4 Ekim 2009 Pazar

İşte Muhtemel 11'imiz!

Bu postu yazdığıum sıralarda Ankaragücü, Galatasaray'ı evinde dağıtırken Kayseri'de Es-Es'in namağlup ünvanına son vererek oldukça zevkli ve ilginç bir hafta yaşattılar. Şimdi ise gözler iki namağlubun maçına çevrildi. Dört takımdan 2 takıma inen bu ünvan bu hafta tek takıma da inebilir bu iki takım namağlup yoluna devam da edebilir. Tabii ki iyiden iyiye içimde hem Fenerbahçe'yi devirip 3 puan almak, hemde namağlup tek takım olmak heyecanı baş gösterdi. Bu kadar ilginç sonuçların alındığı hafta da bir heyecana da biz imza atsak hiç fena olmaz. 7'de 7 yapan Fenerbahçe'nin hızını kesebilirsek bu hafta herkesin dilinde Ankara olacak. Bu heyecan dolu maç öncesinde kadromuzu vereyim istedim. Maç sonu değerlendirmem yarın gelecek büyük ihtimalle, o yazıyı yazarken bir yandan da Ankara futbolunun yeniden şahlanması hakkında bir iki kelime dökmek istiyorum, bu sebeple "Haydi Gençler güldürün bizi" diyerek ilk 11'imizi veriyorum. Kadromuz artık ezberlenmişti biliyorsunuz ancak bu hafta süpriz bir kararla Burhan kenara alınmış ve Trabzon maçında ki harika frikik golünün sahibi Bilal ilk 11'e girmeyi başarmış. Bakalım nasıl bir etki yaratacak.

Football Fans Know Better

3 Ekim 2009 Cumartesi

Gençlerbirliği ve Rakipleri 2009-2010 Sezonu 8.Hafta


8. hafta geldi Süper Ligde. Gençlerbirliği geçen hafta kabus gibi başlayıp, şansızlıklarla biterek, 2 puanı bıraktığı haftanın ardından bir diğer zorlu rakip karşısına çıkıyor. Ankara'da arap atı misali sonradan açılan Trabzon karşısında 1 puanı aldıktan sonra, şimdi İstanbul deplasmanındayız. Rakip 7'de 7 yaparak rekora doğru koşan lider Fenerbahçe.

Fenerbahçe'ye değerlendirmesiyle başlayacağım tabii ki, hafta içinde UEFA Avrupa Ligi maçı sebebiyle Moldova deplasmanına gitti. Maçın özetini izledim ve Fenerbahçe'yi bu oyunla yakalarsak yenebiliriz diye düşünüyorum. Sheriff gibi ismi pek duyulmamış bir takım karşısında oldukça pozisyon vermişler. Bu tabii ki defanstaki açığın, sorunun göstergesi. Kahe gibi bir forvet tam açılmışken Burhan ve Mustafa'nın desteklemesiyle çok iş yapabilir böyle bir defansa karşı. Fenerbahçe kadro kalitesi ve Avrupa tecrübesiyle zaten 2-0 önde başlaması gereken bir maçta 1-0'lık skoru açıkçası zorla almış, yine kurtarıcısı kaptanları Alex. Alex bizim takımında belalısı bilindiği üzere. Geldiği ilk zamanlar varsa yoksa bize patlıyordu. Fenerbahçe her ne kadar Dos Santos, Guiza gibi isimler oynayamamış olsa da Fenerbahçe'de bahriz bir şekilde gözlenen sorunlar var. Bizim en büyük dezavantajımız deplasman takımı olmamızın yanında, Dos Santos ve Guiza'nın takıma katılacak olması, ligde cezası biten Emre'de bu maçta forma giyebilecek. Rakibin tek eksiği Colin Kazım. 8'de 8 yaparak sanırım lig tarihinde bir rekora imza atabilirmiş Fenerbahçe, bu rekorun baskılarını üstlerinde hissederlerse daha rahat bir oyun sergileyebiliriz. Manisa ve son Antalya maçlarında ki son dakika gollerini unutmamak lazım, bizimde bu son dakikada çoğu takımdan çekmişliğimiz çoktur. Tabii ki baş sırada Fenerbahçe bizi son dakikalarda yıkmayı en çok adet edinen. Özellikle Alex'e bu sebeple dikkat etmek gerek diye düşünüyorum. Aslında bizim için tablo biraz iyimser gibi olsada, ne olursa olsun rakibimiz şu an lider, yenilgisiz ve ev sahibi.

Gençlerbirliği'ne gelince, takımda eksik olarak bulunan tek isim Sinan. Sezon başından beri onsuz geldik sanırım çok eksikliğini hissetmeyeceğiz. Bunun dışında geçen maçta da belirttiğim bir korku var takımda. Bu korkuyu ben ilk yarı korkusu olarak adlandırıyorum. Çünkü ilk yarıda temkinli olarak başlıyor takım ve daha çok gol yememeye çalışıyor. Ankaragücü maçında rakip biraz daha zayıf diye atak başlayıp golü attıktan sonra maçı kendi sahamızda kabullendik. Daha sonra Trabzon karşısında maça daha defansif başladık ve konsantrasyon eksikliğindende kaynaklı bir anda 2 gol birden gördük kalemizde. Haftalar geçtikçe takımın üstünde bir yenilmeme korkusu baş gösteriyor sanırım. Bu korkunun atlatılması yenilmemizle mi mümkün olacak hiç bilmiyorum ama Fenerbahçe'yi bu kadar zayıf yakalamışken yenmemiz gerek mutlaka. Onların üstünde de bizim üstümüzde de stres maçı biraz tutuk geçirebilir. Beraberlik yine yüksek ihtimal gibi duruyor. Dediğim gibi Kahe, Fenerbahçe defansını iyice dağıtabilecek özellikte biri. Bizim defans oyuncularının daha iyi konsantre olması gerek, zira başta Alex daha sonra da vatandaşı Dos Santos oldukça tehlikeli isimler. Mustafa Pektemek ve Burhan'ın performansı maçı etkileyecek önemli faktörlerden. Tozo, Mustafa, Harbuzi üçlüsü top mücadelelerinde zayıf kalıyorlar, Emre, Lugano, Bilica gibi sert oynayan fizik gücü yüksek futbolculara karşı ayakta kalması gerek en büyük dezavantajlarımızdan biride bu.

Futbol açısından çok zevkli geçecek bir mücadele olması yönünde şüphelerim var. 4 namağlup takımdan biri bu maçta 3 takıma düşmeyebilir. Bu kadar çok beraberlik almışken, böyle bir tablo sergileyen rakiple yapacağımız mücadeleden beraberlik çıkması yüksek ihtimal.

1 Ekim 2009 Perşembe

Four-Four-Two Ekim Sayısına Bakış...


Bu yazıyı daha çok Gençlerbirliği taraftarları için yazma gereği duydum aslında. Four-Four-Two'nun Ekim sayısını ilk alan biriyim malumunuz içinde benim blogda olunca. Dergiyi elime aldım ve Gençlerbirliği ile ilgili neler var diye şöyle bir araştırdım.

İlk olarak blogumun tanıtımı var derginin "Altıpas" bölümünde. Sırf bunun için okunmaya değer diyerek, alçakgönüllüğümü göstermiş olayım :D. Yine "Altıpas" bölümünün içinde ki "Bu Çocukta İş Var" adlı bölümde her ay bir genç yeteneği konuk ediyorlar. Bu ay ki konukları 1993 doğumlu, genç milli takımlar oyunucusu Artun Akçakın. Bizim için bu çocuğu özel kılansa kendisinin şu anda Gençlerbirliği formasını terletmesi. Yalnız klasik hayal kırıklıklarımızdan birini daha yapılan röportajı okuyunca yaşayabiliriz. Dediğim sanırım rahatça tahmin edildi, "5 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?" sorusuna cevabı maalesef klasik olmuş. Yine de 9 senedir formamızı terletiyor ve Ankara doğumlu "bizim çocuklardan" kendisine başarılar diliyoruz. Umarız çok uzun seneler bize hizmet eder, hele ki pozisyonu forvet tam ihtiyacımız olan bölge. Böyle giderse daha çok uzun seneler bu transfer politikasıyla forvet transfer edemeyeceğiz, bu yüzden altyapıdan yetenekli forvetlerimizin çıkması çok önemli.

"Son 25 yılın efsane 10 takımı" başlıklı araştırma yazısında ise 2002-2003 sezonunun Gençlerbirliği'ne yer verilmiş. Ali Ece benden bununla ilgili fikir istemiş ancak benim o sıralar internete girmekte sıkıntı yaşadığım döneme denk gelince 2 gün gecikmeyle yollamıştım ancak kendisi yazıyı baskıya yollamış bu sebeple yardımcı olamamıştım. Baya üzüldüm ancak yazılan yazıda kısa olmasına karşın benim yazdıklarıma yakın. Hatta takımın yıldızı ve gizli kahramanı bölümü de oldukça başarılı. Benim yazdığım isimlerden farklı ama yine de doğru tespitler olduğu kanaatindeyim. Ben o takımdan kimseye toz konduramıyorum duygusallıkla, bir kahraman seçmem oldukça zor olmuştu düşününce ancak bu isimlerinde doğruluğuna onay veririm. Bugün o başarının neden devamı gelmediğini de sormuştu kendisi, o soruya yanıt yazıda birşey bulamayınca maili geç cevapladığıma bir kez daha çok üzüldüm. Umarım bir daha sefere bu tür araştırmaya katkı verebilirim. Gençlerbirliği benim için bir tutku, dergide ki her yazıda Gençlerbirliği'ne bağlanacak bir uç bulabilecek kapasitede olduğumu düşünüyorum :).

"Kazanan onlar olmalıydı" yazısında ise "İlhan Mansız" var. İlhan Mansız'ın bizimle ilgisi yok tabiki ama maç Beşiktaş ile Gençlerbirliği'nin efsane Türkiye Kupası maçı. Futbolculara oturtulup ders diye izletilmesi gerektiğine inandığım o müthiş maçta bize 3 gol birden atan İlhan Mansız'dan kaybeden kahraman olarak bahsediliyor. Gençlerbirliği ile ilgili gözüme çarpanlar bu kadar. Gençlerbirliği dışında ise CM oyunlarının patronuyla yapılan söyleşi, şimdi Eskişehirli olsa da "bizim çocuk" sayılan Youla ile yapılan röportaj güzel gerçekten. Bucaspor'un genç akademisiyle ilgili yazıyı da keyif alarak okudum. Real vs. Barça yazısı ve Hollanda amatör takımları arasında ki ezeli rekabet yazıları futbolun ne derece bir güç olduğunun göstergesi. Genel anlamıyla çok hoş bir dergi olmuş yine bu ay. Gençlerbirliği ile ilgili konular az olsa da blogumun tanıtımını görmek yetti bana :). Yine de alacakların pişman olmayacağı dergi Four-Four-Two.

Blogumun Tanıtımı Four-Four-Two Dergisinde!


Gençlerbirliği ağırlıklı futbol yazıları yazdığım blogum, Four-Four-Two dergisi yardımcı editörü Ali Ece Bey'in ilgilenmeleriyle SkyTürk'teki Total Fubol programının ardından yazılı olarakta Four-Four-Two dergisinin Ekim sayısında tanıtıldı. Dergi içinde ki "Altıpas" köşesinin "@Web" kısmında bulabilirsiniz blogumun tanıtımını.

Buradan Sayın Ali Ece'ye tekrar teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca blogumun bugün tanıtılmasında en büyük yardımı yapan, blog yazmaya kendisinden özenip başladığım http://www.anadoludanfutbol.blogspot.com/ adresli blogun yazarı "üstad" Hüseyin Ataş'a ne kadar teşekkür etsem azdır. Son teşekkürlerimi ise yazılarımı beğenip, blogumu okumaya layık bulanlara ediyorum. Sizlerin sayesinde yazma şevki ve azmi büyüyor içimde. Futbolu Sevenlerin Dergisi Four-Four-Two'ya çıkarak bir hayalimi daha gerçekleştirmiş oldum. Derginin Ekim sayısı bayilerde.

27 Eylül 2009 Pazar

En İnceci Doğu Alman: Thomas Doll


4-4-2 Dergisi Eylül sayısında o çok bahsettiğim Thomas Doll röportajını yayınlama vakti geldi diye düşünüyorum. www.berezilya.com sitesinde görünce röportajı kendilerinden istedim ve siteye kopyalıyorum. Dergiyi alamayıp, okuyamayanlar için Thomas Doll röportajı burda buyrun efendim. Önemli yerleri kırmızı yazıyla yazdım, Gençlerbirliği taraftarları bu kırmızıları okuyunca eminim geleceğe oldukça umut dolu bakacaklardır.



Umut Çelik / 4-4-2

Dortmund ve Hamburg gibi büyük kulüpleri çalıştırdıktan sonra mütevazı bir ekip olan Gençlerbirliği’ne geldiniz. Burayı seçmenizdeki sebep neydi?
Dortmund’dan ayrıldıktan sonra bir yıl boştaydım biliyorsunuz. Böyle bir zamanda üst düzeyde bir kulüp bulmanız biraz zor oluyor. Almanya ikinci liginden teklifler aldım fakat alt liglerde çalışmak istemediğim için reddettim. Gençlerbirliği ile birlikte başka ülkelerin takımlarından da teklifler aldım. Ankara’ya gelip gördüm ve teklifi kabul ettim. Eğer kabul etmeseydim ekime kadar bekleyecektim. Bu süre zarfında neler olacağını bilemezsiniz.
Almanya dışında hiçbir takım çalıştırmamış olmanızın ne gibi dezavantajları var?
Tabii ki bazı farklar vardır ama futbol olarak baktığınızda bir dezavantajı olduğunu söyleyemeyeceğim. Temel aynı temel, futbol aynı futbol. Sadece bulunduğunuz yer farklı. Bu da benim düşünceme göre önemli bir olgu değil.
Gençlerbirliği’ne geldiğinizde takıma kattığınız şeyleri sormak istiyorum. Kendi mantalitenizden neleri uygulamaya koydunuz?
Buraya geldiğimde yaptığım ilk iş defansif kurguyu oturtmak oldu. Defansif yönden zaaflarımızı geliştirmek için çalışmalara başladık. Bunun için günlerce çalıştık. Gerekli gördüğümüz transferleri yaptık. Amacımız lige damgasını vurabilecek bir takım yaratmak.
Türk futbolunu ve ligini daha önceden takip ediyor muydunuz?
Almanya’da sadece Türkiye’deki büyük takımların Avrupa’daki maçlarını takip edebiliyorsunuz. Bir de milli takımların karşılaşmalarını izlemek mümkün olabiliyor. Fakat bu demek değil ki hiç haber almıyorduk. Elbette Türkiye’de kaliteli futbolcuların olduğunu duyuyorduk, biliyorduk.
Yaşamınızdan memnun musunuz? İnsanların size bakışı nasıl? Ankara’da nasıl karşılandınız?
Geldiğimden bu yana etrafımda hep kaliteli insanlar oldu. Kendileriyle sürekli görüş alışverişinde bulunuyorum. Şu an otelde kalıyorum ama çok yakında daireme taşınacağım. O zaman Türk insanının arasına karışıp, Türkleşeceğimi düşünüyorum. Halk olarak çok sıcakkanlısınız. Bu hoşuma gidiyor.
Ankara’ya geldiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey neydi?
Esenboğa Havalimanı’nın büyüklüğü ve güzelliği beni çok etkilemişti. Havalimanın şehre çok uzak olması da gözümden kaçmadı fakat bunun sebebini daha sonra anladım. Haritadan baktığımda Ankara’nın bu kadar çok yeşil alana sahip olduğunu tahmin etmemiştim fakat buraya gelince tam tersini gördüm. Gençlerbirliği tesislerinin modern oluşu ve sadece Ankara’da değil tüm Türkiye’de saygınlık gören bir başkanımızın olması da beni etkileyen başlıca şeyler.
İlerisi için aklınızda neler var? Bir teknik direktör için genç yaştasınız.
Bireysel olarak hedeflerim, düşüncelerim var tabii ancak şu an için tek düşüncem takımımızın başarılı olması. Takımı ne kadar iyi hale getirirsek bizden sonra çalışacak hocaların da işini o kadar kolaylaştırmış oluruz. Bu tip şeyler uzun vadede olacak şeyler. Kısa zamanda bir takımı çok iyi yapamazsınız. Tabii takım gelişirken biz de gelişeceğiz. Dolayısıyla amacım bunun için çalışıp olabildiğince ileri gitmek. Gençlerbirliği’nin gelecekteki teknik direktörlük kariyerim için çok önemli bir yer edeceğini düşünüyorum.
Geçmişte yaşadığınız başarılarınızın yanında başarısızlıklarınız da oldu. Bunlardan ne gibi dersler çıkardınız?
İnsanlar geçmişlerinde belli başlı hatalar yaparlar. Kariyerimde yaptığım en büyük hata, hem Dortmund’da hem de Hamburg’da olduğum dönemlerde takımın yetersiz olduğunu görüp yaptığım transfer taleplerimi, yönetimlerin gerçekleştirmemesine rağmen durumu kabullenmemdi. “Takviye yapmamız gerek” dediğimde sürekli erteliyorlardı ve “Sen halledersin, gerekirse yaparız” diyorlardı.
Hamburg’ta nasıl sıkıntılar yaşadınız?
Hamburg’da çalıştığım dönemde ilk 11 futbolcu dışındaki isimler yetersizdi ve bu durumu söylediğim halde yönetim transfere yanaşmamıştı. Bir ara 6-7 futbolcunun sakatlıklardan ve cezalardan dolayı forma giyememesi üzerine alt yapıdan futbolcuları alıp hiç tecrübeleri olmamasına karşın Bundesliga maçlarında oynattık. Haftalar boyu gol atamadık ve ligdeki sıralamada geri düştük. Bu durum dışarıya farklı lanse edildi, ben ve ekibim başarısız kabul edildik. Hâlbuki yaptırım gücümüzü kullanabilseydik çok daha farklı olabilirdi.
Dortmund’da ters giden neydi?
Hücum olarak çok iyiydik, Almanya Kupası’nda final oynadık ama savunmamız kötüydü ve sezon sonunda çok fazla gol yemiştik. Hamburg’da olduğu gibi Dortmund’da da sezona iki stoperle başlanamayacağını, o oyuncularla maçların kazanılamayacağını yönetime defalarca iletmeme rağmen transfer yapılmamıştı. Bu benim başarısız olarak görünmeme sebep oldu. Aynı hataları bir daha asla yapmam.
Hamburg mu Dortmund mu?
Hamburg.
Neden?
Ailem orada yaşıyor. Ayrıca Hamburg’da gençleri, altyapıyı çalıştırdım. Çok sıkı bağlantılarımın olduğu bir yer.
Gençlerbirliği’nin genç oyuncuları oynatıp büyük kulüplere satmak gibi bir geçmişi var. Her zaman kadrosunda birkaç tane kaliteli genç yetenek barındırır. Mustafa Pektemek bu sezonun örneklerinden biri. Sizin genç futbolculara bakış açınız nasıl?
Antrenörlük kariyerime ilk adımı altyapıda attım. Tabii ki genç futbolcuları bulmak, onları çalıştırıp üst seviyeye getirmek benim görevim. Bunu yapabilmeniz için futbolcunun belli bir kalitede olması gerekiyor. Bir potansiyeli olmalı ki siz onu daha da iyi yapabilesiniz. Eğer öyle bir potansiyel yoksa zaten ne kadar uğraşırsanız uğraşın fark etmez. Mustafa Pektemek’in muazzam yetenekleri var ancak geliştirmesi gereken özellikleri de bulunuyor. Kendisini geliştirirse dört dörtlük olabilir ve ileride şu an konuşulduğundan çok daha fazla konuşulur. Biz böyle futbolcuları bünyemizde barındırmaktan dolayı mutluyuz. Bu tip futbolcuları çıkarmak ve yetiştirmek de önemli. Kulübün gelenekleri doğrultusunda bunu yapmak bir görev ve ben de seve seve yapıyorum.



NOT: röportaj bana ait değilse de bu resmi her yerde bulamazsınız. Ahmet Günen ağabey'in yakaladığı bir fotoğraftır, kendisine teşekkür edeyim burdan..

Erkin Koray - Ankara Rüzgarı

Son yazımda bir dizesini verdim ama şöyle renk olsun şarkıyı verelim dinleyin. Giderayak müzik molası verelim. Erkin Koray'ın konserinden parçanın aslı değil biraz modifiyeli ama güzel :).


26 Eylül 2009 Cumartesi

Nasıl Bırakacağım Seni Ankara!


Pazartesi sabahı itibariyle Eskişehir yollarına koyuluyorum. Okul açılıyor, tatil bitti ama içimi asıl burkan Ankara'dan ayrılmak. Dünden beri hiç güzel gelmediği kadar güzel geliyor gözüme Ankara. Artık neyin etkisiyle böyle bir sendrom yaşıyorsam, üniversiteyi kazanıp gittiğim zaman bile bu kadar ayrıldığıma üzülmemiştim.


Dün maça giderken Abidinpaşa'dan Ulus'a doğru yürüyerek gittim. Tam Altındağ belediye binasını arkama alıp, Hacettepe üstünden şöyle bir izledim Ankara'yı. Çok değişik ve güzel geldi gözüme. Her zaman ki kasveti üzerindeydi yine ancak ayrı bir havası vardı kimseye benzemeyen. Başkent olmanın verdiği ağırlıkla bakıyordu bana. Haccettepe Hastanesi'nin orada ve bu akşam açılışı yapılan 50. yıl Cebeci Park'ından yükselen devasa Türk Bayrakları, bütün şehri selamlıyorlar tüm kırmızılığıyla dalgalanarak. O dev bayraklardan çok çeşitli yerlere koymuşlar, gerçekten Başkent olmanın getirdiği gururla çok yakışıyor Ankara'ya bu görüntü. Atakulesi, gökdelenleri, üniversiteleri, Anıtkabir, 19 Mayıs Stadyumu, Gençlik Parkı sanki bunların hepsi olması gereken yerlerindeymiş ve en estetik ancak böyle dizilebilirlermiş gibi geldi gözüme. Bugünde tekrardan düzenlenip açılan Gençlik Parkını gezdim, kaçtır maça gidip geliyorum kısmet olmamıştı gezmek, çakal yuvası, kızlara asılan insanlıktan nasibini almamış kişilerin, tinercilerin yuvası olmuştu son zamanlarda. Son seçim çalışması ayağına mıdır artık yenileme çalışmaları yapıldı ve yiğidi öldür hakkını yeme demişler, Melih Gökçek'in Ankara için yaptığı en hayırlı işlerden biri oldu diye düşünüyorum. Harika bir düzenlemeyle ailelerin gezdiği bir mekan halini almış görünüyor ama modası geçtikçe bakımsız kalırsa tekrar eski köhne günlerine döner mi diye de sormadan edemedim kendi kendime.
Yolda bir iki kişi beni çevirip adres sorunca tarif ettim. Birde lunaparkta "buster" denilen o yeni aletin en tepesinde Ankara'yı izlerken yanımda Ankara yabancısı bir kızın soruları üzerine göstererek anlattım Ankara'yı. Alıştım artık yabancılık çekmiyorum dediğim Eskişehir geldi aklıma, aslında ne kadar yabancı olduğumu hissettim hala. Ait olduğum, yabancı olamayacağım tek yer, her yerini bildiğim Ankara olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Gençlerbirliğim de bu kadar güzel oynarken şimdi terkedilir mi be Ankara?. Maalesef gelecek kaygıları, okul okumak şart, bir de bu sene yandal belasına bulaştık olursa işim daha zor. Ankara'ya her maça gelmek istiyor ya gönül bu nasıl mümkün olacak bilemiyorum. Ara ara yakın deplasmanların yanında bir de tabikii Eskişehir deplasmanları yapabileceğim ve gelebildiğim kadar Ankara'ya gelmeye çalışacağım.


Bu kadar yoğunlukta yaz vakti ayırdığım ilgiyi bloga da çok ayıramayacağım gibi gözüküyor en çokta bu beni üzüyor. Kaldığımız öğrenci yurdunda internetin olmaması da en büyük handikapım. Bu zorunlu ilgisizlikten dolayı herkesten şimdiden özür diliyorum. Elimden geldiğince yazılarımla karşınızda olacağım ama her gün her gün atamayacağım maalesef yazılarımı. Yazıp biriktirdikten sonra, interneti yakaldığım gün bir kaç post ile karşılaşabilme ihtimaliniz çok daha yüksek. Yarın(Pazar) son günüm Ankara'da, içimde daha fazla depreşmeden Ankara aşkı yazıyı burada noktalayım. Erkin Koray'ın "Ankara Rüzgarı" şarkısından dizelerle sonlansın madem :).




Bu bir Ankara usülüdür Ankara'dan çıkar

Yeni olsa ne eski olsa ne çıkar

Delikanlılaar ben, biz, onlar

Aaa bak daha ne var

En hızlı zamanında ankaranın sevdik birbirimizi

Sen ve ben belki çok erken

Ama çok yakındık birbirimize

Bir kız ve bir erkek

Çıııığ gibi yağdık Ankaranın üzerine!!

25 Eylül 2009 Cuma

Şükür ki Berabere Kaldık(?) ; Hala Namağlubuz!!

Alıştık artık beraberliğe. Ancak kaçan beraberlikten yakınıyordum haftalardır, işte bu haftada kaçtı ama yanmıyorum. Hakem maçı bitirsin en azından 1 puan diye dua ettim yalan değil. Takımda bir gariplik var ilk yarısı, ikinci yarısını tutmuyor. Ya sorun takımın psikolojisinde ya da ikinci yarı giren oyuncular aslında ilk yarıda oynamalı. Nedir problem anlamadım ama Eskişehir maçından beri bir gariplik olduğu kesin bu takımda. Problem neyse bir an evvel çözülmeli ama tek bildiğim budur.

Maç öyle bir başladı ki herşey olağandışıydı sanki. Öncelikle maça girdik ve ilk haftalarda gördüğümüz Gençlerbirliği taraftarı pek yok gibiydi ve bağırmaktada isteksiz gibiydi. Aman dedim herşey eskiye mi dönüyor derken bir baktım staddan aşağıya millet kuyrukta sıralanmış başlamasına 10 dakika kalmış maça girmeyi bekliyorlar. Tabi çoğu maç başladıktan sonra oyuna dahil oldu ve Trabzonspor maçın başlamasıyla 1-0 öne geçti. Tabii bütün tribün bende dahil şok içindeyiz. Maça yeni girenler soruyor nasıl oldu gol diye. Cevaplıyorum herkese "bende anlamadım ki Orhan ileri çıktı dönemedi sağdan geldiler sol kanatları boş kaldı Gabriç attı". Maç ondan sonra öyle bir hal aldı ki bizimkiler Maratonda polislerin ayırdığı boşluk dışında, boşluk bırakmadan tıklım tıklım doldurdu tribünleri ya neye yarar. Trabzon bastırdıkça bastırıyor. Orhan'ı ilk kez bu kadar motivasyonu eksik, konsantrasyonu eksik gördüm. Tabii Trabzon madeni buldu Gabriç ile oradan geldikçe geldi üstümüze. Böyle baskıların arttığı sıra 16. dakika oldu Gökhan, Colman'a güzel bir pas attı bizim yavaş ve bir de uyuyan defans yüzünden bir anda karşı karşıya kaldı Serdar ile Colman. Tabii ki adam 10 numara diye oynuyor affetmedi pozisyonu 2. gol geldi. Biz böyle, Trabzon böyle oynarsa farka gider dediğim andı o dakika. Yavaş yavaş sesimizi çıkarmaya başladık, Trabzon 2-3 dakika daha üstün bir oyun oynadı. Daha sonra tıpkı Ankaragücü maçında olduğu gibi önce dengeyi kurduk. Biraz orta alan mücadelesi derken, biraz laubali oyun oynmaya devam ettiğini düşündüğüm Harbuzi, Colman'ın pozisyonuna benzer bir şekilde pozisyon yakalayıpta gol atınca, bizim tribün coştu önce ardından 30. dakikada gelen bu golle uyuyan Gençlerbirliği uyandı ve atak yapmaya yeniden başladı. İlk yarıda gözüme en çok batan hakem oldu. Verdiği bir kaç hatalı karar olduğunu düşünüyorum ancak bundan daha öte oyuncuların en ufak itirazında dövecekmişcesine üstüne yürümesi bana kalırsa otorite çabasından çok provoke çabası gibiydi. Çok saçma yerlerde, saçma agresif tavırlar sergiledi. Onun dışında takım olarak Trabzon iyi pas yaptı ancak Gabriç ön plandaydı. Yetenekli bir futbolcu gereçkten. Trabzon tribünleri eski havasından uzak, çok boşluklu ve sessizdi bugün. Bizde göze çarpan bir isim olmadı. Kötü oyunuyla Orhan Şam hayal kırıklığıydı ilk yarı. Yanı sıra Mustafa Pektemek ve Burhan'ın kanatlarda ki istikrarsızlığı bugüne de yansıdı ve hiç etkili olamadılar ilk yarı itiabriyle.
İkinci yarının başlama düdüğüyle 3. santramızı yaptığımız andan itibaren saldıran bir Gençlerbirliği vardı. Burhan ve Harbuzi çıktı yerlerine Sandro ve Hurşit başladı 2. yarı ilk on birde. Mustafa sağ kanada geçti ama o da vasatı aşamadı ve ilerleyen dakikalarda yerini Bilal Çubukçu'ya bıraktı. Hurşit o sıraya kadar sağ kantta Tayfun yerine tercih edilen Song'u bir türlü geçemiyordu. Ancak Bilal'in sola Hurşit'in sağa geçmesiyle sürekli kanat değiştirerek oynadılar. Ve iyice hapsettik kendi sahasına Trabzonspor'u. İşte eleştirdiğim nokta burada, takım böyle oynayabilirken bir ilk yarı fobileri var tutuk başlıyor. Başta sorduğum neden bundandır. Orta alan mücadelesine yakın geçse de ilk yarıda yaptığımız top kayıplarını bu sefer Trabzon yapmaya başlayınca daha iyi pas yapan takım hüviyetine biz büründük. Tozo çok teknik oynamaya başladı. Bu arada Cem Can'ın hakkını vermeliydim. Fiziksel gücünden ziyade artık oynadığı futbolda çok çok iyileşmeye başladı. Özelikle defansa gelmeden kestiği toplarla çok yardımcı oldu savunmaya. Orhan Şam toparlandı, Kahe harika futbol sergiledi. Gol bekleyip göremesekte Kahe'den, topu o kadar güzel göğsünde yumuşatıp indirdi ki arkadaşlarına, hayran kaldım. Ardından uzun zamandan sonra kaleyi tutan bir frikik şutu geldi Sandro'dan ardından ise sağ kanatta aut çizgisine çok yakın bir yerden frikik kazandık. Topun başına sol ayaklı biri lazımdı kim kim diye bir birimize bakarken Bilal geçti topun başına. Ben hiç ihtimal vermedim atacağımıza, daha çok içeriye orta olacak bir top gibi geldi bana ancak topa öyle güzel vurdu ki sol köşeden topu astı kaleye resmen. Gol ile daha çostuk tabi ki. Tribünde, takımda daya gayretli oynamaya başladık. Trabzon'un da yer yer ileriye çıkmalarından, oyunu riske atmalarından faydalanarak Hurşit ile kontrataklara çıktık. Song karşısında zorlanan Hurşit, Bilal ile kanat değiştirip sağa geçince Ferhat Öztorun'u harcadı desek yalan konuşmayız. Bu dakikalardan sonra Hurşit'in çalımlarla sıfırdan bir gol denemesini kaleci Sylla kornere çeldi orda Kahe'ye pas çıkarmayı düşünse gol olacak. Ardından solda cirit atmaya başlayan Aykut içeri girdi ve şutunu yine kaleci çeldi, direğin dibinden dışarı çıktı. Yandık tabi nasıl yanmayalım, geri dönüş tarihi yazacaktık. Ama asıl yandığımız tam dakikalar 90'ı gösterirken +3 dakikalık uzatmalar yeni başlamışken, Trabzonu çok güzel bir kontratak ile yakaladık. 3 Brezilyalımız Kahe aldı topu hemen sağa Tozo'ya, Tozo bekletmeden geri Kahe'ye, Kahe'de bu sefer sağ tarafta bomboş Sandro'ya attı. Sandro biraz daha topu sürüp, Brezilyalı tekniğini kullansa öndeyiz ama aceleci davranıp gelişine yerden plaseyi patlatınca, direğin dibinden giden top içimizi deldi geçti sanki. Bu ataktan sonra Trabzon'un bir atağı gerçekleşti işte o sıralar dua etmeye başladım bari böyle bitsin maç diye. Bu arada atladığım bir kaç olay daha var maç 2-2 iken Trabzon'un da bulduğu 2 kontratağın en tehlikelisini Radeljic çok güzel bir hamle ile kesti. Hakkını teslim edelim. Kötü başladı dediğimiz Orhan'da son dakikalarda atakları kesmesiyle kurtardı biraz. Ancak maç sonunda futbolcuları çağırdığımızı duymasına rağmen direk soyunma odasına gidişi içimizi burktu taraftarlar olarak. Maç bu skorla bitti yine kaçırdığımız ama yine de namağlubuz diye sevindiğimiz ve şahsi görüşüm olarakta beraberliği kurtardık en azından diyebildiğim bir maçtı.


Aykut Demir'e ayrı parantez açmak lazım. Yükselen form grafiği bugün tavanlarından birini yapmıştır sanırım. Ataklar kesti, ataklar başlattı. Son dakika Trabzon'un Yattara kozunu çok iyi durdurdu. Bu maçta gerçekten harikaydı. Milli takımı sonuna kadar hakediyor bana kalırsa. Kahe'yi anlatmaya gerek bile duymuyorum. Kafaya çıkacak sanarken o göğüste yumuşatılan toplar, bencil davranmayıp akıllıca verilen paslar ve artık iyiden iyiye koşmaya başlamaları süper ötesi Kahe. Maalesef ki sezon sonu yolcu gibi. Ancak herşey yolunda sanılmasın, nu ilk yarı tutukluk olayımız olduğu müddetçe kötü oynuyoruz. Burhan, Mustafa ve Harbuzi'nin artık bir istikrara girmesi gerek böyle çok yürümez gibime geliyor.
Maçın Adamı: Aykut Demir
Maçın Golü : Bilal Çubukçu ( hem beraberlik, hem frikik golü daha ne olsun?)
Maçın Olayı: 2-0 mağlubiyetten, 2-2'lik geri dönüş
Maçın Kazananı: Gençlerbirliği ( Hala namağlubuz :) )
Not: resimler ajansspor.com sitesinden alıntıdır.

Dünya "Gençler" Futbol Şampiyonası: FIFA U-20 Dünya Kupası!


FIFA 20-yaşaltı Dünya Kupası, Mısır'da başlamış. Futbolun en zevkli yanlarından biridir, geleceğin yıldızlarını takip etmek, "bu çocuktan adam olur" demek ve "keşke şu oyuncuyu bizimkiler alsa" tarzında içgeçirişler. Dünya Kupası'nı veya Avrupa Şampiyonalarını çok takip etmiştim ancak 2005 senesinde izlediğim bir 20 yaşaltı turnuvayı hala unutamam. Futbolcuların kendilerini göstermek adına bireysel yeteneklerini ön plana çıkarıp aynı anda takım halinde bu kupayı kazanmak adına güzel takım oyunuyla, üstün mücadelelere girmesi, seyir zevki çok çok yüksek maçlara sebebiyet veriyor bana kalırsa. Bu turnuva'da izlenmeye değer bana kalırsa.


2005 yılında unutamadığım turnuvaya da şöyle bir değinecek olursam, o sene bizim takımda vardı ve onları özellikle takip etsemde, özel olarak Hollanda ve Nijerya'nın takipçisiydim. Bugün Ankaragücü kalecisi Serkan Kırıntılı vardı kalemizde en iyilerimizdendi, Adanaspor'da oynuyordu o dönem, şimdilerde milli takımın yedeklerinden de olsa Türkiye'nin başarılı isimlerinden aklımda kalanlardan. O'nun dışında Nijerya ve Hollanda'ya özel hayranlığıma sebep olan futbolculardan Hollandalı Quincy-Owusu Abeiye vardı. Gana asıllı bu futbolcu keşke bize gelse diye içimden geçirdiğim isimlerdendi ama öğrendim ki Arsenal'in oyuncusuymuş haliyle hevesim kursağımda kalmıştı. Takım arkadaşı Ryan Babel şu sıralar Liverpool için ve Hollanda milli takımı için ter dökerken, Quincy maalesef beklediğim patlamayı yapamadı ve şu sıralar orada burada kiralık olarak hayatına devam ediyormuş, ayrıca Gana milli takımına geçiş yapmış parlayamayınca Hollanda tercih etmemiş sanırım kendisini. Nijerya'da ise şu sıralar Chelsea'nin oyuncusu olan John Obi-Mikel gerçekten güzel bir oyun çıkarıyordu. O'nunla beraber keşke bize gelsin dediğim ikinci isim ise Isaac Promise idi. Ancak bu oyuncuların peşindeki takımları öğrendikçe içim burkulmuştu. Tek takip eden biz değiliz tabi diye düşünerek normal bir sonuç olarak kendimi avutmuştum ancak bir tatil dönüşüydü sanırım babam dedi "bir oyuncu almış bizimkiler" diye. "Kim acaba?" dedim o zamanlar internetim de yoktu ki bakayım. Baya bir spor haberlerinde geçsin diyerek bekledim. En sonunda geçti haber; "Gençlerbirliği, Nijerya U-20 milli takımı kaptanı Isaac Promise'yi Feyenoord'un elinden kaptı" diye geçiyordu ajanslarda baya sevinmiştim o sene. İyiydi hoştu ama kaldığı 4 sene boyunca ofsaytı öğrenemedi. O gün anladım zaten Feyenoord'un elinden nasıl kaptığımızı :).


Bu anıyı anlattım çünkü böyle bir genç yetenek diyebileceğimiz, bizim takımın karakteristik özelliğine yakışır bir biçimde bir oyuncuyu alıp neden parlatmayalım diye düşünmekteyim. Başlıkta tırnak içine almamın sebebide budur tam bizlik turnuva :). Ayrıca seyir zevki açısında da çok iyi olacağına inandığım bir turnuva. Euro Sports veriyor maçları diye duydum üzüldüm ancak açık yayından TRT 3'de maçları veriyormuş. Bugün 3 maç var. İlkinin bir kısmını, 3. maçında yetişebilirsem hepsini izlemeyi umut ediyorum. Malum Trabzon maçı var takımımızı destekleyeceğiz 2. maçın oynandığı sıralar. İzlemek isteyenler için programıda vereyim;



25 Eylül Cuma
17.00 Paraguay U20 – İtalya U20 (TRT 3)

19.45 Nijerya U20 – Venezuella U20 (TRT 3)

22.30 İspanya U20 – Tahiti U20 (TRT 3)

24 Eylül 2009 Perşembe

Gençlerbirliği ve Rakiplerimiz 2009-2010 Sezonu 7. Hafta


İlk açıklanan programda Pazar günü oynanması gereken maçımız, Cuma gününe yani yarına alınmış. Normalde haftanın açılışını Beşiktaş ile Ankaraspor yapacakken, Ankaraspor'un maçlarının iptali sonucunda, yayıncı kuruluş federasyondan rica etmiş ve takımlarında onayı alınarak maç Cuma'ya alınmış. Takımlar uygun gördüyse sorun yok, hemde tribünden ağabeyimiz herşeyimiz Yücel Yıldırımoğlu'nun düğünü de pazar günü olacaktı programda bir sıkışıklık olmadan rahat rahat eğleniriz. Bir de yenersek değmeyin keyfimize. Neyse maçın ön incelemesini yapalım.


Önce konuk takımdan başlayalım. Trabzon sıralama itibariyle bir basamak üstümüzde. Puanlarımız aynı ancak Trabzonspor'un durdurak bilmeyip İstabul Belediye'ye 6 tane atması sonucu averajı oldukça iyi oldu tabi. Hatta sadece FM oyunlarında mümkün olarak gördüğüm defans oyuncusunun gol krallığı yarışması olayıda o maçla birlikte neredeyse Egemen Korkmaz ile mümkün olacaktı. Egemen Korkmaz, Trabzon defansının yükselen ismi, Bursaspor'dan sonra Trabzon'da da kaptanlığa yükselmiş bir isim bu sıralar yaptıklarıyla çok konuşuluyor. Hele yenildikleri Diyarbakır maçında gol pasını engellemek isterken topun önüne kendini ilginç bir şekilde atışı var unutulmayanlarıma kazındı :). Ufak bir Egemen incelemesinden sonra, yeniden Trabzona geçecek olursak sezona Sivas galibiyetiyle başlayınca, Sivas'ın düşüşü, Trabzon'un yeniden doğuşu dendi ancak Trabzon'un da UEFA ile başlayan düşüşü ligde de engellenemez bir hal alarak devam etti. Önce evinde Diyarbakır yenilgisi, ardından UEFA'da Touluose derken, Manisa'ya yenilip ardından UEFA'da da elendikten sonra ligin iyi kadroya sahip ekiplerinden Bursaspor ile beraberlik geldi. Tam Trabzon'da neler oluyor denmeye hatta Hugo Broos gidecek mi? tartışmaları sürerken açıldı Trabzon ve 2 haftadır kazanıyorlar. 2 haftada 9 gol atarkende sadece 2 gol yediler. Son haftalarda gerek defans, gerekse hücum olarak iyi bir görüntü sergiliyorlar. Gerçi 6 gollü maçın 3 golünü dediğimiz gibi defans oyuncusu Egemen attı. Forvetlerden Umut Bulut yeni yeni açılıyor, Gökhan Ünal ise istikrarsız şu aralar. Ancak Egemen'in attığı goller duran toplardan oluyor genelde ve bu da bizim için özellikle tehlike. Çünkü iyi oynamamıza rağmen göze çarpan en büyük zaafımız duran toplardan oluşan karamboller. Radeljic ve İlhan'ın da hava toplarında çok üstün olmadığını biliyoruz o yüzden bu tarz goller yememiz çok mümkün. Tjikuzu, Hüseyin Çimşir'in yerini doldursun diyerek alındı ancak geçen hafta ülkesinden geç döndü denerek ceza verilmiş ve kadroya alınmamıştı, bizim maçta da oynamayacak. Yattara sakatlıktan kurtulmuş, kadroya alınmış ancak ilk 11 için düşünülür mü? emin değilim. Bizden giden Engin kadrodan çıkarılmış hal böyle olunca. Zaten Alanzinho, Yattara ve Engin üçlüsü çok tehlikeli gözükse de 3ünün bir arada oynması imkansız. Bu gruba bir de Colman'ı eklersek -ki O da büyük bir çıkış içinde- bir oyuncunun kesilmesi lazım, piyango Engin'e vurmuş anladığım kadarıyla. Trabzon'dan haberler basından derlediğim kadarıyla böyle.


Bize gelecek olursak, ezberlediğimiz ilk 11 ile çıkacağız herhangi bir eksik yok. Kart cezasız, sakatlık olsa da sadece ufak tefek sakatlıklarla atlatılan bir 6 hafta geçti. Geçen sene ki sakatlık kabuslarının hiç birini yaşamıyoruz. Sağlık ekibi değişmediğine göre keramet yine Thomas Doll'da sanırım. Aynı taktik ile hücum edeceğiz takımın üstüne ancak dediğim gibi duran toplarda ki zaafımız en büyük eksikliğimiz. Defans olarak sağlam isimlerimiz var ama geç uyanıyoruz ve Gökhan Ünal gibi boylu bir forvete karşı hava üstünlüğü kurmamız çok zor gibi gözüküyor. Forvetleri de yavaş yavaş form tutmaya başlamışken işimiz zor. Ayrıca gol atabilen defanslarının yanında bizim iyi defans yapıyorlar. Bizim golcüler açılsada bi kaç haftadır, son 2 maçında sadece 2 gol yiyen bir takım karşısında zorlanacaklardır. Son bölümlere yine beraberlik gibi skorla girersek tabikii en etkili silahımız Hurşit olacak. Katı savunmayı açmak yine ona düşecek birebirdeki etkinliğiyle. Defansı son dakikalara yorgun girerse başarı oranı çok yüksek olur Hurşit'in. Defansı yormakta tabi ki Kahe'nin işi. Her birşeyi ona yüklüyoruz ama ilerde tek kalıyor. Sistem ne kadar 4-3-3 gibi gözükse de 4-5-1 taktiğiyle oynuyoruz. Mustafa dışında 3. forvet olarak Burhan etkisiz kalıyor. O yüzden tek forvet gibi forvet Kahe takımda. Allah nazarlardan saklasın açıldı şu aralar ama zor bir maç tabi ki O'nun açısından. Kadromuz çok güzel futbol oynasa da kalite açısından bu takımlardan bir gömlekten fazla alttayız. Tam da açılmaya başlamış Trabzon karşısında işimiz zor.


Lig tablosu zevkli bir maç olacağını işaret ediyor. Eskişehir maçında da aynısını dedik ve oldu. Bu maçta çok benzer bir maç ancak her ne kadar lige kötü başlasada Eskişehirspor'a göre daha kaliteli bir kadroları var. Zor bir maç bizleri bekliyor, son olarak bilet fiyatlarını verelim;


Gençlerbirliği Kale Arkası Tribün: 22,50 TL

Gençlerbirliği Kapalı Tribün: 42,50 TL

Gençlerbirliği Maraton Tribün: 32,50 TL

Trabzonspor Kale Arkası Tribün: 22,50 TL

Trabzonspor Kapalı Tribün: 42,50 TL


Not:biletler biletix fiyatıdır. Gişelerde şu 2.5 Tl'lik küsüratlar olmaz %99.

Boğaz'ın Maradonası: Hurşit Meriç


Göksel dostum sağolsun kendi blogunda Gençlerbirliği ile ilgili 2 yazı yazmış. Bloga giriş problemleri ve bayram derken bizde yazmayı unuttuk, bu güzel yazıları görünce 2 kelime de ben edeyim dedim. Kahe ile ilgili yazısı çok hoş olmuş o sebeple çok fazla söz etmeye gerek duymuyorum altta vereceğim linke tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz. Benim yazımın konusu Hurşit Meriç olacak. Göksel dostumun yazdığı 2. yazıda biraz bahsediyor kendisinden onunda linkini yazının altında bulabilirsiniz ancak ben biraz daha Gençlerbirliği'li gözüyle anlatayım istedim.


Hurşit Meriç 1983 doğumlu Hollanda'da yaşayan gurbetçi bir ailenin oğlu. Haliyle çifte pasaportu var kendisinin. Yaş itibariyle en verimli dönemlerine girmiş bulunmakta ancak ismi pek sık anılmamış bir oyucu Türkiye için. Ta ki geçen sene devre arasında kadromuza kattığımızdan beri kimse tanımıyordu sanırım. Hatta Türk futboluyla çok fazla içli dışlı olmayanlar hala tanımıyorlardır bile. Geçen sezon devre arasında Hollanda Eredivisie ekiplerinden ADO Den Haag takımından transfer oldu bize Hurşit. ADO takımında vazgeçilmez oyuncuymuş, oyuncuymuş diyorum çünkü bize gelen her oyuncunun seceresini karıştırıp yazı olarak döküyorum buraya ancak Hurşit geldiğinde ben bu blog olaylarından yeni yeni haberdar olmaktaydım o nedenle pek araştırmamıştım Hurşit'i. Şimdi biraz göz gezdirdim eski istatistiklerini buldum. Bize gelmeden evvelki sezon(2007-2008) ADO takımında 36 maçta forma giymiş. Ligde 18 takım olduğuna göre 34 hafta lig maçları var zaten, ADO takımıda Avrupa'da yok, sadece Hollanda Kupasında olsa, sakatlıkları, cezaları çıkarınca 36 maç önemli bir rakam. Gerçi şöyle bir gerçekten de bahsedelim 36 maç forma giydiği sezon ADO takımı Hollanda 2. ligi olan Jupiler Lig'de mücadele ediyormuş. Bu sezon istatistiklerine baktığımızda 5 gol atıp 4'de asist yapmış. Bize geldiği sezonun ilk yarısında ise Eredivisie'ye çıkan ADO takımında yine vazgeçilmezlerden olup 14 maçta forma giymiş Hurşit. Bu yarım sezonda ise 2 gol atıp 1 asist yapabilmiş. Aynı zamanda ADO'nun oynadığı 2 Hollanda Kupası maçında 2 gol 1 asist ile güzel bir tablo çizmiş. Bizde ise geçen sezon sadece 5 maç oynayıp hiç bir şey yapamamıştı. Hoş o takımda kim ne yaptı ki Hurşit'e umut bağlayalım.


Gelelim bu sezona. Hazırlık kampının en golcülerindendi Hurşit. Yeni sezona şöyle bir göz kırptı "ben geliyorum" diye. "Hadi bakalım" dediğim oyunculardandı Hurşit ama sezonun ilk 3 haftasıyla Hurşit'i sahada hiç göremedik. Oynanan futbolda güzel olunca pek aramadık aslında. Ta ki ilk galibiyetimizi aldığımız Kasımpaşa maçında sonradan oyuna girince gördük onu. Dönüşü muhteşem oldu derler ya ilk forma giydiği maçta son golümüze de imzasını attı Hurşit. Daha sonra ki haftalarda hep sonradan izledik kendisini ve son Ankaragücü maçında da galibiyeti getiren golün asistini yaparak gönüllere taht kurdu. 3 maçtada son dakikalarda oyuna girdi ve Kasımpaşa hariç Eskişehir ve Ankaragücü takımlarının katı defansını açmak için tercih edildi. Sol kanatta aldığı topu rakibe çalım atıp, sıfıra inip sonrasında gol pası olarak değerlendirmeye çalışıyor. Çok göz önüne çıkmadığı için basında diğer takımlar bilmiyor olabilir ama 3 haftadır ne yapacağını adım adım biliyorum. Şu halimle koysunlar karşısına durdurum bu adamı diye iddiamı da atayım ortaya :). Çalım stili hep aynı çünkü, önce karşısına adamı alıyor sağa çeker gibi yapıp soldan aynen devam. İşte bu aynılığı güzel kılan şey, bir maç içinde her defasında bu hareketin aynı adam tarafından yenmesi :). Bu zorlu kilidi açmakta gerçekten yararı çok büyük Hurşit'in, hatta geçen maç sonu değerlendirmesinde yazmıştım, içeride biraz daha hızlı çoğalabilsek asist kralı yaparız biz Hurşit'i. Bu çalımlarda başarılı olduğu gibi, birde Hurşit her oyuna girdiğinde -maçlarımızı izleyenler farketmiştir- oyun bir anda sol kanada yığılıyor. Atağa çıkıldığı anda her top sol kanatta Hurşit'in ayağında. Büyük bir özgüven, birebirde etkinlik ve pas yeteneği var. Ancak bütün istatistiklerini verdiğim sezonların bir ortak özelliği var.
Hurşit bu oynadığı çoğu maçı 90 dakika maalesef tamamlayamamış. Hollanda 2. ligindeki 36 maçlık periyotta 5 kere sonradan girerken, 19 kez de oyundan alınmış. 36 maçın sadece 3te 1'lik bir bölümünde 90 dakika sahada kalabilmiş. Bize geldiği sezonun ilk yarısında, Hollanda 1. liginde forma giydiği 14 maçın ise 9'unda sonradan oyuna girerken 3'ünde oyundan alınan isim olmuş ki buda sadece 2 maçı 90 dakika tamamlayabildiğini gösteriyor. Süper form çizmiş dediğim 2 maçlık Hollanda kupasında ise 1 maç 90 dakika oyunda kalırken, bir maç sonradan dahil olmuş oyuna. Bizdeki performansı zaten 90 dakikayı bu oyunla çıkarabilecek biri olmadığını gösteriyordu bana göre ve gördümki geçmiş zaman istatistikleride 90 dakikayı tamamlayabilecek bir oyuncu olmadığını gösteriyor. Yani kondisyon olarak gücü yerinde maşallah ancak oynadığı oyun tarzı 90 dakikalık bir oyun değil bana göre. Daha çok rakibin kilidini açmaya yönelik kullanılabilecek bir isim. Ayrıca değinmem gereken bir noktada, çıkışı çok hızlı olan bir isim yani şu an bizim yaptığımız son dakika kontratak futbol için kilit isim kendisi ki bunu da 3 maçtır gösteriyor yükselen formuyla. Topla buluştuğu anda hızlanabiliyor ki bunu Türkiye'de ya da en azından bizim takımda yapabilen bir oyuncu yok. Eğer oyununu ezberletmeden ve kondisyonunu iyi kullanabilirse Burhan'ın ilk 11'deki yeri sarsıntıda diyebiliriz. Pek sağ kanatta kullanacağını düşünmüyorum ama 2 kanatta da etkili olabilen bir isim Hurşit. Ayrıca futbol dışında da renkli bir kişiliği var Hurşit'in yani uzaktan öyle gözüküyor, başlıkta, bulabildiğim tek resmine bakarmısınız. Kulüp sayfasından alıntıdır resmi bu arada. Birde taraftar arasında bir üçlü çektirme geyiği var, sanırım maçta olmadığım bir dönem ki bu geçen sene bi üçlü çektirme hadisesi olmuş. Kolundan başlayıp nereye uzandığı belirsiz dövmeleriyle de Kahe'nin sırtında ki dövmeden sonra bizde gördüğüm en dövmeli futbolcu kendisi :). Bir de tereddütlerim adı konusunda, normal olanı sanırım Hurşit olmalı ama kulüp sayfasında Hurşit Meriç linkine tıklayınca Hurşut Meriç yazılı oyuncu profili geliyor. Stadda da ismi o gıcık bayan sesi tarafından Hurşut diye okunuyordu en son, kafam çok karışık bu konu yüzünden :). İşin şakası bir yana tam bir gizli kahraman Hurşit oynadığı futbol ile. Bu başarısını ileriki haftalarda da görmek istiyoruz umarım başarılı olur. Uludağ sözlük sitesinde tek yorum yapılmış onu tanıyan bir kişi tarafından, Hollanda da ki lakabının "Boğaz'ın Maradonası" olduğunu yazmış başlığımın adı da burdan gelmektedir şahsi görüşüm değildir.
Göksel Sert'in blogunda ki Gençlerbirliği yazıları:
Kahe ile ilgili yazısı için:
Thomas "DOLL"durabildi! başlıklı yazısı:

21 Eylül 2009 Pazartesi

20 Eylül 2009 Pazar

M Oil Formamıza Geri Döndü


UEFA döneminde forma reklamımız olan ve geçen Lotto ile çıkan anlaşmazlık sonucu eleştirdiğim Turkcell reklamı yerine keşke olsaydı dediğim reklam M Oil geri dönmüş formalarımıza. Açıkçası hissedar falan değilim takıma ama bu reklamı çok yakıştırırdım Genşlerbirliği'ne. Nedenini inanın bilmiyorum ancak özelliksiz, basit ve kazık{:)} olduğuna inandığım Turkcell reklamının yerinde o olsaymış diye hayıflandım kendi kendime. Ankaragücü maçında bir baktım bize yakın yerde Gençlerbirliği korner kullanıyor, yaklaştılar iyice. Formalarda bütün isimlerin alta yazılması bilindiği gibi sırta reklam alma olayından sonra başladı ve bizim sırtımız uzun süredir boştu ama yaklaşınca bizimkiler gördümki sırtımızda yeniden dönmüş M Oil reklamı. Formanın her yerinin reklam olmasına karşıyım ama UEFA döneminde biraz uğur getirdiğine inandığım o reklamın bir Turkcell'in yerini alması umudu yeşerdi içimde.
Neyse sonuçta Cavcav aldığı paraya bakar. Artık furyaya bizde uyduk, sırtımızda da reklamımız var haberini verelim. Şorta reklam almakta serbest. Bir ara Ankaraspor'un vardı, Eskişehir'in de var sanırım bakalım şorta reklam alıp heryeri reklam cümbüşüne çevirecekmiyiz bakalım? Fransa'daki forma reklamları gibi yapıpta, hangi takım hangi renk bilemezsek yakında şaşmam. Bu M Oil reklamında sevindiğim tek şey dediğim gibi ilerde Turkcell'in yerini almasıdır. İşin ticari boyutunda değilim anlayacağınız :).

Başkent Derbisi Bizim, Esas Kazanan Dostluk

Başkent derbisi galibiyetimizle sonuçlandı ama maçın skorunun güzelliğinin yanında çok özel şeyler vardı dün gece. Blogger'a girişteki sorunlar sebebiyle geciktim biraz yazıyı yazmakta özür dileyerek başlıyorum yazıma. Önce maçı anlatmak istiyorum çünkü özel olan taraf tribünlerdi. Maça beklediğimiz 11 ile başladık. Maçın ilk düdüğüyle birlikte oldukça baskılı bir oyuna başladık hemşehrimiz karşısında. Ankaragücü biraz maça başladığının farkında değilmiş gibi görüntüler çizerken, önce Burhan'ın üst direği sıyıran daha sonra da Harbuzi'nin Serkan'ın kucağında kalan uzaktan şutları geldi. Serkan'ın uzaktan şutlarda çok gol yiyebildiğini bilen oyuncular sanırım bu yola başvurmaya çalıştı, az kalsında başarılı olunacaktı. Ancak bu baskılar 10. dakikada cevap verdi ve korner atışını kullanan Harbuzi'nin ortasında Mustafa'nın kafası derbide 1-0 öne geçirdi bizi. Maç boyunca oyunu açmasını beklediğimiz oyuncumuz Harbuzi pek birşey yapamasa da yaptığı bu asist ile yine de skora katkı yapmasını bildi. Mustafa ise kafa vuruşlarında ki etkinliğine devam ediyor. Ama ne varki bizi aşka getiren bu gol sonrası, oyuncularında aşka gelmesini beklerken bir anda oyunu Ankaragücü domine etmeye başladı. Atılan golden sonra ne oldu hiçbirimiz anlayamadık ya bir anda oyunu kendi sahamızda kabullenmeye başladık. Eskişehir maçında ki durumu yaşamamak adına defans mı yapılmaya çalıştı oyuncular anlayamadım ancak oyun bizim golden sonra bizim yarı sahada tek kale şeklinde oynanmaya başladı. Tabiki bir maç yarı sahada bu kadar kabullenilirse golün gelmeside kaçınılmaz olur ki Ankaragücü yakaladığı bir pozisyonda Barbaros ile eşitliği yakaladı. Bu golde Ankaragücü'nün baskılarının etkisinin yanısıra gereksiz faullerle, çok tehlikeli noktalardan rakibe pozisyonlar verdik. Golde yine böyle bir karambol yaratabilen pozisyonun sonunda geldi.

Maç içinde göze çarpan şeylerden biride yapılan sertliklerdi. Aslında bu konuda biraz Ankaragüçlü oyuncuları suçlu buldum ben. Özellikle Barbaros ve Hürriyet çok fazla top yerine bizim oyuncularla didiştiler. Zaten Hürriyet'in olduğu yerde bu tarz didişmelerin olmaması neredeyse imkansız gibi birşey yine şahsi kanaatim. Maç boyunca kaptan İlhan Eker ve Orhan Şam hakeme bu sertlikleri görmesi yönünden uyarıda bulundular. Tozo'da bu kesim biçim işlerinde bizim takımın bir numaralı isimlerindendi. Tozo ile Hürriyet zaten maç boyu birbirlerini biçmekle uğraşmaktan dolayı bir türlü maça konsantre olamadılar. Barbaros'un bu kadar sinirli olmasıda çok garipti. Bizden biri harekete itiraz etse O'nun üstüne Barbaros saldırdı. Bu kadar sert ve yarı sahamızda geçen ilk yarıyı sağsalim berabere kapattık. İkinci yarı Ankaragücü baskısıyla başladı yeniden. Özellikle Vassell çok can yakabilecek bir isim. Ne yapsak durduramadık bir türlü. Tam bir tecrübe gerçekten, yüzde yüz formunu yansıtabilse çok çok canlar yakar ama bu biraz arkadaşlarının daha iyi oynamasına bağlı. Kazasız bir şekilde 56. dakikaya geldiğimizde, Thomas Doll oyuna müdahale etti ve 2 değişiklik birden yaptı. Maçın kırılma anı buymuş diyebilirim. Harbuzi'nin yerine Kerem, Burhan'ın yerine Hurşit girdi. Harbuzi Kerem değişikliğinden sonra sanırım 1-1'in üstüne yatılmak isteniyor dedim, anlam verememiştim. Velhasıl şu Thomas Doll'un futbol bilgisi harika, oyunu okuması harika, yaptığı değişikliklerle maçı kazandırdı resmen. Bu değişikliklerin ardından önce oyunda dengeyi kurduk. Orta alan mücadelesi şeklinde beraberlik kokan bir maç oynanmaya başlandı önce. Daha sonra sol kanada geçen Hurşit ağırlığını göstermeye başladı ve üst üste ataklarımız geldi. İçeride biraz daha çoğalabilsek hızlı bir şekilde, çalımlarla sıfıra inen Hurşit çok daha tehlikeli olabilir rakipler için. Bu dengeyi sağladığımız sıralarda önce Kahe'nin bir vuruşu yandan auta çıktı, daha sonra Ankaragücü atağında vurulan bir kafanın tam çizgi üstünde Cem Can tarafından çıkarılması çok kritikti. Bu dakikaların ardından biraz daha hissettirdik kendimizi ataklarda ve sonunda sola doğru atılan uzun topta, topla buluşan Hurşit yine sıfıra inip Kahe'ye çıkardığı topu, Kahe çok ama çok usta ve harika bir vuruşla ağlarla buluşturmayı başardı. Öne geçtikten sonra bizim takım daha doldur boşalt oyunu tercih ederek zamanı öldürmeye oynadı. Ankaragücü'de son bir umutla ataklarını sürdürdü ancak sonuç alamadı. Bayram hediyesi bu üç puan çok güzel oldu.
Gelelim asıl harika olan olaylara. Maç öncesi Ankaragücü-Gençlerbirliği maçları hayatında böyle bir tribünü görmemiştir sanırım. Maç biletleri çok ucuz olmasına rağmen tıklım tıklım bir durum yoktu ancak güzel bir taraftar topluluğu vardı. Maçta az sayıda olsakta deplasman olmamız münasebetiyle sesimizi çıkarmayı bildik. Birde bulunduğumuz saatlinin o köşesinin ekosu çok iyi sanırım iyi yankılandı sesimiz. Yaptığımız tezahüratlara başta Ankaragüçlülerin ıslıklarına hedef olsakta, Maraton Şimşekler grubunun hazırladığı büyük puntolarla yazılmış bir 100. yıl kutlama mesajı sayesinde önce bütün Ankaragüçlüler susup yazıyı okumaya koyuldu. Ardından ilk tepki Gecekondu'dan geldi. "Gençler, bayramın mübarek olsun" tezahüratıyla inledi stad. Onların ardından maraton ve sonrasında Sol Kapalı tribün başladı aynı tezhürata. Ardından tabiki bu jeste karşılık biz başladık "Ankara, bayramın mübarek olsun" diyerek ve alkışlarla devam ettik. Ardından yine biz patlattık "Başkent'in, Başkent'ten başka dostu yok" diyerek. Ankaragüçlüler büyük alkışlarını bizim için yaptılar. Daha sonra maç içinde tabiki herkes kendi takımı lehine tezahüratlarda bulundu. Taa ki 84. dakika da Kahe'nin bizi öne geçiren golü gelene kadar. "Hikmet istifa" diye inleyen Ankaragücü tribünleri susunca, bizimde sevincimiz bitince başladık yine aynı pankartı açıp "100. yılın kutlu olsun Ankara" diye. Centilmen Gençlerbirliği taraftarı kendini gösterdi, kesin küfür eder dediğim Ankaragücü taraftarı beni yanıltıp alkışlarla karşılık verdi. Maç sonunda gelen jestleriyse çok daha ilginçti. Ankaragücü taraftarı sırayla Gençlerbirliği futbolcularını tribüne çağırdı. Alkışladılar, ardından yine bayramımızı kutladılar. Maç işte böyle güzel bir ortamda oynandı. Her ne kadar saha içinde gereksiz sertlikler olduysa da hiçbir şey bu güzel ortamın çizgisinden çıkmasına sebep olmadı. Yalnız bir haber sitesinde sağ kapalıda oturan "Tunalı" grubunun bizimt takımı çağırıp ardından küfür ettiği söyleniyor. Biz duymadık ancak alttaki yorumlardan bu grubun sevilmeyen ve arsız bir grup olduğunu anladık. Herkes tepki gösteriyordu bu olaya. Bravo Ankaragücü.
Ve beklenen oldu, Ankaragücü'nün jestine yanıt veren oyuncular bizim yanımıza indi. Hepimiz yıkıldık tellere doğru. Müthiş bir sevinç ve coşku. İlhan "üçlü üçlü" diye işareti verdi, bütün eller havada, şşşşştttttt sustuk ve 1.... 2... 3.... şimşekleeerr.... Bu galibiyeti oyuncularımızla böyle kutladık. Tam soyunma odasına giderlerken ben başladım " Kaheeeeee, Kaheeee" demeye, arkadaşlarım destek oldular, ardından bütün tribün. Kahe döndü ve başladı dans etmeye. "KAHEEEEE, KAHEEEEE" diye inledikçe dans ediyor önümüzde Kahe. Hızlandık, hızlandık ve Kahe coştu. Alkışladık ellerimiz patlayana kadar. Son senesi olduğundan mı açıldı bilinmez ama Kahe coştu gidiyor. Özellikle Eskişehir maçında bizim tribünü coşturmak istemesiyle sempatikleşen tavırları bu maçtaki dansıyla tavan yaptı. Bizden gitse bile ondan hatıra "Kahe" formam benim için büyük bir değere sahip oluyor gün geçtikçe. Müthiş bir bayram hediyesi ile evlerimize dağıldık.


Ankaragücüyle atılan bu dostluk adımları çok güzeldi. Hem kendi taraftarımıza, hem Ankaragücü taraftarına sonsuz teşekkürler. Gerçekten kardeş dediğimiz takımlar bizim sahamızda bize küfürler ederken, küfür etmesini en beklediğimiz takımın taraftarlarının bu yaptığı " Başkent'in Başkent'ten başka dostu yok" savını bir kez daha doğrular nitelikteydi. Umarım uzun yıllar böyle devam eder tribünlerimiz. Artık şu Gökçeklerin gölgesinden kurtulup ligde daha iyi yerlere gelmeliler.
Maçın Adamı : Kahe
Maçın Golü : Kahe ( O vuruşu gerçekten her babayiğit yapamaz)
Maçın Gerçek Kazananı: Başkent'in ezeli rakiplerinin bu dostluğu sayesinde Ankara.
Kırılma Noktası : Thomas Doll'un değişiklikleri ve Cem Can'ın çizgi üstünden kafayla çıkardığı top

19 Eylül 2009 Cumartesi

Biraz Nostalji: 2000-2001 Ankaragücü - Gençlerbirliği

Şu sıralar facebook'ta taraftarlar tarafından çokça paylaşılan bir video var. www.genclertube.com sitesinin kurucusu ve alkaralar.com'un admini Erdem Ceydilek dostum tarafından paylaşılmış bir video, O'na teşekkürlerimi ileterek, 2000- 2001 Sezonunda Ankaragücü'nü 5-2 yendiğimiz maçta Marcel M'Bayo'nun müthiş golü ve yaptığı ilginç gol sevincini vereyim istedim. Her ne kadar sevsemde Ankaragücü'nü, maç öncesi biraz kızdırmak normaldir herhalde :).

18 Eylül 2009 Cuma

Gençlerbirliği ve Rakiplerimiz 2009-2010 Sezonu 6. Hafta


Gazozuna maç bile olsa aralarında ki müsabakanın ismi, havası, önemi, çekişmesi hiç değişmez Ankara Derbisinin. Başkent deyince akıllara gelen ilk takımlardır Ankaragücü ve Gençlerbirliği. 6. haftaya girdiğimiz Turkcell Süper Ligde, hayatım boyunca izlemek istediğim tek derbi olan Ankaragücü-Gençlerbirliği müsabakası oynanacak. En çok haberi çıkan derbi Galatasaray-Fenerbahçe'de olsa, River-Boca derbisi daha ateşli olsada, İnter-Milan devlerin derbisi olsada, Ankara sevgisinden olsa gerek hiç bir derbi beni bu derbi kadar heyecanlandıramıyor. Ankara'da en büyük olma rekabetinde lig tablosunda ki sıralamadan daha önemlidir bu derbilerin sonucu. Ankara basınında yankısı İstanbullular kadar çok, taraftar arasındaki sınıf farkı çekişmesi en az River-Boca derbisi kadar yoğundur. Ankaragüçlülerin dilinde "verelim dersini şu entellere" lafı, Gençlerbirliği taraftarlarının dilinde "yenelim şu küfürbazları" lafları eksik olmaz pek bu aralar. Şahsi düşüncem Gençlerbirliğinin yenmesi yönünde olsada, sonuç ne olursa olsun kazananın Ankara takımı olduğunu bilmek güzel bir duygu. Böyle bir derbidir kısaca Başkent derbisi. İleride çok detaylı bir yazı yazmayı istediğim konulardan biridir, o yüzden yazılacak çok şey olmasına karşın ben sadece bu ufak bilgilerle bu haftaki durumları değerlendireceğim her hafta yaptığım gibi.

Gençlerbirliği olarak geçen hafta bir beraberlik daha aldık ve an itibariyle 7. sırada bulunmaktayız. Çok fazla beraberlik alsakta son yılların en güzel oyunlarından biriyle, en iyi başlangıçlarından birine imza atmış bulunmaktayız. Kahe'nin formu giderek artıyor, hücum olarak bu gelişme çok önemli takımda. Bunun yanında Mustafa Pektemek biraz istikrarsız yapı seyrediyor, bir an evvel Burhan ile birlikte bu işi bir düzene sokmalılar. Yine Mustafa, Burhan'a nazaran daha iyi bir oyun sergiliyor ve takıma katkısı büyük oluyor. Burhan ise maçtan çabuk kopabiliyor en önemli sorunu sanırım. Bunun dışında tam kadro hazırlanıyoruz maça. Hafif sakatlığı bulunan diye geçiyor çoğu yerde ancak sanırım ufak bir gribal enfeksiyon sorunu olan Harbuzi maçta oynayabilecekmiş, antrenmanlara katılmış. Geçen hafta süpriz bir şekilde Sandro'yu oyunda görmüştük, bunun dışında sakatlardan Sinan Ayrancı'da iyileşmiş sanırım. Tam kadro olmanın ve Thomas Doll'un güven dolu futbolu sayesinde biraz daha rahat gireceğiz bu karşılaşmaya.

Ankaragücü cephesi ise karışık. 100. yılını bu sene kutlayan köklü camia, maalesef ki sezona büyük sorunlarla girdi. Vassell transferiyle büyük sükse yapsalarda devamı gelmedi. Şu an gelinen nokta ise başkanlığa seçilen Ahmet Gökçek'in ve ekibinin, Ankaraspor ile bağlantıları bulunması sebebiyle iyice karmaşıklaştı. Konu çok dillendiği için yazmadım çok birşey, zaten herkes biliyor artık. Normal şartlar altında Ankara futboluna zerre ilgi göstermeyen basın, bu durumu hala yazmaya devam ediyor. Sonuç Ankaraspor'un küme düşürülmesi oldu. Ancak Ahmet Gökçek'in hak mahrumiyeti alması ve çeşitli cezalar ile kargaşa sürüyor. Geçen haftanın yenilgisiyle ilgili takıma yeni katılan oyuncularla ilgili uyum sorunu yaşadıklarını itiraf ettiler Ankaragüçlü futbolcular. Zaten sezona da çok iyi giremediler maalesef. Hedefler için çok erken bi haftadayız belki ama şu anki konumları Ankaragücü için erken bir uyarı. Ayrıca takıma yeniden dönen Bebbe geçen hafta gördüğü kart yüzünden 3 maç ceza aldı, kadro konusunda oluşan sıkıntılardan biri de bu. Vassell herşeye rağmen güzel oynuyor, en dikkat etmemiz gereken adamlardan. Ayrıca defansta Ediz takıma büyük katkı sağlayacaktır. Thomas Doll'un da dediği gibi galibiyete hasret bir 100. yıl takımı bu maça çok büyük bir hırs ile asılacaktır, hele böyle kaos ortamı varken. Ayrıca ev sahibi olmalarından dolayı, muazzam bir taraftar topluluğu da desteklemeye gelecektir. Her ne kadar hemşehri desekte ve şahsi olarak Ankaragücü'nü sevsemde taraftarı her maç bize küfür etmeyi alışkanlık haline getirdi. Son maç Eskişehirsporlulardan bile gördükten sonra artık Ankaragüçlülerden ne kadar yiyeceğiz merak ediyorum doğrusu.

Bu küfürle ilgili de yazı yazar mıyım? Bilmiyorum, artık çok alışılagelmiş bir durum olduğu için, belki küfürün içeriğinde çok ters birşey bulursam yazarım. Her zamanki gibi şöylesiniz, böylesiniz, bu takıma bişey olursa sizi bilmem ne yaparız gibi küfürlerin gelme ihtimali çok yüksek. Ama gıdım küfür duymazsam kesinlikle geniş bir yazı yazarım :). Keşke duymasak zerre küfür ama hiç umudum yok. Saatli kale arkasında olacağım bu maç. Bilet fiyatları kale arkası 1Tl, maraton 2 Tl, Kapalı 2Tl olacak. Maç biletleri bu kadar ucuzken özellikle Ankaragüçlüler için söylemek gerekirse karaborsa muhakkak olacaktır. Bilet bulunamayabilir erkenden almak mantıklı bir haraket olacaktır. Ankaralıları bu maça davet ederek bitireyim yazımı. Bilet fiyatları çok çok uygun hatta bir derbi için oldukça komik rakamlar bile diyorlardır bu derbiyi dışardan izleyecekler.
İşte Muhtemel 11'imiz:


Football Fans Know Better

14 Eylül 2009 Pazartesi

Eskişehirspor Taraftarını Böyle Tanımadık Biz!

Bu yazıyı yazma nedenim hem tribün eleştirisidir, hem de Eskişehirliler'den hiç beklemediğim bir hareket ile karşı karşıya kalmam sebebiyle "bunu neden yaptılar?" sorusuna cevap bulabilmektir. 3. haftada Beşiktaşlıların Ankara'da yaptıklarından sonra eleştirdiğim gibi Eskişehirlileri eleştirmemem hiç objektif bir tutum olmazdı. Kendimize en yakın gördüğümüz takımlardan biridir Eskişehirspor ve taraftarları bu yüzden Beşiktaşı eleştirirken bir neden aramamıştım açıkçası. Çünkü Beşiktaş taraftarının yaptıkları çok alışılagelmiş bir durumdu, her Ankara'ya gelişlerinde çok defa şahit olduğumuz bir durum. Anadolu kardeşliğinin bahsedildiği durumlarda Beşiktaşı hiçbir zaman kendimizden görmedik zaten bu yüzden sorgulayamam neden yapıyorlar bu çirkinlikleri diye ancak maç öncesi kardeşlik sözlerinin edildiği bir ortamda, kardeşimiz dediğimiz takım taraftarları tarafından çirkince hakaretlere uğradık, sanırım bu da bana eleştiri hakkını bir nebze olsun veriyor.

Maçta bizim taraftarlarımız maratonda, Eskişehirliler ise saatli Kale arkasında ki yerlerini almışlardı. Deplasmana en çok taraftar götürme ünvanına sahip bir takımın, Ankara gibi yakın bir deplasmana az gelmesi düşünülemezdi elbet. Ayrıca çokta zevkli bir maç olacağını takımların lig performansları söylüyordu açık açık. Klasik bir sorun olan kapıların açılmaması ve zindan gibi dar alandan taraftar alınmaya çalışılması haliyle sorun yaratmış olacak ki biraz isyan etti Eskişehirliler. Bu konu da hak veriyorum. Bazı taraftarlar İlhan Cavcav'ı sorumlu tutsada bu kadar inanmıyorum, bizim başkanın sorumlu olduğuna. Eski kale arkası günlerimde ev sahibi olmamıza rağmen bizde yaşıyorduk bu lanet sorunları. Hele UEFA maçlarında ki kalabalığı hayal bile edemezsiniz. Mağara girişinden dar o rezil turnikelerden o kadar insanın rahatça girmesi beklenilemez bir durum. Neyse devam edelim efendim, bizim tribünde gün geçtikçe kalabalık ve diri olmaya başlıyor, yine öyle bir maraton vardı. Ayrıca Bursa-EsEs maçında çıkan sorunlar nedeniyle bizim yanımızda olmak isteyen bir grup Ankaragüçlü hemşehrilerimizde maça girmişti. Maç bu atmosferde başladı. Oldukça ateşli olduğunu bildiğimiz Eskişehirspor taraftarı maçın başlamasıyla seslerini duyurmaya başladılar. Tabi bizde elimizden geldiğince takımımıza destek verdik. Bu sıralarda Eskişehir tribünlerinde hareketlilik vardı. Beşiktaşlıların yanlışına düşüp önce ufak çaplı bir kendi aralarında kavga ettiler. Oysa benim tanıdığım Eskişehirliler yapmazdı böyle şeyler. Ben onları yaptıkları güzel şovlarla tanıyorum. Nereden tanıyorsun sorusuna şöyle cevap vereyim, birincisi tanımamak mümkün değil, ikincisi ben Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde öğrenciyim ve Eskişehir'i bir senedir çok yakından tanıyorum. Neyse maç devam ediyor golümüz geldi, sevinç yumağıyız, sesimiz çıkıyor oldukça gür bir şekilde. Tam sevincimiz doruğa ulaşacağı, nispet yapacağımız sıra Eskişehir golü buldu ve tribünlerde bir meşale yakıldı. Meşale yakılınca tribünlerde çok alışık olduğumuz görüntü, tabi ki polis müdahele etti. Bu konuda dertliyim, Bursa'da ki Türkiye Kupası finalinde ilk meşaleyi tutan ve müdahele gören biri olarak, sahaya atılmayıp, dozunda kullanıldığı sürece tribün renkleridir bütün bunlar diye düşünmekteyim. Arjantin lig maçları, adam öldürülmeyle sonuçlanıyor kimi zaman (özellikle River-Boca derbisi) ancak taraftarlar içeri şemsiye ile girip kareografiler oluşturuyorlar. Gerçi pankart asmanın bile binbir türlü bürokrasiye takıldığı güzel Ankara'm da meşaleye izin verilmesini nasıl bekliyorsam!

Buraya kadar bir ortak taraftar tepkisi yaptım ancak zaten çoğu şeyde bundan sonra oldu. Şimdi anlatacaklarım Eskişehir taraftarına eleştiridir. Bu meşale olayıyla bir anda sahaya koltuklar atıldı. Şimdi bu saha bizim, doğal olarak kulüp zarara uğruyor, bizim derken devletten kiralık dolaylı olarak devlet zarara uğruyor. Devlete vergi veren bizleriz, devlet bu paraları bizden çıkarıyor. Yazık günahtır etmeyin eylemeyin arkadaşlar bu ne biçim bir tepkidir. Bu olaydan sonra Ankaragüçlülere edilen küfürleri bir kenara bıraktım, aşık olduğumuz şehre, Ankara'ya küfürler başladı. Islıkladık yapmayın etmeyin diye ancak siz misiniz bunu diyen gibi bir tepkiyle karşılaştık. Tribünler inliyor:

"İ.. Gençler, İ... Gençler"

Beşiktaşlılara diyorduk, Ankara'da yaşarlar başka takımı tutarlar bir de bize küfür ederler diye. Hadi onlar İstanbul, arsız, böyle alışmışlar, kültürleri bu, seviyeleri bu ama Anadolu kardeşliği mevzusunu geçtim, kırmızı-siyah renklerin ortaklığına, kültürüne yakışıyor mu bu edilen küfür? Bu küfür haliyle kimsenin içine sinmedi, oturanlar bile kalktı -şaşırmadım desem yalan olur- hep birlikte sağlam bir üçlü patlattık. Bize karşı Eskişehirliler sağlam bi üçlü çekti, sonra yine biz bir üçlü daha patlattık. Başta ki küfür yüzünden oldu bunlar, bu yüzden ortam gerildi ama yine de amacımız takımımıza destek vermekti, ayrıca tribünler arasında bir rekabet olmalıysa böyle olmalı. Takıma verilen desteğin yanında küfürsüz bir biçimde şovlarla, ses bastırmaya çalışmalarla bu tarz rekabetlerdir futbolun renkleri. Bunlardır taraftarı, taraftar yapan diye düşünmekteyim. Maç devam etti, El Saka kırmızıyı gördü, Eskişehir koltukları yine kırmaya başladı. Üstüne birde gol yiyince iyice sinirlendiler sanıyorum. Tamam dostum gol yemek hoş değil, hele ki bu kadar sevdalı olunca insanın içine oturuyor, bizde gol yedik, biz de çok seviyoruz bunu yaşayan tek sen değilsin ki. Koltukları neden kırıyorsun. Hadi bize zararı verdin, savurup atmak niye? Birinin kafasına gözüne gelmesi yaralanması bu kadar mı umrunda değil? İnsan hayatının hiç mi bir değeri yok. Oysa ki bağırdınızda ne kadar harikasınız bunları yapmanıza ne gerek var, neden beni okuduğum zamanınım çoğunun geçtiği o güzel Eskişehir'den soğutuyorsunuz. Aklıma kötü düşünceler sokuyorsunuz. Sempatikliğinizi silip, sıradan taraftar görüntüsüne girmek ise amacınız çok başarılıydı tebrik ederim.

Bütün bu terbiyesizliklere biz ne cevap verdik birazda bunları konuşayım. Ankara'ya küfür ettiniz, doğduğumuz şehre yediremedik ıslıkladık. Belki susarsınız diye. Yetmedi bize küfür ettiniz, tek bir kötü söz söylemedik, kalktık ayağa en son sesimizle sadece sizi bastırmaya ve takımımıza destek vermeye çalıştık. Üçlü konusunda sizinle yarıştık. Ama itiraf edeyim bireysel olarak bende size hakaret ettim, ettim çünkü yaşadığı şehrin takımını tutmanın ne demek olduğunu, şehir bilincine sahip çıkmanın ne demek olduğunu en iyi bildiğini düşündüğüm siz Eskişehirspor taraftarları sadece beni değil, bir çok kişiyi şaşırttınız bu hareketlerinizle, hayal kırıklığına uğrattınız. Oysa biz ne yaptık, size sırf küfür etmek için bizim tribüne giren Ankaragüçlüleri susturmaya çalıştık, yetmedi bize yakışmaz diyerek staddan attırdılar bu insanları küfür ettiğiniz o Gençlerbirliği taraftarları. Sırf kültürümüze yakışmıyor diye yaptık, ayıptır diye yaptık, kimseye uymadık küfür etmedik, siz neden şeytana uydunuz? Hiç mi saygınız yoktu bize eskiden gelen. Buraya ASAŞ maçları için geldiğinizde biz değil miydik sizleri güzelce karşılayan, Play-Off maçlarında da yanınızdaydık hep. Bursa'da Türkiye Kupası finalinde birlikte oturmuştuk hani? Hatırlamadınız mı? Hiç mi saygınız yok bu anılara. Her şeyi geçtim size tek kötü söz bile söylemedik, şu güzel maça da mı saygınız yok?
Eskişehirspor forumlarına göz gezdirdim biraz, hala insanlığından birşey kaybetmeyerek bütün bunları eleştiren taraftarlar var. Ayrıca çok güzel özeleştirilerde bulunan taraftarlarda var. Eskişehir'e bütün bunlar yakışmadı, Beşiktaş'a gözüm kapalı derim bu sözleri ancak Eskişehir'e diyemiyorum. Umarım bir an evvel bu duruma son verirler, biz Eskişehirspor taraftarını kırmızı-siyah renklerin ağırlığını bilen, ateşli tezahüratları, güzel şovlarıyla tanıdık, koltuk kıran, küfür eden insanlar olarak değil. Yalnız bu maçta bütün bunları yaparak bize sağladığınız tek katkı, Gençlerbirliği kültürünün ne demek olduğunu herkese kanıtlamamızı sağladınız. Kendi adıma tüm taraftarlarımıza teşekkür ediyorum, bu kültürü yaşattıkları ve herkese gösterdikleri için. Gençlerbirliği taraftarı az diyenlere aslında ne kadar çok olduğumuzu gösterdik, çünkü 1 Gençlerbirliği taraftarının yüzlerce başka takım taraftarına değer olduğunu gösterdik biz bu maçta.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara