara bıraksınlar artık yerlerini. İlhan Cavcav "kaz gelecek yerden tavuğu esirgemez" diye biliyordum ama bu fırsatlarda elden kaçtıkça durum gerçekten çok vahim geliyor. Kayserispor'lular alınmasın ama bir Kayseri bile iyi veya kötü olsa bile Makukula'yı getirebiliyorsa, Gençlerbirliği bir kulüp forvet diye dilenmemeli artık.


Not: Sözleşme hatası yüzünden elimizden kaçırdığımız Isaac örneğini sadece maddi zararı dokundu diye verdim. Yoksa takımdan gitmiş gitmemiş çok farketmedi. Hatta iyi ki gitti =D.

2 Ocak 2010 Cumartesi

Galatasaray Bize, Biz Galatasaray'a Hasta!


Galatasaray'ın transfer gündeminin içinde bir takım olsakta yerimiz büyük sanırım. Bizim ise şu transfer döneminde gurbetçi ve Galatasaraylı oyunculardan başka konuştuğumuz konu yok. Bir furyadır gidiyor, Galatasaray bizden, biz Galatasaray'dan medet umar haldeyiz yazılanlara göre.


Son Galatasaray maçında, Galatasaray'ın Orhan Şam'ı istemesiyle başladı herşey. İlhan Cavcav vermedi kendisini ama Orhan Şam artık gelenek haline getirdi her hafta İstanbul'a gitmek istediğini söylüyor. Gözü yollarda, şu dakikadan sonra bize bir fayda da getireceğini zannetmiyorum neyse bu işin yorumu, asıl olansa dedikoduların bununla sınırlı kalmaması. Bu haberin ardından Harbuzi'ye Galatasaray tarafından kanca atıldığı yazıldı. Bizde yedek oturan adamı son maçta Kahe atsa asist olacak paslar vermesi yüzünden istiyordu Galatasaray sözde. Adnan Polat takas, Cavcav 3 milyon euro istedi.


Takas haberleriyle Alparslan Erdem ve Serkan Kurtuluş'a yani Galatasaray'ın gençlerine kanca attığımız yazıldı. Sorunun çözümü olarak yine takas gündeme geldi. Orhan Şam'ın yanı sıra bu seferde Mustafa Pektemek girdi işin içine. Tek somut olay Alparslan Erdem'in bize imza atması oldu. Bonservis bedeli açıklanmayınca iki taraf tarafından da takas haberleri bir yeni ismi içine alarak devam ediyor. Alparslan Erdem'in ardından Serkan Çalık'ta bize gelebileceği ihtimaliyle bu furyaya eklendi. Son haber "FANATİK" gazetesinden geldi. Haberde sol bekimiz ümit milli Aykut Demir'i Galatasaray'ın Alparslan Erdem'e karşılık istediği öne sürülüyor. Haberlerden hangisine inanalım şaşırdık. Ama bir gerçek var ki Galatasaray tarafında genç oyuncularının gitmesi ne kadar sorun yaratmasa da bizden söylentisi çıkan isimlerin gitme ihtimali taraftarın her dakika yüreğinin hoplamasına sebep oluyor.


Zaman Gazetesi'ne röportaj veren Başkan İlhan Cavcav, Orhan Şam ve Mustafa Pektemek'i isteyenlerin olduğunu söylerken, satmayı düşünmediğini de eklemiş. Röportaj bugün duyuldu basında, ne kadar su serper yüreğimize bilmiyorum. Açıkçası içimde hala bir korku var.

22 Aralık 2009 Salı

Djite'ye Af (!)


Gönderilmesi gündemde olan 3 siyahi futbolcudan Djite'ye af çıktı. Patiyo Tambwe ve Jacques Momha ile birlikte gönderilmesi gündemde olan Bruce Djite antremanlarda ki formuyla Thomas Doll'un gözüne girmeyi başarmış. Sezon sonuna kadar şans verilecekmiş kendisine gelen haberlere göre.


Zaten revizyon olayı açıklanmaya başlandıktan sonra yazdığım yazıda, bir ihtimal Djite'nin kalabileceğini söylemiştim. Sebebim yükselebilecek bir form değildi. Sebep olarak İlhan Cavcav'ın para politikasını göstermiştim ki bu yükselen form grafiği haberi bana kalması yönünde ki başlıca etkenlerden biri olarak gözükmüyor hala. Nedenini bir kez daha açıklayacak olursam, yazın Güney Afrika'da düzenlenecek 2010 Dünya Kupası'nda Avustralya Milli Takımıyla boy gösterecek Bruce Djite. Bir takıma yüksek bir fiyatla oyuncu satmak için Dünya Kupası'ndan güzel raf olamaz elbette. Olası bir patlama da göz önüne alınırsa kurt başkan İlhan Cavcav için biçilmiş kaftan bu durum.


Hiç bir şeye sözüm yokta, Djite takımda kalacak diye becerikli bir forvet almazsa bu takım, yine Cavcav'ın kurbanı olacak gibi. Thomas Doll baskı yapsa bi türlü, yapmasa bi türlü. Zıt düşecekte Cavcav'la gönderilecek diye ödümüz kopuyor zaten. Bakalım ara transfer dönemine sayılı günler kala başka ne gelişmeler olacak?

28 Kasım 2009 Cumartesi

Halil İbrahim Eren'in İtirafları


İlhan Cavcav'ın 85-86 sezonunda Bursaspor maçında "oyuncularım beni sattı" dediği Halil İbrahim Eren'den açıklama geldi. O sene maçı satmayı başta kabul ettiklerini ancak Bursa'nın kendilerini kandırdığını, bahsi geçen maçta gerçek oyunlarını oynadıklarını söylemiş, 26 kez milli takım forması giyen eski futbolcu. Atilla Türker'e yaptığı itirafta böyle konuşmuş Halil İbrahim;



"GENÇLERBİRLİĞİ’ndeki ilk sezonumda Bursaspor ile kupa maçı oynayacaktık. Bursaspor’dan bazı oyuncular bize gelip, “Biz ligde küme düşüyoruz. Önümüzdeki hafta yapacağımız lig maçını bize bırakın, yarın oynayacağımız kupa maçı ise sizin olsun” dedi. Kabul ettik. O zamanlar kupa statüsü tek maç eleminasyon üzerine idi. Kupa maçına rehavet içinde çıktık. Ama Bursaspor sözünde durmadı ve bize peş peşe iki gol attı. Kandırıldık. Ne olduğunu anlayamadan golleri kalemizde gördük. Sonra bir gol attık ama maçı 2-1 kaybettik. Kupadan elendik. O sezon kupayı Bursaspor kazandı. Yani maçın sonucu üzerine anlaşmamıza rağmen, Bursasporlu futbolcular bizi aldattı.

BURSASPOR’un kupada bize yaptığı kandırmacanın ardından, biz ligde de karşı karşıya geldik. Bize yaptıkları numarayı göz önünde bulundurarak sahaya çok hırslı çıktık. Maç 2-2 bitti. Gollerin birini ben, diğerini Osman Özdemir attı. İlhan Cavcav işte bu maça ‘şike’ diyor. Oysa yanılıyor. Çok harbi oynandı. Bursaspor bizi yenemedi. O sezon Bursaspor ligden düştü. Ama kupayı kazandığı için, o zamanki statü gereği tekrar Birinci Lig’e alındı.Ertesi sezon ise Bursaspor maçı öncesi bana bir telefon geldi. Bursaspor’un çok önemli bir futbolcusu bana para teklif etti. Bana, “Senin para ile işin olmaz. Hiç olmazsa hatırım için bize bir puan verin. Bize bir puan yeter” dedi. Duygularımın esiri oldum. Kabul ettim. Çünkü ben 3 yıl önce Ankaragücü’nde oynarken, Bursaspor’un bize bir jesti olmuştu. Bilerek bize bir puan vermişlerdi. Onu karşılıksız bırakmak istemedim. Kafam dağınık bir halde sahaya çıktım. Sahada gezindim. Ayrıca bu maçın hakemi de bir tuhaftı. Ofsayttan atılan golü verdi."


Sözlerinde durmadılar diye oldukça da soğukkanlı konuşmuş. Küçük çocukların oyunda mızıtması gibi aynen. Sonıuçta o maçta şike olmasa bile olacakmış, böyle bir teklif varmış. Sen satışlara gelince şike yok Cavcav yanlış biliyor nasıl diyebilirsin. Bu futbolcu bir de 26 kez milli formayı terletmiş. Defalarca hatır şikesi yaptığını da belirtmeden geçemiyor. Bu soğukkanlı itirafının dışında İlhan Cavcav'ın da yaptığı bir iki şikeyi söylemiş, o iddialarında da şöyle diyor;


"YİNE Gençlerbirliği’ndeyim. 1985-86 sezonu olsa gerek. Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray ile oynayacağımız maç öncesi İlhan Cavcav soyunma odasına girdi ve, “Çocuklar, ben hakemi satın aldım. Ceza alanına girdiğiniz anda kendinizi yere atın. Hakem penaltı verecek” dedi. Nitekim halen teknik direktörlük yapan bizim Osman Özdemir, ceza alanının 1,5 metre dışında kendisini yere attı. Hakem Y.K. koşarak penaltı noktasına gitti. Cavcav’ın dediği gerçekleşti. Haksız bir penaltıydı bu. Hakem resmen uydurdu. Topun başına ben geçtim. Kalede Simoviç vardı. Vurdum, gol oldu. Golcülük duygularım daha ağır bastı. Maç 1-1 bitti."


Bu açıklamalar neyi çözer, neyi yerinden alır başka yere koyar, yararını, zararını bilemem ancak benim garipsediğim nokta, Halil İbrahim Eren gibi milli düzeyde futbol oynamış bir adamın böyle şeyler hep oluyor diyerek pişkince demeçler vermesi. Biz maçı satmıştık ama kandırıldık nedir yahu? Kandırılınca masum mu oluyorsun? "Zladko,Beşiktaş'a maç satacaktı ben engelledim" aferin sana niye engelledin? parayı verecek adama güvenemedin çünkü. Bravo. Sonrada böyle çıkıp 7.5 milyon lira teşvik primini gece kulübünde yedim diye açıklama yap.


Bir lafımda İlhan Cavcav'a. Al işte seni de suçlayan çıktı, yıllar geçmiş yaptığın açıklamalar ne kadar zamansız. Seni tanıyorsam yine bir fırtına koparacaksın, olan yine bize olacak, olayları böyle karmaşıklığa getirip gündem ordayken yapacaksın yapacağını. Yoksa sende biliyordun günahsız olmadığını, birinin seni suçlayacağını. Bakalım bu taşın altından ne çıkacak? Yine olan biz taraftara olacak gibime geliyor ya hadi hayırlısı.


25 Kasım 2009 Çarşamba

Sütten Çıkma, Ak Kaşık Cavcav!


İlhan Cavcav'ın şike açıklamalarının ardından zan altında kalan iki kulüp Antalyaspor ve Bursaspor başkanlarından açıklamalar geldi haklı olarak. Antalyaspor Başkanı Hasan Akıncıoğlu bu açıklamaları "talihsiz olarak yorumladığını ve kınadığını" belirtirken, Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı ise "Cavcav’ın bu davranışını zûl kabul ediyorum." diyerek tepkisini dile getirdi.


İki başkanda Cavcav'ın yaşlılığına ve hastalığına verirken bu açıklamayı, İbrahim Yazıcı, İlhan Cavcav'a olan saygısını yitirdiğini ve bir daha görüşmeyeceğini belirtmiş. Aslında takımları karalandığı için böyle bir görüşte haksızlar diyemeyiz. Benim de en çok hak verdiğim durum bu olayı zamanında neden açıklamayıp bu zamana bıraktığıdır. Böylesine önemli ve diğer takımların hakkının yenmesi durumunu engellemek adına zamanında şikayet etseymiş ya bu takımları. Şimdi durup durduk yere doğru veya yanlış, hemde Antalya maçı öncesi bu açıklamayı yapmak gerçekten gereksizdir. Kendisine duyulan saygı bizim umrumuzda olmasa bile, Gençlerbirliği Kulübü Başkanı kimliğiyle takıma zarar vermekten öte bir durum değildir. Bu hafta Antalya'ya deplasman organizasyonu düzenleyecek biz taraftarlar o şehirde nasıl rahatça gezeceğiz başkanımız bu açıklamayı yapmışken?


Peki bizi 12. haftada hoşgeldinizlerle, güleryüzle karşılayan Bursaspor taraftarı bu açıklamadan sonra Gençlerbirliği'ne cephe alsa bunun sorumluluğunu, aramızdaki dostluğu, hukuku bozmanın sorumluluğunu nasıl alacaksınız Sayın Başkan?


2002-2003 sezonunda gelene 6, gidene 7 atan Gençlerbirliği takımının ligin en son haftası Bursaspor'a yedek ve genç kadroyla çıkıp 3-1'e yatması sonucu, o güzelim Altay'ın düşmesine sebep olan takım da senin takımın değilmiydi Sayın Cavcav?


Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Bu durumu maalesef utanarakta olsa bizde biliyoruz. Aynı Antalya geçen sene kazanıp bizi düşmekten kurtardı. Adamlarda çıksa "Ankaragücü bilerek yenildi" diye iddia ortaya atsalar nasıl açıklayabileceksin? Gençlerbirliği'nin saygınlığını bu tür açıklamalarla düşürmek, başka takımlara düşman yapmak bizim kültürümüzde yok. Umarım İlhan Cavcav'ın bu gereksiz açıklamaları Antalyaspor ve Bursaspor taraftarıyla ilişkilerimizi kötü yönde etkilemez. Haftasonunda ki Antalya deplasmanına gitme isteğim , Antalyaspor taraftarının tepkisini düşünerek gitmeme isteğine dönüşmeye başladı, benim olmayan düşünceler yüzünden.

İlhan Cavcav Şike Tekliflerini Açıkladı.


İlhan Cavcav yine olay yarattı. Atilla Türker'e verdiği röportajda, 2 kez şike teklifi aldığını belirten Cavcav, "ikisini de kabul etmedim" demiş. NtvSpor kanalında Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol'un birlikte yaptıkları "Spor Servisi" programına bağlanan Cavcav, Atilla Türker'e açıklamadığı isimleri canlı yayında açıkladı.


İlk şike teklifinin 85-86 döneminde Bursaspor tarafından yapıldığını, kendisinin kabul etmediğini ancak daha sonrasında o dönem kadroda yer alan 2 futbolcunun maçı sattığını öğrendiğini belirten Cavcav daha sonrasında bu oyuncuları Gençlerbirliği'nden diskalifiye ettiklerini söyledi. İkinci olay ise küme düşmemeyi garantilediğimiz dönem, son hafta Mesut Bakkal'ın istifa etmesiyle Antalyaspor maçına teknik direktörsüz çıkacağımız maçta Antalyasporlu bir yöneticinin kendisine 400.000 dolar teklif ettiğini ancak kendisinin bu parayı kabul etmediğini ve maça çıkan oyuncuların aslanlar gibi oynayıp 3-0 galip geldiğimizi söyledi.Açıklamanın Antalyaspor maçından önce yapılması nasıl bir ortam yaratacak iki kulüp arasında bakalım.


Hatırlatma yapmak gerekiyorsa o dönem Gaziantepspor başkanı Mesut Bakkal'ın istifa etmemesi gerektiğini söylerken, Denizlispor başkanı Ali İpek geçen sene olduğu gibi, o sene de destursuzca konuşup bizim Antalyaspor ile anlaştığımızı, Mesut Bakkal'ın bu yüzden istifa ettiğini, Denizlispor'u küme düşürmeye çalıştığımızı söylemişti. Aynı Ali İpek geçen sene de Hacettepe maçımızın olduğu hafta sıçramıştı yerinden, bütün sezon ses çıkarmaz iken birden ne olduysa? Yumurta kapıya dayandığından olsa gerek, bakalım bu sene nasıl bir sıçrayış gösterecek kendisi. Neyse konuyla ilgili haber ve video linkini aşağıya kopyalıyorum, buyrun efendim, işte olay yaratacak açıklamalar;



5 Kasım 2009 Perşembe

Aynı Tas Aynı Hamam!


Thomas Doll olayının ardından http://www.haydigencler.com/ sitesinden dostum Ender Bediz'in bir tespiti dikkatimi çekti ve haklı buldum. Geçen yıla damgasını vurmuş, "bunların oynadıkları futbolsa bizim oynadığımız ne?" diye sordurtan takım Barcelona'dan 4 puan çıkarmayı başarmış Rubin Kazan'ın teknik direktörü Kurban Berdiev'in zamanında Gençlerbirliği'ni de çalıştırdığı ortaya çıkmıştı. Kazan ekibini 2. ligden alıp 1,5 sene içinde UEFA Kupasına götürmeyi başarmış ve şu sıralarda Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona ile mücadele edebilen bir takım haline getiren Berdiev kulüpleşme konusunda İlhan Cavcav'ı örnek alarak bunları başardığını söylemiş.


Şimdi hal böyle iken, örnek alınacak bir başkanımız var iken Rusya gibi futbolda son dönemde birşeyler yapan bir ülkenin takımı Barcelona'ya kafa tutuyor ama biz hala yerimizde sayıyoruz ve güzelim teknik direktörümüzün arkasından oyunlar oyunuyoruz. İşte Ender dostumda tam burada yapmış tespitini. Berdiev'in açıklamasının devamı şöyle;


"Gençlerbirliği'nde göreve bir vatandaşımın tavsiyesi ile başladım. Gençlerbirliği'nde çalıştığım dönem çok mutluydum. Takımımızda Kona, Mosheau, Ergün Penbe gibi kaliteli oyuncular vardı. Hedef ilk 10 olarak belirlenmişti. Biz lige çok iyi girerek ilk 4 sıraya kadar geldik. Başkanımız İlhan Cavcav daha sonra başka hedefler koydu önümüze. UEFA Kupası'na katılmamız istendi. Ama ligdeki diğer rakiplerimiz bizden güçlü olduğu için bu hedefi gerçekleştiremedik. O dönem görev yapan as başkanlar tarafından asılsız dedikodular çıkarılmaya başlandı. O zaman bende gençtim, restimi çektim ve kulüpten ayrıldım."


Bu açıklamada koyu işaretlenmiş sözleri tespit etmiş dostum ve o dönemden bu yana yönetimin kafasının değişmediğini vurguluyor bir yerde. Çokta haklı, kulüpleşme konusunda örnek alınan ve bu sayede başarı yakalayan takımlar varken bu başarıları bizim yakalayamamız acı verici maalesef. Yönetimsel anlamda hala oyunlar devam etmekte. Thomas Doll üzerinde belli ki oyun oynamaya çalışan zihniyetler hala mevcut. Öyle ki Hikmet Karaman çıkıp Thomas Doll'u nezaketen ararken, yönetimin bu konu ile ilgili hala bir yalanlama yapmaması endişe verici.

Thomas Doll'u Oyunlarınıza Alet Etmeyin!


Ankara futbol gündemi şu sıralar karışıktı. Haftasonu oynadığımız Manisaspor maçının ardından, İlhan Cavcav'ın oyuncuları protestosu ve haftaiçi Ankaragücü teknik direktörü Hikmet Karaman ile fabrikasında görüşme yapması ortalığı karıştırdı. Thomas Doll gibi bir teknik adamı bulmanın her zaman nasip olmadığını Ersun Yanal'dan bu yana çok net görmekteyken, ortalığı karıştıran bu durum ve Doll'un tepkisi üzerine biz Gençlerbirliği taraftarlarını da aldı bir korku.


Hikmet Karaman, başkan ile görüşmesinde, "Gençlerbirliği'nin bu kadro ile ligi 7. , 8. sırada bitirebileceğini" söylemesi ve direk olarak Thomas Doll'un işine karışmaya yeltenmesi, doğal olarak Doll'un tepki vermesine neden olmuş. Doll bu durumu "Ayıp ve saçmalık" olarak nitelendirmiş, bana kalırsa verdiği ilk tepki de çok haklı. Ne olursa olsun insanların kendi işine bakması gerekiyor, görüşmenin amacı farklı da olsa İlhan Cavcav'ın da Hikmet Karaman'ın da yaptığı etik dışıdır. Hikmet Karaman daha sonra Doll ile görüşüp soğukluğu gidermiş, bu iyi haber ancak işin sonunda olan yine biz taraftarlara olacak gibi gözükmekte. Hikmet Karaman, Türkiye piyasasında küme düşmemeye oynayacak takımların yine vazgeçilmezi olacaktır, Thomas Doll ise bu karakteri ve oyun anlayışıyla Avrupa'nın bir çok üst düzey kulübünde görev alabilir ancak bizden gidecek olursa sorumlu yine yönetim, suçsuz yere ceza çekense biz taraftarlar olacağız. Yönetimsel anlamda, oyuncularla, teknik ekiple uyum sağlanmazsa, dünyanın en iyi teknik direktörü bile bizi paklayamaz. Hedefimiz zaten senelerdir şampiyonluk değil ve bu takıma sabredilmezse de uzun süreler olmayacak. Bir maç kötü oynandı diye Thomas Doll'a yüklenmenin anlamıda yok, sene başında biz taraftarlar olarak bu kadarını bile beklemiyorduk, acaba yönetim ne bekliyordu ki bu kadrodan bir maç kötü oynayınca bu sorunlar ortaya atıldı? Bir takım oyunlar dönmekte yine iş bilir, başka takımlı yöneticilerimiz tarafından ama hadi hayırlısı diyelim. Ne olursa olsun ben kendi adıma ligi 15. de bitirsek Thomas Doll'un kalmasından yanayım. Bu kadroya yapılacak iyi takviyeler Thomas Doll'un kendini daha iyi göstermesine ve UEFA dönemindeki başarıları yakalamamıza sebep olacaktır. Gerçi ilk transfer yönetimsel olarak yapılsa herşey daha güzel olacak ama.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Farkındalık Şart


Başkan İlhan Cavcav, Manisaspor maçının 18. dakikasında oynanan oyunu eleştirerek, maçı locadan takip etmeye başlamış ve maçın bitiş düdüğüyle birlikte tekrar protokolde ki yerini alarak, protokolün alt kısmında ki girişten soyunma odasına giden futbolcuları alkışlayarak protesto etmiş. Ardındanda soyunma odasında futbolcuları bir güzel azarlamış.


Farkındalık güzel birşey tabiki, geç olmadan tepki koyup durumu düzeltmeye çalışmak kadar olağan bir şey yoktur sanırım. Ancak "Cavcav'ı Çıldırttılar" başlıklı bu haberi okuduktan sonra Sayın İlhan Cavcav'ın biraz haksızlık ettiğini düşünüyorum. Çünkü kötü oyun sebebiyle futbolcular ne kadar suçluda olsalar, son yıllarda bu takımın bu hallere gelmesinin sebebi birazda kendisidir. Bu sene genç ve dinamik kadro kuruldu ve Alman teknik adamla birlikte karılan harç tutuyor demeye başladık ama şampiyonluk hayalini öyle ya da böyle sürekli olarak anlatan bir başkanın burada durup özeleştiri yapması gerektiğinin kanaatindeyim. Belli bir başarı isteniyorsa takım ne kadar iyi yada kötü giderse gitsin, şapkayı öne koyup "biz bu karışım için yeterli malzemeyi aldık mı?" diye sorması lazım ve buna gerçekten inanıyorsa, ona rağmen ters giden birşey varsa o zaman bir lafım olmaz. Çıldırmakta haklı başkan derim, ben de çıldırırım. Çıldırmakla olmuyor maalesef biraz daha farkındalık Sayın Başkan.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ankaragücü Sorunsalı ve İlhan Cavcav'ın Açıklamaları

İlhan Başkan tam bir siyasetçi. Futbolda değilde siyaset içinde olsa, hatta başbakan olsa nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum bazen. O kadar ilginç bir adam ki, söyledikleri iyi niyetli mi yoksa alttan alttan vuruyor mu? tam bir muamma. Günlerdir tartışıla tartışıla bitirilemeyen Ankaragücü-Ankaraspor arasındaki transfer ve yönetim değişikliği (ya da kamuoyunda ki diliyle "birleşme") konusunda İlhan Cavcav'da bir açıklama yapmış. Şu aralar biz Gençlerbirliği taraftarlarının yeni gündemi oldu, açıklamasındaki sözleriyle Cavcav.


Açıklamasının temelini Ankaragücü-Ankaraspor sorunsalı oluşturuyor. Federasyonun verdiği 3 günlük ihtarnameyi az bulmuş Başkan ve diyor ki en az 15 gün verilmeli. Ayrıca belediye destekli kulüpleri desteklediklerini söylemiş İlhan Cavcav. Federasyonun verdiği süre ya da ihtarın az olması olmaması konusunda pek bir yorum yapamayacağım, yönetim işlerinde pek bulunmadığımdan ancak bir kaç sene evvel sürekli olarak Melih Gökçek ile ilgili sorunlar yaşayan İlhan Cavcav'ın verdiği destek ilginç geldi bana. Zamanında Turgut Özal Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir kısmını tesis yapmamız amaçlı bize kiralamıştı ve yakın zamanda Melih Gökçek bu araziyi elimizden almaya kalkmıştı, imar izni gibi şeyler bahane ederek. Sadece bize değil, aynı sorunu Ankaragücü'ne de yaşatmıştı Melih Gökçek. Cemal Aydın ve İlhan Cavcav'da elele verip, bakan bakan dolandılar o dönem ve sonunda tatlıya bağlandı mevzu. Mevzu'nun tatlıya bağlandığı sıralar olmuştu sanırım Mehmet Çakır transferi ve hala ne kadar alındığını bilmiyorum ben o transferden. Sudan ucuza gitti gibi haberler çıkmıştı. Ayrıca Ankaraspor'un lige çıktığı ilk dönemlerde yaptığı o 28 oyuncu transferinden sonra da ayaklanmamış mıydı Cavcav? Belediye kaynakları tek yere kullanılıyor diye yılların küskünleri Cemal Aydın ve İlhan Cavcav yine kolkola açıklamalar yaptılar.


Bütün bu yaşanmışlıklar varken şimdi belediylerin desteklediği takımların olmasını destekliyoruz diye açıklama yapmak biraz ilginç gelsede,bu durum bir çıkar ilişkisinin olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Sadece Ankara takımına destek olmak amaçlı yapılmış bir haraket desem işte bu destekleme açıklaması kafamı karıştırıyor ister istemez. Yine de sadece bir Ankara takımını destekleme amaçlı yapılmış bir açıklama ise bende sonuna kadar hak veririm. Aslına bakıldğında belediye kulüplerinin gereksizliği tartışıldı yıllardır, bana kalırsa da bu tarz kulüplerin olmasından çok belediyelerin mevcut takımlara destek vermesi daha olumlu bir hareket. Bu yüzden Ankaraspor'un kapanıp Ankaragücü bünyesi altına girmesi dışarıdan bakıldığında güzel bir durum ancak Melih Gökçek'in bu davranışının takım sevgisinden çok iktidar hırsından dolayı olduğunu düşünüyorum ve bununda Ankaragücü'ne getireceği yararlar konusunda ciddi şüphelerim var. Yılan hikayesine döndü herşey resmen. Ankaraspor ile Ankaragücü'nü aynı aile yönetiyor diye verilen 3 günlük süre zarfında Melih Gökçek'in şirket olan Ankarapor A.Ş.'yi Rus yada Arap sermayesine satmak istediği de söyleniyor. Genel görüntüye baktığımızda gerçekten oldukça çirkin bir tablo var ne yazıkki. Yapılanların hangisi şu sıralar çok geride olan Ankara Futbolunu ilerletmeye yönelik çözemedim. Aksine bir durum varmış gibi duruyor, bana göre futbolun saflığı kalmıyor böyle bir durumda ve endüstriyel futbol acı acı giriyor Ankara'nın kanına, bunun yanında iktidar kavgaları ve ligden düşürülme mevzuları derken Ankaragücü'ne kaydırılan Ankaraspor'lu oyuncuların ardından Alman Teknik adam Jürgen Röber'in yaşadığı şok bütün bunlar Türk Futbolunun referansını kötü etkiliyor. Bir Gençlerli olarak Ankaragücü'nün durumunu değerlendirmek bana düşmez tabi ve Cavcav'ın dediği gibi Ahmet Gökçek'in başkanlığını, Ankaragücü'nün esas sahipleri olan taraftarları kabulleniyorsa, memnun iseler bir sorun yok. Diyebileceğimiz sadece Ankaragücü'ne hayırlı olması ve bir an evvel bu durumun hallolması. Bütün sezon Hacettepe-Gençlerbirliği takımlarının aynı ligde oynamasına ses çıkarmayıp, küme düşme korkusu yaşayınca atıp tutan Denizli başkanı Ali İpek'e de güzel malzeme çıktı, sezon sonu Denizli kritik duruma gelirse kullanır durur artık bu durumu. Bu tarz söylemlerle de kirletmemek adına bu sorunun bir an evvel giderilmesi herkesin tek isteği sanırım.




Bu Takım Kimin?

Gelelim Gençlerbirliği taraftarlarının asıl gündem konusunu oluşturan açıklamalarına Sayın Başkanın. Başkan laf arasında aynen şu cümleleri sarfetmiş:

"Sayın Gökçek'e çağrıda bulunuyorum; Gençlerbirliği'nin bir kuruş borcu yok. Borçsuz olarak kendisine bu takımı verelim. Borcu olmayan bir kulüp olduğunu ifade etmeme rağmen Gökçek, Ankaragücü ile yakından ilgilendi."

Taraftarlar haklı olarak bu cümlelere tepkisini koyacaktır. Her ne kadar açıklamanın Ankaragücü'ne destek amaçlı söylenmiş sözler olarak çevrilebilme şansı varsa da Cavcav'ın biraz daha dikkatli olması gerekirdi bu sözleri söylerken. Cavcav'ın neden sözleri dikkatli söylemesinin gerektiği aslında yine kendi açıklamaları içinde gizli. Gençlerbirliği'de Ankaragücü gibi bir dernektir. Herhangi bir sahibi yoktur şirket gibi, haliyle bu takımı size verelim tarzı açıklamalar yaparken taraftarın "kimin malını kime veriyorsun?" itirazı kadar normal birşey de olamaz diye düşünüyorum. Kulübün bir borcu olmadığını bütün ülke biliyor ve bunun yanında da nakit para konusunda en rahat kulüp olduğumuzda herkesçe bilinmekte, durum böyleyken herhangi bir zengin kişiden yardım istemek ne demektir bu da ayrı bir sorun. Transfer yapabilecek gücümüz varken yapılmıyor ve sonrasında Melih Gökçek'e çağrıda bulunuluyor. Heryerde "yerime bakabilecek birini bulursam anında bırakırım bu koltuğu" şeklinde açıklama yapan sayın Cavcav'ın kulübü yöneticilik konusunda parası olan kimseden farkı olmayan Melih Gökçek'e devretmeye çalışması kendisiyle çelişmesidir. Bu kulüp Gençlerbirliği'lilerindir ve gelen yönetici seçimle gelir, seçimle gider. Gerçek Gençlerbirliği'li Atilla Aytek gibi bir yöneticiyi kulüpten attırıp ardından da "benden daha iyisi henüz yok" diye açıklama yapan Cavcav'ın kulübü Melih Gökçek'e devretmek istercesine yaptığı bu açıklama abesle iştigaldir. Parasal olarak çok büyük katkıları olmasa bile bu işi gönülden yapacak ve takımı gerçekten sahiplenecek bir yönetim kadrosuyla yönetecek isimlere bırakmak yerine her fırsatta bu isimleri baltalamak yerine destek verseydin ya sayın başkan şimdi nereden çıktı Melih Gökçek'e çağrıda bulunmak. Tabiki mevzu Melih Gökçek'e çağrı değil. Mevzu "kulübü verelim" sözleri. Gerçek Gençlerbirliği'li insanların yönetimden uzaklaştırılıp, yerlerine plakalarında GS veya FB harflerini taşıyan yöneticileri kulübe dolduran Sayın Cavcav'ın bu sözleriyle takıma nasıl baktığı açıkça belli oluyor. Takım 3. ligdeyken fabrikanın kasasını açıp bu takıma yardımda bulunduğunu asla unutmadık Sayın Cavcav'ın, bu takım üstünde tartışmasız çok büyük emekleri ve hakkı olan bir insandır Sayın Başkan ancak takımın kendisine belli bir borcu olsada gerek maddi, gerek manevi, bu takımın asla kendisinin olduğu anlamına gelmez. Melih Gökçek'in bizimle değilde Ankaragücü ile ilgilenmesinin sebebi çok açık bir şekilde taraftar potansiyeli olan Ankaragücü'nü alıp iktidarını kuvvetlendirmek isteme çabasıdır. Cavcav açıklamalarında Ankaragücü taraftarının memnuniyetinin göz önüne alınması gerektiğini söyleyebilmiş ancak bizi ilgilendiren açıklamalarını sarfederken memnuniyetimizi hiç düşünmeden konuşmuş. İzmir takımlarının halini gördükçe Ankara takımlarının birbirine bu tarz destekler vermesi önemli ancak Sayın Başkan'ın bizimle ilgili sözler söylerken biraz daha dikkatli konuşması gerek.

6 Eylül 2009 Pazar

Erkan Özbey'in Pursaklarspor'u ve İlhan Cavcav

Milli maç sebebiyle Gençlerbirliği'nin maçı olmayınca evde boş oturmak yerine, yıllarca kaptanlığımızı yapmış olan Erkan Özbey'in hem futbolcu, hem genel menajer, hem de hissedar olduğu Pursaklarspor'un Akçaabat Sebat Spor ile yaptığı maçı izlemeye gittim Gençlerbirliği'li dostlarım ve ağabeylerimle. Vefa amaçlıydı aslında ziyaret. Ankara'da ki ilk maçında kaptanı yalnız bırakmak olmaz diye düşündük. Havanın sıcak olması, zaten uzun olan yolu iyice uzattı. Dolmuşta pişe pişe geçirilen bir yolculuktan sonra Bağlum Belediye stadına ulaştık. Girer girmez karşımıza çıkan ilk manzara Ankaragüçlüler oldu. Pursaklar'dan bir otobüs alınıp bağırsınlar diye maça getirlimiş Ankaragüçlüler. Başta bize sıcak dursalarda, maçın sonlarına doğru "Ankara'da en büyük Ankaragücü" diye sataştılar ama tepki vermeyince biz sustular tabi. Maçın protokol kısmında ise, sakatlığı yüzünden forma giyemeyen Erkan Özbey, yanında İlhan Cavcav, Manisa Teknik Direktörü Mesut Bakkal, Gençlerbirliği basın sözcüsü Enis Safi vardı.
Maç başında pankartımızı asmak istedik ancak pankart içeriği Gençlerbirliği ile ilgili olduğundan izin vermediler. Sonrasında Ankaragüçlüler ile ilgili olabilecek bir soruna karşı uyarılarda falan bulundu polisler ya anlamakta mümkün değil. Pursaklar maçındayız, Ankaragücü- Gençler meydan savaşına döndürecek ne malzeme çıkabilir ki? Gerçi sonlara doğru yapılan harakete karşılık versek belki tatsızlık çıkabilirdi ama Gençlerbirliği taraftarı olmak centilmen olmayı gerektirir, saygımızı koruyup sadece maçımızı izledik. Maçı anlatsak anlatacak birşey yok. Açıkçası TFF 2. Lig'in hali böyleyse gerçekten çok amatör gibi oynanıyor futbol. Özellikle Pursaklarspor'un Faruk isimli 77 numaralı oyuncusu, bir forvet oyuncusu için gerekli ölçülerde, boy pos, endam sahibi iken atamadığı, yerde kaldığı pozisyonları gördükçe "bu adamı burda nasıl oynatıyorlar" diyemeden edemedim. Maç vasat bir oyunun ardından 1-1 sonuçlandı. Pursaklarspor evinde puanı rakibine hediye etmiş oldu desek doğru söylemiş oluruz. Pursaklarspor'a kulüp olarak değinirsek, bu sene çıktıkları TFF 2. Liginde el değiştirdiler ve Rize kökenli bir yönetim satın aldı takımı. Kaptan Erkan'ın da Rize kökenli olduğunu bilsekte, bu Rize esintilerini anlamak için kulübün amblemine, sembolüne bakmakta yeterli oluyor aslında. Takımın renkleri mavi-yeşil-beyaz, yani Rizespor'un renkleriyle aynı. Bunun yanında amblemin ortasında, ayağında top taşıyan bir atmaca var. Takımında sembolü olan bu atmaca, Rize'de bir tutku. Televizyonlara çok çıkar kolunda ayağı ipe bağlı atmacalarla Karadeniz'in bu sempatik insanları. Takımın teknik heyetide oldukça heyecanlı maçı izledi kenardan. Onlarda Rizeli mi? bilinmez ama biraz Karadeniz heyecanıyla, hırçınlığı vardı. Vasat bir maçın ardından çıktık dışarıya, arkadaşlar çağırdı. Kaptan Erkan, İlhan Cavcav'ı uğurluyordu.


İlhan Cavcav İle Kısa Kısa...

İlhan Cavcav'ı tam arabaya binerken yakaladık. Hemen atladık söze. Derdimiz burada da dile getirdiğimiz üzere forvet mevzusu. Üstteki resimde konuştuğu elemanlar biziz bu arada, rastgele bir resim değil belirteyim :). Rica ettim: "Başkanım, devre arasında şu takıma bir forvet alın.

Başkan baktı: "Bu takıma(Pursaklarspor) lazım da bize gerek yok. Ne yapacaksınız forveti?" diye sordu.

Dedim, "Laf aramızda bu Patiyo çok kötü"

Başkan, "Daha Sinan var, genç çocuk iyileşsin, Djite var, Sandro var merak etme" dedi.

"Öyle de başkan yetersiz" dedik. Arkadaşım Gökberk, Kahe'nin ağır kaldığını söyledi laf arasında.

Başkan işi şakaya vurup, çenemde bıraktığım keçi sakalımdan tutup; "Sen önce sakalını kes, ben o zaman transfer yapıcam" dedi gülerek. Erkan Kaptan ile birlikte arkadaşlarım ve ben güldük tabi. Ben biraz daha mahcubiyetle güldüm tabi :).

"Ben sakalımı keseyim geleyim, sizde alın ben razıyım, sorun değil" dedim altta kalmamak ve ne kadar ısrarcı olduğumu göstermek amaçlı. Transfer sezonu kapalı diye sesler geldi. Devre arasına istediğimi belirttim tekrar.Başkan arabasına binerken:

"Takım güzel bu sene başkanım, elinize sağlık" dedim, memnuniyetimizi de ifade edelim diyerekten.

Başkan ve Erkan Kaptan aynı sözleri söylediler; "Daha da iyi olacak inşallah" Başkan devam etti; "Sizde gelin maçlara yalnız bırakmayın ama bizi"

Sorumluluğumuzu yerine getirmiş çocuklar gibi mutlu bir edayla "Kombinelerimizi aldık, Eskişehir maçında tribünlerdeyiz."

Kendinize iyi bakın diye karşılıklı dilekler şeklinde bu kısa sohbetimizi noktaladık. Daha sonra Kaptan Erkan Özbey ile bir hatıra fotoğrafı aldık. Evlerimize doğru yürüdük. Forvet meselesinde Sinan'ın adı geçince, bir de bunu İlhan Cavcav söyleyince Sinan'dan ümitlerim arttı. Açıkçası son dönemde İlhan Cavcav'ın yaptığı icraatleri pek beğenmiyorum ama futbolcu olunca konu en çok güvendiğim isimdir İlhan Cavcav. Vasat bir maçın sonunda böyle bir sohbet güzel oldu. Kaptan Erkan'da sakatmış 1 ay kadar sonra takımda ki yerini alabilecekmiş. Stadın uzak olması bizi maça gelirken 2 kere düşündürdü, bunun yanında oynanan futbolda pek keyif vermeyince bir daha gelirmiyiz iyice meçhul oldu. Belki Kaptan sahalara döndükten sonra bir daha gideriz. Ama keyifli bir son oldu günün sonu. Değdi herşeye rağmen.

7 Temmuz 2009 Salı

Çok Sevgili Yöneticiler Açıklama Bekliyoruz!!!!


Geçen sezondan akıllanmadığımızı gösteren bir haberle sarsıldım bugün. Sözleşmeleri bitince yenileyin yenileyin dediğimiz futbolcularımız Mehmet Nas ve Hakan Aslantaş ile sözleşme yapmayan ve başka takımlara kaptıran takımımız yeni sezon için hangi yolda ilerliyor bilemiyorum. Sporx.com ve mynet.com adlı internet sitelerine düşen haber de bu sezon en iyi futbolu oynadığını düşündüğümüz ve daha çok şeyler beklediğimiz Avustralyalı futbolcumuz James Troisi'nin Kayseriye satıldığı yazıyordu. Sadece bizim değil bütün futbolseverlerin bu çocukta iş var dediği adamın satılması hangi aklın eseridir çok merak ediyorum doğrusu.


Geçen sezon düşmekten kıl payı kurtulan takımımızda birşeyler değişsin, yenilensin, tekrar eski Gençlerbirliği kimliğini yakalayım derken bu haber şok etkisi yarattı bende. Çıkıp ajanslara Türkiye Kupasını istiyoruz diyen yöneticiler, ilk 10da bitirmek istiyoruz diyen çok sayın yöneticiler ne yapmak istiyorlar kesinlikle sorgulanması lazım. Bu haber doğruysa eğer hedefimizin bizim kardeş takım olan Hacettepe'nin yanına gitmek olduğu çok açıktır. Bari en başından bunu deyinde kimse heveslenmesin. Henüz Engin transferinden alınan 2oyuncunun varlığı bile açıklanmamışken, Mehmet Nas ve Hakan Aslantaş elde tutulamayıp yanlış yapılmışken, bu 3. kazık niye çok sevgili yönetim!!!!!!!


Sabah Troisi'nin henüz takıma katılmadığı için ceza verileceği haberleri çıktı basında. Bu satış bir ceza mıdır? Bu ceza kimedir? Haber henüz bu iki site dışında bir yerde çıkmadı ama çok sevgili yöneticilerimiz biran evvel bu konuya açıklık getirirse çok iyi olacaktır. Haber alınamıyor denilen Troisi için Kayseri'de diye yazan bu haber doğruysa yazıklar olsun diyorum. Bu vakite kadar transferde arpa boyu yol edemeyen yöneticiler, biz taraftarlara yılın kazığını attı diyebilirim. Yerine dünyaca ünlü birini getirebiliyorsak eyvallah diyelim ancak bu yapılan hiç hoş olmadı.


Biran önce açıklama bekliyoruz!!



umarız gerçeği yansıtmıyordur ve yalanlanır bu haber.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Geç Kalmamak Lazım!


8 Haziran itibariyle resmen açılan transfer sezonunda en pasif kalan takımlardan biriyiz. Öyle ki şu ana kadar bonservisi elinde olan 2 futbolcu almaktan başka bir şey yapamadık. En mantıklı transferimiz bana göre Teknik Direktörümüz Thomas Doll. Bunun dışında Hacettepe'den en sonunda bizim olanları aldık. Bizim olanları almak bu kadar geciktiği için bu haldeyiz birazda zaten. Hacettepe'den gelen 5 oyuncu içinde beğendiğim isimler var ama durumları hala muallakta diyebiliriz.

Özellikle Orhan Şam konusunda tam bir belirsizlik hakim. Trabzon ile Galatasaray'ın resmen istediği yansıdı ajanslara. Duayen başkanın çıkıp "Orhan'ı kesinlikle satmayacağız" açıklaması yapmasına rağmen daha önce ki yıllara dayanan tecrübelerimizden taraftar olarak bir endişe hissetmiyorum desem yalan ve de baya bir yanlış olur. Hele ki daha sezon ortasında "başkanımız izin verirse şurda burda oynamak istiyorum" diyen bir Orhan Şam'dan bahsediyoruz ki paranında gözü kör olsun Trabzonun yağlı bir teklifinde gitmesi içten bile değil. Orhan dışında ki 4 futbolcuyla ilgili şimdilik sorunumuz yok gibi gözüksede zamanın ne getireceği belli olmaz.

Başkanımızın transfer konusunda yaptığı açıklamalara bakacak olursak çok çelişkili ifadeler görsekte başkanın tavrını uslubunu bilenler şimdiden umutsuzluğa kapılmıştır. İlk önce transfere gerek yok Hacettepe'den ve diğer takımlardan gelecek kiralık oyuncularımız var dedi. Bu açıklama Gençlerbirliği taraftarları tarafından bu sene de hüsran diye tartışılmaya başlandı. Bu tartışmadır belkide sonradan hafif fikir değişikliğine yönlendiren başkanı. Çünkü daha sonrasında transfer konusunda sorulan soruya "Hocamızın fikirleri doğrultusunda oyuncu alacağız. Acele işe şeytan karışır" dediğini okuduk haberlerde. Yine de bu cümlenin yanına kiralık oyuncularımızın olduğunu söylemeden geçmemiş ki bu yine oyuncu alınmayabilir demek oluyor başkanca(?) :). Transferlerin teknik direktöre sorulması doğru bir haraket geçtiğimiz senelerde yapılan hataları düşününce fakat ortada sanıyorum biraz geç kalınmışlık var. Liglerin de erken açılacak olması takımın ne zaman kaynaşacağı sorularını akıllara getiriyor. Bu geç kalınmışlık yeni hocamızın işleri yüzünden kaynaklanan bi durum mu? bilmiyorum. Ancak takımın toplanmasına 5 gün gibi bir süre kaldı ve hocamızın da takımı görmek için 1 haftaya ihtiyacı olduğunu düşünürsek bu kadar geçen zamanda iyi oyuncuları bize bırakırlar mı bu bir soru işareti. Gerçi Türk oyuncudan evvel takıma katkı sağlayacak bir iki yabancı oyuncu alınmasının daha sağlıklı olcağını düşünüyorum ama yine de Mehmet Nas ve Hakan Aslantaş'ın kaptırılması yerlerine daha iyi Türk oyuncuların alınmasını gerektiriyor. Hakan'ın yeri gitmezse Orhan ile dolacak gibi ama Mehmet Nas için ne formül düşünecek yönetim izleyip göreceğiz. Son yapılan Tolga Seyhan transferi yine kafa karıştırdı gerçekten. Yapılan transfer hatalarından ders alınmamışcasına yapılan bu transfer umarım bizim için hayırlı olur diyebiliyorum sadece. Mehmet Polat ve açıkçası bütün taraftar olarak ilk geldiğinde işte bu dediğimiz Koray Avcı isimlerinden bi farkı diye düşünüyorum Tolga Seyhan'ın da ancak tek dileğimiz onlar gibi olmaması umarım yanılırım.

Serdar Kulbilge transferi yine fena sayılmayacak bir transfer ancak sadece böyle bedava futbolcu bulmakla olacak iş değil. Hedefi olan bir takımdan bahsediliyor her sene ancak somut birşeyler yapılmıyor. Kendi adıma konuşmam gerekirse bu polyannacılık oyunu bitmeli bir an evvel.

3 Haziran 2009 Çarşamba

YAZIKLAR OLSUN!!!


Her ne kadar çok eleştirsek ve belki bugün bu duruma gelmemizin fitilini ateşleyen kişi olarak sayın başkanımız İlhan Cavcav'ı göstersekte lig sonu Gençlerbirliği yorumunu en güzel yapan kişi de kendisi oldu:

-" YAZIKLAR OLSUN "

Kayserispor maçının rezilliğinden sonra uzun süre neden böyle oldu diyerek düşündüm fakat hiçbir cevap bulamadım. Kimi suçlasam, kime hak versem, ne desem boş sanırım. Samet Aybaba gitti, beğenmediğimiz yabancılar gönderilecek haberleri dolanıyor ve hepside isabetli karar olarak gözükmekte. Ersun Yanal sesleri umarız doğru çıkar. Hacettepe'den kendi futbolcularımız Orhan Şam, Murat Kalkan gibi isimlerin geleceği konuşuluyor. Bu kadar isabetli kararlar verirlirken transfer komitesinin başında hala Cem Onuk isminin bulunması seneye için bu güzel kararları gölgede bırakıyor bana göre. Yine de ne desem boş, ne yapsak boş. Seneye izleyip göreceğiz.



Not: Sınavlarımın başlaması sebebiyle geç bir yazı oldu ve yeni yazılarımda biraz gecikecek şimdiden özür dilerim herkesten.

12 Mayıs 2009 Salı

Böyle Olmaz Ama Başkan.

Hayırlı uğurlu olsun başkanlık dedik Sayın Cavcav'a ama bir konu beni aşırı rahatsız etti. Kendisine uzun yıllardan sonra muhalefet olarak çıkan, bir zaman yakın dostu olan Atilla Aytek ve bir kaç değerli Gençlerbirliği'li ismi genel kurul kararıyla ihraç ettirmesi bu kadarını yapma be başkan dedirtti bana.



Seçim esnasında yaptığı konuşmada affettiğini söylemiş ama en sonunda yapılan oylamayla ihraç ettirmiş. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyebiliyorum bunun üstüne. Yaptığın hizmetler büyük sen olmasan bile kendin uygun gördüğün bir aday çıkar, senin yönettiğin gibi yönetecek adamı yarat, şu an yoksa yine başkanlığa sen adaylığını koy ama bu Gençlerbirliği için çalışan adamlardan ne istedin başkan? Bir muhalefetin olması, yaptığın işlerin denetlenmesinin nesi kötü. Demokratik ortamda daha sağlıklı kararlar alınmasını kolaylaştırmaz mı bu durum? Birlik beraberlikten bahsediliyor. Sıkıntıları tekrar yaşamak istemiyoruz diyorsun başkan ama bu yaptığın başlı başına sıkıntı değil mi? Yarın öbür gün bu yaptıklarının yüzünden çeksek isyan bayrağını bizide maça almayıp mı ihraç edeceksin acaba?
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara