10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yapma Bunu Telelig


Bilindiği üzere bizim gibi Anadolu takımlarının maçlarının özetlerinin ve yorumlarının yapıldığı tek yer TRT 1'de yayınlanan Telelig programı. Devletin kanalı her takıma eşit süre ve yer ayırmalı diye bas bas bağırırken, hala üçüzlerin saatlerce tartışıldığı Stadyum programının ardından gecenin bir yarısına kadar bekliyoruz Telelig programını. Ayrıca sunucu Kerem Öncel'in Gençlerbirliği'ne sempati duyduğunu da düşündüğüm için seviyorum bu programı. Biraz mecburiyet biraz sevgi bekliyoruz gecenin bir yarısına kadar takımımız hakkında neler denecek diye.


Bu gece yine bekledim. Maçı stadda seyretsemde Zeki Çol'un yorumlarını duymak istedim. Tartışmalı pozisyonlarımız gösterilir diye bekledim ama ne yazıkki özetten sonra Thomas Doll ile yeni bir ekole bürünüyor Gençlerbirliği yorumundan başka birşey göremedim. Fenerbahçe maçının bitmesi geç saatlere uzanınca program süresini etkiledi biraz ancak program sonuna doğru yeniden Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzon'un değerlendirilmesi canımı sıktı. Zaten gereğinden fazla yerde, gereğinden fazla bu takımlara yer ayrılırken, gece yarısına kadar takımımı görmek isteyen ben ve benim gibilere büyük haksızlık oluyor. Biz Stadyum programını bile devletin kanalı eşit davranmıyor diye eleştirirken, tek sığınamız olan Telelig'in bunu yapması hiç hoş olmadı. İlerleyen haftalarda böyle olmaz inşallah!!

Gençlerbirliği 0 - 0 Kayserispor

Sezona bir puan ile başladık. Maç hakkında ipucu olarak bir cümle söyleyecek olursam, açıkçası maç öncesi size 1 puan verelim, oynanmasın maç deseler kabul ederdim ancak maçı izleyince çok ama çok yazık oldu dedim. Tribünler oldukça güzeldi diyebilirim. Çoğunluk üzerinde kırmızı ağırlıklı ve tek tip tişörtlerle gelmişlerdi. Ben de dahildim bu gruba tabii. Üzerimde büyük bir hırs vardı Kayserispor'a karşı. Aslında Kayserispor'dan çok Troisi'nin hafta içi az taraftarımız olduğunu vurgulayıp üzerinde baskı hissetmeyeceğini söylemesiydi. Dediğim gibi sezon başında da umut vermeyen bir takım vardı, bunun stresiyle de birleşince üstümde müthiş gerginlik vardı. Bağırdık, çağırdık attık stresimizi. Az sayıda Kayserisporlular bir köşede duruyorlardı. Önce neden ordalar diye düşündüm ancak farkettim ki tel örgüler çekmişler. İlk başlarda maratonun yarısını dahi rakibe veren Ortak Girişim, şimdi rakip kale arkasınıda daraltmışlar. Normal olanıda zaten bu aslında, talimatlarda rakibe %5'lik yer verilmesi geçiyor. Gerçi bir Kayseri maçına bakarak uygulamanın düzgün işlediğini söylemem. 3.haftada ki Beşiktaş maçı gösterecek bakalım gerçeği. Maça geldiğimiz de ilk yarı tutuk başladık, Kayseri oynayacak biz izleyeceğiz diye düşünmeye başladım ki 25-30. dakikalarda kontrolü ele almaya başladık. Sezon öncesi değerlendirmemde Patiyo'dan futbolcu olmayacağını söylemiştim, oldukça haklı çıktığımı düşünüyorum. 72 dakika nasıl tahammül ettik anlam verebilmiş değilim. Patiyo'nun yerine Mustafa Pektemek girince yığıldık iyice rakip kaleye doğru. Kayserispor iyice kapandı bu dakikalarda. Şansızlıklar, ayaklara çarpan toplar golü bulmamıza engel oldu. Ancak Pektemek önceden alınmış olsaydı bu maç sabaha kadar bizim hakkımızdı diye düşünmekteyim. Labinot Harbuzi'nin takıma monte edilmesinin yanı sıra Mustafa'nın yanına bir forvet daha lazım. Kahe ne yazık ki istediğimizden çok çok uzaklarda.




Defans alternatifi olmayan en eksik bölgemiz ancak en sağlam yerimizde defans bölgesi. Orhan Şam ve Aykut güzel bir oyun sergilediler. Bunun yanında İlhan biraz hava toplarında zayıf kalsada, takımı toparladı. Momha için söylenecek söz yok, yeni Filip hayırlı uğurlu olsun, bindirmeler, savunmalar çok güzel yaptı verilen görevi. Orta sahanın bugün maçı tribünde izlediği söylenen Harbuzi'nin gelmesiyle daha iyi olacağını düşünüyorum. Cem Can ne eksi, ne artı bir futbol oynadı. Orta alanda en iyi isim yaptığı presler, savunmalar ve top dağıtmasıyla Tozo idi. Bilal vasatı aşamayan bir görüntü içindeydi. Burhan için ayrı parantez açmak gerek. Geçen sezon ki hayal kırıklığı sonrası bu maçta umut dağıttı. Bireysel olarak yeteneğini çok iyi kullandı. Devamlı oynaması gerektiğine inanıyorum, eğer biraz sabır gösterebilirsek eski Burhan'ı tekrar izleyebileceğiz. Serdar'a çok iş düşmedi. Kayserispor bu sezon bu oyunla çok yaşamaz. Bir ilginç durumda Tolunay Kafkas'ın açıklamaları oldu benim için. Topun kontrolünün kendilerinde olduğunu söylemiş, acaba biz başka takımın maçında mıydık? diye düşünmeden edemedim. Bu kadar Kayseri yorumu yeter. Maçın hakeminde de bahsedeyim, gördüğüm çok yanlışlıkları oldu. Taraflı olduğumu düşünmüyorum o yüzden rahatlıkla söylüyorum, çoğu karar bizim aleyhimizeydi. Fırat Aydınus için biraz eğitim şart, çok acemi yönetim gösterdi.

Troisi dosyasını açayım azıcık. Oldukça tepkiliydik. Hafta içinde ki az taraftardan etkilenmem demeci biraz ters tepti sanırım kendi için. Her ayağına top alışında ıslık kıyamet tepkimizi küfürsüz göstersekte, bireysel olarak bende dahil olmak üzere çeşitli küfür örnekleri sergiledik. Bunun dışında oyun olarak bizden etkilendi veya etkilenmedi bilemem ama Türkiye'de ki en kötü oyununu sergiledi şahsi kanaatim. Maç sonunda Kayserispor hemen soyunma odasına gitmeyip düz koşu yaparken James'e "go home" nidalarıyla seslendik. Mesajı aldığını umuyoruz tekrar söylüyoruz "paranın satın alamayacağı şeyler vardır."



Thomas Doll sabır istemiş. Bekliyoruz bizde ve düşünüyorum ki sabır gösterilmeye değer bir oyun vardı sahada. TSYD kupasında ki Gençlerbirliği yoktu sahada, çok daha istekli bir takım vardı. TSYD'deki kadro deniyor tezimizde tuttu bir anlamda. Bu takıma Harbuzi'nin dahil edilmesi çalışkan bir orta saha seyrettirebilir bize. Bunun dışında futbolcu demeye noterler, şahitler getirseler inanmayacağım Patiyo'nun yerine Mustafa 11'de başlamalı. Kahe misyonunu yitiriyor gün geçtikçe. Kalitesini belli etmiş bir forvet aramalıyız Mustafa'nın yerine. Bu maç bize bunları tekrar gösterdi. Geç kalınmış müdahaleler vardı tabi ki, 90. dakika da oyuncu değişikliğine pek anlam veremedim, Mustafa'nın 72. dakika da oyuna girmesine anlam veremediğim gibi. Yine de umut doldum ve Ankaraspor maçında beklentilerim biraz daha yüksek olacak. Bir puanı yine de kötülememek lazım, verilen umuda sayalım 2 puanı diyorum. Gelecek hafta bu oyunla hatta daha iyisiyle galibiyet gelir umarım da son şampiyonun(!) karşısına moralli ve gözdağı vererek çıkarız.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Heykeli Dikilecek Adam!


Heykeli Dikilecek Adam diye bahsediyor O'nun sayesinde kavuştuğum Gençlerbirliği tarihi kitabında yazar Tanıl Bora. Kulübümüzün İlhan Cavcav'dan önceki başkanı Hasan Şengel bu yüce insan. Benim yaşımın iki katı dönemdir İlhan Cavcav başkanlık yaptığı için O'nun değerini Gençlerbirliği için yaptıklarını ancak böyle tarih kitaplarından okuduk. Ancak bugün yaşadığım bir olay kendisiyle birebir tanışma fırsatı yarattığı gibi, ne kadar değerli bir insan olduğunu da anlamama yardımcı oldu. Bir de hayatım boyunca aldığım en anlamlı hediyelerimden birini "Ankara Rüzgarı" adlı Gençlerbirliği tarihi kitabını hediye etti.


Yanlış anlaşılmasın yazım bir yerde teşekkür yazısı ancak dediğim gibi varlığını tarih yazılarından öğrendiğimiz böyle şahsiyetleri yakından tanıyıp, iyiliklerini görmenin yanında yaptıklarını da görünce bir de yeni nesil gözüyle dinlenilsin istedim Hasan Şengel efsanesi. Bir gün, kısacık bir 24 saat için de 20 dakika sürdü tanışıklığımız lakin değerini anlamak için dolu dolu bir 20 dakikaydı benim için. Kombinemi almak için gittim kulüp binasına. Arkadaşlarla karalaştırdığımız D blokta kombineler tükenmişti maalesef ama farketmiyordu nasılsa, C bloktan alsamda yer konusu çokta sorun olmuyor. Kombine almanın, yarın maça rahatça girmenin verdiği huzurla "bir de şu forma meselesini sorayım, bu sene de hüsran olcak mı acep?" diyerek yolunu tuttuğum mağaza da yanında akrabası olarak düşündüğüm bir beyefendiyle Hasan Şengel alışveriş yapıyorlar. 3-4 torba Gençlerbirliği'nin geçen sezondan kalma çubuklu formalarından alıyor. Soruyorum "yeni sezon formaları ne alemde?" gelen cevap şaşırtmıyor: -"sipariş verildi daha gelmedi. Çubuklu var istersen?" İstemiyorum tabi, federasyonun çıkardığı katalogtaki formaları istediğimi söylüyorum. Cevap değişmeyince teşekkür edip çıkıyorum. Hasan Başkan soruyor: "Ne istiyordun sen genç?" Heyecanlanıyorum tabii yeni sezon formalarını istediğimi söyleyince kafa sallıyor anladım manasında. İlgilendiğini görünce şikayetimi iletirsem anlayış gösterir diye düşündüm, sordum:

-"2 senedir hep lig bitiyor formalar öyle geliyor. Yeni sezon formaları yok hiç sezon başı piyasada" diyorum. Cevaplıyor:


-"Sende haklısın. Söyleyelimde getirsinler" diyor. Samimiyetini görünce aklıma kulüpte çürüdüğü söylenen, piyasanın bir diğer kaybı Tanıl Bora'nın kitabını soruyorum. Hiç bir yerde yok nerede bu kitap Başkanım?


"Gel benimle!" diyor eliylede işaret ederek. Yok ben fiyatını öğrenseydim en azından gibisine bir çekingenlik gösteriyorum, parasal açıdan yetersiz olduğum için.


"Yav sen napıcan onu gel benimle" diye tekrar eliyle işaret ediyor. Tanıdığı olduğunu düşündüğüm adamın arabasına biniyoruz. Mağazadan, kombine satılan yere gidilen kısa yolda adam Beşiktaş'ı da tuttuğunu itiraf ediyor. Arada içinin cız ettiğini söylüyor. Hasan Başkan aldırmaz bir tavırla "etsin canım olsun bir şey olmaz" diyince bende Ankara'da yaşıyoruz önemli olan Ankara takımları burada diyorum. Hasan başkan soruyor bana:


-"Gençlerlisin di mi?"

Ben:


-"Tabi ki başkanım" diyorum.


Tekrar soruyor:


-"Aldın mı kombineni bakayım?"


-"Aldım. Yarın maçtayım." diyorum.


-"Aferin" diyor dünyaları veriyor sanki. Çok büyük bir iş değil belki ama tuttuğum değerin, uğruna burda yazılar yazdığım takımımın eski başkanı beni tebrik ediyor. Değeri çok büyük benim için. Belli ki bir Gençlerbirliği aşığı. Bütün aldığı formaların yeğenlerine olduğu söyleniyor laf arasında. Kombine satış binasına girdiğimizde kapıda eski dostlar selam veriyor, ellerinden öpenler oluyor. Giriyoruz içeriye yeğenleri için 10 adet kombine siparişi veriyor. Kendi kartıyla çekiyor parasını, belli ki kulüp kazansın istiyor, hem para hem seyirci. Satış yapan elemana soruyor sonra benim isteğimi:


-"Tanıl Bora'nın Gençlerbirliği için yaptığı kitap var mı sende?"


Görevli "var" deyince:


-"Sat ondan da bakalım" diyor.


Eleman "Kaç tane lazım? satmıyoruz ki ondan Hasan Amca" diyor.


Hasan Başkan bana dönerek "bir tane mi istiyosun?" diyor. Evet cevabımı alınca görevli atlıyor.

-"Satmayayım da bir taneyse hediyem olsun sana olmaz mı?" diye soruyor.


Hasan Başkan "Bir tane de bana hediye et bari?" deyip oluru alınca bana dönüyor.

-"Bak karlısın" diye espri yapıyor gülerek.


Teşekkür ediyorum, elini öpüyorum hemen. Bir adam kitapları almaya bir odanın anahtarını alıp gidiyor. Az sonra 2 kitap geliyor bana teslim ediyorlar.


Hasan Başkan "Nerde benim ki?" diye sorunca uzatıyorum 2. kitabı "Burada başkanım" diyorum gülümseyerek.


-"Hadi bakalım Gençlerli!" diyor gülümseyerek.


-"Çok teşekkür ederim" diyorum mutluluktan yüzümde ki şaşkın tebessümle.


-"Hiç birşey yapamazsın" diye yapıyor esprisini mavi gözlerinin içiyle gülüyor. "Sen hep böyle kal Gençlerli ol, destekle yeter!" deyince elim ayağım dolanıyor. Son dakika da söylediği bu söz kalmış, varmış demek böyle Gençlerliler, yazılanlar doğruymuş demek onun hakkında dedirtiyor. Gözlerimle, kulaklarımla, ellerimle şahit olmanın verdiği gurur, heyecan, tecrübe ne kadar anlatmaya çalışsam nafile.


"Allah sizi başımızdan eksik etmesin" diyorum yalakalığın "y" sini düşünmeden, son sözünün verdiği etkiyle oluşan hayranlığımın etkisinde. Kitabın değeri de benim için paha biçilemez ancak kitaptan çok öte şeyler kazandığımın hissiyle dönüyorum eve.


Babama anlatmak için sabırsızlandım yol boyu bu hikayeyi. Beni Gençlerbirliğili yapan babama biraz hava atarcasına, biraz bana bu değeri kazandırdığı için teşekkür edercesine anlattım bu hikayeyi. Düşüncelerimi de sitemle aktardım biraz. Neden böyle adamlar başta değil hala. Kulüp Galatasaray'lı, Fener'li yöneticilerin ellerinde can çekişirken Hasan Şengel ve O'nun gibiler üzülmüyor mu acaba bu duruma? Ama düşünüyorum sonra elimde ki kitapta Tanıl Bora yazısını görünce jetonum düşüyor. Bu tarihi yazan adam daha geçen seçimde atılmadı mı üyelikten? Hasan Başkan ne yapsın? Kitapta ilk Hasan Şengel başlığını açıyorum, heykeli dikilesi diyor başlık. Konuşma yaptığı resmin altında "Gençlerbirliği için varını yoğunu ve daha fazlasını verdi" diyor. Bende görüyorum ki O hala daha fazlasını vermeye devam ediyor. O yaşında bir adam benim gönlümü kazanmak, beni Gençlerbirliği'ne kazandırmak için çalışırken bazıları maalesef O'nu da beni de Gençlerbirliği'ni de harcıyor.

Gençlerbirliği ve Rakipleri 2009-2010 Sezonu 1. Hafta


Öncelikle 2009-2010 sezonu hayırlı olsun bütün Gençlerbirliğili ve Ankaralı futbolseverlere. Sezonun ilk haftası geçen sezon yenmemiz veya en az 1 puan almamız gerekirken kendi evimizde 4-0 gibi farkla mağlup olarak utanç verici bir şekilde sezonu bitirmemize vesile olan Kayserispor ile karşılacağız. Yarın saat 21:00 da başlayacak maç geçen haftanın rövanşından da öte şeyler taşıyor artık. Geçen sezon bizi yenerken Kayserispor'un bir suçu yoktu, çıktılar ve futbollarını oynayarak haklı bir galibiyet aldılar. Ancak transfer sezonunun açılmasıyla birlikte skandalların takımı kimliğine büründü bir anda Kayserispor. Mehmet Topuz'un transferin de Fenerbahçe, Beşiktaş, Kayseri üçgeninde söz düelloları, atışmalar hiç eksik olmadı. Bu konuya fazla girmeden Beşiktaş'a etik dersi veren Kayseri'nin bize de dokunduğu ikinci skandalı hatırlatacağım. Troisi sene başında, takımın toplanma tarihinde gelmemiş, "nerede?" diye aranırken Kayseri de çıkmıştı bilindiği üzere. Ona buna etiklik dersi veren Kayseri yönetimine bu sebeple kızgınız ve bu maçı özel yapan bu mesele.


Dün Troisi'nin Kayseri'de huzur var açıklamaları yazıyordu haberlerde. Tabi ki oyuncunun ne yaşadığını bilemedeğimizden huzuru nerde bulduğunu bizler göremeyiz. Ancak açıklamalarının devamında öyle bir demeç var ki gelde küfretme dedim. İlgili haberde aynen bu cümleler geçiyor "Gençlerbirliği taraftarının az olduğunu ve bu nedenle üzerine bir baskı kurulması gibi bir düşünceye sahip olmadığını söyleyen Troisi, sahada ne gerekiyorsa onu yapacağını söyledi."


Taraftarın azlığı yada çokluğunu üzerinde ki baskı olup olmayacağıyla oranlamış Troisi. Bu açıklamada ki düşüncesizliği anlayabiliyorum. Sonuçta bizde aldığı paradan çoğunu görünce herşeyi mübah gören bir yapıya sahip kendisi. Değer yargıları aza çoğa göre değişen karakterde birisinden fazlası da beklenemezdi sanırım. there are things money can't buy Troisi, bu slogan mastercard'ın Türkiye'deki reklamlarında da geçen "paranın satın alamayacağı şeyler vardır" sloganının ingilizcesi. Troisi'ye bunu demek yeterli olacaktır. Pazar günü o az taraftarın önüne çıktığında biz değerimizle, özümüzle övünüp, tribünde karşılıksız takımımıza destek olurken, onun için bu söz bir anlam ifade edecek mi? merak ediyorum.


İşte bütün bu olayların tazeliğini korurken oynanacak bu maç bir lig maçından öte bir havada geçecek taraftarlar için belki ama yensekte, yenilsekte biz özümüzden hiçbir şey kaybetmeyeceğiz. Maçın teknik taktiğine gelince, Tomas anlaşması suya düşmek üzereymiş. Bu durum stoper kısmında kimin oynayacağı sorusunu akıllara getiriyor. Sinan'ın 3 haftalık sakatlığı var ve Djite'de Ankaragücü ile flört ediyormuş. Forvet hattında Kahe tek başına da çıkabilir çünkü Mustafa Pektemek'te babasının vefatı dolayısıyla bir kaç antrenman kaçırdı, son antremanlarda takımdan ayrı çalıştı. TSYD kupasında hucümda zayıftık bakalım bu gelişmeler sonrası neler bekleyecek bizi. Gerçi o kupa tam gerçeği yansıtmadı bana göre. Kadro sürekli değişti denendi, lig havası farklı olabilir. Bunun dışında Thomas Doll'un hafta içinde yaptığı zehir zemberek açıklamalarda kafaları karıştırdı. Sorumluluk almak zor, transfer şart dedi, son Tomas olayından sonra da yerel siteler sinirlendiğini yazıyor. Bu gelişmeler altında zor bir maç bekliyor bizi, tek avantajımız ev sahibi olmamız.


Kayserispor ise sezona öyle pek ahım şahım transfer yaparak başlamadı. Mehmet Topuz'u kaybettiler, yerini bizden Troisi ile doldurdular. Bunun dışında genç isimler kattılar kadroya. Hazırlık maçlarında ki futbollarını bilmiyoruz. Gelen açıklamaları umutlu gözükse de onlarda süpriz takım havasındalar. Defansta milli oyuncu Eren'in oynamayacak olması şansımıza, bunun yanında geçen sezonun sonlarına doğru yıldızı parlayan genç yetenek Furkan Özçal'da oynamayacak. Sonucu merak edilen bir karşılaşma bizi bekliyor.


Not: Yarın Saat 21:oo da ki maça gitmek için Kızılay eski Gima önünde bir buluşma gerçekleşecektir ayrıntılar ve buluşma saati için aşağıda ki linki takip ediniz.



Not 2: Yarın ki buluşmaya üzerinizde kırmızı ağırlıklı birşeyler giyerek gelinmesi rica olunur. haydigencler.com sitesinin yaptırmış olduğu tişörtler bu buluşma için birebirdir. İlgilenenler için:


ADRES= Menekşe 1 sk. No:7/41 Kızılay-ANKARA
TEL:(0312)4181727
GSM:0533 654 76 88 - 0506 308 17 72
MAİL:sprintspor@hotmail.com

7 Ağustos 2009 Cuma

2009-2010 Sezonu Formalarımız


Yeni sezon formaları için Futbol Federasyonu bir katalog yapmış. Bilindiği gibi artık takımlar iç saha, dış saha ve 3. forma olmak üzere 3 çeşit forma yaptırıp federasyona bildirmek durumunda. Federasyon da hoş bir işe imza atıp bütün takımların formalarını tanıtıcı bir katalog yaptırmış. Hoşuma gitti gitmesine ya kulüpte yeni sezon formlarını bulamıyoruz 3 senedir. Sorunun LOTTO firmasından kaynaklandığı söyleniyor sürekli. Zaten pek hoş formalar yapmıyor diye avutuyorduk kendimizi ancak bu sene ilginç ve güzel formlarımız olduğunu gördüm. Bir şekilde satışa konmasını sağlamak lazım bu formaların. Dış saha forması ilginç ve çok sevimli geldi gözüme. Deplasman da renkli bir görüntü oluşturabiliriz. İç saha da ise klasik düz kırmızı formamız çok hoş, bir tane edinmek istiyorum. Diğer iç saha formamız çubuklu ise Ankaragücü ile aynı stilde ama geçen senekine nazaran daha hoş duruyor. 3. formamız ise düz beyaz. Çok gerek duymadıkça giymemize gerek yok bence. Özellikle iç sahada düz kırmızıyı deplasmanda ise siyah kollarından biri beyaz biri kırmızı olan formayı tercih etmelerini diliyorum. Satışa sunulmasını da sabırsızlıkla bekliyorum. Buyrun formalar burada:

İÇ SAHA FORMALARIMIZ:

DIŞ SAHA FORMALARIMIZ:

ÜÇÜNCÜ (YEDEK) FORMA:



KALECİ FORMALARIMIZ:






2009-2010 Gençlerbirliği Genel Görünüm


Yeni sezonda izlediğimiz kadar oyuncu değerlendirmeleri yapmak istedim. Hala bazı bölgelere takviyeler gereksede elde ki kadro pazar günü Kayserispor karşısına çıkacak. Sezon öncesi kendi penceremden takımın durumu hakkında çok yazı yazdım, ara ara bireysel olarak oyuncularla ilgili görüşlerimi yazsamda şöyle derli toplu bir futbolcu değerlendirmesi yapcağım. Kadroyu resmi sitemizde ki kadroya göre aldım ki daha resmi olsun. Buyrun başlayalım.


KALECİLER


Serdar Kulbilge: Fenerbahçe forması da giymiş, Bursa'da yıldızı parlamış, milli takım görmüş iyi bir kaleci. Her ne kadar İstanbul görmüş adamların hayrı çok olmasa da Steaua ve Ankaragücü maçlarında izlediğim Serdar oldukça iyiydi. Büyük ihtimal forma numarasına yakışır bir şekilde takımın 1 numaralı bölgesi O'na emanet.


Ulaş Güler: Hacettepe'nin 2. kaleciliğini yaptı geçen sezon. Küme düşmüş bir takımın 2. kalecisi bizim için ne kadar yararlı olur diye düşünmedim dersem yalan söylemiş olurum. Ancak Steauamaçının 2. yarısında ki oyununun yanısıra TSYD finalinde ki Ankaraspor maçı var ki açıkçası teknik direktör olsam 1 numaraya Ulaş'ı mı yoksa Serdar'ı mı yazsam diye düşün düşün çıkamazdım işin içinden. Yıllarca Gökhan'ın üstünde gördüğüm 99 numaralı forma bu sene onun üstünde ve bu performansıyla devam ederse Gökhan gibi 99 numaralı formasıyla O da gönlüme taht kuracak gibi bu iki kaleci ile bu seneyi çok rahat geçiririz.


Özkan Karabulut: Paf takımından gelen bir kaleci. Yaşı daha 18 ve 2 abisinin arkasında öğreneceği çok şey var.


DEFANS


İlhan Eker: Altyapımızdan çıkan tam bir beyefendi diyebilirim onun için. Futboluyla, futbolculuğuyla herkese örnek olması gereken biri İlhan. Geçen sene başarılı futbolu ve attığı gollerle takıma çok katkı sağladı. Bu sene de izlediğim maçlarda oldukça başarılıydı. Bunun yanısıra en çok hakettiğini düşündüğüm isimdi kaptanlık için mevcut kadroda. hakettiğini de aldı. Kaptan yeni sezonda bize çok şey katacak gemiyi yürütürken.


Orhan Şam: Orhan da İlhan gibi altyapımızdan yetişmiş bir isim. Senelerdir çok beğendiğim biriydi Orhan gerek OFTAŞ, gerek Hacettepe forması altında. En sonunda bu sene takıma katabildik kendisini, dönem boyu Galatasaray ve Trabzon'un peşinde olduğu söylense de yönetim kendinden beklenmeyen bir performansla onu göndermedi. Sağ kanatta ve stoper olarakta oynabilir bu sene. İlk 11'de ki yerini garanti gibi görüyorum.


Aykut Demir: NAC Breda takımından aldığımız Ümit Milli gurbetçimiz Orhan Şam gibi sağ kanat oyuncusu. İzlediğim bütün maçlarda çok iyi bir performans sergiledi. Orhan'ın sakatlığının devam ettiği süre zarfında sağ kanatta görev almasını bekliyorum. Orhan kadar iyi bir isim o bölgede büyük bir çekişme olmasını bekliyorum. Yırtıcı ve basan bir isim. Bununla beraber kanattan bindirerek hucuma da katkı yapmaya çalışıyor. Bu sezonun en iyi Türk transferi Hacettepe'lileri saymazsak bana göre.


Jacques Momha: Geçen sezon devre arasında Portekiz'in Guimares takımından gelip harika oyunuyla takdirimizi topladı. Sol bekte oynmasına rağmen atak, defans ne isteniyorsa harika bir şekilde yapıyor. Birebirde adam geçebilirken, rakibini topla birlikte geçirmiyor asla. Her topa defansta önce onun müdahele ettiğini sıkça göreceğiz bu sene. Ayrıca herhangi bir eksiklikte sol bekten, sol açığa da monte edilebilir. Sol'un kralı bu sene Momha olacak öyle gözüküyor.


Murat Kalkan: Hacettepe'den gelen sol kanadın bir diğer ismi Murat. Hacettepe'de oldukça iyi bir sezon geçirdi. Trabzonspor'un ilgilendiği söylentileri çıktı ama bizde kaldı. Momha varken çok sık ilk 11'de göremeyeceğiz belki ama Momha da çıkacak bir aksilik halinde Murat'ın varlığı güven veriyor.


Stjepan Tomas: Yabancı ama tanıdık bir isim Tomas. Ülkemizde Galatasaray ve Fenerbahçe formalarını giymiş, Fener'de bir lig, Galatasaray'da ise bir lig, bir kupa şampiyonluğu kazanmış tecrübeli ve Rigobert Song ile gösterdikleri harika uyumla da tanınan bir isim. Henüz resmi imza atılmadı ancak dediğim gibi resmi sitede forma numarası yazmasa da adı geçiyor. Türkiye macerasından sonra Rusya'ya Rubin Kazan takımına giden Tomas burada da bir şampiyonluk yaşadı. İstatistikler son 3 takımında da birer şampiyonluk yaşadığını yazıyor. Biz de teselli olsun diye 2 yıllık anlaşmasını düşünerek 2 sene içinde şampiyonuz diyelim =).


ORTA SAHA


Burhan Eşer: 2 sezon önce Diyarbakır'lı Messi diye andığımız, en değerli oyuncu seçtiğimiz Burhan, geçen sezon hayal kırklığı üstüne hayal kırıklığı yaşattı. Üstün bir top sürme yeteneği olması karşılık bitiricilik ve karar verme yönünden biraz zayıf buluyorum kendisini. Şut mu? Pas mı? ikileminden çıkıp nerde ne yapacağını bir bilse bitiriciliği aynı kalsada olur. Herşeye rağmen bu takımın sağ kanadı ona emanet ve bu sene geçen sene ki değil evvel ki sene gösterdiği performansı katlayan bir oyun sergilemeli.


Bilal Çubukçu: Gurbetçiden geçen sezonda büyük umut bağlamıştık ama olmadı. Engin'in takımın ayrılmasından sonra sol kanatta ona büyük görev düşse de bu sene hazırlık maçlarında izlediğim Bilal, istediğimiz seviyede değil ne yazık ki. Karakter olarak Engin'den binlerce kat iyi olsa da futbol olarak Engin'i arayabiliriz.


Kerem Şeras: Geçen sezonu Ankaragücü'nde tamamladı. Giderken iyi ki gitti dedik ama Ankaragücü'nde ki performansı yanlış mı yaptık dedirtti. Sezon başında izlediğim Kerem ise yine aynı gereksiz sertliklerle, top çalmayı çift dalmayla yapabilceğine inanan Kerem. Sezon boyu kırmızı kartı ha gördü, ha görecek diye bize yüreğimiz ağzımızda maç seyrettirmesi muhtemel. Belki de Ankaragücü onun için daha uygun yapıdaydı.


Tozo: Hacettepe'nin en göze batan ismi. Ayman'dan sonra bize geldiğinde kız gibi gelmişti futbolu ancak oldukça geliştirdi kendini. Bu sene ön liberoda kendisini izleyeceğiz. Jedinak ile birlikte uyumu yakalarlarsa ortasahanın ortası sağlam olacak.


Mile Jedinak: Geçtiğimiz sezonun devre arasında gelip iyi oynayanlardan biri de Jedinak'tı. Fenerbahçe'ye attığı frikik golü ve uzun boyuyla dikkat çekti. Son TSYD maçında biraz hayal kırıklığına uğradım. Çok fazla top kaybetti ancak 2 maça bakarakta yerlere vurmamak lazım. Tozo ile birlikte defansı orta saha da başlatıp rakibe geçit vermemelerini bekliyorum.


Cem Can: Sezon arasında geldi ve sezonun bitimiyle gitmesine inandığım ilk futbolcuydu kendisi. Koşmaktan başka bir iş yaptığını görmedim. Orta sahanın ortası için ondan çok daha iyileri var. Hatta Mehmet Nas gönderilirken, onun kalması saçmalığın daniskası. Hazırlık maçlarında, özellikle TSYD'de sağ kanatta da denendi ama vasat bir isim ilk 11'de ismini görünce en çok üzüleceğim kişi maalesef ki.


Hurşit Meriç: Gurbetçi oyuncumuzu geçen sene çok maçta izleyemedik. Ancak bu sene ki futbolu ümit verici sol ve sağ kanattan forvete gidebilen ve hazırlık maçlarında gol atanların arasında onun ismini çok gördük. Ancak top sürmesini biraz daha geliştirmesi gerekiyor. Burhan ile Hurşit birleşse tam bir yıldız oyuncu olur ya işte Allah birinden almış birine vermiş.


Labinot Harbuzi: Ocak ayında mı şimdi mi gelecek hala belirsizliğini inatla korusada sezon başında ona çok ama çok ihtiyacımız var. FM oyunlarında müthiş gelişen bir yetenekti. Bende o oyunun hastası olarak kendisi çok kez takımıma katmıştım. Oyun deyip geçmeyin bugünün yıldızlarını ilk o oyunu oynayanlar tanıdı. Hücum yönünde ki zaaflarımızı kapatacak bir isim olduğunu düşünüyorum. İzleyemedik kendisini ancak sezon başında gelirse harika olacak gibi.


HÜCUM


Kahe: Çok formsuzdu geçtiğimiz sezon. Kilo verdi haberleriyle başladı yeni sezona ancak hala ağır ve formsuz gözüktü hazırlık karşılaşmalarında. Kağıt üstünde en iyi forvetimiz olduğunu düşünürsek forvet hattında ki sıkıntımızın çok çok açık olduğu görülüyor. Umarız birşeyleri değiştirebilir. Geçen sezon 6 gol atmasına karşın kazandırdığı çok önemli 6 puan vardı. Bu sezon daha iyisini yapar ve misyonunu en iyi şekilde tamamlar bizde.


Bruce Djite: Avustralya milli takımının genç forveti olarak alındı. Çalışma disiplini onu alan Teknik direktörümüz Mesut Bakkal'ın takdirini kazansada beceriksiz forveti çok iyi bir şekilde oynadı bize. İsaac ve Youla gibi beceriksiz forvetlere alışkın olsakta Djite geçen sezon ki konumumuzda çok ağır geldi takıma. Gönderilecek, kiralanacak derken şu an takımda ilerleyen günler neler gösterir bilemem ama çok bir şey değişmeyecek gibi.


Mustafa Pektemek: Geçen sezon başında ki performasıyla parmak ısırtan Mustafa, ikinci yarı da ki ayak tarak kemiğinin kırılması sonrasında eski günlerini mumla arattı. Bu sezon başı bir de babasını kaybetmesi genç yaşında çok ta iyi olmadı hem kendisi, hem kendisi için. Umarız çabuk toparlarda eski günlerine döner yeniden. Yine gol attığı maçlar oldu. Bu sene yine ilk 11'in değişmez isimlerinden biri olmasını bekliyorum.


Ferhat Kiraz: Geçen sezon Karşıyaka da gösterdiği performans Karşıyaka'nın taraftarlarınca övülüp, alkışlandı. Takımını play-off'lardan Süper Lige çıkartamadı belki ama o elinden gelenin en iyisini genç yaşına rağmen yaptı. Bu sene de sol kanatta ve zaman zaman forvet arkası yada gizli forvet tarzı görebiliriz.


Sezai Zehiroğlu: Herhangi bir bilgimin olmadığı bir oyuncu. Resmi sitede ismi forvetler arasında geçse de sol kanat olduğu yazdı haberlerde. Almanya'nın flaş takımı Hoffenheim dan geldi ya ben orada ki tek Türk olarak Selim Teber'i biliyordum. Ne kadar oynadı pek bi bilgim yok dediğim gibi ama "bu kadar çok sol kanada ne gerek var?" sorumu hemen "İlhan Cavcav 375 bin avro verdiyse vardır bir bildiği" diye cevaplıyorum.


Patiyo Tambwe: Beşiktaş maçında Hacettepe formasıyla hızlı koşup gol attı diye göze battı. Hatta bazı bloglarda "Gençler yeni Youla'sını bulmuş" gibi yazılarda gördüm. Ancak sezon başında izlediğim Tambwe, Youla'nın yanından geçemez. Topu ayağında nasıl yumuşatıp, nasıl tutması gerektiğini öğrenmesi lazım başta. Daha sonra top sürme ne demek biri de bunu anlatırsa kendisine futbolcu olur. Forvet olması içinse çok zaman var.


Sinan Ayrancı: Yeni Zlatan hepimizi heyecanlandırsa da daha çok fazla izleyemedik kendisini hoş izlemek içinde önce hücum yapmamız ona top atmamız gerekiyor. Kanat oyunlarında güzel ortalara uzun boyu sayesinde kafa vurabilir, hanemize güzel güzel skorlar yazdırabilir diye düşünmekteyim. Genç bir yetenek İsveç onu övüyor. Patlamaya hazır takımın en süpriz ismi bana göre. Ya elde patlayacak, ya Süper Ligde rakiplere patlayacak.


Sandro: Yetenekli bir 10 numara isim eğer sezon başı oynayacak olsaydı belki de Harbuzi'nin erken gelmesine gerek kalmayacaktı. Hiç bir zaman beklenen patlamayı yapamadı ama her zaman pozitif futbol oynadı bana göre. Bu dakkadan sonra patlama yapar ya da yapamaz ama takımımıza yararını olmasını beklediğim bir oyuncu. Dediğim gibi keşke bide sezon başında oynayacak olabilseydi.


Evet oyuncularımızı kısa kısa kendi gözümle değerlendirdim. Böyle takımı yükseltecek çok isim olmasa da yararlı olabilecek isimler mevcut. Bunun dışında sol kanada bi çok isim sayabilirken hatta ortasahanın ortası için Harbuzi, Sandro, Tozo, Jedinak diye 4 yabancı sayabilmeme rağmen stoper mevkiinde İlhan ve Tomas'a alternatif bir isim sayamıyorum maalesef. Sadece stoper değil sağ kanatta da bir eksiklik göze çarpıyor. Kale, sol kanat, orta sahanın ortası sezonu rahat çıkarırlar gibi gözükse de Allah korusun İlhan ya da Tomas'a birşey olsa ne yapacağız sorusuna cevap olumsuz oluyor. Thomas Doll'un arkasındayız, oyuncularımızın arkasındayız. O formanın şanına yakışır mücadele etmelerini diliyorum, Şampiyon olamasalar da Gençlerbirliği'nin tarihine yakışır, kültürüne yakışır bir mücadele sergilesinler kümeye de düşseler Gençlerbirliği taraftarı takımına futbolcusuna sahip çıkacaktır. Başarılar Çocuklar...

Sezon Öncesi


Bir süredir tatil de olduğum için yazamadım öncelikle bununla ilgili özrümü dilemek isterim. Ankara'da olduğum şu günlerde vakit kaybetmeden tatildeyken televizyondan izlediğim TSYD Kupası maçlarının analizini yapmak istiyorum.


İsviçre kampı sonrası aldığımız sonuçlar oldukça ümit verici duruyordu. Hoş Steaua maçı dışında izlediğimiz pek maç yoktu. Ancak TSYD maçında gördüğüm Gençlerbirliği Steaua maçında izlediğim Gençlerbirliği'nin aynısıydı demek çok da yanlış olmayacak. Sahaya iyi dizilen bir takım var ortada ancak hücum hattında gerçekten çok çok büyük sıkıntı var. Topu iyi çevirsekte rakip kaleye akın etmekte zorlanıyoruz. Hem iyi bir forvetin hem de orta sahaya forvete köprü olabilecek bir adam şart. 90+ da kazandığımız Ankaragücü maçı forvet ve orta sahaya 2 adam olsa bu kadar uğraştırmazdı kanısına ulaştırdı beni. Herşeye rağmen çok sağlam bir defansımız olduğuna inanıyorum. 2 maçta gerek kalemiz olsun gerekse defans oyuncularımız olsun başarılı bir performans sergiledi. Sadece Kulusic ve son dakika adam olsun diye alındığına inandığım Mihajlovic kötüydü. Bir stopere ihtiyacımız olduğuda herşeye rağmen kesin bir şey. Tolga Seyhan'ın eski günleri çok uzak olduğuna da inanmıştım ki Gaziantep'e gittiği haberi geldi. Şimdi İlhan'ın partneri bir dönem Galatasaray ve Fenerbahçe formasını giymiş bir isim olan Hırvat Tomas. Diğer 3 isme göre daha iyi dursa da bu isim yine son dakika bunu bulduk alalım bari tadında bir transfer oldu gözümde. Aykut Demir'in performansı etkileyiciydi.


Özellikle yenilsekte Ankaraspor maçında kalecimiz Ulaş Güler'in performansı harikaydı. Kupa ve Ligde kalecilerimiz bizi sezon sonuna kadar taşıyacaklardır. Yenildiğimiz Ankaraspor maçında hücumu iyi yapan bir takım karşısında atak yapamayınca 90 dakika kendi yarı sahamıza kilitlenip defans oyunu oynadığımızı gördük. Bu kadar çok dakika yapılan defans elbet bir yerde patlak veriyor ve eninde sonunda gol yeniyor. Bunu çok iyi tecrübe ettik. Hücum oyunun iyi oynanması, defans oyununa da artı etkisi olduğu futbolun ince güzelliklerinden ancak bu gidişatla durumumuz pek iç açıcı değil. Labinot Harbuzi transferi hala bir muamma ancak kulüp sayfasında kadro kısmında adı geçiyor. Eğer erken getirebilinirse orta sahaya ihtiyaç duyulan eksiklik giderilir diye düşünüyorum. Forvet konusu ise çok karmaşık gözüküyor. Aslında bakıldığında Kahe gibi bir ismin yanında Mustafa Pektemek gibi yeteneğin olması arkalarında Djite ve genç Sinan çok kötü durmuyor kağıt üstünde. Ancak Kahe'nin formsuzluğu hala devam etmekte bununla beraber Djite'nin de pek havası yok. Bir tek Mustafa Pektemek'ten ümit var, o ise geçen sezon yaşadığı sakatlıktan sonra performansı düştü. Bu sene ise başı sağolsun, Allah sabır versin babasının ölüm haberi geldi. Kolay değil böyle bir durumu hemen kaldırmak ama metanetli olur ve takıma en iyi şekilde katkı sağlar. İbrahim Şahin'in Ankaragücü maçında rakip oyuncuyla yumruklaşması ve 2 maç ceza alması Hacettepe'ye geri dönmesine sebep oldu.


Serkan Atak'ın Hacettepe'ye gönderilmesi neyse dedirtebilir ancak Kadir Bekmezci'nin açıkçası Kerem'den daha iyi olduğuna inanıyorum. Cem Can gibi bir isimin kadroda barınabilirken Kadir'in gönderilmesi üzdü beni. Görüldüğü gibi bütün transfer muhabbetlerimiz Hacettepe'den gelen giden oyuncular üzerine kurulu. Thomas Doll ise gayet açık sözlü bir şekilde ifade etti durumu ve geçen sezon küme düşen ve az daha düşecek bir takımın karması yapıldığını ve çok büyük bir mucize beklenmemesini söyledi. Bizim de vurguladığımız gibi kendisi de tam 3 tane transfer istediğini belirtti. Defans, orta saha, forvet oyuncusu istiyor teknik direktörümüz, bunu uzaktan sadece bir taraftar olarak biz bile görüp bilebilirken yönetimin uyurgezer davranması düşündürücü. Defansa Tomas, orta sahaya Harbuzi gelecek sezon başında ancak forvet hattında beceriksiz Tambwe'yi mi oynatacağız yeni transfer diye?


TSYD maçlarından çıkarabileceğim bir ümit, bir umut varsa o da hazırlık maçı olduğu için oyuncu denemek için maçlar yaptığımız düşüncesidir. Çünkü iki maçta da sahaya çıkan kadro as oynayacağı kesin oyuncularla yedek oynaması gereken oyuncuların karması biçimindeydi bana göre. Bu sebeple yine de içimizde ki kalan ümidi bu şekilde koruyabiliriz diye düşünüyorum.

19 Temmuz 2009 Pazar

Transfer Dedikoduları...


Hazırlıklarını İsviçre'de sürdüren takımımız yarın İsviçre'nin eski efsanelerinden biri olan Neuchatel Xamax ile kampın son maçına çıkacak ve Ankara'ya dönecek. Şu ana kadar ne kadar çok dişli takımlarla maç yapmasakta farklı galibiyetler yine de umut verici. Gerçi yaptığımız en önemli maç Steaua maçı ve berabere kaldıysakta takımın sahaya yayılışını ve paslaşma becerisini beğendim. Ancak hücum hattının zayıf kaldığını söylemiştik. Teknik direktör Thomas Doll stopere de ihtiyaç duyduğunu söylemiş. Sporyolu.com adlı internet sitesinde İtalyan bir forvet ve stoper adaylarının kimler olduğu yazıldı. Site yerel olunca ve Atilla Türker gibi bir ismi barındırdığı için haberin yüksek ihtimal doğru olabileceğini düşünüyorum.


Labinot Harbuzi transferi bütün basında yayınlandı. Kesin bir transfer gibi gözüküyor ancak oyuncunun Ocak ayında mı yoksa sezon başşında mı takıma katılacağı konusu hala belirsizliğini koruyor. Sezon başında gelmesi bizim için hayırlı olacaktır, sadece bizim için değil Malmö takımı içinde hayırlı olur. Çünkü bizimle sözleşme imzalayan bir oyuncu gideceği kesinleşmişken takımına ne katabilir muallaktır. Ses seda çıkmıyor şimdilik sanırız verilen cüzi bonservis bedeli kabul edilmedi veya uğraşılıyor kabul ettirmek için. Bu transfer ile defans ile forvet hattında top taşıyacak ismi bulmuş olacağız. Tabi menajerlik oyunlarından tanıdığımız Harbuzi gibi oynarsa.


Sıra haberi yapılan futbolcularda. Önce İtalyan forvetten başlayalım. İtalyan milli takımında oynamış bir isim denildi. Herkes merakla beklerken açıklanan isim Massimo Maccarone oldu. Milan altyapısında eğitim görmüş 1998 de Milan da profesyonel olmuş ancak hiç forma giyemeden başka takımlara kiralanmış bir futbolcu. 2000-2002 yılları arasında formasını giydiği Empoli de 68 maçta attığı 26 gol ona hem milli takımın,hem de İngiliz Premier Ligi takımlarından Middlesbrough'nun kapılarını açmış. İtalya milli takımında sadece 2002 senesinde 2 kere forma giyebilmiş ve hiç gol atamamış. Ümit milli denilen U-21 kariyeri ise daha parlak 15 maçta 11 gol atmış. Şu sıralar ülkesinde Siena formasını giyiyor. Menajerlerin tavsiye ettiği söyleniyor ve yüksek bir rakam istenmiş, haliyle yönetim aşağı çekmeye çalışıyormuş. Son sezonunda 6 gol atan bir adam için de yüksek paralar vermeye değmez. Bu sefer yönetime hak veriyorum.


Gelelim stoper adaylarımıza. Öncelikle kulübüyle anlaşıldı denilen Roman Sartre hakkında kısa bilgiler vereyim. Lyon altyapısından yetişmiş bir isim. Lyon da sadece dört maç oynayıp başka takımlara kiralanmış. Şimdi ise Lens forması giyiyor. 32 maçta 4 gol atmış bu geçtiğimiz sezon başında transfer olmuş Lens takımına Sedan'dan. 3 sezon formasını giydiği Sedan takımında da 89 maça çıkmış 5 tane de gol atmış. Gol atmasından ziyade tabiki bu kadar çok fazla forma giymesi değişilmez bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Fransa 15 ve 17 yaş milli takımları formasını giymiş. İyi bir isime benziyor ancak kesin birşey yok tabi şimdilik.


Diğer bir isim Steaua Bükreş'li Ghionea. 30 yaşında biraz yaşlı bir isim. 13 kez Romanya milli takımı formasını giymiş. Bükreş ekibinin de ilk 3 sezonunda ortalama 26 maça çıkarken,son iki sezon çok daha az maça çıkmış. Toplam 7sezonda 117 maçta görev almış. Milli takımlarda 1, Bükreş ekibinde 2 gol atmış. Yine de tecrübesi ile yararlı olabilir. Avrupa kupalarında 39 maça çıkmış tecrübesini böyle de özetleyebiliriz. El Saka 33 yaşında yakın zamanda çok yaralı olmuştu, Sorin Ghionea da böyle bir etki yapabilir.


Ve son iki isim Thomas Doll'un istediği Almanya'dan tanıdığı adamlar. İlki Fildişili Steve Gohouri. 28 yaşında diğer isimlere nazaran golcü bir defans oyuncusu. Ülkesinde Yverdon isimli takımda 73 kez forma giymiş 12 gole imza atmış. Vaduz takımıyla 53 maçta 10 gol ve Young Boys takımında 37 maçta 8 gol atmış. Son takımı Borusia Mönchengladbach'ta ise 45 maça çıkmış sadece 2 golde kalmış. 2 kez Fildişi Sahili formasını terletmiş ve çok ilginç biçimde bu iki maçta toplam 3 golü bulunuyor. Gittiği takımlarda giydiği forma sayısı onunda vazgeçilmez bir isim olduğunu gösteriyor. 1.89 metrelik boyuyla da dev bir isim. Diğer savunmacı Alman Bastian Reinhardt ise en sönük isim. Yaşı 34 ve bence ne kadar El Saka da o yaşında bize ilaç olduysa da gereksiz duruyor. Ancak kariyerinde ki takımlarda çok sık başvurulan bir defans elemanı. Hannover 96 takımında 3 sezonda 58, Arminia Bielefeld takımında 99 kez, son takımı Hamburg da ise 131 maça çıkmış.


Forvet konusunda yorum yapmakta zorlanıyorum. Son sezonunda 6 gol atmış bir adam ve bize göre yüksek bedelle gelecek. Yerine daha iyiside bulunabilir tabii. Defans konusunda ise Sartre ve Gohouri ismi beni en çok heyecanlandıranlar. Sartre'nin kulubüyle anlaşıldı deniyor, Gohouri'yi ise Teknik Direktörümüzde tanıyor ve isityor. Bu iki isimin gelmesi yararlı olur diye düşünüyorum. Rumen Ghionea da alternatif olarak, tecrübesi ile de iyi bir isim olarak gözüküyor. Tek alınması anlamsız duran Hamburglu Reinhardt. Umarım bu haberler doğrudur. Transfer sezonu bittiğinde hiç bir isim almamakta beklenen bir haraket yönetimden neticede. Kısa bilgilerle gündemimizdeki isimleri tanıtmaya çalıştım. Yönetim bu gerekli bölgelere transferleri gerçekleştirirse beklentileri yükseltmiş olur.


Uyutma haber olması mümkün bir durum tabi. Planlanarak oyalama taktiği yapılmış olabilir. Kayserispora kaptırılan Troisi'de hala bir gelişme yok, saman alevi gibi parlayıp söndü yönetim. Aklımı kurcalayan da bu durum zaten. Bakalım ilerleyen günler neler gösterecek.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

4 Gollü Galibiyet


Hacettepe maçlarını saymazsak çıktığımız 2. hazırlık maçımızda İsviçre 1. lig takımlarından Aarau'yu 4-0 gibi farklı bir skor ile geçmişiz. Maçı izlemedim ama Steaua Bükreş maçında ki hucüm etkisizliğine nazaran bu maçta ki skor biraz biraz ümit verdi bana. Mevcut forvetlerimizin iyi olması durumunda çok sıkıntı yaşamayacağımızı söylemiştim. Bu maçta 2 gol atan İbrahim Şahin formda gibi duruyor bakalım. Gençlerbirliği'nin sahaya indiği ilk antremanda bir kaç taraftar İbrahim Şahin'e o kadar güvenmiyorlardı. Ancak ben tam tersini savunuyorum, tabii zamanın ne getireceği bilinmez ama geçen sezon uzun bir sakatlığın ardından son haftalara doğru forma şansı bulan İbrahim Şahin, Hacettepe'de bana göre çok başarılı maçlar çıkarmıştı. Hatta Galatasaray'a attığı gol hala aklımda ve birde yazı yazmıştım o maçtan sonra İbrahim seneye gelmeli diye. Hantal bir yapısı olsada rakibi bunaltan ve ısıran bir oyun anlayışı var. Kafa toplarında ki hakimiyeti de cabası. Messi Şampiyonlar ligi finalinde o golün biraz daha kolayını Manchester'a attığında herkesce konuşulmuştu. Bana kalırsa İbrahim Şahin'in attığı gol daha da bir güzeldi. 2 senedir alınmasını bekliyordum takımımıza, sonunda oldu. Sanırım biraz fazla güveniyorum ama =) güveniyorum işte belki tek başına ilaç olamayacak ama geçen seneye nazaran daha iyi bir forvetimiz olacağına inancım var.

Gollerden birini atanda Bilal imiş. Bilal geçen sezon başında da hazırlık maçlarında goller atan bir oyuncuydu fakat sezon içinde bir türlü beklediğimiz Bilal'i göremedik. Hertha Berlin II takımında ki performansı ve hazırlık maçların da attığı goller süper bir adam geliyor diye düşündürmüştü bizi ancak olmadı. Umarım bu sezon aynısı olmaz, Engin'in de gidişiyle sol kanata iyi bir isim lazım ve takım pek transfer yapacağa benzemiyor, bu yüzden Bilal'den bu sene beklentiler yüksek ve kendisi de bunun farkında olmalı bu formunu sezon içinde de göstermeli. Ancak yine de bu maç çok yanıltıcı da olabilir çünkü adamların ligi şu an devam ediyor ve bir hazırlık maçı için yorulup ligi tehlikeye atmak istemezler diye düşünürsek 4-0 normal bir sonuç.

Hodel isimli bir İsviçreliyi deniyormuşuz. Mevki sol bekmiş. Murat Kalkan ve Momha'nın bölgesi böyle bir transfer ilginç olur haliyle. Ön libero koleksiyonundan sonra bir de sol bek koleksiyonuna mı başladık acaba? dedirtiyor insana. Bu transfer'in tek mantıklı açıklaması Momha'nın sol kanada çekilip defansın Murat ve Hodel bırakılması olur. Hazırlık maçında Momha ile Hodel'in sol bekte değişmeli oynaması yine de kafa karıştırıcı. Ancak Hodel sol bekte iyi çıkar ve Momha da orta sahaya çekilirse çokta yerinde bir transfer olur diye düşünmekteyim. Hodel'in wikipedia'da yazılan kariyerine ufaktan bir göz attım. Basel'den önce oynadığı Young Boys takımında 2006 Dünya Kupası için milli takıma seçilmiş ancak hiç forma giyememiş. Kendi mevkiisinde Ludovic Magnin ve Christoph Spycher varmış milli takımda haliyle forma giyememesi de mantıklı duruyor. Magnin'in Stuttgart forması giydiğini, Spycher'in de Frankfurt 2. kaptanı olduğunu belirteyim.

Ajanslara düşen bir diğer haber de beni mutlu etti. 19 mayıs doğal çime döndü haberleri düşmüş. Ancak beni mutlu eden bu değil, bu haberi bizim çok daha önce bilmemiz ve burda yazmış olmam. Haberlere düşmeden önce biz yayınladık mutluyuz, gururluyuz. İşin şakası bu tabii bu haberlerle işin resmiyete dökülmesi güzel oldu. Tekrar hayırlı olsun. Futbolcularımız mazeret gösteremeden maçlar yapacaklar, umarım tek sorun çimdedir ve bu sene herşey farklı ve güzel olur.


12 Temmuz 2009 Pazar

Biz Ankaralıyız Şehrimizi Seviyoruz! Ya Sen?


Şehir bilinci olarak çok ilginç bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorum. Kimse memleketine laf söyletmez bizim ülkemizde. Her memleketle ilgili şakayı öyle kolay kolay kaldıramıyoruzda bazen. "O mu? Belli Çorumludan ne beklersin?" der biri. Öteki altta kalmamak için cevabı yapıştırır. "Kayserili değil misiniz? Allah düşmanıma vermesin." Bu tarz diyaloglarda kimse memleketini ne inkar eder, ne de savunmaktan geri kalır. Ama sadece bu tür dalaşmalarda, laf atışlarında bizim köylüyüz.

İş takım meselesine gelince durum biraz değişiyor. Şu son zamanda dönen haber ve yazılar en çok dertli olduğum konuda beni de itti yazmaya. Zeki Çol'un yazısında belirttiği bir bahis şirketinin araştırması bu acı gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Sen şuralısın, sen buralısın diyip ezmeye çalışırken kahraman kesilen ve şehriyle övünç duyan adam, "hangi takımlısın?" diye sorulduğunda İstanbul'a taşınıyor. Övünerekte söylüyor takımını. "Adanalıyım sapına kadar dededen de Beşiktaşlıyım" diyor gerine gerine. Hiç kimse de sormuyor Adanalı olmak bu kadar gurur vericiyken ve şehrinde iki güzide, efsane takımı varken neden onları desteklemiyorsun diye. Vatandaş "onlar ayrı. Demirspor'u severim 2. takımım" diyor. Övünmekte olduğu memleketinin takımı onun için 2. plana düşüyor. Ama kimse de yadırgamıyor bu durumu. Çünkü küçüklükten beri böyle görmüşüz. İlk çocukluk tartışmaları da böyle başlamaz mı zaten.

-"Süpermen mi döver? Batman mi?
-"Batman daha iyi olum.
-"Olur mu lan Süpermen gözünden ışık çıkarıyo"

Küçüklükten beri gelen en güçlüyü sevme huyu var bizde. Yukarıda ki hayali diyalog zamanla sıra artık takım seçimine gelince değişiyor. Ligde 18 takımın içinde 3 Ankara takımı var. Eee bu çocuklar da Ankaralı ama tartışma Ankara takımları arasında hangisi hangisini yener diye dönmüyor. Çünkü onlar şampiyon olamamışlar bir kere klasman dışı sayılıyorlar. Aynen Süpermen ile Batman'in yanında Red Kit'in kıyaslanmadığı gibi 3 İstanbul takımı dururken Ankara sadece gönüllerde kalıyor. "Fener 6 attı olum nabeeer, pis geseli" muhabbeti başlıyor artık. "Galatasaray'da Arda var, Fener'de kim var? Arda Lugano'yu çalıma dizer." Kim iyi transfer yaparsa, kim o gün yenerse o tutulur. Ama Ankara takımı yense o İstanbulludan birini o kadar olay olmaz. Hatta isyan çıkar şehrimizin takımının yaptığına bak diye.

Basın'ın zaten etkisi büyük hiçbir zaman "Antalyaspor yendi" yazılmaz. "Beşiktaş yenildi" olur bütün manşetler. Bu takımların sırf bir eğlence haberi bir sayfa iken, Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Valencia'yı yendiği ilk maçın haberini bir spor gazetesinin 1 sayfanın 3te 2sine sığdırdığına tanıklık ettim maalesef. Türk insanı güçlü olmakla haklı olarak övünür. Fakat bu övünmeyle yetinmeyip güçlü olan bir simgeyle de anılmayı sever. Bu durumunda getirdiği üzere şampiyonluk yaşamış takımlar hariç hepsi öylesine gelir. Tutulan şehir takımları bile güce yöneliktir. Hani bu 2. takım olan şehir takımları seçerken bile çoğunda güç gösterisine tanıklık ederiz. Yanlış anlaşılmasın şehrimin takımı olmasından dolayı Ankaragücü'nü severim ancak taraftarının zamanında yaptığı kavgacı ün yüzünden Ankara'da Fenerbahçe'yi tutan adam güç gösterisi olarak ben asarım keserim havalarına girip Ankaragücü'nü tutuyor. Ankaragücü taraftarının büyük kısmı böyle maalesef. Bunu eleştiri olarak söylemiyorum, gerçek Ankaragücü taraftarı şehrine çokta iyi sahip çıkıyor.

Geçenlerde Bursaspor'un şehir merkezinde yaptığı gösteri yürüyüşü basında yankı buldu. Bir çok blog sitesine de konu olmuş bu yürüyüş. Yürüyüşün sebebi Bursasporluların, Bursa'da açılan İstanbul takımlarının açtığı mağazaları kapatmak istemesi sebebi ise Bursa'da yaşayan insanların Bursaspor'u desteklemesi gerektiğine inanmaları. Benim hak verdiğim bir yürüyüş aslında. Bloglarına konu eden yazarların kimi haber olarak tarafsız yazsada yapılan yorumlardan biri dikkatimi çekti. Diyor ki "Adama sorarlar Bursa babanızın çiftliği mi diye?" Çok saçma bir yürüyüş olduğunu savunmuş bir çok insan bunun gibi. Demokratik bir ülkede böyle bir zorlamanın olması başta kabul edilemez ve çok saçma bir yürüyüş gibi duruyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de insanların takımına saygı duyan biriy(d)im. Böyle yürüyüşlere hak vermeye bu Ankara'da başka takım tutan taraftarları gözlemleyince başladım.

Bir Sivas maçından çıktıktan sonra dolmuşa binmiş evime giderken 2 Sivaslı ancak Ankara'da yaşayan adamın muhabbetine kulak misafiri oldum. Bir adam Sivas tarafına diğeri ise Gençlerbirliği tarafına girmiş. Sivas tarafına giden adam soruyor:
-" Neden Gençler tarafına girdin Sivas'lı değil misin sen?
ötekisi cevaplıyor:
-" Ankara'nın ekmeğini yiyoruz oğlum. Ben Ankara takımına sahip çıkarım burada ama Sivas'ta başarılı olsun isterim."
Öteki adam bu düşünceyi ayıplayıp boşver Gençleri birşey olmaz gibi birde aşağıladı. Bu konuşma bende ki saygıyı azaltan etkendi. Asıl soğuma sebebim ise bir Beşiktaş maçıydı. Bursalıların kızdığı şu storelardan Ankara'da açılmış ordan alınan formalarla Ankara'da yaşayan Beşiktaşlılar maça gelmiş. Buraya kadar bir sorun yok. Herkes normal maçta 1-1 berabere devam ediyor. Son dakikalar gelmiş ve Beşiktaşlıların sherhangi bir takım için usması, bizimde onlara nazaran daha iyi bir oyun oynamamız tezahüratlarımızın artmasına sebep olmuş haliyle. Beşiktaşlılar da ıslıkla karşı tepki veriyor bize. Buraya kadar da herşey normal, bütün bunlar futbolun cilvesi lakin Beşiktaş'ın bir anda duran topta golü bulması, bizim Süper ligde olmamız sayesinde Ankara da Beşiktaş maçlarına gidebilen çok sevgili Beşiktaşlıları ne olduysa çileden çıkarıyor ve o an ki durumumuza gönderme yaparak "Gençler kümeye!" diye bağırıyorlar. Biraz sağduyu lazım. Biz orada Beşiktaş'ı yensekte veya tezahürat yapsakta hiç birşey Ankaralıların bize ihanet etmesine sebep değil. Düşüncesizce yapılmış bir hareket ve biz o sene düşsek acaba o Beşiktaşlılar Ankara'da daha az maç izleyecekleri için sevinecekler miydi? Zaten şehrinin takımı zor durumdayken asıl tuttuğun takım için avazın çıktığı kadar tezahürat yapıyorsun. Buna bir karışanın yok ama bir de üstüne kötülüğümüzü istemek neden?

Kızılay da Ankaragücü taraftarının Beşiktaş formalı insanlara karışmasına, sataşmasına çok kızardım. Ancak bu durum biraz müstehak gelmeye başladı. Sadece Beşiktaş için değil bu müstehaklık durum. Ankaragücü ve Gençler arasında ki böyle tezahüratlara hak veririm. Ankara da en büyük olma çabası olarak görülebilir bu durum. Gelin görün ki biz bu kümeye tezhüratını Ankaragüçlülerden görmedik. Bilakis kendiler destek bile verdiler. Ankara takımları arasında ki bu dayanışma oldukça herşey boş ama insanların, özellikle kendi şehirlerinde başka takımları tutan insanları şapkayı önlerine koyup biraz düşünmesi gerek. Ligin 18 takımı var ve herkesin takım tutma görüşüne saygılıyız. Kimseyi zorlmayız illaha bizim takımlı ol diye ancak yaşadığın şehre biraz daha sahip çık. Gözünü kırpmadan verdiğin forma parasının 10 da 1ini verip bir Gençlerbirliği maçı seyredilebiliniyor misal. Çok ilgisiz olanlara bilgi olsun.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Steaua Bükreş 0-0 Gençlerbirliği



3. hazırlık maçımızda sezon açılışı sebebiyle karşılaştığımız Steaua Bükreş maçında 0-0 beraberlikle ayrıldık. Daha önceden verdiğim linkte yayın yoktu ama bulunan başka bir link üzerinden yayını takip etme şansına eriştim. Ne kadar takip ettim tartışılır tabi ki, çünkü sürekli olarak takılan bir internet yayını vardı. Topla atak yapıyoruz derken bir anda aut atışı kullandığımız oldu. Biraz zorlandım ama az çok gördüklerimi aktarayım.

İlk 20 dakika hatta 30 dakikaya yakın rakibi kendi sahamızda çok fazla kabullendik. Tek kale oynadılar resmen. Eyvah dediğim anlardı o anlar. Ara ara toparlamaya başladılar. Ancak rakibe göre ilk yarı hucüm organizasyonlarında oldukça zayıf gördüm takımımızı. Ancak defansı iyi yapıyoruz, o kadar atağa karşı güzel defans yaptık. Özellikle atak olarak çok hareketini göremesemde sol bekte Momha hemen hemen her atağı çok başarılı bir şekilde kesti. Yeni transferimiz Aykut Demir hırslı bir görüntü çizdi. O da başarılı defans yaptı. Göbekte kim vardı tam seçemedim ama çokta ahım şahım bir görüntü göremedim ilk yarıda. Hücum olaraksa Hurşit birşeyler yapmaya çalışsada biraz beceriksiz kaldı. Onunda dışında varlık gösterebilen tek hücumcu Mustafa Pektemek oldu. Kaleci Serdar Kulbilge güven verdi bana umarım bütün sezon böyle devam eder.

2. yarıda oyunda Orhan Şam vardı Aykut'un yerinde. İkisini kıyasladığımızda Orhan'ın yeri garanti gibi. Takımda kaptanlığa getirilen İlhan Eker bu sezon çok şey katacak bize belli ediyor kendini. 2. yarı en iyilerdendi. Hücum olarak ikinci yarı daha etkiliydik. Mustafa yine etkili isimdi. Orta alanda geçen sezon Ankaragücü'ne kiraladığımız Kerem Şeras hırs küpüydü. Çok sert bastı toplara ama geçen seneye göre biraz daha iyi gördüm. Sağ kanada geçen Burhan'ı çok etkili göremedim. Zaten 2. yarı girdiği oyunda 82. dakika civarında rakiple giriştiği mücadelede sanırım kavga çıktı hem Burhan hem de rakibi oyundan atıldı. Ben Kerem'i beklerken Burhan gitti. Ancak Burhan haklı olduğunu düşündüğünden hakeme çok itiraz etti, hatta şortunu sıyırıp darbe izini gösterdi ancak hiçbiri kırmızıya engel olamadı.

Maçın en etkili pozisyonlarını biz yakaladık. Özellikle 90. dakika da Kerem'in pozisyonu kaçtığında çok üzüldüm. Serdar'ın yerine giren kaleci Ulaş'a da değiniyim. O da iyi bir yedek özellikle zamanlamalarına bayıldım. Genel olarak takımı değerlendirdiğimde, kör topal izledik ama hücuma destek şart. Özellikle topu forvete taşıyacak bir orta sahanın eksikliğini hissettik bu maçta. Ve kaliteli bir forvet alınmalı. Eldeki forvetler ilerleyen haftalara form grafiğini arttırırsa ne ala. Bir de kanatlarda zayıf kaldığımızı gördüm. Sol bekte Murat Kalkan oynarda Momha sol açık oynamaya başlarsa sağ kanada takviye yapılmalı. Tam tersi durumda ise iki kanada birden güzel isimler alınmalı. Harbuzi isimi gündemde şu aralar eğer ocak ayında değil de şimdi gelirse topu taşıyacak adam olacak yada kanat adamı. Sandro'nun 3 ay sahalara uzak kalacağı söyleniyor. Hücum konusuna hemen el atılmalı. Ön libero koleksiyonu yapılacağı yerde, söylediğim mevkilere alınacak adamlar çok çok iyi olacaktır.

Steaua Bükreş takımıda çok iyi bir görüntü sergilemedi. Onlara göre daha ısıran takım görüntüsündeydik. Sadece hücumda zayıf kaldık. Umarım bu saldırganlık, rakibi ısıran futbol devam eder. Bu maçta da görüldüğü gibi bu ısırganlık, daha iyi defans ve kontrollü oyun sağlıyor bize. Takım geçen seneye göre daha iyi yer paylaşıyor bu da olumlu bir gözlem. Bükreş'in sezona açılışına olan ilgi bizi anımsattı biraz. Taraftarı küsmüş olacak ki Romanya'nın en iyilerinden olan takımlarını desteklemeye gelmemişlerdi pek. Stad bomboştu neredeyse. Transferleri ne alemde bilmem ama geçen sezon 6. bitirmenin etkisi olmalı bu işte. Neyse biz yolumuza bakalım. İnternet üzerinde sancılana sancılana izlediğimiz bu maçı aktarmaya çalıştım. Ne iyiyiz ne kötüyüz. Önümüzdeki maçlara bakalım artık.

Steaua Bükreş İle Hazırlık Maçına Çıkıyoruz



Steaua Bükreş'in sezon açılışı için bugün Romanya'da bir hazırlık maçı yapacağız. Çok fazla bir transfer yok takımımızda o yüzden bu maç takımın nasıl oynayacağını görmek açısından iyi bir karşılaşma olabilir. Steaua Bükreş, avrupada oynayan Romen futbolcuların olmadığı ufak Romanya Milli Takımı diyebiliriz. Romanya takımları arasında en başarılı takım Bükreş ekibi. 1986 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Barcelona'yı yenerek kupayı kaldırmış ve büyük bir başarıya imza atmış. Ciddi bir rakip diyebiliriz.

Gerçi tam olarak kendi oyunumuzu oynayabilir miyiz muamma çünkü bir sezon açılışı maçı ve o kadar taraftara oyuncuları tanıtıp sonra da kendi sahalarında yenilmek istemezler heralde. Anlaşmalı bir maç olabilir belki de izleyip görmek lazım. Bir sorunda burda "nereden izleyeceğiz?" Romanya televizyonu olan "Antena 1" adlı kanal verecekmiş sanırız bu maçı.*

Bu da canlı yayın için internet linki; http://www.antena1.ro/index.php?page=live

Kesin burdan izlenebilir diyemiyorum ancak denemekte fayda var. Maç Türkiye saati ile 21.3o'da başlayacak deniyor resmi sitemizde.







*Bu bilgiyi Erdem Ceydilek arkadaşımızın, aynı zamanda adminide olduğu site olan alkaralar.com adresine yazdığı post'dan okuyarak burada paylaştım. Buradan kendisine bu bilgi için teşekkürlerimi sunarım.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Etik(!) Menajerler

Kayserispor'un bu sezon karıştığı iki olay transfer gerçekleşti. Birincisi tüm kamuoyunun suyunu çıkara çıkara her ağızdan bir sesin çıktığı, herkesin yorum yaptığı isim Mehmet Topuz'un transferiydi. Beşiktaş oyuncuyla görüşüp bizde oynayacak dediğinde, Kayserispor biz Fenerbahçe ile görüştük ve onlara verdik bonservisini bu futbolcumuzun dediğinde yer yerinden oynadı. Kim haklıydı? Herkes bir ağızdan bir şey söylerken olayın kahramanlarının açıklamaları olaya son noktayı koydu. Beşiktaş, "küçüklüğümden beri Beşiktaşlıyım, burada oynamak istyorum" diyen Mehmet Topuz'un kendilerinde oynamasını gerektiğini savunurken, bu futbolcuyu buna rağmen ısrarla almak isteyen Fenerbahçe yönetimine "ezik" yakıştırmasında bulunmuş, Kayseri yönetimini ise eleştirmişti. Fenerbahçe adına Aziz Yıldırım alırım dedi ve aldı. Sonunda konuşan Kayserispor cephesi ise Beşiktaş'a etik dersi(!) vererek, önce kulüple görüşülmesi gerektiğini, Beşiktaş'ın önce futbolcu ile görüşerek etik davranmadığını söylemişti. Sonunda Fenerbahçe aldı bu oyuncuyu ya aradan çokta fazla geçmedi.

Aradan çok fazla zaman geçmedi bir Kayserispor transferi ve bir skandal daha patladı. Gençlerbirliği'nin kampa zamanında katılmayan futbolcusu James Troisi, Kayserispor kampında çıktı. Söylentiler birbiri ardına geldi. Önce kaçırıldığı haberi geldi, ardından Kayserispor kendiği isteğiyle burda yarın imza attıracağız dedi. Kayserispor yönetimi sözleşmesinde tazminat maddesi olduğunu iddia ettiği Troisi'nin bu tazminatı ödeyerek sözleşmesini feshettiği ve kendilerine imza attığını söyledi. Oysa Gençlerbirliği yönetimi bu oyuncunun 2011'e kadar sözleşmesi olduğunu ve bu tazminat maddesininde ön protokolde yapıldığı ve bu protokolun şu anda geçersiz olduğunu söyledi. Sonuç olarak bir kavgadır gidiyor. Kayseri dün 4 senelik anlaşmaya imza attırdığını açıkladı Troisi'nin. Gençlerbirliği ise Federasyona şikayette bulunduklarını hatta FIFA'ya gideceklerini açıkladı.

Bu sözleşme tartışmalarından bir yana sıyrılıp etik konusuna değinmek istiyorum. Mehmet Topuz olayında önce futbolcuyla değil kulüple görüşülmesinin doğru olduğunu savunan Kayseri yöneticileri, Troisi'yi alırken neden Gençlerbirliği ile görüşmediler? Bu soruya "bonservisi elindeymiş bu futbolcunun" diyecek Kayserispor'a bir diğer sorum şu olur; "Peki bu futbolcu Kayseri'ye kendimi geldi?". Kendi gelmiş bile olsa hiç mi sormadı Kayseri Gençlerbirliği'ne doğrumu bu durum diyerek? İlhan Cavcav'ın açıklamalarında Kayserispor başkanı Recep Mamur'un hiç birşeyden haberi olamdığı söyleniyor. Peki bu durumda transferi gerçekleştiren ve her çıktığı programda Beşiktaş'a etik dersi veren menajer Süleyman Hurma mı suçlu kişi?

Türk futbolunun böyle bir sorunu var. Menajerler yaptığı haraketlerle futbola damgasını vuruyor. Gençlerbirliği'nin bugün bu durumda olmasının en büyük sebepleri arasında olduğunu düşündüğüm Cem Onuk'un da bu transfer de suçu olduğunu düşünüyorum. Bu kulübün transferlerinden ve oyuncularından sorumlu bir insanın futbolcusunu da takip etmesi gerekir diye düşünüyorum. Daha önce Isaac olayında da böyle bir sözleşme hatasına kurban gitmişti Gençlerbirliği. Bu durumunda böyle olması içten bile değil. Ama Gençlerbirliği yönetimi kendinden emin. Futbolcunun sözleşmesinde böyle birşey yok diyor. Diğer söylenti ise bu transferin bu hale gelmesinin sebebi Troisi'nin menajeri olan babasıymış.

Durum öyle karışık ki kim ne derse kendince haklı bir payı var. Ama bir gerçek var ki her sorunlu transferin ardında bir etik tartışması alıp başını gidiyor. İnsanlar hala "önce futbolcuyla mı görüşülmeli, yoksa kulüple mi?" diyerek tartışıyorlar. Tüm bu tartışmaların iç detaylarını gösteren haberler ise sürekli olarak, X kulübün menajeri şöyle yapmış, Y kulübünün ki ise böyle demiş diyerek yayınlanıyorlar. Ortada bir yanlış var ama bu nerede bilinmiyor. Her yere çıkıp etik değerleri anlatan, ben şöyle transfer yaptım, böyle işler yaptım diyen şu etik menajerler bir de çıkıp açıklasalar ya bu haberlerin altından neden hep kendileri çıkıyorlar? Bir yanlış yok mu bu işte?

7 Temmuz 2009 Salı

Troisi Kaçırılmış!


Şok olduğum Troisi'nin Kayserispor'a transferi konusunda sıcak gelişme ajanslara düştü. Satılma haberi pek yayınlanmadı sitelerde hala dediğimiz iki sitede geçiyor bu konu fakat şu saatlerde bir çok site Troisi'nin kaçırıldığı haberini duyurdu.


2 Temmuzda Ankara'da kampa katılması beklenen Troisi'nin Kayserispor'a satıldığı haberleri şok ederken, yönetimden beklediğim açıklama geldi. Troisi'nin Kayserispor tarafından kaçırıldığı ve pazar gününden bu yana tesislerde alıkonulduğu iddia edildi. Oyuncumuzu bonservisini biz hallederiz diyerek alıkoymuş Kayseri yönetimi. Gençlerbirliği yetkilileride alıkonulduğu şeklinde duyumlar aldıklarını ve yapılanın etik olmadığını söylerek federasyona şikayet edeceklerini söylemişler.


Eğer bu haber doğruysa Beşiktaş'a Mehmet Topuz transferin de etik davranmıyorlar diyerek eleştiren Kayserispor'un yaptığı adiliktir düpedüz. Zaten futbolcuların isteğini hiçe sayarak bir mal gibi davrandığını Mehmet Topuz olayında görmüştük Kayseri'nin. Fakat bir diğer konuda şu ki İlhan Cavcav'ın tepkilerden kaçmak için kurduğu bir senaryolu transfer olabilir. Ancak bu ihtimal bana biraz az gibi geliyor. İlhan Cavcav'a olan güvenimden değil aksine hiç güvenmiyorum o yüzden böyle bir senaryo aklıma geliyor. Ancak Kayserispor'un böyle bir senaryo içine girerek adını göre göre kirleteceğini düşünmüyorum. Bakalım kim kimi aklayacak? Ancak bir gerçek var ki Troisi bu takımda oynamalı! Troisi'nin satılması demek Gençlerbirliği'ni göz göre göre düşürmek, Gençlerbirliği'ni satmak demektir. Kayserispor herhangi bir gerçeklik yada senaryo durumda kendini nasıl aklayacak bakalım? Ondan ötesi Troisi bu takımdan giderse yöneticilerimiz rahat uyuyacak mı iyi bir iş yaptık diyerek?

Çok Sevgili Yöneticiler Açıklama Bekliyoruz!!!!


Geçen sezondan akıllanmadığımızı gösteren bir haberle sarsıldım bugün. Sözleşmeleri bitince yenileyin yenileyin dediğimiz futbolcularımız Mehmet Nas ve Hakan Aslantaş ile sözleşme yapmayan ve başka takımlara kaptıran takımımız yeni sezon için hangi yolda ilerliyor bilemiyorum. Sporx.com ve mynet.com adlı internet sitelerine düşen haber de bu sezon en iyi futbolu oynadığını düşündüğümüz ve daha çok şeyler beklediğimiz Avustralyalı futbolcumuz James Troisi'nin Kayseriye satıldığı yazıyordu. Sadece bizim değil bütün futbolseverlerin bu çocukta iş var dediği adamın satılması hangi aklın eseridir çok merak ediyorum doğrusu.


Geçen sezon düşmekten kıl payı kurtulan takımımızda birşeyler değişsin, yenilensin, tekrar eski Gençlerbirliği kimliğini yakalayım derken bu haber şok etkisi yarattı bende. Çıkıp ajanslara Türkiye Kupasını istiyoruz diyen yöneticiler, ilk 10da bitirmek istiyoruz diyen çok sayın yöneticiler ne yapmak istiyorlar kesinlikle sorgulanması lazım. Bu haber doğruysa eğer hedefimizin bizim kardeş takım olan Hacettepe'nin yanına gitmek olduğu çok açıktır. Bari en başından bunu deyinde kimse heveslenmesin. Henüz Engin transferinden alınan 2oyuncunun varlığı bile açıklanmamışken, Mehmet Nas ve Hakan Aslantaş elde tutulamayıp yanlış yapılmışken, bu 3. kazık niye çok sevgili yönetim!!!!!!!


Sabah Troisi'nin henüz takıma katılmadığı için ceza verileceği haberleri çıktı basında. Bu satış bir ceza mıdır? Bu ceza kimedir? Haber henüz bu iki site dışında bir yerde çıkmadı ama çok sevgili yöneticilerimiz biran evvel bu konuya açıklık getirirse çok iyi olacaktır. Haber alınamıyor denilen Troisi için Kayseri'de diye yazan bu haber doğruysa yazıklar olsun diyorum. Bu vakite kadar transferde arpa boyu yol edemeyen yöneticiler, biz taraftarlara yılın kazığını attı diyebilirim. Yerine dünyaca ünlü birini getirebiliyorsak eyvallah diyelim ancak bu yapılan hiç hoş olmadı.


Biran önce açıklama bekliyoruz!!



umarız gerçeği yansıtmıyordur ve yalanlanır bu haber.

Yeni Sezon Lig Maçlarımız Belli Oldu


2009-2010 sezonunun fikstürü çekildi. Geçen sene yaşadığımız can sıkıcı sezonun ardından dört gözle yeni fikstürü bekliyorduk. Sezona geçen sene kendi sahamızda 4-0 gibi farklı bir skorla yenilip o kabus dakikaları yaşamamıza sebep olan takım Kayserispor ile başlayacağız. Kendi evimizde başlamamız güzel tabi ama Kayseri gibi güçlü bir ekiple başlamak biraz ters oldu. Ancak sezona güçlü bie ekiple başlamanın şu avantajı olabilir; alınacak bir galibiyet çok büyük moral olur ve takımımızın da gücünü görmemiz açısından da güzel bir takım Kayserispor. İlk 7 hafta Kasımpaşa maçı dışında hep Ankara'da oynayacak olmamız çok büyük bir avantaj. Bu dönemi iyi değerlendirmek lazım. Kasımpaşa deplasmanıda mutlak 3 puanla geçmemiz beklenen bir deplasman. Bu 7 hafta içinde en çok son şampiyon Beşiktaş ve yeni sezona sağlam gireceğini düşündüğümüz hemşehrimiz Ankaragücü maçları zor geçecek gibi duruyor.


7. haftada dahil olmak üzere 3 önemli maça çıkacağız. Bu zorlu virajıda en az kayıpla atlatmak gerekiyor. Bu 3 haftanında 2 si içeride oynayacağımız maçlar ilk yarıda. Kalan haftalar ise Anadolu takımlarıyla maçlarımıza sahne olacak son haftaki Galatasaray maçı hariç. Bu dönemde 12. haftada ki Bursa ve 16. haftada ki Gaziantepspor maçları kritik. Gaziantepspor'dan hemen sonra Galatasaray ile ilk yarıyı kapatacağız.


İlk yarı olarak değerlendirirsek çok avantajlı bir fikstür bizi bekliyor. Eğer bu avantajı iyi değerlendiremezsek ikinci yarı çok daha sıkıntılı günler bizi bekleyecek. Ve yine son haftalara geçen sezon olduğu gibi girersek, bu sefer şansımız yaver gitmeyebilir.

İşte yeni sezon da ilk yarı maçlarımız;


1. Hafta: Kayserispor

2. Hafta: Ankaraspor (D)

3. Hafta: Beşiktaş

4. Hafta: Kasımpaşa (D)

5. Hafta: Eskişehirspor

6. Hafta: MKE A.Gücü (D)

7. Hafta: Trabzonspor

8. Hafta: F.Bahçe (D)

9. Hafta: Sivasspor

10. Hafta: D.Bakırspor (D)

11. Hafta: Manisaspor

12. Hafta: Bursaspor (D)

13. Hafta: İst.BŞ.Bld

14. Hafta: Antalyaspor (D)

15. Hafta: Denizlispor

16. Hafta: G.Antepspor

17. Hafta: G.Saray (D)

3 Temmuz 2009 Cuma

İşte Gençlerbirliği'mizin İbrahimoviç'i!!!


Bu transfer konuşulur diyerek verdi spor ajansları bu haberi. Daha imzalar atılmadı kesin bir durum yok ama "yeni Zlatan" olarak lanse edilen Ali Sinan Ayrancı Gençlerbirliği ile anlaştı. Bu transfer ajanslarda da olay yaratır diyerek lanse edilince merak ettik efendim, takımımızın müstakbel oyuncusu kimmiş? diyerek biraz bakınalım dedim.


Zlatan lakabı nerden geliyor hemen açıklayalım. Oyuncumuz İsveç doğumlu tıpkı İbrahimoviç gibi, boyu 1.90 tıpkı İbrahimoviç gibi bir kule, mevkisi de forvet tıpkı İbrahimoviç gibi ve yetenekli olarak biliniyor ülkesinde tıpkı İbrahimoviç gibi. Yeni Zlatan denirken bu özelliklere bakıldığında çok da haksız göremeyiz sanırım diyenleri. 1990 doğumlu, daha 19 yaşında bir forvet. İsveç'in en genç yetenkli oyuncusu olarak gösteriliyor. İsveç'in telaffuzu zor isimli takımı FC BROMMA POJKARNA takımında forma giyiyor. İsim telaffuzu yabancılar için zor olan ismimiz gibi bu alanda bu takımda bize benziyor =). Sadece bu benzerlikle kalmıyor aslında renklerimizde aynı kırmızı-siyah. Bize gelince çokta yabancılık çekmeyecek gibi. Daha geçen sene bu zamanlar İtalyan gazetesi TUTTOSPORT'a haber olmuş. Haberde İnter ve Juventus'un kendisini izlediğini yazmış. Haliyle kendisini de ilk o zamanlar İnter'de oynayan Zlatan'a İtalyanlar benzetmiş. Bu takımların izlediği sadece söylenti de değil üstelik kendisi teknik direktör Jose Mourinho ile görüşme de yapmış. O dönemler futbolda Drogba'yı örnek aldığını söylemiş, hedef olarakta Zlatan'ı geçmek istediğini söylemiş. Avrupa'da Barcelona, Türkiye'de Galatasaray'ı beğendiğini söylemiş. Galatasaray'ı beğenmesi belki ilk başta üzücü gelebilir ancak geçen sezonun ilk devresi tamamlanıp ara transfer dönemi açıldığında Galatasaray ile anlaştı haberleri düştü ajanslara. Bu konuda Türkiye'de spor habercilerine verdiği demeçte ''Transferim konusunda yetki menajerimde. Hayırlısı ne ise o olsun'' dedi. Çokta can atarak konuştuğunu çıkaramayız haliyle bu konuşmadan. Çünkü biliyoruz ki İstanbul'a yamanmak isteyen futbolcular hemen şeref duyarım, Türkiye'nin en iyi takımı vb. açıklamalar yapmayı alışkanlık haline getirdiler artık.


Milli takımlar düzeyinde ise Milli takımımızın U-15 denilen 15 yaş altı grubunda 5 kez forma giymiş. Fakat daha sonra alınmamış herhangi bir kategoride kadroya. Galatasaray'a transfer olduğu dedikodularının çıktığı dönemde kendisine İsveç Milli takımının teklif yaptığını söylüyor Sinan. Söylüyor, söylemekle kalmıyor İsveç U-19 takımından gelen teklifi de kabul ettiğini söylüyor ya yine de ben Türk'üm diyor. Her Türk futbolcunun hayalidir, benimde hayalim Türk Milli takımı diyor. 15 yaşındayken bu oyuncu keşfeden antrenörlerimiz, oyuncu büyüdükten ve asıl verimi vermeye başlayacağı dönemde tatile mi çıkmıştır bilinmez. Türk Milli takımı yetkilileriyle kontağının olmadığını söylüyor çünkü. İsveç Milli takımında hiç görmedim oynadı mı bilmiyorum ancak temenni olarak umarım oynamamıştır diyorum. Böyle yeteneği, dünyanın en başarılı teknik direktörlerinden Mourinho'ya kadar giden oyuncunun, milli takım tarafından görülememesi ve takıma alınmaması büyük kayıptır diye düşünüyorum. Mesut Özil, Serdar Taşçı gibi yetenekleri baştan kaybedip sonra kendi tercihi diyerek suçu üstünden atan milli takım yetkilileri alışkın bu tarz kayıplara, o yüzden pek umursamıyorlar diye düşünüyorum. Boy ve mevkii olarak bizde de Hakan Şükür'e benziyor. Hazır Batuhan Karadeniz gibi geleceğin Hakan Şükür'ü dediğimiz bir oyuncu varken elimizde, ikincisini de kazandırsak fena olmaz, hatta olması gerekendir. Neyse bu kadar milli takım eleştirisi yeter konumuza dönelim =).


Kendisini pivot santrafor olarak nitelendiriyor Sinan. "Topu tutan, saklayan, hava toplarına hakim ve teknik bir oyuncuyum." diyor.İsveç Süper Liginde bitirdikleri son sezonda 24 maçta 15 gole imza atmış. Yıllardır forvete aç olan bir Gençlerbirliği taraftarı olarak heyecanlandırdı beni bu haber. Aykut Demir gibi yine genç ve yetenekli oyuncu almış olarak güzel bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Hele ki isteyen takımları görünce sezon başlasında izleyelim artık şunları diye dua etmeye başladım bile ben. Bu kadar yetenekli bir gencin futbola ilk yazıldığımda istemiyordum, pek sevmiyordum demesi ilginç geldi bana. Doğuştan yetenek böyle oluyor sanırım. Futboldaki hedefini önce okumak diyerek cevaplamış. Spor hekimliği okumak istediğini, eğitim olmazsa futbolu unutacağını söylemiş. Aslında "önce insan, sonra sporcu" felsefesine sahip takımımız için her yönüyle tam isabet bir transfer diyebilirim. Tam bizim kültürümüze uygun ve aradığımız mevkide bir futbolcu.


Takımımız için hayırlı olsun. Yeni başlayacak sezonda daha çok bahsederiz kendisinden övgüyle umarım. Şimdi dediklerimiz sadece duyumlarımız olduğundan kesin birşey diyemesekte, umut veren bir transfer. Bizden doğru Milli Takım yetkilileride görürde bu yeteneği İsveç'e kaptırmazlar umarım diyeceğim ya maçımızı bile izlemeye tenezzül etmezken nasıl olacak diye sormadan edemiyorum kendime.
Related Posts with Thumbnails
Bu blog BloggerV.com üyesidir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Bu Blogda Ara