2 Ağustos 2011 Salı
Ali Kuçik, Gençler Büyük!
Derdi her Türk profesyonel(!) futbolcu gibi paraydı elbet. Daha sadece 20 yaşında ve Süper Ligde yarım sezondur ya oynayan ya oynamayan bir futbolcu için büyük meblağlar verecek bir takım ararsanız bu asla bir Anadolu kulübü olamaz. Bunun açıklaması adam olmadan cin çarpmaya kalkışmak olarak yapılır. Ali Kuçik hiç birşeyin farkında değil ki birde anlaşamaması üzerine yaptığı açıklamalarda "Ben Süper Ligde oynayan ve geçen sezon 4 gol atan bir oyuncuyum. Çok daha iyi şeyler hakediyorum" filan demişti.
Birincisi, Süper Ligde 4 gol atan bir forvetsen açıklama yapma git bi köşeye sin uzunca bir süre utan. İkincisi geldiğin kulüp öyle sıradan bir kulüp değil. Kaldı ki geçen sezon oynadığı Bucaspor'dan çok daha köklü ve yetiştirdiği oyuncularla ünlü bir kulübüz. Bununla övünmesemde bizde sergileyeceğin performans seni tekrardan çok rahat Beşiktaş'a götürebilirdi.
Ali Kuçik sözleşmesine "Türkiye'de sadece Beşiktaş'a transfer olabilir" gibi bir ifade koydurmuş. Zaten başında bununla profesyonel olamadığını kanıtlayan Ali Kuçik en sonunda İlhan Cavcav'ı da kızdırmış. Cavcav oyuncu hakkında "antremanlara hiç gelmedi şu saatten sonra gelsede almam" diyerek uzun bir aradan sonra güzel bir kelam etmiş. Beşiktaş'tan 400.000 euro istediğini duydum haberlerde Ali Kuçik'ten çok daha faydalı olacağı inancındayım o paranın.
Ali Kuçik'in yeteneklerini asla küçümsemiyorum. Daha 20 yaşında ve gelişebilirdi ancak kendi kendini bitiren oyuncular arasında görebilmemiz daha olası artık. Takım tutma hakkının var olduğunu biliyorum ve saygı duyuyorum lakin profesyonel yaşamda bunlara biraz daha dikkat etmek lazım zaten her konuda anlaşıp gelseydi bu Beşiktaşlılığı ve Beşiktaşa geri dönme arzusuyla ilgili yaptığı açıklamalardan sonra taraftarımızın gelmesini isteyeceğini hiç sanmıyordum. Kendi adıma konuşmak gerekirse bizim altyapımızda Ali'den çok daha sağlam ve profesyonel isimlerin olduğunu düşünüyorum. Gelseydi gol atsa dahi sevinmezdim doğruya doğru!
2 Ocak 2011 Pazar
Transfer Dedikoduları!
Joachim Mununga : Belçika Süper Ligi'nde KV Mechelen takımının 11 numaralı Belçikalı ismi. İlk anlaşıldığı yazılan isimlerden. Gelişleri ertelendiği söylendi 5 Ocak'ta Ankara'da olmaları bekleniyor. Mevkisini orta saha ve forvet olarak yazmışlar. Yaptığım araştırmada bu sezon 16 maçta ilk 11'de başlamış. Golü ise yok. Çoğu istatistik sitesinin yazdığına göre kanatta oynamış çoğunlukla. Eğer kanat olarak alıyorlarsa kapalı kutu diyebilirim. İstikrarlı bir şekilde forma şansı bulsa da Belçika'nın çokta üst düzey olmayan bir takımından gelmesi kafa karıştırıcı. Golcü diye alıyorlarsa hiç uğraşmasınlar Billy Mehmet transferinde haklı çıkan istatistikler Mununga içinde haklı çıkar. Standart Liege altyapısından yetişen Mununga profesyonel kariyerinde Tubize ve Mechelen formalarını giymiş ve henüz 22 yaşında. Büyük ihtimalle Cavcav'ın ya tutarsa transferlerinden biri olacak. Yanlış anlaşılmasın en sevdiğim Gençlerli olan Andre Kona ve Mousheu - Kushe ikilisine bayılırım ama Patiyo Tambwe'den sonra kara tenli futbolculara şüpheyle bakıyorum.
Julien Gorius : Yine 5 Ocak'ta Mununga ile birlikte gelecek isimler arasında anılan diğer futbolcu KV Mechelen'in 15 numarası, 1985 doğumlu Fransız orta saha Julien Gorius. Yine bir orta saha oyuncusu olan Julien kariyerine Fransa'da Metz takımında başlamış ancak asıl forma şansını Belçika'da bulmuş. Brussels ve Mechelen takımlarında oynadığı toplam 5 senede her sezon ortalama 30'a yakın maçta forma giymiş. İstikrar konusunda istatistikler iyiye işaret ediyor. Son 4 sezonunda 7-8 gol atarakta istikrarını bu alanda da devam ettirmiş. Bu sezonda 17 maçta ilk 11'e çıkmış ve şimdiden 5 golü bulunuyor. Fink gibi bir ismi kaçırdık, Jedinak ve Cem Can orta alandaki defans-hücum bağlantısını kuramıyor, dolayısıyla iyi bir isim gibi duruyor Julien Gorius.
Randall Azofeifa : Üçüncü yabancı isimde Belçika'dan. Belçika'nın Gent takımından 10 numaralı formasıyla Kosta Rikalı orta saha oyuncusu Randall Azofeifa. Kosta Rika milli takımında da 25 kere forma giyen oyuncu, bu sezon kısa sürelide olsa Gent takımıyla UEFA macerası yaşadı. Avrupa Liginde 1, Belçika liginde ise 2 golü bulunuyor. 26 yaşındaki orta alan oyuncusu bütün bu özellikleriyle yapacağımız muhtemel en kaliteli isim olarak dikkat çekiyor. Gent takımından yaptığımız son transfer yine bir orta sahaydı ve oldukça başarılı bir oyun sergilemişti. Josip Skoko'yu yad ederek bu transfer gerçekleşirse sevineceğim tek isim Randall olur diyebiliyorum.
Genel olarak dedikodulara bakarsak takımın orta alan üzerinde durması Jedinak'a daha fazla katlanılamadığının kanıtı lakin bu kadar fazla orta saha isminin geçmesi diğer bölgelere yapılacak transferlerin geleceği hakkında şüpheye sokuyor beni. Kanatlarımız zayıf, forvette Smeltz ve Billy Mehmet'ten hayır yok ve forvet için Erdal Kılıçarslan ismi geçiyor sadece. Murat Kalkan ile çok fazla sağlıklı olacağını düşünmediğim sol beke ya bir an önce stoper alınıp Aykut Demir yerleştirilecek yada stoperde Aykut'u göreceksek sol bek kesinlikle bulunacak. Curri'nin sözleşmesi dondurulacak, bu demek oluyor ki illa ki stopere ihtiyaç var. Harbuzi, Soner gibi isimler varken bu kadar çok orta sahanın adının anılması çok iyi değil. Ara transferlerde güzel transferler olmaz genellikle ancak Fink, Beto, Zapo gibi isimleri Buca kaparken, Konyaspor premier Lig görmüş Utaka'yı kadrosuna katmaktan söz ederken, İlhan Cavcav ve kurmayları hala teknik direktöre söz dinletmeye çalışsın. Süper Ligde vizyonunu doldurduğunu düşünen Gençlerbirliği'ni yarattı İlhan Cavcav.
25 Ekim 2010 Pazartesi
Kara Düzen!
1- Sayın başkan, Hadi Thomas Doll'u takımın başından gönderiyorsunuz. Hadi anladık sonuçlar kötü olduğundan böyle oldu. Peki hocanın tazminatını ödememek için neden dalga geçer gibi yönetim kurulu kararı ile devam ediyoruz kararı çıkarıyorsunuz?
2- Trabzon maçında takımı Serdar Dayat'a emanet edeceğinizi söyleyip, sırf tazminatını vermemek için Ralf Zumdick'i başa getirmek, para konusunda bu kadar takıntılı olmak nedendir?
3- İlk iki durumda da taktığınız bu para meselesini sözleşme yaparken anlaşarak koymadınız mı? Bu adamlar sizin kararınızla gitmedi mi? Şimdi paralarını vermemeye çalışmak arkadan binbir komplolar üretmek Türk futbolunda "Duayen" olarak adlarılan bir başkana yakışır mı? Bunların futbol etiğinde yeri var mıdır? Gençlerbirliği'nin saygınlığı bu yaptıklarınız yüzünden her geçen gün azalıyor.
4- Thomas Doll gibi bir ismin yerine getirilecek teknik direktörün kaliteli olması uzun vadede bize yarar sağlayacakken sezon sonu göndereceğiniz teknik adamlarla anlaşmanın mantığı nedir? Giray Bulak, Thomas Doll'un birşey yapamadığı takıma nasıl bir etki sağlayabilir bunun mantıklı açıklamasını yapınız. Hadi Giray Bulak bizi kümede tuttu, Hakan Kutlu gibi teknik direktör meziyetleri zayıf bir isimin Gençlerbirliği'ni ne hallere getirebileceğini Oğuz Çetin örneğinde görmediniz mi?
5- 2 defa çalışıp 2 defa da kovduğunuz isim olan Mesut Bakkal'ı taraftar olarak bağrımıza basıp çok sevsekte gerçekler ortadayken takımın başına getirip 3. kez kovmak ile egonuzu mu tatmin edeceksiniz?
6- Bu takımın 5 yıllık bir çıkış planı vs vs.. düzenlemeleri var mıdır? Varsa 5 yıldır neden batıyoruz? Bunun nedenini bir Allah'un kulu açıklarsa çok sevineceğiz.
7- Bu takım küme düşerse geri nasıl çıkartmayı planlıyorsunuz?
Bütün bu sorulara yönetimden bir adam çıkıp mantıklı cevap verse susup oturacağım. Ama bu mantıklı cevapları alamayacağımı bildiğim için BEN BİR TARAFTAR OLARAK BU YÖNETİMİ İSTİFAYA DAVET EDİYORUM!
Not: İlk fotograf klasspor.com sitesinden alınmıştır...
8 Şubat 2010 Pazartesi
Şimdi Biz Ne Yapalım?
2 Şubat 2010 Salı
Yeter Artık Cavcav, Bu Kaçıncı Gaf?

Ancaaaakk.... Sayın Başkan, bu kararı alırken "Bizim zaten taraftarımız yok. Maçlarımızı 19 Mayıs yada Yenikent'te oynamamız farketmez." diye neden açıklama yapıyorsun. Bu blogu kurmamın amacı Gençlerbirliği taraftarının olduğunu göstermek, bir kültürümüzün olduğunu göstermek bizi yok saymak nerden çıktı başkan? Sezon başı sattığın 5000 kombinenin parası kimden çıktı Sayın Başkan?
27 Ocak 2010 Çarşamba
Rasmussen'de Kaçmış

2 Ocak 2010 Cumartesi
Galatasaray Bize, Biz Galatasaray'a Hasta!

22 Aralık 2009 Salı
Djite'ye Af (!)

28 Kasım 2009 Cumartesi
Halil İbrahim Eren'in İtirafları

"GENÇLERBİRLİĞİ’ndeki ilk sezonumda Bursaspor ile kupa maçı oynayacaktık. Bursaspor’dan bazı oyuncular bize gelip, “Biz ligde küme düşüyoruz. Önümüzdeki hafta yapacağımız lig maçını bize bırakın, yarın oynayacağımız kupa maçı ise sizin olsun” dedi. Kabul ettik. O zamanlar kupa statüsü tek maç eleminasyon üzerine idi. Kupa maçına rehavet içinde çıktık. Ama Bursaspor sözünde durmadı ve bize peş peşe iki gol attı. Kandırıldık. Ne olduğunu anlayamadan golleri kalemizde gördük. Sonra bir gol attık ama maçı 2-1 kaybettik. Kupadan elendik. O sezon kupayı Bursaspor kazandı. Yani maçın sonucu üzerine anlaşmamıza rağmen, Bursasporlu futbolcular bizi aldattı.
BURSASPOR’un kupada bize yaptığı kandırmacanın ardından, biz ligde de karşı karşıya geldik. Bize yaptıkları numarayı göz önünde bulundurarak sahaya çok hırslı çıktık. Maç 2-2 bitti. Gollerin birini ben, diğerini Osman Özdemir attı. İlhan Cavcav işte bu maça ‘şike’ diyor. Oysa yanılıyor. Çok harbi oynandı. Bursaspor bizi yenemedi. O sezon Bursaspor ligden düştü. Ama kupayı kazandığı için, o zamanki statü gereği tekrar Birinci Lig’e alındı.Ertesi sezon ise Bursaspor maçı öncesi bana bir telefon geldi. Bursaspor’un çok önemli bir futbolcusu bana para teklif etti. Bana, “Senin para ile işin olmaz. Hiç olmazsa hatırım için bize bir puan verin. Bize bir puan yeter” dedi. Duygularımın esiri oldum. Kabul ettim. Çünkü ben 3 yıl önce Ankaragücü’nde oynarken, Bursaspor’un bize bir jesti olmuştu. Bilerek bize bir puan vermişlerdi. Onu karşılıksız bırakmak istemedim. Kafam dağınık bir halde sahaya çıktım. Sahada gezindim. Ayrıca bu maçın hakemi de bir tuhaftı. Ofsayttan atılan golü verdi."
25 Kasım 2009 Çarşamba
Sütten Çıkma, Ak Kaşık Cavcav!

İlhan Cavcav Şike Tekliflerini Açıkladı.

5 Kasım 2009 Perşembe
Aynı Tas Aynı Hamam!

Thomas Doll'u Oyunlarınıza Alet Etmeyin!

2 Kasım 2009 Pazartesi
Farkındalık Şart

7 Eylül 2009 Pazartesi
Ankaragücü Sorunsalı ve İlhan Cavcav'ın Açıklamaları
İlhan Başkan tam bir siyasetçi. Futbolda değilde siyaset içinde olsa, hatta başbakan olsa nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum bazen. O kadar ilginç bir adam ki, söyledikleri iyi niyetli mi yoksa alttan alttan vuruyor mu? tam bir muamma. Günlerdir tartışıla tartışıla bitirilemeyen Ankaragücü-Ankaraspor arasındaki transfer ve yönetim değişikliği (ya da kamuoyunda ki diliyle "birleşme") konusunda İlhan Cavcav'da bir açıklama yapmış. Şu aralar biz Gençlerbirliği taraftarlarının yeni gündemi oldu, açıklamasındaki sözleriyle Cavcav.Açıklamasının temelini Ankaragücü-Ankaraspor sorunsalı oluşturuyor. Federasyonun verdiği 3 günlük ihtarnameyi az bulmuş Başkan ve diyor ki en az 15 gün verilmeli. Ayrıca belediye destekli kulüpleri desteklediklerini söylemiş İlhan Cavcav. Federasyonun verdiği süre ya da ihtarın az olması olmaması konusunda pek bir yorum yapamayacağım, yönetim işlerinde pek bulunmadığımdan ancak bir kaç sene evvel sürekli olarak Melih Gökçek ile ilgili sorunlar yaşayan İlhan Cavcav'ın verdiği destek ilginç geldi bana. Zamanında Turgut Özal Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir kısmını tesis yapmamız amaçlı bize kiralamıştı ve yakın zamanda Melih Gökçek bu araziyi elimizden almaya kalkmıştı, imar izni gibi şeyler bahane ederek. Sadece bize değil, aynı sorunu Ankaragücü'ne de yaşatmıştı Melih Gökçek. Cemal Aydın ve İlhan Cavcav'da elele verip, bakan bakan dolandılar o dönem ve sonunda tatlıya bağlandı mevzu. Mevzu'nun tatlıya bağlandığı sıralar olmuştu sanırım Mehmet Çakır transferi ve hala ne kadar alındığını bilmiyorum ben o transferden. Sudan ucuza gitti gibi haberler çıkmıştı. Ayrıca Ankaraspor'un lige çıktığı ilk dönemlerde yaptığı o 28 oyuncu transferinden sonra da ayaklanmamış mıydı Cavcav? Belediye kaynakları tek yere kullanılıyor diye yılların küskünleri Cemal Aydın ve İlhan Cavcav yine kolkola açıklamalar yaptılar.
Bütün bu yaşanmışlıklar varken şimdi belediylerin desteklediği takımların olmasını destekliyoruz diye açıklama yapmak biraz ilginç gelsede,bu durum bir çıkar ilişkisinin olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Sadece Ankara takımına destek olmak amaçlı yapılmış bir haraket desem işte bu destekleme açıklaması kafamı karıştırıyor ister istemez. Yine de sadece bir Ankara takımını destekleme amaçlı yapılmış bir açıklama ise bende sonuna kadar hak veririm. Aslına bakıldğında belediye kulüplerinin gereksizliği tartışıldı yıllardır, bana kalırsa da bu tarz kulüplerin olmasından çok belediyelerin mevcut takımlara destek vermesi daha olumlu bir hareket. Bu yüzden Ankaraspor'un kapanıp Ankaragücü bünyesi altına girmesi dışarıdan bakıldığında güzel bir durum ancak Melih Gökçek'in bu davranışının takım sevgisinden çok iktidar hırsından dolayı olduğunu düşünüyorum ve bununda Ankaragücü'ne getireceği yararlar konusunda ciddi şüphelerim var. Yılan hikayesine döndü herşey resmen. Ankaraspor ile Ankaragücü'nü aynı aile yönetiyor diye verilen 3 günlük süre zarfında Melih Gökçek'in şirket olan Ankarapor A.Ş.'yi Rus yada Arap sermayesine satmak istediği de söyleniyor. Genel görüntüye baktığımızda gerçekten oldukça çirkin bir tablo var ne yazıkki. Yapılanların hangisi şu sıralar çok geride olan Ankara Futbolunu ilerletmeye yönelik çözemedim. Aksine bir durum varmış gibi duruyor, bana göre futbolun saflığı kalmıyor böyle bir durumda ve endüstriyel futbol acı acı giriyor Ankara'nın kanına, bunun yanında iktidar kavgaları ve ligden düşürülme mevzuları derken Ankaragücü'ne kaydırılan Ankaraspor'lu oyuncuların ardından Alman Teknik adam Jürgen Röber'in yaşadığı şok bütün bunlar Türk Futbolunun referansını kötü etkiliyor. Bir Gençlerli olarak Ankaragücü'nün durumunu değerlendirmek bana düşmez tabi ve Cavcav'ın dediği gibi Ahmet Gökçek'in başkanlığını, Ankaragücü'nün esas sahipleri olan taraftarları kabulleniyorsa, memnun iseler bir sorun yok. Diyebileceğimiz sadece Ankaragücü'ne hayırlı olması ve bir an evvel bu durumun hallolması. Bütün sezon Hacettepe-Gençlerbirliği takımlarının aynı ligde oynamasına ses çıkarmayıp, küme düşme korkusu yaşayınca atıp tutan Denizli başkanı Ali İpek'e de güzel malzeme çıktı, sezon sonu Denizli kritik duruma gelirse kullanır durur artık bu durumu. Bu tarz söylemlerle de kirletmemek adına bu sorunun bir an evvel giderilmesi herkesin tek isteği sanırım.

6 Eylül 2009 Pazar
Erkan Özbey'in Pursaklarspor'u ve İlhan Cavcav
Milli maç sebebiyle Gençlerbirliği'nin maçı olmayınca evde boş oturmak yerine, yıllarca kaptanlığımızı yapmış olan Erkan Özbey'in hem futbolcu, hem genel menajer, hem de hissedar olduğu Pursaklarspor'un Akçaabat Sebat Spor ile yaptığı maçı izlemeye gittim Gençlerbirliği'li dostlarım ve ağabeylerimle. Vefa amaçlıydı aslında ziyaret. Ankara'da ki ilk maçında kaptanı yalnız bırakmak olmaz diye düşündük. Havanın sıcak olması, zaten uzun olan yolu iyice uzattı. Dolmuşta pişe pişe geçirilen bir yolculuktan sonra Bağlum Belediye stadına ulaştık. Girer girmez karşımıza çıkan ilk manzara Ankaragüçlüler oldu. Pursaklar'dan bir otobüs alınıp bağırsınlar diye maça getirlimiş Ankaragüçlüler. Başta bize sıcak dursalarda, maçın sonlarına doğru "Ankara'da en büyük Ankaragücü" diye sataştılar ama tepki vermeyince biz sustular tabi. Maçın protokol kısmında ise, sakatlığı yüzünden forma giyemeyen Erkan Özbey, yanında İlhan Cavcav, Manisa Teknik Direktörü Mesut Bakkal, Gençlerbirliği basın sözcüsü Enis Safi vardı.
Maç başında pankartımızı asmak istedik ancak pankart içeriği Gençlerbirliği ile ilgili olduğundan izin vermediler. Sonrasında Ankaragüçlüler ile ilgili olabilecek bir soruna karşı uyarılarda falan bulundu polisler ya anlamakta mümkün değil. Pursaklar maçındayız, Ankaragücü- Gençler meydan savaşına döndürecek ne malzeme çıkabilir ki? Gerçi sonlara doğru yapılan harakete karşılık versek belki tatsızlık çıkabilirdi ama Gençlerbirliği taraftarı olmak centilmen olmayı gerektirir, saygımızı koruyup sadece maçımızı izledik. Maçı anlatsak anlatacak birşey yok. Açıkçası TFF 2. Lig'in hali böyleyse gerçekten çok amatör gibi oynanıyor futbol. Özellikle Pursaklarspor'un Faruk isimli 77 numaralı oyuncusu, bir forvet oyuncusu için gerekli ölçülerde, boy pos, endam sahibi iken atamadığı, yerde kaldığı pozisyonları gördükçe "bu adamı burda nasıl oynatıyorlar" diyemeden edemedim. Maç vasat bir oyunun ardından 1-1 sonuçlandı. Pursaklarspor evinde puanı rakibine hediye etmiş oldu desek doğru söylemiş oluruz. Pursaklarspor'a kulüp olarak değinirsek, bu sene çıktıkları TFF 2. Liginde el değiştirdiler ve Rize kökenli bir yönetim satın aldı takımı. Kaptan Erkan'ın da Rize kökenli olduğunu bilsekte, bu Rize esintilerini anlamak için kulübün amblemine, sembolüne bakmakta yeterli oluyor aslında. Takımın renkleri mavi-yeşil-beyaz, yani Rizespor'un renkleriyle aynı. Bunun yanında amblemin ortasında, ayağında top taşıyan bir atmaca var. Takımında sembolü olan bu atmaca, Rize'de bir tutku. Televizyonlara çok çıkar kolunda ayağı ipe bağlı atmacalarla Karadeniz'in bu sempatik insanları. Takımın teknik heyetide oldukça heyecanlı maçı izledi kenardan. Onlarda Rizeli mi? bilinmez ama biraz Karadeniz heyecanıyla, hırçınlığı vardı. Vasat bir maçın ardından çıktık dışarıya, arkadaşlar çağırdı. Kaptan Erkan, İlhan Cavcav'ı uğurluyordu.
İlhan Cavcav İle Kısa Kısa...
İlhan Cavcav'ı tam arabaya binerken yakaladık. Hemen atladık söze. Derdimiz burada da dile getirdiğimiz üzere forvet mevzusu. Üstteki resimde konuştuğu elemanlar biziz bu arada, rastgele bir resim değil belirteyim :). Rica ettim: "Başkanım, devre arasında şu takıma bir forvet alın.
Başkan baktı: "Bu takıma(Pursaklarspor) lazım da bize gerek yok. Ne yapacaksınız forveti?" diye sordu.
Dedim, "Laf aramızda bu Patiyo çok kötü"
Başkan, "Daha Sinan var, genç çocuk iyileşsin, Djite var, Sandro var merak etme" dedi.
"Öyle de başkan yetersiz" dedik. Arkadaşım Gökberk, Kahe'nin ağır kaldığını söyledi laf arasında.
Başkan işi şakaya vurup, çenemde bıraktığım keçi sakalımdan tutup; "Sen önce sakalını kes, ben o zaman transfer yapıcam" dedi gülerek. Erkan Kaptan ile birlikte arkadaşlarım ve ben güldük tabi. Ben biraz daha mahcubiyetle güldüm tabi :).
"Ben sakalımı keseyim geleyim, sizde alın ben razıyım, sorun değil" dedim altta kalmamak ve ne kadar ısrarcı olduğumu göstermek amaçlı. Transfer sezonu kapalı diye sesler geldi. Devre arasına istediğimi belirttim tekrar.Başkan arabasına binerken:
"Takım güzel bu sene başkanım, elinize sağlık" dedim, memnuniyetimizi de ifade edelim diyerekten.
Başkan ve Erkan Kaptan aynı sözleri söylediler; "Daha da iyi olacak inşallah" Başkan devam etti; "Sizde gelin maçlara yalnız bırakmayın ama bizi"
Sorumluluğumuzu yerine getirmiş çocuklar gibi mutlu bir edayla "Kombinelerimizi aldık, Eskişehir maçında tribünlerdeyiz."
Kendinize iyi bakın diye karşılıklı dilekler şeklinde bu kısa sohbetimizi noktaladık. Daha sonra Kaptan Erkan Özbey ile bir hatıra fotoğrafı aldık. Evlerimize doğru yürüdük. Forvet meselesinde Sinan'ın adı geçince, bir de bunu İlhan Cavcav söyleyince Sinan'dan ümitlerim arttı. Açıkçası son dönemde İlhan Cavcav'ın yaptığı icraatleri pek beğenmiyorum ama futbolcu olunca konu en çok güvendiğim isimdir İlhan Cavcav. Vasat bir maçın sonunda böyle bir sohbet güzel oldu. Kaptan Erkan'da sakatmış 1 ay kadar sonra takımda ki yerini alabilecekmiş. Stadın uzak olması bizi maça gelirken 2 kere düşündürdü, bunun yanında oynanan futbolda pek keyif vermeyince bir daha gelirmiyiz iyice meçhul oldu. Belki Kaptan sahalara döndükten sonra bir daha gideriz. Ama keyifli bir son oldu günün sonu. Değdi herşeye rağmen.
7 Temmuz 2009 Salı
Çok Sevgili Yöneticiler Açıklama Bekliyoruz!!!!

20 Haziran 2009 Cumartesi
Geç Kalmamak Lazım!

8 Haziran itibariyle resmen açılan transfer sezonunda en pasif kalan takımlardan biriyiz. Öyle ki şu ana kadar bonservisi elinde olan 2 futbolcu almaktan başka bir şey yapamadık. En mantıklı transferimiz bana göre Teknik Direktörümüz Thomas Doll. Bunun dışında Hacettepe'den en sonunda bizim olanları aldık. Bizim olanları almak bu kadar geciktiği için bu haldeyiz birazda zaten. Hacettepe'den gelen 5 oyuncu içinde beğendiğim isimler var ama durumları hala muallakta diyebiliriz.
3 Haziran 2009 Çarşamba
YAZIKLAR OLSUN!!!

12 Mayıs 2009 Salı
Böyle Olmaz Ama Başkan.
Seçim esnasında yaptığı konuşmada affettiğini söylemiş ama en sonunda yapılan oylamayla ihraç ettirmiş. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyebiliyorum bunun üstüne. Yaptığın hizmetler büyük sen olmasan bile kendin uygun gördüğün bir aday çıkar, senin yönettiğin gibi yönetecek adamı yarat, şu an yoksa yine başkanlığa sen adaylığını koy ama bu Gençlerbirliği için çalışan adamlardan ne istedin başkan? Bir muhalefetin olması, yaptığın işlerin denetlenmesinin nesi kötü. Demokratik ortamda daha sağlıklı kararlar alınmasını kolaylaştırmaz mı bu durum? Birlik beraberlikten bahsediliyor. Sıkıntıları tekrar yaşamak istemiyoruz diyorsun başkan ama bu yaptığın başlı başına sıkıntı değil mi? Yarın öbür gün bu yaptıklarının yüzünden çeksek isyan bayrağını bizide maça almayıp mı ihraç edeceksin acaba?








